TSE Fetva Makamı Olabilir mi?

RİSALE

50-

TSE Fetva Makamı Olabilir mi?

2015-07-09 00:51:00
TSE Fetva Makamı Olabilir mi?

Helal Sertifika standardında olmazsa olmazlar ve TSE tarafından yürütülen Helal Gıda Sertifikasıçalışmalarının değerlendirilmesi hakkında basın açıklaması

gimdes ile ilgili görsel sonucuTürk Standartları Enstitüsü‘nün “Helal Gıda Sertifikası” çalışmalarına başlaması, ilk kez GİMDEStarafından gündeme getirilen “Helal Sertifikalandırma” konusunun Devletçe benimsenmesi anlamını taşıması bakımından son derece memnuniyet vericidir. Esasen, “Helal Gıda” konusu ülkemizin “insan”a ilişkin sorunlarının başlıcalarından olup, bu çalışmaların getireceği tartışmalar, “helal gıda” konusunda ve “gıda maddelerinin haram da olabileceği”ne dair toplumsal bir bilinç ve aydınlanma da sağlayacaktır.

Ancak, TSE’nün “Helal Gıda Sertifikası” çalışmalarının bazı temel eksiklikleri vardır, ki eğer bu eksiklikler tamamlanmaz ise, yapılan sertifikalandırma çalışmasının İslami anlamda bir değer ifade etmesi mümkün olmayacaktır. Burada şunu hemen vurgulamalıyız ki, TSE’nün çalışmalarının son halini görmüş değiliz. Burada yapacağımız değerlendirme, bizzat TSE Başkanı’nın kamuoyuna açıkladığı bilgiler çerçevesinde olacaktır.

GİMDES, “helal rızık“, “hakça kazanç“, “temiz üretim“, “sağlıklı beslenme” ilkelerinden hareketle, “her yiyecek gıda değildir”, “tüketime sunulan her ürün helal olmaz”, “her temizlik ürünü temizleyici değildir”, “her ilaç şifa vermez”, “güzel kokan her şey zararsız demek değildir” düsturları doğrultusunda, “gıda törörü”ne dur demek için kurulmuştur. Bu niteliğiyle sadece “Müslüman“lar için değil, bütün insanlar için en iyiyi bulmanın arayışı içinde olan GİMDES, özet olarak, “helal lokma” mücadelesinin sivil toplum kuruluşu biçiminde organize olmuş adıdır. Bu niteliğiyle GİMDES’in ana kaygısı “dini” olup, önemsediği birincil husus “helal-haram” hudutlarıdır; ki bunun hudutlarını, esaslarını ve mahiyetini de İslam Dininin hükümleri belirler.

TSE ise Anayasasında “laik” olarak tanımlanan ve biçimlenen Devletin bir kurumu olarak, haliyle dini kaygılarla bağlı ve hareket tarzını vicdani ya da imani değerlerle oluşturan bir kuruluş vasfını haiz değildir. Bu bakımdan, “din”e ilişkin hususlarda “karar organı”, “fetva makamı“, “belirleyici kurum” gibi vasıfları taşıması son derece sakıncalıdır ve aslında “yetki aşımı” sözkonusudur.

İşin idari ve hukuki yanı bir tarafa, yapılması plânlanan sertifikalandırma çalışmalarını TSE Başkanı tarafından yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirecek olursak, bunun aslında müslümanların “helal tüketim” ihtiyaçlarına cevap verme niteliğinden uzak olduğunu görürüz. Şöyle ki;

ANA KAYGI DİNİ DEĞİL, TİCARİ

TSE Başkanının yaptığı açıklamada, özellikle Amerika, Avrupa, Kanada ve Uzakdoğu ülkelerine yapılan ihracatlarda ‘Helal Gıda’ standardının istendiğine vurgu yapılmakta ve söz konusu standardın hazırlanmasında bu talebin de etkili olduğu ifade edilmekte.

Bu çok önemli bir husustur. Zira, “Helal Gıda” standardının hazırlanmasında ana kaygı dini değil de ticari olunca, standardın mahiyetinin belirlenmesinde ve uygulanmasında dini gereklere uygunluktan yer yer uzaklaşılması kuvvetle muhtemeldir. Çünkü birincil öncelik ticari kaygılar olursa, ticari gereklere (mesela yüksek kâr, genişletilmiş pazar payı, düşük maliyet maliyet vb.) uygun olması halinde dini hassasiyetler gözardı edilebilecektir. Bu kapsamda şu hususlara dikkat çekmek yerinde olacaktır:

1- Evvela, Türk Gıda Kodeksi ile getirilen düzenlemeler ve ilaçlar, temizlik ve kozmetik ürünleri gibi diğer ihtiyaç maddelerine ilişkin mevzuatta değişiklik yapılmadığı müddetçe, “Helal Gıda Standardı“nın resmi bir zemine oturtulması mümkün olmayacaktır. Çünkü, evvela Türk Gıda Kodeksi’nin “Etiketleme”ye ilişkin Tebliğine baktığımızda, “helal” ve “haram” kavramlarını temin edecek herhangi bir hükmünün olmadığını görüyoruz. Oysa bu ülke nüfusunun büyük ekseriyeti, işte bu “helal” ve “haram” kavramlarına büyük önem veren bir inanca sahip. Kodeksteki bu boşluğun bir şekilde doldurulması gerekiyor; ki bunu TSE’nün yapması mümkün değil. Çünkü TSE adına yapılan açıklamalarda, mevzuatta değişiklikler yapılacağına dair bir açıklama yok.

Bilindiği gibi, “Helal” ve “Haram” kavramları Türk Gıda Kodeksi’nde yer almamakta, ancak alkol, gıda kodeksinde düzenlenmek suretiyle, bu ülkenin kahir ekseriyetini oluşturan müslümanların inançları gözardı edilmekte. Türk Gıda Kodeksi’nde helal sertifika endişesi gözlenmemekte. Nitekim, “Gıda maddelerinin etiketlerinde bulunması zorunlu bilgiler”i düzenleyen maddede, ürünün ve ürünün bileşiminin, katkı maddelerinin helallik bakımından menşei üzerinde durulmamakta, hatta içecek grubunda, eğer içinde %1.2’den az oranda alkol varsa, bunun belirtilmemesi mümkün kılınmakta. Yine, Türk Gıda Kodeksi’nde “etiketinde içindekiler listesinin bulunması zorunlu olmayan ürünler” düzenlemesi yapılmakta ve kimi ürünlerin içeriklerinin etiketinde belirtilmesi zorunlu olmaktan çıkarılmıştır. Mesela: Kodeksin “Etiketleme ve İşaretleme Kuralları”nın ikinci maddesinin (i) bendine göre, “hacmen %1,2’den fazla alkol içeren içeceklerde alkol miktarı” mamülün etiketine yazılmalıdır. Bunun anlamı, eğer bir içecekte alkol oranı %1,2’den az ise, o miktarın mamülün etiketinde belirtilmesi zorunluluğu yoktur. Nitekim aynı husus, üçüncü maddenin (i) bendinde de tekrarlanmakta. Bu durum, bütün gazlı içecekleri, kolaları, meyve sularını ve benzeri ürünleri içeriğinde alkol bulunması bakımından şüpheli hale getirmekte. Tüketicinin kullandığı ürünün içinde alkol var mıdır, yok mudur, bu hususlara duyarlı olanlar için bu hususta bilinmezlik oluşmaktadır. Kodeksin “ürün bileşenleri”ne ilişkin düzenlemelerinde de dikkat çekici hususlar yer almakta. Nitekim, ürün bileşenlerinin, ürünün içinde %25’ten az olması halinde ayrı ayrı belirtilmesi zorunluluğu yok. Fermantasyon sunucu olabilecek yeni maddeler de gıda maddelerinin etiketlerinde belirtilmek zorunda değil. Gıda maddesinde %10 veya daha az “şeker alkol” bulunması durumunda da bunun belirtilmesi gerekmiyor. Bu durum, ürünün içeriği hakkında bir bilinmezlik oluşturmakta. Tüketici, kullandığı ürünün içeriğinden habersiz ve eğer bazı maddelere karşı duyarlılığı varsa, bu duyarlılığı gözetilmemiş olmakta.

TSE, helal sertifikası düzenlerken bu hususları dikkate alacak mı, almayacak mı? Yasal olarak izin verilmiş oranda alkol ihtiva eden bir ürüne, mesela gazlı içeceklere “Helal Gıda Sertifikası” verilecek mi? Yapılan açıklamalarda bu hususa ilişkin hiçbir ifade bulunmuyor.

Bütün bunlardan daha önemli olanı, Türk Gıda Kodeksi’nde mamül maddeler için zorunlu olan “orijin ülke” belirtme şartı, katkı maddeleri için zorunlu kılınmamakta. Bu noktada Gıda Kodeksi’nde gerekli düzenlemeler yapılmalı ve katkı maddelerinin de hem hangi ülkeden getirildiği, hem hangi firmalardan temin edildiği, hem de o katkı maddesinin elde edildiği hammaddenin ne olduğu açıkça belirtilmeli. TSE, bu hususta yeni bir düzenleme getirecek mi? Getirecekse, bu yeni düzenlemenin mahiyeti nasıl olacak? Getirmeyecekse, nasıl ve hangi ilke ve hükümlere göre “Helal Gıda Sertifikası” verecek?
Türk Gıda Kodeksi’ne göre, gıda maddelerinin kullanımlarına ilişkin bir prospektüs sunulması zorunluluğu da yok. Bunu şöyle izah edelim: Gıda maddelerinde, temizlik ve kozmetik ürünlerinde, hatta ilaçlarda kullanılan pek çok katkı maddesi, kullanım dozu itibariyle bütün tüketiciler için, niteliği ve kimyasallar nedeniyle kimi hastalıklara sahip olanlar ve bazı yaş grubundaki tüketiciler için, hammaddesi itibariyle de İslam inancına sahip tüketiciler için sakıncalar teşkil edebilmekte. Bu temel gerekçeler nedeniyle, katkı maddelerinin hangi ülkelerden, hangi firmalardan, hangi hammaddeden temin edildiğinin belirtilmesinin yanında; katkı maddeleri ile kimyasalların belli yaş grubunda, belli hastalıkları olan, ya da belli durumlarda bulunan (mesela hamile bayanlar) için nasıl etkilerinin olduğu gibi hususların bir prospektüsle sunulması lazım. Nasıl ki sigaranın üzerinde “sigara sağlığa zararlıdır” ibaresi yer alıyorsa, ya da bazı ilaçlarda yaş gruplarına veya sair hususlara ilişkin açıklamalar bulunuyorsa, diğer bütün ürünler için de benzeri bir açıklama yapılmalı. Oysa Türk Gıda Kodeksi bunu sağlama niteliğini haiz değil. TSE “Helal Gıda Sertifikası” verirken bu hususlar hakkında nasıl bir düzenleme getirecek? Bundan da öncelikli olanı, aslında TSE’nün bu hususlarda bir kaygısı var mı? Yapılan açıklamalarda buna ilişkin en ufak bir işaret görmüyoruz.

Türk Gıda Kodeksi’nin bu ve benzeri açıklarının kapatılması ve bu ülkede yaşayan her insanı gözetebilme niteliğini kazanması için çalışılmasının yanında, bu süreçte ve sonrasında tüketicilerin insani ve İslami hassasiyetleri yüksek tüketicilerin duyarlılıklarını gözetecek, ama bunu yaparken belirli kurum ve kuruluşlara, belirli kesimlere angaje olmamış bir sivil toplum kuruluşuna ihtiyaç duyulması tabiîdir. Siyasi iktidarlara angaje olmak durumunda olan ve genel idarenin çerçevesinde hareket etme mecburiyeti bulunan bir resmi kurumunun, üstelik de ana kaygısı dini değilse ve zaten dini bir kaygı taşıması yasal olarak da mümkün değilse, nasıl olup da İslami anlamda “Helal Gıda Sertifikası” vereceğini doğrusu anlamak mümkün değil.

2- İslam’a göre, sağlığa zararlı olan ürünler de haram kapsamındadır. Eğer “Helal Sertifikası” verilecekse, ürünün bütün içeriği ve üretimin bütün aşamaları denetim altına alınmalı ve sürekli kontrol edilmelidir. Kamuoyuna yapılan açıklamalarda, TSE’nün bu konuda nasıl bir tutum izleyeceği belli değil. Oysa bu konu çok önemlidir. Zira, üretici firmaların, para hırsıyla, ya da gerekli bilgiye sahip olmamaları nedeniyle, tüketiciyi yanıltmaları, katkı maddelerinin menşeileri hakkında olması gereken titizliği göstermemeleri, daha fazla para kazanmak için toplumun beslenme ve sağlık gereklilikleri ile inanç esaslarını gözetmeyi ihmal etmeleri her an ve el’an yaşanan gerçeklerdendir. Sık sık medya organlarında gündeme gelen hormonlu gıdalar, kokmuş kıymadan yapılan yemekler, genetiği değiştirilmiş gıda maddelerinin oluşturduğu tehlikeler artık toplumsal hafızaya kazınmış durumda.

Yine, üretimdeki yanlışlıklar da cabası. Mesela, olması gereken standartlar esas alındığında maliyetinin altına sucuk satılıyor. Tavuğun kemikli, artık et çıkarılamayan bölümleri bir santrifüjden geçiriliyor ve sucuk kıyması haline getiriliyor. Yağlı kısımları, tavuğun derisi de katılıyor. Böylece ucuz sucuk olarak satılıyor. Bunlar çabuk bozulan maddeler olduğu için insan sağlığı bakımından sakıncalı dozda koruyucu maddeler de koyuluyor. Mesela nitrit. Bunun dozu arttığında yüzde 100 kanserojen etki yapabiliyor. Kırmızı renk için karmin denilen bir boya kullanılıyor; ki bunun hammaddesi, “bit” kategorisindeki “cochineal” denilen bir böcek. Son kullanma tarihi geçmiş sucuklar, yeni sucuk için hazırlanmış malzemeye eklenebiliyor. Fare pislikleri de cabası… Menenjit olmak üzere her türlü bakteriyel maddeyi bulabilirsiniz. Bu ülkede kıymanın kilosu 12-13 milyon olduğu dönemlerde, kilosu 2-3 milyondan kıyma satıldı ve bol bol da tüketildi. Bunun normal karşılanması mümkün mü? Daha korkuncu, çocukların severek tükettikleri meyve aromalı buzlar var. Onların yapımında, kuyudan su çekiliyor, üzerinde üç parmak yağ… Küflenmiş boyalar, kanserojen tekstil boyaları kullanılıyor. Mesela zeytin… Zeytini çabuk olgunlaştırabilmek için paslı demir atıyorlar. Aşırı kostik kullanıyorlar, ki kostik, gıda tüzüğünde belirtilen miktarın üzerinde kullanılırsa mide cidarına zarar verecek bir maddedir. Hatta tekstil boyası kullanılıyor. Yeşil zeytin üretilen kimi yerlerde kuyu gibi yerlerde bekletilen salamuranın yanında ölmüş fareleri de görebilirsiniz.

TSE, bu ve bunun gibi üretimleri denetleyecek mi? Bu tarzda üretimde bulunanlara “Helal Gıda Sertifikası” verecek mi? Bu konuda açıklanan bir bilgi yok.
Bir başka husus: Bugün, bilerek ya da bilmeyerek, et menşeili yemlerle beslenen hayvanların eti yeniyor. Otobur hayvanlara hammaddesi kendisi olan yemler yediriliyor. Nasıl mı? Et mamülleri üreten firmaların temel bir sloganı vardır: “Hiçbir şey atılmaz.” Diyelim ki, bir hayvanın bütün unsurlarını et ve etli mamül olarak değerlendirdiniz; ama bazı parçalarını koyacak bir şey bulamıyorsunuz. Onu derhal “Rendering Tesisleri”ne gönderiyorsunuz ve hayvan yemi olarak hazırlayıp hayvan çiftliklerine veriyor, karşılığında da para ödemeden hayvan alıyorsunuz. Kendini yiyen hayvanları da siz, tüketici olarak yiyorsunuz. Yine, hormonlu yemlerle, hayvanlar kısa zamanda olması gerekenden daha fazla kiloya ulaştırılıyor. Böylece, üreticiler bol para kazanırken, tüketiciler sağlıksız ürünlerle çürütülüyor. 45 günlük bir civcivi -tabir yerindeyse- şişirip tavuk haline getiriyor ve satıyorlar.

TSE, et ve et mamüllerine sertifika verirken, bu hususları dikkate alacak mı? Yem ve rasyon usûllerini inceleyecek ve buna ilişkin İslami ve insani kriterler, standartlar getirecek mi? Bunlar belli değil. Çünkü yapılan açıklamada dini değil ticari kaygı ön plâna alındığından, bu gibi hususlar hesaba katılmamış gibi gözüküyor.

“HELAL”İN VEYA “HARAM”IN “MİLLİ”Sİ OLUR MU?

TSE Başkanı’nın yaptığı açıklamada “Malezya tarafından hazırlanan ‘Helal Gıda’ Standardının, Türkiye’nin milli değerleri göz önüne alınarak bir Türk standardı haline dönüştürüleceği” ifade ediliyor. Bu durumda sormak lazım:

– İslam Dini Malezya’da farklı, Türkiye’de farklı mı?
– İslam’da “helal” ve “haram” belli olduğuna göre, bunun “milli değerlere uygunluğu” neyle açıklanacak?
– “Milli Haram” ya da “Milli Helal” gibi kavramlar, bir anlamda “helal-haram” kapsamında İslam’da bir reformasyona gitme isteğinin ifadeleri olmaz mı? Bu niteliğiyle verilecek sertifika, İslam’a uygun sayılabilir mi?
– “Milli değerler”den kastedilen nedir? Milli değerlere göre düzenlenen “helal” ve “haram” kriterleri nelerdir? Bunların İslami kriterlerden farkı ya da benzeştiği noktalar neler olacaktır?

Anlaşılan o ki TSE, ölçüt olarak “milli değerler”i esas almakta. Bu durumda, yapacağı sertifikalandırmanın “İslami”liğini -ki “helal sertifikası” ve “helal kavramı” haddizatında İslami bir kavramdır ve böyle bir sertifikalandırma İslam inancı bakımından duyarlılıkları olanlar için sözkonusudur-, izah etmesi mümkün olmayacaktır.

HELAL SERTİFİKASI KURUMLARA DEĞİL, ÜRÜNLERE VERİLMELİ

TSE tarafından yapılan açıklamada, kurumsal “Helal Gıda Sertifikası” verilebileceği ifade edilmekte. Yani, “Helal Gıda Sertifikası” hem gıda için, hem de gıda servisi hizmeti veren işletmeler için yapılabilecek. TSE Başkanı bunu şöyle ifade ediyor: “Söz gelimi lokantalar, ‘Helal Gıda’ belgesi alabilecek. Böylece bir Müslüman, yabancı bir ülkede bu belgeye sahip lokantalarda veya yiyecek servisi yapan yerlerde rahatlıkla yemek yiyebilecek.”

Bu, altyapısı iyi hazırlanmadığı ve denetimler sürekli ve sıkı tutulmadığı sürece son derece sakıncalı bir uygulama olacaktır. Zira bir lokantaya veya gıda servisi hizmeti veren diğer kuruluşlara “Helal Gıda Sertifikası” verebilmek, o lokantanın veya kuruluşun kullandığı bütün maddelerin de helal sertifikalı olmasını gerektirir. Sertifika alan lokantanın veya diğer gıda kuruluşunun üretiminin ve sunduğu hizmetin bütün aşamalarında helal sertifikalı ürünler kullanıp kullanmadığı da sıkı ve sürekli denetimlerle kontrol altına alınmalıdır.

Bu kapsamda şunu da ifade etmekte fayda var: “Helal Sertifikası” firmaya, markaya veya kuruluşa değil, “ürün”e verilirse doğru olur. Zira markaya sertifika verilirse, o marka altında üretilen bütün ürünler, öncesiyle ve sonrasıyla sertifika kapsamına girer. Firmaya sertifika verilirse, o firmanın ürettiği bütün ürünler sertifikalı olur. Oysa bu doğru ve geçerli bir sertifikalandırma yöntemi değildir. Zira bir firmanın birden çok ürünü olabilir; bir marka altında birden çok ürün üretilebilir. Bunların hepsinin ayrı ayrı incelenmesi, analiz edilmesi, denetlenmesi ve hepsinin tek tek “helal”liğinin teyit edilmesi gerekir. Bunun için, eğer TSE “firma”ya, “marka”ya, “kuruluş”a, “lokanta”ya sertifika verirse, bu sertifika daha baştan “helallik” vasfını haiz olmadan düzenlenmiş olacaktır.

“BEYAN”A DAYALI SERTİFİKA “HELAL SERTİFİKASI” OLMAZ

TSE Başkanı tarafından yapılan açıklamada sertifikalandırmada “beyan”ın esas alınacağı ifade edilmekte. Bu hususta TSE Başkanı’nın açıklaması şöyle: “Firma ya ‘ben şu şu malzemeyi şu şekilde kullanacağım’ diyecek, ya da ‘buradaki gıdaların tümü helal gıda standardına uygundur’ biçiminde bir beyanda bulunacak. Biz de gidip bakacağız, denetimini yapıp o belgeyi vereceğiz. Daha sonrada belge alan kişi ya da kuruluşların bu beyana uygun üretim yapıp yapmadığı veya hizmet verip vermediğini denetleyeceğiz.”

TSE Başkanı’nın açıklaması, yapılan sertifikalandırma çalışmalarının daha baştan “helal” kriterlerini sağlama niteliğinden ve yeteneğinden uzak olduğunu göstermekte. Zira, sertifikalandırmada “beyan” değil, inceleme, analiz, denetim ve karar olmalı. Beyanın doğruluğunun test edilmesi ve sertifika doğrulama gerçekleştikten sonra yapılmalı. Kasıtlı ya da üreticinin “helallik kriterleri” bakımından bilgi eksikliğine dayalı yanlış beyanlara istinaden belge düzenlenirse, daha sonra denetim ve inceleme yapılsa ve belge iptal edilse bile son derece yanlış bir iş yapılmış olur; çünkü bu hem belgenin daha doğuştan İslamilik kriterlerini haiz olmadığı, hem de iptaline kadar buna güvenerek ürünü kullananların harama bulaştırıldığı anlamını taşır.

Bu genel kanaat ekseninde, olması gereken belgelendirme yönteminin asgari kriterlerini şöyle özetleyebiliriz:

Gıda üreticisi, öncelikle kalite standartlarını, gıda güvenliği ve hijyen şartlarını, çevrecilik standartlarını üretim ve dağıtımın bütün aşamalarında sağlamalıdır. Bu şartların bizatihi kendisi ve bakımından da, ilave şartlar bakımından da aranacak temel özellik, “İslamilik”tir. Yani, ham maddesinden, mamul ürüne kadar, ürünün ve üründe kullanılan katkı maddelerinin mahiyetlerini, üretim aşamalarını ve yöntemlerini, paketleme malzemelerini ve sağlık ve temizlik uygulamalarını kapsayan tüm işlemlerin “İslâmî Kriterler”e aykırı bir nitelik taşımaması gerekir.

Yapılacak denetimlerde ürün ve tesis bilgilerine ulaşmaya dikkat edilmelidir. Ürünün pazarlama alanı, aynı tesislerde ve aynı üretim makinalarıyla imal edilen diğer ürünler, ürünün içeriğinde yer alan katkı maddeleri ve bu katkı maddelerinin hangi ülkelerin hangi firmalarından temin edildiği, bu katkı maddelerinin ana maddesinin ne olduğu gibi bilgiler, sertifikalandırma için aranacak temel hususlar arasında yer almalıdır.

Sertifikalandırma denetimlerinde ilaveten sertifikalandırma şartları, işyeri denetimi, helâl sertifikalamada atılacak adımlar, ürünler, üretim yerleri, üretim malzeme-ekipman standartları, pazarlama alanları ve yöntemleri, ham maddeler, katkı maddeleri, paketleme malzemelerinin geri dönüşümü, depolar ve depolama, saklama kriterleri ve şartları, sağlık uygulamaları ve sağlık yönünden etkileri, temizlik ve hiyyen uygulamaları bütün ayrıntılarıyla incelenmeli ve bunların her birinde İslami yönden haramlık vasfı taşıyan bir durumun olmadığı teyit edilmelidir. Bu inceleme esnasında, firma ürününün gerekirse genetik araştırması da yapılmalı ve İslami kriterlere göre haramlık vasfını taşıyan bir içeriğin olmadığı tespit edilmelidir. Ayrıca, ürün bazlı olmak üzere zamanı belirsiz denetimler ve işyeri denetimleri de lüzum görülen aralıklarla yapılmalıdır. Elde edilen belge ve bilgilerle birlikte, ürün nümuneleri üzerinde yapılacak ayrıntılı test ve tahlillerin sonuçları, İslami kriterler bakımından karar verecek olan ehliyetli hocalardan müteşekkil bir heyet tarafından değerlendirilmeli, eğer “helal fetvası” çıkarsa sertifika verilmelidir.

“Helal Gıda Sertifikası” sadece “helal-haram” ölçütlerininin değil, “temizlik-hijyen”, “üretim”, “depolama”, “ambalajlama”, “dağıtım”, “sağlık”, “beslenme”, “tedavi” gibi pek çok hususu kapsama alanına almalı, bu niteliğiyle İslami ilkelerin yanında bütün insani ölçütlere dikkat edilmelidir.

DİN ADAMLARI NASIL KARAR VERECEK?

TSE Başkanı’nın açıklamasına göre, “Helal Gıda Standardı” için denetimi din adamlarıyla TSE uzmanları birlikte yapacak. Standart ile, İslami kurallara göre gıdaların sahip olması gereken özellikler, kesim usülleri, kullanılan katkı maddeleri gibi nitelikler ölçülecek. Helal gıda standardı sayesinde bir gıdanın İslami usullere göre hazırlandığı ve helal olduğu anlaşılacak. TSE, helal gıda standardı verilmesi ve standarda ilişkin denetimlere gıda mühendisleri ve din görevlileri ile birlikte gidecek. Buna ilişkin olarak açıklama yapan TSE Başkanı, “Helal Gıda Standardı”na uygun olarak hazırlanması gereken gıdaların ‘hangi özelliklere sahip olması gerektiği, kesim usulleri, söz konusu gıdaların hazırlanmasında kullanılacak katkı maddeleri ile bu gıdaların servisinin yapıldığı yerlerin sahip olması gereken özellikleri’ kapsayacağını söyleyerek, bu din adamının, kesim yerlerinin, ambalajlamanın, kullanılan katkı maddelerinin dini usullere uygun olup olmadığı konusunda TSE’ne yardımcı olacağını ifade etti.

Şimdi burada çok önemli bir hususla karşı karşıya kalıyoruz. Zira, önemli olan husus şu: Öyle bir sertifikalandırma yapılmalı ki, “dini hassasiyetleri yüksek olan kesim”, sertifika verilmiş ürüne tam olarak güvenebilsin ve o ürünü tüketmek için hiçbir tereddüde sahip olmasın. Acaba, TSE uzmanlarıyla birlikte firma danetimine katılacak hoca, velev ki dünyanın en alim hocası olsun, üretim şekline ve ürüne bakarak bu güveni sağlayacak fetvayı nasıl verecek? Ürünün içinde kullanılan her bir maddenin ne olduğunu, mahiyeti, işlevini ve hangi ana maddeden elde edildiğini üretimi izleyerek ya da ürünü bakarak anlayabilecek mi? Mesela, üründe kullanılan “jelatin”in helal mi, haram mı olduğunu, o jelatinin İslami anlamda helal olan bir hayvandan elde edildiğini analiz yoluyla tesbit etmeden anlayabilecek mi? Aynı şekilde, diğer bütün katkı maddeleri ile ürünü oluşturan diğer içerikler hakkında -gerekirse- ileri derecede analizler ve tesbitler yapılmadan, üretimin ya da ürünün elle-gözle vs. incelenmesi yoluyla nasıl “helal” ya da “haram” kararı verilecek? Ürünün içinde bulunan zararlı (mesela kanserojen) maddelerin nasıl anlayacak? Böyle maddelerin varlığı bilindiğinde, ürüne “helal” mi denecek, “haram” mı? Gazlı içeceklerin denetimine gidecek olan bir Hoca, üstelik de mevzuat gereği %1.2’ya kadar olan oranın gizlenmesi mümkün iken, ürünün içinde alkol olup olmadığını nasıl anlayacak da karar verecek? Sonra, “helal” ya da “haram” kararını inceleme heyeti ortak veya oylama ile mi verecek, yoksa bu karar tamamen Hocaya mı ait olacak?

Şu an, özellikle hammaddelerinin menşei ile üretim biçimleri belirsiz olduğundan ötürü hemen hemen bütün ürünler zan altındadır. Et ürünleri, süt ürünleri, şekerlemeler, çikolata türleri… Aklınıza gelen her ürün türü, bileşimi itibariyle zan altındadır. Hatta ekmek bile zan altındadır. Çünkü pek çok ürünün bileşiminde alkol, domuz gibi İslami kurallar bakımından yasak olan katkı maddeleri bulunmaktadır. Bunun yanında, kanserojen nitelikli katkı maddeleri ya da ürün bileşimleri de ayrı bir vahamet. Gerek içeriğinde domuz ve türevleri, alkol ve türevleri gibi İslam inancı bakımından kabul edilemez katkılar olduğundan, gerek kanserojen unsurlar taşıdığından, ya da hormonlu, genetiği değiştirilmiş olduğundan, gerekse üretim biçimi, üretim yöntemleri, üretim aşamaları ya da yerleri bakımından tüketici için meçhul hususlar olduğundan, başlıca gıda ve ihtiyaç maddeleri üzerinde “sakıncalılık” zannı vardır. Oysa, İslâmî yiyecek kuralları, müslümanlara, hangi şeyin izinli, hangi şeyin yasak olduğunu bildirir. Bütün bu izin verilmiş yiyeceklere “Helal”, yasaklanmış yiyeceklere de “Haram” adı verilir. Domuz ve domuz ihtiva eden tüm yiyecek ve katkı maddeleri, bütün tat vericilerdeki ve meşrubatlardaki alkol ve kan İslami kurallara göre “Haram”dır. Sığır, koyun, tavuk, hindi gibi büyük ve küçük baş hayvanlar İslâmî usulle (bir Müslüman tarafından, tekbir ve besmele çekerek) kesilmiş olması şartı ile helâldir. Yenmesi helâl olan hayvanlar, eğer İslâmî usulle kesilmemişlerse etleri helâl olmadığı gibi, diğer parçaları da helal olmaz. Sağlık bakımından zararlı, beslenme bakımından gereksiz, olan ürünler ve miktarlar da İslami açıdan sakıncalıdır. Temizlik-hijyen kuralları bakımından da İslami hassasiyetler en yüksek düzeydedir. Bir ürün, bu “İslâmî Yiyecek Kuralları”na uygun değilse, sakıncalıdır ve tüketilmeden önce bu hususların araştırılması, bunlara dikkat edilmesi gerekir.

TSE, bu hususlarda hiçbir açıklama yapmamakta. Bu önemli hususlar meçhul kaldığı sürece, verilecek sertifikanın yeni bir iş kapısı, TSE için yeni bir gelir kaynağı olmasından öteye bir anlamı olmayacaktır. Özellikle de İslami anlamda “helal” niteliklerini taşıması asla mümkün olmayacaktır.

ÜLKEMİZDE “HELAL SORUNU” VAR MI, YOK MU?

TSE Başkanı’nın şu açıklaması dikkat çekici: “Din adamı, dini usuller konusunda yardımcı olacak. Belgelendirme hem gıda için, hem de lokanta gibi işletmeler için yapılabilecek. Bir müslüman, yabancı bir ülkede bu belgeye sahip lokantalarda yemek yiyebilecek.”

TSE Başkanı’nın dikkat çektiği diğer bir husus da, en başta belirttiğimiz gibi, Amerika, Avrupa, Kanada ve Uzakdoğu ülkelerine yapılan ihracatlarda ‘Helal Gıda’ standardının istendiği ve söz konusu standardın hazırlanmasında bu talebin de etkili olduğudur. Burada sormak lazım: Bir Müslüman için yabancı bir ülkede “helal-haram sorunu” var da, ülkemizde yok mu? Mantar gibi üreyen domuz çiftliklerinde üretilen domuz mamülleri nerelerde tüketiliyor? Gıda maddeleri ve diğer ihtiyaç maddelerinin içeriklerinde bulunan katkı maddelerindeki haramlık unsurları ve alkol kullanımı bizim ülkemizde yok mu?

“Helal Gıda Sertifikası” çalışmasında birinci öncelik, evvela böyle bir sorunun var olduğu gerçeğini kabul ve ifade etmek ve bu sorunu bütün hususiyetleriyle, açık ve net olarak tanımlayıp çözüm bulunması acil sorunlar arasına almaktır. Öncelik, ticari kaygılar değil, evvela “helal-haram” endişesi olmalıdır. Bundan sonra, sorunun çözümü için nelerin gerekli olduğu ve sorunun nasıl çözüleceği, bunu esas itibariyle sorun edinen kaynağa, yani tam olarak İslam’a göre belirlenmelidir.

MEZHEBLERE GÖRE FARKLILIKLAR NASIL ÇÖZÜMLENECEK

TSE’nün “Helal Gıda Standardı” çalışmalarında meçhul kalan ve açıklığa kavuşturulması gereken bir husus da mezhebler arası farklılıkların, “helal fetvası” verilmesinde nasıl ve neye göre, niçin etkili olacağı. Bundan da önce, esas alınacak dini kriterlerin neler olacağı. Bunlar açıklığa kavuşturulmadan hazırlanacak bir standart eksik, aksak, niteliksiz ve işlevsiz bir standart olmaktan öteye gitmeyecektir.

GIDALARIN DIŞINDA KALAN ÜRÜNLERİN “HELALLİĞİ” NE OLACAK?

TSE Başkanı’nın açıklamalarında, gıda maddelerinin dışında kalan ürünlerin helalliği hususunda bir düzenlemeyi görmüyoruz? Özellikle de gıda kullanımından ayıramayacağımız temizlik ve kozmetik ürünleri ile ilaçların kapsam içinde olup olmadığına dair bir açıklama göremiyoruz. Oysa bu ürünler bakımından da ciddi oranda “helal”lik sorunu var. Mesela, temizlik ürünlerinde, sabunda kullanılan ve yağdan elde edilen “gliserin” önemli bir sorun. Zira gliserin hammaddesi olan yağ eğer hayvani ise ve bu hayvan da gerek kesim usûlü bakımından İslami kriterlere riayet edilmediğinden, gerekse bizzat domuz, kedi, köpek vb. gibi İslam tarafından yenmesi haram olan bir hayvan ise, temizlik ürünü olan sabununun haramlığı sözkonusu demektir. Bunun da incelenip standardının hazırlanması gerekmez mi? Yine, ilaç kapsüllerinde kullanılan “jelatin”in hammaddesi domuz veya İslami usûllere riayet edilmemesi bakımından haram olan bir hayvan ise, o ilaç hakkında bir kararar varılması gerekmez mi?

Görüldüğü gibi, konu kapsamlı bir konudur ve bu konu, TSE’nü aşar gibi duruyor.

ÖNEMLİ BİRKAÇ HUSUS DAHA…

Gıda ve diğer ihtiyaç maddelerine ilişkin “helal sertifikası” çalışması bakımından önemli birkaç hususa daha dikkat çekmekte fayda var.

1- Eğer “Helal Gıda Sertifikası” verilmesinde de TSE’nün genel-geçer sertifikalandırma usûlü esas alınacaksa, evvela böyle bir sertifikanın “helal” olup olamayacağını bir tartışmak gerekmez mi? Acaba TSE, incelediği numunenin dışındaki ürün numuneleri için helal garantisi verebilecek mi? Garanti verebilecekse, bunu nasıl sağlayacak ve böyle bir garantiyi neye göre verecek? Garanti veremeyecekse, o durumda verdiği sertifikanın geçerliliği nasıl mümkün olacak? Sertifika vermeden önceki çalışmalarda, sertifikalandırma aşamalarında ve sertifika verildikten sonraki süreçte verdiği helal sertifikasının, “helallik” vasfının sürdürülmesini nasıl sağlayacak? Bu konulara TSE tarafından bir açıklık getirilmiş değil. Bir de TSE’nin belge verme usûlüne baktığımızda bu sorularımıza müsbet bir cevap alamayacağımız görüyoruz. Zira TSE, verdiği belgeye belgenin incelenen numuneyi bağladığına dair bir ibare düşmeyi ihmal etmemekte. Bu durumda, “Helal Gıda Belgesi”nin geçerliliği mümkün olur mu?

2- Bir ürün için “helal” ya da “haram” kanaatine varılması, kelimenin tam anlamıyla bir “fetva” işidir. Fetva ise İslami kurallara göre ve İslami ilimler bakımından alim olan hocalar tarafından verilebilecek bir dini karardır. Bu bakımdan TSE fetva veremez, fetva makamı olamaz. Bundan çıkan sonuç şudur: “Helal Sertifikalandırma” işini ancak “helal-haram duyarlılığı olan bir ekip” yaparsa doğru olur. Bir kimse için, kullandığı bir ürünün helalliği ya da haramlığı o kadar da önemli değilse, onun “helal”lik sertifikası düzenlemesi ne derece doğru olur? Hiç kimse, TSE’nin bir kurum olarak ve ekipleri itibariyle böyle bir kaygısının olduğunu söyleyemez. O halde, “Helal sertifikalandırma” işini, ancak bu hususta duyarlılıkları yüksek düzeyde olan ve bu kaygıları azami ölçüde taşıyıp hayatına yansıtan bir ekip yapmalıdır. Bu arada TSE, işin organizasyonunda yardımcı olabilir ve bir kayıt ve toplama merkezi-mercii konumunu üstlenebilir. Ama standart belirleme, inceleme ve karar aşamalarında ipler, “helal-haram duyarlılıkları”na azami derecede sahip olan, yüksek düzeyde “helal-haram endişesi” taşıyan ve “hayatını helal-haram esaslarına göre düzenleyen” bir ekibin elinde olmalı ve bu iş, böyle bir ekip tarafından ve tamamen sivil bir organizasyon biçiminde, ticari kaygılardan uzak olarak yapmalıdır.

3- Bir ürünün helal olabilmesi için, ürün bileşiminin ve ambalajlarının helalliğinin yanında, sermayenin de helalliği gerekmez mi? Sermaye yapısı bakımından haramlık sözkonusuysa, ürünün helalliğini nasıl söyleyebiliriz? TSE bu hususta nasıl bir standart getiriyor? Bu durum, sertifikalandırmada bazı alt kategorileri gündeme getirmez mi?

“HELAL STANDARDI” İÇİN OLMAZSA OLMAZ BAZI TEMEL KRİTERLER

  • Ürünün hammaddeden başlayarak mamül madde aşamasına kadar bütün proseslerinin, ürün bileşiminde bulunan bütün maddelerin ve katkı maddelerinin gerek menşei, gerek temin biçimi ve yolları, gerekse temin kaynağı bakımından İslami kriterlere ve insani gereklere uygun olması,
  • Ürün bileşiminde ve imalattan sonraki aşamalarda kullanılan bütün hammaddelerin ve/veya işlenmiş, yarı işlenmiş vb. maddelerin temin edildiği kişi, kurum, kuruluş, firma vs.’nin İslam inancı ve yaşantısıyla açıkça çelişen bir halinin olmaması,
  • Ürünün paketleme malzemelerinin ve depolama şartlarının insani gereklere ve İslami kriterlere uygun olması,
  • Gerek ürünün üretim aşamalarında, gerek ürün bileşiminde yer alan bütün unsurlarda, gerekse ürün bileşimindeki her bir unsurun üründe bir araya gelmesiyle oluşabilecek etkilerinde İslami kriterlere, insani gereklere, sağlık ve temizlik şartlarına, beslenme bakımından gerekliliğe uygun vasıfları taşıması,
    – Üreticinin İslami açıdan mali yükümlülüklerini yerine getiriyor olması,
  • Gerek ürünün hammaddesi ve/veya ürün tohumu, gerekse bizzat ürün üzerinde hiçbir hormonal işlemde bulunulmamış olması, ürün için genetik değiştirmenin yapılmamış olması,
  • 1
    0
    0
    Yorum Yaz

Fotoğraf |  görsel 1