.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Bu Vatan için en büyük tehlikelerden biri… HALK PARTİSİ İKTİDARI

2015-07-09 01:23:00

HALK PARTİSİNİN İKTİDARA GELMESİDİR 1927 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayında, Türk Ocağı Yasası’nda değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Partisinin emrine girmişti. Ocak “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık mefkurelerini takip eden Türk Ocağı, mefkureleri tahakkuk ettirmekte olan Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraber” olacaktı. Halbuki 1912 deki kuruluş gayesinde var olan “asla siyasetle uğraşmama” prensibi rafa kaldırılmıştı. Yöneticiler bundan memnun olmaz. Ocak daha sonra 1932 yılında Halkevlerine dönüştürülür. Halk Partisi her yerde açtırdığı Ocakların (Halkevleri) bir şubesini de Ispartanın Barla Nahiyesinde açar. O sıralar orada sürgün olarak bulunan Bediüzzaman Hazretlerinin bu ocakların mahiyetiyle alâkalı bir tesbiti şöyledir: “Zehire tiryak namı vermekle, tiryak olmadığı gibi; zındıka hissiyatını veren ve dinsizliğe zemin ihzar eden bir heyetin vaziyetine, ne nam verilirse verilsin, Genç Yurdu denilsin, hattâ Mübarekler Yurdu denilsin, ne denilirse denilsin o mana değişmez. Başka yerlerde, Genç Yurdu ve Türklük Meclisi, Teceddüd Mahfeli gibi isim ve ünvanlarla bulunan heyetler, başka şekillerde zararsız bir surette bulunabilirler. Fakat bu köyde madem sekiz senedir ki, sırf esasat-ı imaniye, usûl-ü hakaik-i diniye ile meşgulüz. Elbette bu köyde bize karşı muannidane bir heyetin takib edeceği esas, imansızlığa ve usûl-ü diniyeye muhalif, hattâ zındıka hesabına bir hareket yerine girer. Bilinsin bilinmesin netice öyle çıkar. Çünki bu havalide umumca tebeyyün etmiş ki, siyaset cereyanlarıyla alâkadar değilim, belki yalnız hakaik-i diniye ile meşgulüz. Şimdi burada birisi bize muhalif hareket etse, hükûmet hesabına olamaz; &c... Devamı

Enerji İçecekleri Nedir ve İnsanlar Neden Enerji İçeceklerini İç

2015-07-09 01:05:00

Enerji İçecekleri Nedir ve İnsanlar Neden Enerji İçeceklerini İçerler? Önce, ENERJİ İÇECEĞİ denilen bu madde neyin nesidir? sorusuna cevap vermeye çalışalım. Enerji içeceklerinin içinde bulanabilen maddeler:Kafein, ephedrine, Guarana, Şeker, Vitamin B, Taurin, İnositol, glukoronolakton, Carnitine, Creatine, tatlandırıcı ve etil alkol. “Enerji İçecekleri”, bünyelerinde %0.05’e kadar etil alkol bulunmasına izin verildiği halde, alkolsüz içecekler gurubunda değerlendirilen; kafein içerikleri yanı sıra taurin, inositol, glukoronolakton, carnitine, creatine gibi uyarıcı maddeleri de belli limitler dahilinde bünyelerinde bulunduran içeceklerdir ve isimleri enerji içeceği olmasına rağmen, gerçekte enerji sağlamayan ancak tüketiciyi uyararak kendini enerjik hissetmesine yol açan ürünlerdir. Kafein; oranı farklı markalı içeceklerde, 340ml içecek için 80mg dan 150mg a kadar değişir. Bu içeceklerde bulunan cafein ve/veya ephedrine, beraberce kalp problemlerine neden olmaktadır. Guarana; Güney Amerika’da yetişen bir bitkiden elde edilen bir tür kafeindir. TAURİN; basit bir aminoasittir ve bazı içeceklerdeki oranı 500 kadeh kırmızı şaraptaki orana eşdeğerdir. 340 ml de 1200mg taurin bulunmaktadır. Hayvan kökenli olabilmektedir. Glukoronolakton: 340 ml de 800 mg bulunmaktadır. İnositol: 340ml de 80 mg bulunmaktadır. Bitkinlik, bunaltı, baş dönmesi ve baş ağrısı gibi yan etkileri olabilmektedir. Carnitine ve Creatine de amino asitlerdir ve hayvan kökenli olabilmektedirler.   Etil alkol: Çeşitli aroma ve boya maddeleri ile birlikte yapı içerisine girmektedir. Gıda Kodeksleri % 0.3’e kadar etil alkol bulunmasına izin vermektedir. Sünî Tatlandırıcılar: Aspartam E951, Asesü... Devamı

TSE Fetva Makamı Olabilir mi?

2015-07-09 00:51:00

TSE Fetva Makamı Olabilir mi? Helal Sertifika standardında olmazsa olmazlar ve TSE tarafından yürütülen Helal Gıda Sertifikasıçalışmalarının değerlendirilmesi hakkında basın açıklaması Türk Standartları Enstitüsü‘nün “Helal Gıda Sertifikası” çalışmalarına başlaması, ilk kez GİMDEStarafından gündeme getirilen “Helal Sertifikalandırma” konusunun Devletçe benimsenmesi anlamını taşıması bakımından son derece memnuniyet vericidir. Esasen, “Helal Gıda” konusu ülkemizin “insan”a ilişkin sorunlarının başlıcalarından olup, bu çalışmaların getireceği tartışmalar, “helal gıda” konusunda ve “gıda maddelerinin haram da olabileceği”ne dair toplumsal bir bilinç ve aydınlanma da sağlayacaktır. Ancak, TSE’nün “Helal Gıda Sertifikası” çalışmalarının bazı temel eksiklikleri vardır, ki eğer bu eksiklikler tamamlanmaz ise, yapılan sertifikalandırma çalışmasının İslami anlamda bir değer ifade etmesi mümkün olmayacaktır. Burada şunu hemen vurgulamalıyız ki, TSE’nün çalışmalarının son halini görmüş değiliz. Burada yapacağımız değerlendirme, bizzat TSE Başkanı’nın kamuoyuna açıkladığı bilgiler çerçevesinde olacaktır. GİMDES, “helal rızık“, “hakça kazanç“, “temiz üretim“, “sağlıklı beslenme” ilkelerinden hareketle, “her yiyecek gıda değildir”, “tüketime sunulan her ürün helal olmaz”, “her temizlik ürünü temizleyici değildir”, “her ilaç şifa vermez”, “güzel kokan her şey zararsız demek değildir” düsturları doğrultusunda, “gıda törörü”ne dur demek için kurulmuştur. Bu niteliğiyle... Devamı

Hulusi YAHYAGiL Ağabeye Münafıkların Musallat Olması Hakkında

2015-07-08 18:27:00

Hulusi YAHYAGiL Ağabeye Münafıkların Musallat Olması Hakkında     Sual: 10. Lema'da üçüncüsünde Hulusi Abi'ye atfen anlatılan münafıkların ona bir iki sene musallat olma hadisesini açıklar mısınız.   İşte Hulusi'nin kalbi çendan lâ-yetezelzel idi. Fakat bu vaziyet onu fütura sevkettiğinden şefkatli tokat yedi. Tam bir-iki sene bazı münafıklar ona musallat oldular. Dünyanın lezzetini de kaçırdılar. Hem dünyayı ondan, hem onu dünyadan küstürdüler. O vakit vazife-i maneviyesindeki ciddiyete tam manasıyla sarıldı. Lem'alar ( 42 )       Perde altındaki düşmanımız münafıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyaset ve idareyi zahirî dinsizliğe âlet edip, bize hücumları akîm kaldığı; ve Risale-i Nur'un fütuhatına menfaati olan eski plânlarını bırakıp, daha münafıkane ve şeytanı da hayrette bırakacak bir plân çevirdiklerine dair buralarda emareleri göründü.    O plânların en mühim bir esası; has, sebatkâr kardeşlerimizi soğutmak, fütur vermek, mümkün ise Risale-i Nur'dan vazgeçirmektir.     Bazı da dost suretinde hulûl edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evham veriyorlar. "Aman, aman Said'e yanaşmayınız! Hükûmet takib ediyor" diye zaîfleri vazgeçirmeye çalışıyorlar.    Hattâ bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat ediyorlar.    Hattâ Risale-i Nur erkânlarına karşı da, benim şahsımın kusuratını, çürüklüğünü gösterip; zahiren dindar ehl... Devamı

Muhakemat Eserine Dair..

2015-07-06 12:25:00

Muhakemat Eserine Dair..   Eserin Künyesi   Eser ismi: Muhakemat, Reçetet'ü-l Havas, Reçetet'ü-l Ulema Yazım Tarihi: 1911 Basım Tarihi: 1913 matbaa: Matba-i Ebuzziya     - Muhâkemât (1911/1911) Abdülkadir Badıllı ağabey, bu eserin ilk baskı tarihini 1921 olarak vermiştir. (Bkz. Tarihçe, /280)   ayırıca şunu da beyan etmiştir. Muhakemat, Arapçası Reçetet'ül Ulama veya Havas olarak 1910 yılında telif edilip, 1911 ve istabulda 1913te tab edilen bu cihan baha eser, bizzat müellif-i muhaterem Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin üslub ve ifadeleridir. Birisi diğerinin tercümesi veya şerhi olmayıp, her ikisi de aynı günlerde ayrı ayrı lisanlarda telif edilmiştir.    mustafa gül (ra) ağabeyin elyazma lem'alarında 870. sh de bir ifade var elimizde ki nüshalarda olmayan. "harb-i umumide en mühim bir vaziyete giriftar olmuştum. işarat-ül i'caz'ın müsvedde-i evvelisi düşmanın elinde parça parça olmuştu.."      Risale-i Nurun Neşir Tarihçesinde: "Hz. Üstad’ın has bazı talebelerine birçok defalar gayet samimi olarak verdiği tashih ruhsatı ve tanzim izni...               İkincisi:  İlk başlarda elle çoğaltılan risalelerin kâtibleri içinde bazılarının ya okuyamadığı veya mânasını bilemediği bazı kelimelerin imlâsında ve yazılış şeklinde yanlışlar düştüğünde veya yine kâtiblerin yazarken sehven bir iki kelimeyi veya cümleyi veya satırı noksan yazdıklarında, Hz. Üstad, bunları tashih ederken o anda ve o yerde, o makamın mânasını ifade edecek olan bazı kelime v... Devamı

ilk Nur Talebelerinin ilişkileri

2015-07-04 23:09:00

ilk Nur Talebelerinin ilişkileri      -Hâfız Ali ile Hüsrev'in birbirleriyle ciddî bir mahviyet içinde kardeşlik irtibatları, Risale-i İhlas'ın tam sırrına mazhar olduğunuzu bana ihsas etti, ümidlerimi fevkalâde kuvvetlendirdi. Kastamonu Lahikası ( 6 ).      -Buranın bir Hüsrev'i olacak derecede ihlas ve irtibat ve iktidarı gösteren Küçük Hüsrev Mehmed Feyzi isminde Risalet-ün Nur'un çalışkan bir talebesi askerden gelip, daha ikinci defa görüşüldüğü vakit, mektubunuzda Feyzi ismini gördük, dedik: Bu Risale-i Nur'un şakirdleri, birbirinden ne kadar uzak olsa da, birbirine pek yakındır ki, böyle birden hissedip yazdılar. Kastamonu Lahikası ( 57 ).    -Hem madem bu zamanda her şeyin fevkinde hizmet-i imaniye en ehemmiyetli bir vazifedir; hem kemmiyet ise keyfiyete nisbeten ehemmiyeti azdır; hem muvakkat ve mütehavvil siyaset âlemleri ebedî, daimî, sabit hidemat-ı imaniyeye nisbeten ehemmiyetsizdir, mikyas olamaz, medar da olamaz.  Risale-i Nur'un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaatetmeliyiz. Haddinden fazla fevkalâde hüsn-ü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlas lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz. Kastamonu Lahikası ( 89 ).      -Risale-i Nur'un hakikî ve sadık şakirdlerinin mabeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a'mal-i uhreviye kanunuyla ve samimî ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakikî şakird bir dil ile değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar ederek bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder. Bazı melaikenin kırkbin dil ... Devamı

On dördüncü Reşha (5. Arabi Nükte)

2015-07-03 11:54:00

On dördüncü Reşha Beşinci Nükte (1) اعلم! .. ان في ختم الآيات في الأغلب بفذلكات متضمنة للاسماء الحسنى، أو بعينها، أو متضمنة للأمر بالتفكر والحوالة على العقل، أو متضمنة لأمر كلي من المقاصد القرآنية، شرارات من نور حكمته العلوية ورشاشات من ماء هدايته الالهية؛ اذ القرآن الحكيم ببيانه الاعجازي، يبسط الآثار وافعال الصانع للنظر، ثم يستخرج منها الاسماء، أو ثبوت الحشر، أو التوحيد، كأمثال (خلق لكم ما في الأرض جميعاً ثم استوى الى السماء فسويهن سبع سموات وهو بكل شيء عليم) (ألم نجعل الأرض مهاداً .. والجبال أوتاداً .. وخلقناكم أزواجاً .. وجعلنا نومكم سباتاً. وجعلنا الليل لباساً .. وجعلنا النهار معاشاً .. وبنينا فوقكم سبعاً شداداً .. وجعلنا سراجاً وهاجاً .. وانزلنا من المعصرات ماءً ثجاجاً .. لنخرج به حباً ونباتاً .. وجناتٍ ألفافاً .. ان يوم الفصل كان ميقاتاً) وكذا ينشر للبشر منسوجات صنعه ثم يطويها في الاسماء، أو الحوالة على العقل كأمثال (قل من يرزقكم من السماء والأرض أمّن يملك السمع والابصار ومن يخرج الحي من الميت ويخرج الميت من الحي ومن يدبّر الأمر فسيقولون الله فقل أفلا تتقون .. فذلكم الله ربكم) و (ان في خلق السموات والأرض واختلاف الليل والنهار والفلك التي تجري في البحر بما ينفع الناس وما انزل الله من السماء من ماء فأحيا به الأرض بعد موتها وبث فيها من كل دابة وتصريف الرياح والسحاب المسخّر بين السماء والأرض لآيات لقوم يعقلون) وكذا يفصل أفاعله ثم يُجملها باسمائه أو بصفته، كأمثال (وكذلك يجتبيك ربك ويعلمك من تأويل الأحاديث ويتم نعمته عليك وعلى آل يعقوب كما اتمّها على أبويك من قبل ابراهيم واسحق ان ربك عليم حكيم) (قل اللّهم مالك الملك تؤتي الملك من تشاء وتنزع الملك ممن تشاء وتعزّ من تشاء وتذل من تشاء بيدك الخير اِنك على كل شيء قدير) وكذا يرتب المخلوقات ويشففها باراءة نظامها وميزانها وثمراتها ثم يريك الاسماء المتجلية عليها كأن تلك المخلوقات ألفاظ وهذه الاسماء معانيها أو ماؤها أو نواتها أو خلاصتها، كأمثال (ولقد خلقنا الانسان من سلالة من طين _ ثم جعلناه نطفة في قرار مكين _ ثم خلقنا النطفة علقةً فخلقنا العلقة مضغةً فخلقنا المضغة عظاماً فكسونا العظام لحماً ثم أنشأناه خلقاً آخر فتبارك الله أحسن الخالقين) (ان ربكم الل... Devamı

Ondördüncü Reşha (1.2.3.4. Nükteler)

2015-07-03 11:52:00

Mu'cize-i Kübra olan Kur'an'ın denizinden bazı katreleri tazammun eden   On dördüncü Reşha    Birinci Katre Malûm olsun ki, delail-i Nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) lâyüadd ve lâyuhsadır. Onun beyanında eazım-ı muhakkikîn (Rahimehümullah) çok kitablar tasnif etmişlerdir. Ben de, acz ve kusurumla beraber, o güneşin şuaatından Türkçe "Şuaat" namındaki bir risalede bazı şualarını beyan etmişim. Ve keza o kitabda mu'cize-i kübra olan Kur'an'ın bazı vücuh-u i'cazını icmalen beyan etmişim. Hem kasır fehmimle beraber, Kur'anın kırk kadar vücuh-u i'cazına "Lemaat" nam kitabımda işaret etmişim., ve o kırk vücuh-u i'cazdan bir tanesi olan i'caz-ı nazmîyi yüksek belâgat-ı nazmiye içinde kırk kadar sahifeler içinde İşârât-ül İ'caz nam bir tefsir-i arabîmde beyan etmişim. Eğer istersen o üç kitaba müracaat et. *** İkinci Katre Bil ki; elbette sen, geçmiş derslerden de anlamışsın ki, şu semavat ve ecram-ı ulviyenin ve bu küre-i arz ve mevcudat-ı süfliyenin Halikı tarafından gelmiş olan ve Rabb-ül Âlemin ve Rabbimizi bize tarif eden Kur'an-ı Hakîm'in çok makamları ve vazifeleri vardır.   Eğer desen: Kur'an nedir ve tarifi nasıldır?!. Elcevab: Kur'an; Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi' dillerinin tercüman-ı ebedîsi ve şu kitab-ı âlemin bir müfessir-i hakikîsi.. Hem semavat ve afz sahifelerinde müstetir künuz-u esma-i İlahiye gizliliklerinin keşşafı; Hem sutûr-u hâdisat içinde muzmer olan şuûnat-ı İlahiye hakaikının bir miftahı; Hem âlem-i şeha... Devamı

Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi

2015-07-03 11:34:00

 Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi   Altıncı Nükte Bu Katre, Kur'an'ın -Katre Risalesi'nde zikrettiğim veçhile- sair kelâm ile mukayeseye gelmediğine dairdir. Evet, bilmiş ol ki: Kelâmın yükseklik, kuvvet, hüsün ve cemal tabakalarının menbaları dörttür.  1- Mütekellim,  2-Muhatab,  3- Maksad,  4- Makam'dır. Yoksa üdebanın sapıttıkları gibi, yalnız makam değildir. Öyle ise, مَنْ قَالَ وَ لِمَنْ قَالَ وَ لِمَا قَالَ وَ فِيمَا قَالَ ye bak. Yani kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, hangi makamda söylemiş ise ona bak. Binaenaleyh, kelâm eğer emir ve nehy ise, elbette mütekellimin derecesine göre irade ve kudreti de tazammun edecek ve ona göre kuvvet ve ulviyeti de tezauf edecektir. Evet bir fuzulînin, temenninin ebatılinden, arzusundan neş'et eden gayr-ı mesmu' (kale alınmayan) suret-i emri nerede? Ve kudret ve iradeyi mutazammın olan hakikî ve nâfiz bir emir nerede? İşte bak: يَا اَرْضُ ابْلَعِى مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ اَقْلِعِى فَقَالَ لَهَا وَ ِلْلاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَا اَتَيْنَا طَائِعِينَ Yani (birinci âyette) "Ey arz! Suyunu yut! Ey sema, yağmurunu kes! ilh..." (İkinci âyette:) "Cenab-ı Kadir-i Kayyum, semavat ve zemine; ister istemez emrime râm olunuz" dedi. Onlar da "Semi'na ve ata'na emrinize hazırız" dediler olan emr-i İlahîsi nerede?!, ve beşerin cemadata karşı mecnunların hezeyanvarî bir surette اُسْكُنِى يَا اَرْضُ وَانْشَقِّى يَا سَمَاءُ وَقُومِى اَيَّتُهَا الْقِيَامَةُ olan fuzuliyane hitabı nerede? Hem büyük bir ordu emrine münkad bir kumandanın 'Arş' emriyle o orduyu Allah'ın düşmanlarına hücum ettirmesi nerede? Ve şu emir, ne kendisine ve ne de emri... Devamı

KADIN DERSANESİ

2015-07-03 01:55:00

Soru: Hanımlar dershanesi meselesini anlatmıştın. O ne idi.? Cevab: İstanbuldaki taife-i nisadan Zübeyir Ağabeye bir mektub gelmişti. Mektubta kızlardan vakıf olup dershane açmalarının caiziyeti soruluyordu. Sorulan sualler ve verilen cevab mektubu aynen şöyledir: KADIN DERSANESİ (Bir kısım genç hanımların Zübeyr Ağabeye sordukları suale verdiği cevabdır.) 1- Peygamberimiz (A.S.M.) kızını niye Ashab-ı Suffa tarzında bir hayata dahil etmemiş. O zamanda kızına kız arkadaş bulunmuyor mu idi? 2-  Kadınlar da erkekler gibi bu zamanda Medrese hayatı yaşayabilirler mi? Ashab-ı Suffa’nın iki temel vazifesi vardı: A-Tedris B-Tederrüs ve Tebliğ Hanımlar da aynı vazifeyi, gerek o zamanda gerekse bu zamanda yapabilirler ve yapmalıdırlar. Bunun için evden ayrılmaya zaruret yoktur. Zaten erkeklerin evden ayrılmasına sebeb olan hal kadınlar için mevzu-u bahis değildir, şöyle ki: Erkek babasının evinde kaldığı takdirde bir işte çalışması zarureti vardır. Kadınlar ise evinde rahatlıkla okuyabilir. Ayrıca fıtraten zaife olduklarından bir hâmiye muhtaçtır. (Bakınız:Tesettür Risalesi) Fakat bu hâmi mutlaka zevci olmak demek değildir. Babası veya erkek kardeşi tasvibkâr ve hâmi olduğu müddetçe mücerred kalarak hizmet edebilir.                         Burada en mühim cihet; gayrın dedikodu ve iftiralarını nazara almak gerektir. Zira hakkında iftira olan hanımın hizmet sahası çok daralır veya hizmet edemez. Bu hususta çok dikkatlı olmalı ve tenkide sebeb olacak hallerden çekinmelidir. Hanımların tedris vazifesi evlerinde olduğu gibi tederrüs ve tebliğ de şöyle olması en münasib olur: En az iki kişi olmak üzere her gün bir arkadaşın evine gidip ... Devamı

EHL-İ KİTAB İLE İTTİFAK

2015-07-03 01:48:00

EHL-İ KİTAB İLE İTTİFAK   ÂLEM-İ  İSLÂM İLE  HIRİSTİYANLIK  DÜNYASININ İTTİFAKIYLA  ÂLEM-İ  KÜFRÜN  MALUBİYETİ   1- “... Nev-i beşer, bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve manevî bir kıyamet başlarında kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere'nin Kur'anın kabulüne çalışan meşhur hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika'nın çok ehemmiyetli dinî cem'iyeti gibi rûy-i zeminin kıt'aları ve hükûmetleri Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar.” E:248 2- “...Rehber Risalesindeki Leyle-i Kadir mes'elesi; şimdi hem Amerika, hem Avrupa'da eseri görülüyor. Onun için şimdiki bu hükûmetimizin hakikî kuvveti, hakaik-i Kur'aniyeye dayanmak ve hizmet etmektir. Bununla ihtiyat kuvveti olan üçyüz elli milyon uhuvvet-i İslâmiye ile ittihad-ı İslâm dairesinde kardeşleri kazanır. Eskiden Hristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâma tarafdar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için; hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur'ana ve ittihad-ı İslâma tarafdar olmağa mecburdurlar.” Em:54 3- “...Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yegânesi; ittihad-ı İslâm cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil; belki muhtaçtırlar. Çünki komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ... Devamı

Aytimur ağabeyden Cumhurbaşkanına Risale-i Nur mektubu

2015-07-02 16:10:00

Aytimur ağabeyden Cumhurbaşkanına Risale-i Nur mektubu   RİSALEHABER- Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin taleberinden Ahmet Aytimur ağabey Risale-i Nur’un basımı ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’a bir mektup gönderdi. Aytimur ağabey, mektubunda Risale-i Nur’ların Diyanet’in korumasına verilmesi ile ilgili bazı sıkıntılar olduğunu bunun aşılması gerektiğini söyleyerek, “Bu koruma memnuniyet verici olmakla beraber, tatbikatta bazı sıkıntılar olduğu herkesin malumudur. Bunun için risalelerin basımının serbest kalması Üstadımızın arzusuna muvafık olacaktır” dedi. Mektubu şöyle: “Şöhreti memleketimizin ve dünyanın her tarafını kaplayan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telifatı olan Risale-i Nur eserlerini altmış beş senedir neşretmekteyiz. Bu neşriyatımız Hazret-i Üstadın sağlığında bizzat onun tensibiyle olduğu gibi vefatından sonra da aynı esaslar çerçevesinde bu neşriyatımız devam etmektedir. Üstadımızın tayin ettiği varisleri ve onlardan neşriyat esaslarını öğrenenler de çeşitli merkezlerde bu hizmetlerini bugüne kadar ifa etmişler ve edeceklerdir. Üstadımız, Diyanet Riyasetinin de; ”has arkadaşlarımdan tashihe yardım için birisi başta bulunmak şartıyla” neşriyatını arzu etmişlerdir. Hem Diyanetin münasib gördüğü risaleleri neşretmesini istemiştir. Yıllardır bu neşriyatı yapan has talebelerin bastıkları sahih, sıhhatli eserler binlerce, milyonlarca insanlara ulaşmıştır. Yani değişmez ve değiştirilmez orjinal eserler millete malolmuştur. Bu gün elliye yakın dilde tercüme Risale-i Nurlar binlerce adet basılıp onlarca merkezlerde neşriyatı yapılmaktadır. Son zamanlarda aslına uymayan bazı risale yayınları yapılmışsa da milletimizin sağduyusu o işi yapanlara gereken cevabı vermiş ve vicdanlarda mahkum etmiştir. Za... Devamı

Said Nursi'nin gizlediği 4 şey

2015-07-02 14:42:00

  Hayatının hemen hemen tamamını göz altında geçiren Bediüzzaman Said Nursi'nin gizlediği 4 şey vardı ve bunları gizlemesinin tek sebebi de...         Üstad Bediüzzaman Said Nursi şahsına değil, Risale-i Nur'a teveccüh edilmesi için 4 şeyi gizlemiştir. Talebelerinden Said Özdemir Ağabey: "Üstad elini, yüzünü, sesini, kabrini gizledi." Üstad, elini öptürmezdi. Bazen zorla öptüklerinde "Kardeşim bu et ve kemik, şimdi bana tokat atmış gibi oldun!" derdi. Yüzüne baktırmazdı. Yüzüne muhabbetle bakıldığında "Kardeşim gözünü indir yüzüme bakma, bana nazar değiyor, isabet-i ayn oluyor!" derdi. Üstadın sesi son zamanlarında kısılmıştı. Öyle ki Zübeyir Ağabey dudak kıpırdatmasından onun meramını anlıyor ve diğer talebelere bu meramı anlatıyordu. Üstadın ses kaydını almaya niyetli olan Said Özdemir: "Üstadım sizin sesinizi alalım, sohbet edelim, bir hatıra olur." der. Üstad:  "Yook, caiz değil" diyerek reddeder. Üstad, kabrini de saklamıştı. "Cenab-ı Hak benim kabrimi birkaç talebemden başkasına bildirmesin." diye mektubu vardı. Kabri Urfa'da iken her gelen bir avuç toprak alıp gidiyormuş. Halbuki Üstad, "Risaleleri okumak on kere benimle görüşmekten daha istifadelidir." derdi. (Said Özdemir Ağabey, Merak Yayınları - Erol Öztürkci) Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur... Devamı

Üstad'ın son yolculuğundaki iftar hatırası

2015-07-02 11:12:00

Son Şahitlerden Bayram Yüksel anlatıyor: (Tarih 1960. Urfa'ya gitmek üzere yol çıkılmışıtır...) Şarkikaraağaç'ı geçtikten sonra Üstad Bediüzzaman Said Nursi iyileşti. Arabadan çıktı, abdest tazeledi, geldi. Şarkikaraağaç'ı bir kaç kilometre geçtikten sonra yolun sonunda bir çeşme vardı. Bir taşın üzerinde namaz kıldı. Konya'ya varmadan evradları bitirdi, epeyce düzeldi. Meram bağlarına yaklaştığımızda Üstad yine hastalandı. Hiç konuşamıyordu. Konya'ya girişimizde bir bakkaldan zeytin ve peynir aldık. Akşam iftarda yemek için kullanacaktık. Parasını da Üstadımız verdi. "Evlâtlarım ben çok hastayım, benim yerime siz yiyin" dedi. Kitap için: (Son Şahitler) Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur... Devamı

Bediüzzaman Hazretleri MHP için ne dedi:

2015-07-01 00:46:00

25 sene Halk Partisi zorbalığında (1925-1950) bir defa hükümete müracaat etmeyen ve onları kabil-i hitap görmeyen Said Nursi Hazretleri Demokratların hükümeti devrinde (1950-1960) partilere tavsiye ve ikazlarda bulunmuştur. Bu tavsiye ve ikazlarında bugünkü MHP diye anılan partinin kökeni olan Millet Partisine hitaben önemli uyarı ve ikazları vardır. Şöyle ki: “Milletçilere gelince: Eğer bu partide sırf İslâmiyet esas olsa, (Haşiye) Demokrat Parti’ye yardım ettiği gibi, muhalif ve muarız olmayarak, iktidara gelmesine çalışmaz. Eğer bu partide: Irkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olmayan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karışmıştır. O zaman Hürriyetin başında olduğu gibi bu asil ve masum Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik tarafgirliği meydana gelecek, o vakit hakikî Türkler’i ecnebiler boyunduruğu altına girmeye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair unsurdan olan ve bu vatanda mevcud ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebiye istinad ile masum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur’an ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkâr Demokrat Parti’nin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum.” dedi. (Haşiye): İslâmiyet milleti her şeye kâfidir. Din, dil bir ise, millet de birdir. Din bir ise, yine millet birdir.” (Emirdağ Lahikası sh: 206) Yine Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor: “Millet Partisi ise: Eğer İttihad-ı İslâm’daki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezcolmuş bir millet olsa; o Demokrat&r... Devamı

Halil İbrahim Efendi’nin mersiyesinden

2015-06-30 14:44:00

Hem aynı zamanda Halil İbrahim'in vefatım hakkında bir hazîn mersiye hükmündeki parlak mektubu, şakirdleri ağlattırdı.  Emirdağ Lahikası-1 ( 141 )   Bediüzzaman Said Nursi   Halil İbrahim Efendi’nin mersiyesinden:  “Mübarek muhterem sevgili Üstâd’ımız efendimiz hazretleri! Mektub-u âlilerinde “ışarat-ı gaybiyenin altmış dörtte Risale-i Nur te’lifce tamam oluyor diye iki hal tasdik ediyor” cümleleri bizleri ağlatmış ve mahzun ve mükedder eylemiş ve ciğerlerimizi dağlamıştır.  Zira hayatımızın hayatı ve canımızm baharı ve gönlümüzün safası ve gözlerimizin nuru, kalbimizin sürûru, maddî ve manevî gıdamızın  umde-i  hayatiyyesi olan Nur denizinin kaptanı, eşref zamanın bedi’i ve Risale-i Nur’un müellif-i muhteremi biricik Üstâd’ımız efendimiz hazretleri acaba bizleri yetim mi bırakacak?...  ve bu asr-ı zulmette parlıyan şems-i taban seyrini mi değiştirecek?.. Ve yegâne kesb-i şeref-i fahrimiz olan Üstâd-ı yektamız, dide-i dünyadan ufuluyla bizleri mahzun ve mükedder ve müteessir mi eyliyecek?. Ve onun şefkat-i maneviyesinden mahrum mu kalacağız?..   ... Hasseten ayat-ı beyyinatiyle sarahat derecesinde işaret buyurduğunuz mev’ud-ü peygamberî ve sahabet-i Haydarî ve himayet-i Gavsî ve selef-i salihinden aktap ve asfiya ve mümtaz evliyanın zuhurundan haber verdikleri ve tarif ve tavsifinden âciz ve nakıs bulunduğumuz muhterem ve muazzam ve mübarek ve muazzez ve mübeccel Üstâdımız efendimiz, nurumuz, ziyamız, sevgilimiz, mürşidimiz, güzelimiz, kaptan-ı deryamız, ağabeyimiz, kardeşimiz, arkadaşımız, teselli-i hatırımız., nâsırımız, muinimiz, şefiimiz,. sebeb-i necatımız, cevherimiz, gevherimiz, şukuf... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1