.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Aklî melekeleri kaybetmek

2007-01-18 23:04:00

Aklî melekeleri kaybetmek  “Ömrünün büyük kısmında aklî melekeleri yerinde olan bir insan, sonrasında aklî melekelerini kaybettiği zaman, ahirette hayatının öncesinde işlediği suç ve sevaplarından mesul olup olmadığı hususu beni düşündürüyor. Bu konuyu açıklar mısınız?” İslâmiyet’te güç yetirilmeyen teklif yoktur. Mükellef olmak için akıllı olmak şarttır. Akıl yoksa teklif yoktur. Teklif yoksa sorumluluk yoktur. Sorumluluk yoksa günahtan söz edilemez. Kişi sadece teklif döneminden sorumludur. Aklî melekelerini kaybettikten sonraki tasarruflarından ise sorumlu değildir. Hayatının öncesinde âkil ve bâliğ olan bir kişi, bilâhare geçirdiği bir travma sebebiyle aklî melekelerini kaybetmiş olsa, aklî melekelerini kaybettikten sonra teklif ondan kalkar. Yani bu andan sonra yaptığı hiçbir şeyden sorumlu tutulmaz. Fakat bu kişinin akıl ve baliğ olduğu dönemdeki mükellefiyeti ve tasarruflarındaki sorumluluğu saklıdır. Bu ayrıdır. Bu dönemden sorumludur. Bununla beraber, Cenâb-ı Allah, sonraki hastalığına merhameten dilerse bu dönemde yapılmış hataların bir kısmını veya tamamını bağışlar, dilerse de hesap sorar. Devamı

On Muharrem

2007-01-18 23:03:00

On Muharrem  okuyucumuz: “On Muharremin tarihî veya dinî önemi nedir? Bu gün aşure pişiriliyor. Bunun sebebi ve hikmeti nedir? Sünnet midir, örf müdür? Bu gün oruç tutulur mu?” Hazret-i Âdem Aleyhisselâm zamanından beri müstesna bir gün olarak tanınan Muharrem’in onuncu gününe Aşure günü deniyor. Arapça “aşr” veya “âşir” kelimelerinden türetilmiş olan “aşure”, onuncu gün demektir. Aşure gününe izafe edilen bir hayli tarih vardır. Özetlersek; Allah Teâlâ’nın Arşı, melekleri, gökleri, yeri ve Hz. Âdem Aleyhisselâm’ı bu gün yarattığı; Hazret-i Âdem Aleyhisselâm’ın tövbesinin bu gün kabul edildiği; Hazret-i Nuh Aleyhisselâm’ın gemisinin Cûdî dağına bu gün oturduğu; Hazret-i Yûnus Aleyhisselâm’ın balığın karnından bu gün çıkarıldığı; Hazret-i İbrâhim, Hazret-i Mûsâ ve Hazret-i Îsa Aleyhimüsselâm’ın bu gün doğdukları; Hazret-i İbrâhim Aleyhisselâm’ın Nemrut’un ateşinden bu gün kurtulduğu; Hazret-i Yakup Aleyhisselâm’ın oğlu Yûsuf Aleyhisselâm’a bu gün kavuştuğu; Hazret-i Eyüp Aleyhisselâm’ın hastalıktan bu gün şifâ bulduğu; Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm’ın kavminin Firavunun zulmünden bu gün kurtulduğu ve Firavunun bu gün denizde boğulduğu; Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm’ın tövbesinin bu gün kabul edildiği; Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a bu gün mülk verildiği; Hazret-i Îsa Aleyhisselâm’ın bu gün gökyüzüne yükseltildiği rivâyetleri mevcuttur. Bu haberlerden bir kısmının Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm tarafından da doğrulandığı bilinmektedir. Buharî’de, Hazret-i Âişe’den de (ra) şöyle bir rivayet mevcuttur: Cahiliyet devrinde Kureyş Muharremin onuncu gününde (Aşûre gününde) oruç tutardı. Hicretten önce Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm da bu gün oruç tuttu. Medine’ye hicretlerinden sonra da Muharremin onuncu günü oruç tutmaya devam etti. Ashaba da bu gün oruç tutmalarını em... Devamı

Gusül abdestinin hikmetleri ve alınışı

2007-01-18 23:02:00

Gusül abdestinin hikmetleri ve alınışı  okuyucumuz: “Gusül abdesti almanın hikmetleri nelerdir? Gusül abdesti nasıl alınır?” Gusül abdesti almanın maddî-manevî birçok fayda ve hikmetleri vardır. Her şeyden önce belli durumlarda Allah’ın emridir ve farzdır. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz’in (asm) şefaatine esas olmak üzere sünnet-i seniyye sevabı kazandırmaktadır. Bu sevaplara denk olarak gusül, günah kirlerinden arınmaya vesile olmaktadır. Netice olarak gusül abdesti bizim için hususî bir feyiz kaynağıdır. Belli aralıklarla vücudumuzun temizliğini sağlamak için gusül yapmak bir zorunluluktur. Gusül ile bedenin tüm kirleri yok olur, beden temizlenir. Böylece vücut, sağlık ve sıhhati tehdit eden mikroplardan da arınmış olur. Günübirlik temizlik için duş aldığımızda bile, guslün adap ve erkânına riayet ettiğimizde hem hades veya büyük hades hallerinden kurtulmuş oluruz; hem de âdetimizi ibadete çevirmiş oluruz. Bu durumda gusül bir yandan vücudumuzu maddî kirlerden temizlerken, diğer yandan bizi hem ibadete hazırlamakta, hem de kendisi ibadet sevabı kazandırmaktadır. Gusül, abdesti de kapsadığından, ibadet için ayrıca abdest almaya gerek duymayız. Cünüplük veya aybaşı gibi belirli süreçlerden sonra gusletmenin bir diğer hikmeti de, insana yeniden yaşama enerjisi sağlamasıdır. Hayız veya lohusa durumu ile bitkin ve yorgun düşen; cinsî boşalma ile de gevşeklik ve yorgunluk haline giren insan vücudu, guslettiği anda kaybettiği enerjisini yeniden toplar, yorgunluk ve bitkinlikten kurtulur. Yeni temizlik süreci insan hayatında âdeta yepyeni bir temiz sayfa açar. Gusletmenin bir diğer hikmeti de, vücudu dinç, dinamik ve canlı tutmasıdır. Varlığının dörtte üçü su olan insan vücudu temiz su ile buluştuğunda, eski yorgunluğunu atar, dinlenme sürecine geçer, yeni bir canlılık ve dinamizm toplar. Gusül ile beraber âdeta hayat yeniden başlar. İnsan ruhu ve duyguları yeniden kendine gelir. İnsan ruhu yeni başarılar için gusül i... Devamı

Safer ayı üzerine

2007-01-18 23:01:00

Safer ayı üzerine İzmir’den : “Safer ayına uğursuzluklar ayı deniyor. Bu ayda çok sadaka vermemiz öğütleniyor. Bu ayda yapmamız gereken bir ibadet var mı?” Safer ayı, Hicrî ayların ikincisidir. Hicrî ayların birincisi, bilindiği gibi Muharrem ayı idi ve içinde aşûre günü vardı. Üçüncüsü ise Rebî’ül-Evvel ayıdır ve bu ayın 12. Gecesinde Kâinatın Efendisi Sevgili Peygamberimiz (asm) arzımıza, aramıza ve gönlümüze teşrif etti. Hicrî takvimde bazı ayların ve günlerin; gerek içinde farz kılınan ibadetler, gerekse bir kudsî tarihin unvanı olmaları hasebiyle mukaddes tanındığı biliniyor. Meselâ Recep, Şaban ve Ramazan ayları, nafile ve farz ibadetlerin içerisinde teşrî kılındığı üç ibâdet ayı olarak bilinir; bu aylardan bilhassa Ramazan ayı ve bu ay içindeki Kadir Gecesi Kur’ân’da da ifâdesini bulur; diğer ikisi de muhtelif nafile ibâdetler için münbit birer zemin teşkil ettiği sahih hadislerde beyan edilir. İslâmiyet öncesi Araplar arasında da Muharrem, Recep, Zi’l-Kâde ve Zi’l-Hicce aylarının hürmet duyulan aylardan olduğu ve bu aylarda Arapların savaş yapmaktan çekindikleri biliniyor. Sahih kaynaklarda mübarek olduğu bildirilen diğer gün ve geceleri de burada zikretmek lâzım: Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı, Arefe gün ve geceleri, Kandil geceleri, Cuma günleri, Aşûre günü vs. gibi. Bu günlerde de gerek nafile, gerek vacip, gerekse farz olmak üzere değişik eda şekilleriyle muhtelif ibadetler yapılır. Görüldüğü gibi İslâmiyet’te hürmet duyulan ve belli ibadetler için tahsis edilen aylar, günler ve geceler bulunmakla beraber; âfetler, musibetler ve semavî belâlar için tahsis edilen muayyen her hangi bir zaman diliminden söz etmek mümkün değildir. Böyle bir tahsisat, İslâm’ın ruhuna uygun değildir. Belli ayları İlâhî musibet ayı olarak ilân etmek doğru da değildir. Allah’ın irâdesini aylarla veya günlerle sınırlamak mümkün olmadığı gibi; böyle bir sınırlama çabası kulluk terbiyesine de yak... Devamı

Miras maaşı hakkında

2007-01-18 23:00:01

Miras maaşı hakkında  “Bir arkadaşın sorusu: ‘Miras maaşını almak için mahkemece boşanmış bir çift, evliliğini dinen devam ettirebilir mi? Eğer ettirirse, aldığı maaş kendilerine helâl olur mu?” Mahkemenin boşamasıyla bir çift üç talaktan birini vermiş olur. Bununla beraber birbirlerine gerek iddet süreleri içinde dönebilirler, gerekse iddetleri bitince nikâh yaparak dönebilirler ve evliliklerini sürdürebilirler. Burada sorun yok. Sorun mahkemeyi aldatarak yalan ve hile ile maaş almaya devam etmelerinde vardır. Bu maaş helâl olmaz. Çünkü mahkemece maaş için boşanan ve sonra tekrar imam nikâhıyla evlenen kadın, devletin dul için verdiği maaşı hak etmez. Çünkü dul değildir. Çünkü evlidir. Devamı

Dinimizde zor durumda kalınca adam öldürmenin yeri var mıdır?

2007-01-18 23:00:00

Dinimizde zor durumda kalınca adam öldürmenin yeri var mıdır? İstanbul’dan okuyucumuz: “İnsan öldürmenin şüphesiz ki dînimizde yeri yok. Bunu biliyorum. Allah bizi bu gibi durumlardan korusun. Fakat zor durumda kaldığın zaman adam öldürmenin yeri var mıdır? Meselâ, canına, malına, ırzına tecavüz edildiği zaman ne yapılmalıdır?..” Yüce Dînimiz hukukun üstünlüğünü tanımış ve önemli hukûkî düzenlemeler yapmıştır. Hukuk dışı insan öldürmenin dînimizde yeri yoktur. İnsan kendi başına ceza veremez, infaz yapamaz, verdiği fevrî cezayı uygulamaya geçemez. Geçerse zulüm yapmış olur, haksızlık yapmış olur, cinayet işlemiş olur. Nitekim öfkeyle kalkıp zararla oturmak bundan başka bir şey değildir. İşte Üstad Hazretlerinin ifadesiyle, bir dakikalık intikam lezzeti ile hareket eden, bu fevrîlikten dolayı milyonlar sene hapis cezasına kendisini müstahak etmiş olur. İnsan canını, malını ve namusunu korumalıdır tabiî ki. Ama töre adına yapılan kimi uygulamalarda olduğu gibi insan öldürerek değil. Can, mal ve namus tehlikeye düştüğü zaman tetiğe sarılmak törelerimize yerleşmiş olsa bile, İslâm dininin bunu tasvip etmesi mümkün değildir. Bu sadece törelerimizin vahşî yanıdır. Bu vahşeti Müslümanlık haklı saymıyor. Can, mal ve namus tehlikeye düştüğünde öncelikle emniyet güçlerinden yardım istenir, gerektiğinde idarî ve hukukî mercilere başvurulur. Birden bire gelişen olumsuzluklarda kendimizi kendimiz savunmak zorunda kalırsak, öldürmeye kast etmeksizin, korkutmak amacıyla atış yapılır. Ama öldürmeye atılmaz. Ölümle sonuçlanacak müdahalelerden kesinlikle kaçınılır.... Devamı

Başkalarının Kusurlarını Görmek

2007-01-18 22:59:00

Başkalarının Kusurlarını Görmek Yozgat’tan okuyucumuz: “Bulunduğum ortamda arkadaşların bâzı kusurlarını görüyorum. Gerek ibâdetlerinde, gerekse sünnet-i seniyyede, bunlardan bazıları onları şirke götürecek nitelikte. Ben bunları bazen uyarma ihtiyacı duyuyorum ve uyarıyorum. Onlar ise, Allah ile kul arasına girilmez ve herkesin bildiği kendine yeter diyorlar. Bunlara nasıl cevap verebiliriz?” 1- Öyle anlaşılıyor ki, kendimizden fazla etrafımızla ilgiliyiz. Oysa efdal olan ve makbûle geçen arkadaşlarımızın kusurlarını görmek yerine, kendi kusurlarımızı görüp izâlesine çalışmaktır. 2- Çevremize karşı görevlerimizin en başında “iyi örnek” olmak gelmektedir. 3- Bazı durumlarda etrafımızı ve çevremizi uyarmak görevimiz de olur şüphesiz. Fakat, bu durumda; a) Muhakkak yumuşak sözlü olmalıyız. b) Muhakkak saygın ve nazik bir ifâde kullanmalıyız. c) Sözü damarına değil, mutlaka kalbine işletmeliyiz. d) Kendimiz yaşamadığımız bir meseleyi uyarı konusu yapmaktan kesinlikle kaçınmalıyız. e) Samimî bir üslup kullanmalı, fazîlet satışı yapan üsluplardan uzak durmalıyız. f) Gururlu değil; mütevâzı olmalı ve bunu geçici bir gaye için değil, kalıcı bir hayat prensibi olarak yaşamalıyız. g) Uyardığımız ve zaman zaman uyarma ihtiyacı hissettiğimiz kişilerin diğer zamanlarda diğer problemleriyle de ilgilenmeli, kalbimizle onun kalbi arasında sıcak bir iletişim köprüsü kurmalıyız. Her fırsatta bu köprüyü pekiştirmeli, çeşitli hatâlar ve olumsuzluklarla bu köprünün tahrip edilmesine meydan vermemeliyiz. h) Eğer bütün bunlara rağmen davranışlarında olumlu bir gelişme izlememişsek; sabırlı olmalı, itham etmekten, kınamaktan, yargılamaktan ve başkalarının yanında küçük düşürmekten kaçınmalıyız ve ıslâhı için gıyâbında duâ etmeliyiz. ... Devamı

Hayvanlar ve bitkilerde aşılama

2007-01-18 22:58:00

Hayvanlar ve bitkilerde aşılama Trabzon’dan Musa Öztürk: “1- Elma ile kestane aşılanır mı? 2- Tosun ile annesi eşlenir mi?” 1- Elma ile kestanenin aşılanıp aşılanmayacağı teknik bir meseledir. Eğer ağaçların yapıları ve tabîatları kaldırıyorsa, eğer ziraat ilmi bunu onaylıyorsa, bu dînen de mubahtır; yapılabilir, sakıncası yoktur. 2- Kelâm sıfatından insana gelen şeriat, insanın ihtiyârî fiillerini düzenler, insanlar arası muâmelelerde geçerlidir. Bu şeriat, hayvanların fiillerini düzenlemez ve hayvanlar arası muâmelelerde tatbik olunmaz. Hayvanlar arası muâmelelerde irâde sıfatından gelen şeriât-ı fıtriye (Allah’ın kâinâtla ilgili koyduğu kânûn, yasa ve kurallar) geçerlidir. Bu şeriat, irâde sıfatından gelen ve yaratılış emirlerini içeren şeriattır ki, kâinâtta câri olan kânûnlardan ibârettir. Hayvanlar arası muâmelelerde şerîât-ı fıtriye geçerlidir. Şerîât-ı fıtriyede ise böyle bir haram söz konusu değildir. Yani tosun ile annesi döllenebilir. Şeriat-ı fıtriyenin kanunu böyledir Devamı

Televizyon İzlemek

2007-01-18 22:53:00

Televizyon İzlemek  “Televizyon izlemek ne kadar doğrudur? Ne kadar yanlıştır?” Televizyon seyretmenin günah olup olmaması, tamamen programa bağlı bir durumdur. Toplumumuzun ahlâk, ilim, îmân, irfan ve edep değerlerine riâyet eden programları izlemekte bir sakınca yoktur. Bununla berâber, programlar ahlâkî de olsa bunları izlemenin kitap okumayı ve dostlukları öldürdüğü bir vâkıadır. Netice olarak, iyi programlar için mubah olduğu söylenebilir. Kötü programları izlemek ise câiz değildir. bence gereksiz yere vakit öldürmedir.Yerine kitap okunulabilir Devamı

İNANÇ SORULARIİNANÇ SORULARI

2007-01-18 22:51:00

İNANÇ SORULARI 1-Bazı insanlar genç iken ölüyor, bazıları ise hayatının sonuna doğru hidayete eriyor, bu durumda ölüm Allah’tan olduğuna göre, erken ölen birisi, ölmek benim elimde değildi ve yaşasaydım belki de ben de hidayete erecektim diyerek itiraz edebileceğini düşünerek bu hususun Allah’ın adil sıfatıyla uyum içinde olup olmadığını açıklar mısınız?  2-Yine görüyoruz ki bazı insanların önüne öyle hadiseler çıkıyor ki hayatta, sonrasında hidayete geliyor, örneğin bir rüya görüyor veya otobüste giderken yanına bilgili bir hizmet ehli oturup hidayetine vesile oluyor, bu durumda bazıları kayırılmış olmuyor mu? 3-Bazı insanlar ateist ya da ehl-i dünya bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor ve hayatı bu şekilde devam ediyor, ancak bir başka çocuk dindar bir ailede yetişiyor ve öyle devam ediyor, bu durumda ilk çocuk ahirette beni de dindar bir ailenin yanında dünyaya getirseydiniz ben de imanlı olacaktım, ve dindar olan çocuk benim yerimde olsa o da imansız olacaktı, o zaman benim suçum ne diyebilir, bu durumu nasıl izah edebiliriz, yani insanların inanış biçimlerini özellikle içinde bulundukları ortam etkiliyor, bu durum kader açısından nasıl değerlendirilebilir? 4-Allah Hz. Ademi yaratmadan önce yeryüzünde bir topluluk yaratacağım diye meleklerle konuştuğu zikrediliyor, peki o zaman neden ilk olarak direk dünyaya değil de Cennete gönderildiler, şeytanın Cennette işi neydi, nasıl girdi oraya, ilk günah işlenmese hep orada mı kalınacaktı, ayrıca Hz Havva Hz Ademin kemiğinden yaratıldı diyorlar, Allah hâşâ Hz. Ademi yaratırken yarattığı varlığın kadına ihtiyacı olduğunu bilmiyor muydu, bu ilk yaratılış hadisesini biraz aydınlatır mısınız? 5-son sorum, fıkıhla ilgili, hükmi şahıslar ya da diğer ismiyle tüzel kişilikler faizle kredi alsa, ortaklara günah olur mu? Sorularımın fazla olduğunu biliyorum, ancak niyetim halistir, imani aramaktan başka bir amacım yoktur, birçok soru sitesine ayni soruları sordum ama maalesef tatmin edici ... Devamı

Cuma Günü işlenen Günahlar

2007-01-18 22:36:00

 Cuma Günü işlenen Günahlar Hakkında   istanbul’dan okuyucumuz: “Bir günlük takvim yaprağında, ‘Cuma günü işlenen günahlar iki kat yazılır’ gibi bir ifâde okudum. Bu ne demektir? Gerçekliği var mıdır?” 1- Bir sözün doğru olup olmadığını ölçüp tartmak için kim söylemiş, ne söylemiş, ne makamda söylemiş, niçin söylemiş ve hangi kayıtlarla söylemiş olduğuna bakmalıdır. Bu ana unsurları tespit etmeden, ucu ve sonu kırpılmış bir söze doğru mânâ vermek imkânsızdır. 2- Cuma günü Müslüman’ın haftalık bayramı olduğundan, bu günde hayırlı amel yapmaya, duâ ve zikirleri arttırmaya, tevbe ve istiğfarda bulunmaya ve icâbet saatine denk gelir ümidiyle gün boyu duâ ve niyazı eksik etmemeye dinimizde bolca teşvik vardır. 3- Cuma günü Cuma namazı esnasında hür ve mazereti bulunmayan bir kimsenin Cuma namazına gitmeyip başka işlerle meşgul olması haramdır. Cuma namazı saatinde—mazereti bulunmadığı halde—; 1- Cuma namazını kılmamak ve 2- Bu saatte dünya işleriyle ilgilenmek gibi bir “çifte günahtan” söz etmek mümkündür. Devamı

“Sen olmasaydın âlemi yaratmazdım” İfadesi Hakkında

2007-01-17 17:00:01

“Sen olmasaydın âlemi yaratmazdım” İfadesi Hakkında Batman’dan : “Sen olmasaydın âlemi yaratmazdım” ifâdesi âyet midir, hadis midir? Hadis ise nasıl hadistir? Kaynağı nedir?” “Sen olmasaydın ben âlemleri yaratmazdım” ifâdesi bir hadis-i kudsîdir. Yani mânâsı Cenâb-ı Allah’a ait olup, Peygamber Efendimiz (asm) tarafından metin ve ifâdeye dökülen ilâhî sözlerdendir. Hadis-i kudsîler genelde, “Allah dedi ki”, “Allah buyurdu ki” tarzında ifâdelerle başlarlar. Çünkü mânâ doğrudan Cenâb-ı Allah’a aittir. “Sen olmasaydın ben âlemleri yaratmazdım” hadis-i kudsîsi Risâle-i Nur’da bir çok yönleriyle izah ve tefsir edilmiştir.1 Bedîüzzaman Hazretleri bu hadis-i kudsîden hareketle, (çekirdek-ağaç-meyve-meyve içinde yine çekirdek) misâlinde olduğu gibi, Peygamber Efendimizin (asm) maddî ve mânevî varlığının bu kâinât ağacının hem çekirdeği, hem meyvesi hükmünde olduğunu kaydetmiş2 ve kâinâtın varlık sebebi olarak Hazret-i Muhammed’i (asm) göstermiştir.3 Bedîüzzaman Saîd Nursî gibi bir hadis hafızı tarafından sıhhati sabit görülmüş ve âdetullaha uygun bir yaklaşımla işlenmiş, izah ve tefsir edilmiş olan bu hadis, hadis kaynaklarında da elbette yer alıyor. Hadis, Keşfü’l-Hafâ’da kayıtlıdır.4 HAŞİYE-Dipnotlar: 1- Meselâ bakınız: Sözler, s. 72; Sözler, s. 215; Mesnevî-i Nûriye, s. 38; Şuâlar, s. 537. 2- Mesnevî-i Nûriye, s. 99. 3- Sözler, s. 113; Lem’alar, s. 329.4- Keşfü’l-Hafâ, 2/164, H. No: 2123.... Devamı

Kadinin her sözü dinlenir mi?

2007-01-17 17:00:00

Kadinin her sözü dinlenir mi? İsimsiz okuyucumuz: “‘Kadının her sözünü dinleyen erkek lanetlenmiştir’ hadisini açıklar mısınız?” Bizim, sıhhati konusunda emin olmadığımız sözleri hadis diye açıklamamızı istemeyin lütfen. Böyle bir söz, mânâ itibariyle hadis estetiğine sahip değildir. Bize sorulan hadislerin veya rivâyetlerin kaynaklarını ve nereden alındığını yazmanızı istirham ediyoruz Devamı

Dinde aşırılık yoktur

2007-01-17 16:59:00

Dinde aşırılık yoktur “Câmiü’s-Sağîr’de Peygamber Efendimizin (asm) ‘Dinde aşırı gitmekten sakının. Çünkü sizden öncekiler dinde aşırı gitmekle helâk oldular’1 buyurduğu yazıyor. Bu hadisi açıklar mısınız?” Dinde orta yol, kolaylık yolu, itidal yolu, güç yetirilebilecek yol emredilmiştir. Peygamber Efendimiz (asm), “Orta yolu size tavsiye ederim. Çünkü her kim çok ince eleyip sık dokumaya kalkarsa din onu yener” buyurmuştur.2 Nitekim “Biz Kur’ân’ı sana zahmet çekesin diye indirmedik”3 buyuran Kur’ân, diğer bir âyetinde; “Allah size kolaylık diler; zorluk dilemez”4 buyurur. Bedîüzzaman hazretleri de; “Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez”5 âyetlerinin sırrınca dinde teklif-i mâlâyutak (kişinin yapamayacağı şeyi ona yükleme) olmadığına dikkat çekiyor. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) bu âyetleri, şu hadisiyle tefsir eder: “Din kolaylıktır. Asla kimsenin dine gücü yetmez. Her şeye güç yetireceğim diyen, mağlup olur. O halde doğru olanı takip edin ve orta yolu elden bırakmayın. Yapabileceğinizi ve devam edebileceğinizi yapın. Müjdeleyin ve imrendirin. Kolaylaştırın. İbadet ve çalışmalarınıza sabahları, öğleden sonraları ve seher vakitleri devam edin. Verimi sağlayın.”6 Dinde aşırı gitmek, hakta sebat etmek demek değildir, takvayı esas tutmak demek değildir, azimet üzere yaşamak demek değildir. Dinde aşırı gitmek, dînin hükümleri arasında denge kurmayarak, daha az öneme sahip emirlerde aşırıya kaçarken, daha çok öneme sahip emirleri ihmal etmek demektir. Yani dengesizliktir. Meselâ nafileler için güç ve takatin ötesinde gayret sarf ederken ve âdeta nafileler için kendini harap ederken,—bu şiddet ve titizlik yüzünden yorgun düşerek—sünnetleri, vacipleri ve hatta farzları ihmal etmek demektir. Peygamber Efendimiz (asm) geceleri mübarek ayakları şişesiye kadar ibadet yapar, namaz kılardı; tamam. Söz gelişi bi... Devamı

Allah’ın rahmetine sınır konabilir mi?

2007-01-17 16:58:01

Allah’ın rahmetine sınır konabilir mi? Karabük’ten : “Câmiü’s-Sağir’in 3650. hadisinde ‘Kim Cuma gününde anne ve babasının veya onlardan birisinin kabrini ziyaret eder ve orada Yasin okursa günahları bağışlanır” buyruluyor. Bu hadise göre kimin günahları bağışlanıyor? Anne babanın mı, evlâdın mı? Yoksa her ikisinin de mi? Bu müjdeye mazhar olabilmek için en son nihaî vakit hangi an veya namaz vaktidir?” Allah’ın rahmetine sınır konabilir mi? Dilerse anne babayı bağışlar, dilerse evlâdı bağışlar, dilerse her iki tarafı bağışlar. Onun bağışlaması sonsuzdur. Amel evlâda ait olduğundan evlâdın günahları bağışlanır. Yasin Sûresinin feyzi ile de anne ve babanın günahları bağışlanır. Bu müjdeye ulaşabilmek için hayatta oldukça Cuma günleri her fırsatta anne ve babanın kabrini ziyaret etmeye gayret etmelidir. Devamı

Müezzinin dâveti

2007-01-17 16:58:00

Müezzinin dâveti Şanlıurfa’dan :Kim müezzinin sesini işitir de, o kimseyi müezzinin dâvetine uymaktan alıkoyan bir engel yoksa onun tek başına kıldığı namaz kabul olmaz.’ (Ebû Davud, Salât, 47) hadisini açıklar mısınız? Bu hadiste Peygamber Efendimiz (asm) ezan sesini işiten kimsenin namazını cemaatle kılmasının önemini bildirmiştir. İmam Sindî’ye (ra) göre kabul olmazdan maksat, namazın sevabının noksan olacağıdır. Ebû Davud’un rivayetinde, sahabeler: “Özür nedir?” diye sordular. Peygamber Efendimiz (asm): “Korku veya hastalıktır” buyurdu. Mal korkusu, can korkusu, ırz korkusu makbul özürlerden olabileceği gibi, şiddetli yağmur, şiddetli soğuk, şiddetli çamur, şiddetli açlık hissi, küçük veya büyük abdest sıkışıklığı, hastabakıcılık ve her türlü fizikî veya psikolojik hastalıklar gibi rahatsızlıklar da makbul özürlerdendir. İmam Nevevî Hazretlerine göre, tek başına kılınan namaz, farzın ifası için yeterlidir. Fakat cemaatle kılınan namaza göre sevabı eksiktir. Peygamber Efendimiz (asm) bunu vurgulamak istemiştir. Bu hadiste Peygamber Efendimiz (asm): I- Namazın cemaatle kılınmasının önemini belirtmiştir. II- Cemaatten özürsüz olarak geri kalan kişinin bol sevaptan ve sünnet sevabından mahrum kalacağını bildirmiştir. III- Ciddî özrü sebebiyle cemaatten geri kalmanın meşrû olduğunu; sevapta noksanlık getirmeyeceğini müjdelemiştir. ... Devamı

Allah aşırılığı emretmez

2007-01-17 16:51:00

Allah aşırılığı emretmez  okuyucumuz: “Câmiü’s-Sağîr 2. cilddeki 1582 nolu hadisi açıklar mısınız?” Bahsettiğiniz hadiste Allah Resûlü (asm); “Dinde aşırı gitmekten sakının. Çünkü sizden öncekiler dinde aşırı gitmekle helâk oldular” buyurmuştur.1 Peygamber Efendimiz (asm) bir diğer hadislerinde ise, “Orta yolu size tavsiye ederim. Çünkü her kim çok ince eleyip sık dokumaya kalkarsa din onu yener” buyurmuştur.2 Nitekim, “Biz Kur’ân’ı sana zahmet çekesin diye indirmedik.”3 buyuran Kur’ân, diğer bir âyetinde; “Allah size kolaylık diler; zorluk dilemez”4 buyurur. Bediüzzaman Hazretleri de; “Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez”5 âyetlerinin sırrınca dinde teklif-i mâlâyutak (kişinin yapamayacağı şeyi ona yükleme) olmadığına dikkat çeker. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm) bu âyetleri, şu hadisiyle tefsîr eder: “Din kolaylıktır. Asla kimsenin dine gücü yetmez. Her şeye güç yetireceğim diyen, mağlup olur. O halde doğru olanı takip edin ve orta yolu elden bırakmayın. Yapabileceğinizi ve devam edebileceğinizi yapın. Müjdeleyin ve imrendirin. Kolaylaştırın. İbadet ve çalışmalarınızı sabahları, öğleden sonraları ve seher vakitleri devam edin. Verimi sağlayın.”6 Dinde aşırı gitmek, hakta sebat etmek demek değildir, takvâyı esas tutmak demek değildir, azîmet üzere yaşamak demek değildir. Dinde aşırı gitmek, dînin hükümleri arasında denge kurmayarak, daha az öneme sahip emirlerde aşırıya kaçarken, daha çok öneme sahip emirleri ihmal etmek demektir. Yani dengesizliktir. Meselâ nâfileler için güç ve tâkatin ötesinde gayret sarf ederken ve âdetâ nâfileler için kendini harap ederken,—bu şiddet ve titizlik yüzünden yorgun düşerek—farzları, vâcipleri ve hattâ sünnetleri ihmal etmek demektir. Doğrudur; Peygamber Efendimiz (asm) geceleri mübârek ayakları şişesiye kadar ibâdet yapar, namaz kılardı. Hattâ bir defasında Hazret-i... Devamı

Biz muhabbet fedaileriyiz

2007-01-17 16:47:00

Biz muhabbet fedaileriyiz İzmit’ten : “‘Kibre karşı kibir sadakadır’ hadisinin açıklamasını yapar mısınız?” Mü’min kibirlenmez. Fakat izzetini yere de düşürmez. Mü’min gerektiği yerde tevazu sahibi, gerektiği yerde izzet ve onur sahibidir. Kur’ân, “Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Beraberinde olanlar kâfirlere karşı çetin ve izzetli, birbirleri arasında merhametlidirler”1 buyuruyor. Yine Kur’ân’da Allah’ın övdüğü mü’minler topluluğu, “mü’minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetli”dirler.2 Bu âyetlerden anlıyoruz ki, mü’min, kâfire karşı şiddetini, izzetini, onurunu ve vakarını korusa da, mü’mine karşı düşmanlık görsün görmesin, şefkat, merhamet, tevazû ve alçakgönüllülük meleği kesilmelidir. Mü’minden kibir görse de, kibirle karşılık vermez. Onun kibir göstermekle hata ettiğini bilir, ona bu hatadan ve vartadan kurtulması için duâ eder. Ama asla ona kibirle karşılık vermez. Çünkü, mü’minin mü’mine karşı kibir göstermesi haramdır. Mü’min davranışlarını muhtelif hallere göre şöyle geliştirir: 1) Kâfirden şiddet ve düşmanlık gördüğünde, aynı şiddet ve aynı sertlikle cevap verir. Kâfirin kibrine karşı, milleti ve dini adına kibirli olur. 2) Kâfirden düşmanlık görmediğinde, izzetini ve heybetini korumakla beraber, kâfirin hak ve hukukuna saygıyı esirgemez, ona iyilik eder. 3) Mü’minden iyilik gördüğünde ona iyilik eder, mütevazi olur. 4) Mü’minden kötülük gördüğünde, ona yine dostluk gösterir, yine iyilik eder, yine tevâzûunu eksik etmez. Bugün sosyal hayatın neresinde olursak olalım; ölçümüz, özetlemeye çalıştığımız bu esaslar olmalıdır. Bedîüzzaman Hazretleri, mü’minin, kerim olduğundan, yani yaratılış itibariyle mükerrem olduğundan ne kadar kötülük yaparsa yapsın kendisine yapılan iyilik ve ikramı çok iyi algılayacağını ve düşmanlıktan vazgeçip dostluk yüzünü göster... Devamı

Ölmeden önce ölmek

2007-01-17 16:46:01

Ölmeden önce ölmek Kıbrıs/Lefkoşa’dan : “Ölmeden önce ölünüz” diye bir hadis işittim. Bu hadisi açıklar mısınız? Biz bu ameli nasıl gerçekleştirebiliriz?” Ölmeden önce ölmek fizikî olarak mümkün değil. Bu hadis-i şerifle mecazî olarak, ölmeden önce nefsimizi dünya istekleri açısından terbiye etmemizin emredildiğini anlamalıyız. Nefsimiz dünya isteklerine doymak bilmez. Bediüzzaman Hazretleri ‘tûl-i emel’ denilen nefsin bu yönünün ölümü düşünmekle terbiye edileceğini söyler. Çünkü ölüm bütün lezzetleri acılaştırır. Bunun içindir ki bir hadiste “Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz”1 denilmiştir. Diğer yandan dünya bütün isteklerin doyuma ulaşacağı bir yer olmaktan uzaktır. Çünkü fanidir. Nefsimiz bu doyumsuz yapısıyla dünyada kanaat etmekle yükümlü kılınmıştır. Dünyada bitmek bilmeyen isteklerine karşı helâl olanla kanaat ettiğinde, âhirette Cennete ulaşacağı kendisine müjdelenmiştir. Yani nefis ölmeden önce kendisini hükmen ölü bilir ve bu şekilde kendini terbiye ederek isteklerinin helâl olanı ile yetinirse, öldükten sonra rahat eder. Dipnotlar: 1- Tirmizî, Zühd: 4 Devamı

Evlenmek mi, evlenmemek mi?

2007-01-17 16:46:00

Evlenmek mi, evlenmemek mi? Manisa/: “Ahirzamanda ümmetimin en hayırlısı evlenmeyendir” tarzında İmam Gazali’nin naklettiği bir hadis duydum. Böyle sahih hadis var mıdır? Araştırdığım kadarıyla Peygamber Efendimiz (asm) evlenmeyi teşvik ediyor. Böyle bir hadis varsa açıklamasını yapar mısınız?” Evlenmek fıtrattandır. Belirli şartlar çerçevesinde de dinimizin teşvikleri ve emirleri arasında yer alır. İnsan fıtratı, kalbine karşı bir kalbe sevgi duymaya ihtiyaç duyar. Cenâb-ı Hak Hazret-i Âdem’i (as) yarattığında, ona eş olarak Hazret-i Havva’yı yaratmıştır. Kur’ân Hazret-i Havvâ’nın yaratılma hikmeti olarak, eşinin “onunla (Havva ile) ülfet etmesi”ni gösteriyor.1 Yani Cenâb-ı Hak erkeği kadınla birlikte ve birbirlerini tamamlayıcı olarak yaratmıştır. Nikâh kurumu bütün peygamberler eliyle teşvik edilen İlâhî bir kurumdur. Bununla beraber, unutmamak gerekir ki, Hazret-i İsa (as) gibi evlenmeyen peygamberler de olmuştur. Hiç şüphesiz, evlenmeyi teşvik eden çok sayıda hadis olduğu gibi; bazı durumlarda evlenmemeyi öğütleyen veya evlenmenin âfetlerine dikkat çeken hadisler de vardır ve bunlar sahihtir. Meselâ İmam-ı Gazalî’nin Huzeyfe’den ve Ebû Umame’den (ra) rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyuruyor: “Hicri ikinci asırdan sonra insanların en hayırlısı geçim derdi az ve çoluk çocuğu olmayan kimsedir.”2 Yine İmam-ı Gazalî’nin Ebû Hüreyre’den rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm): “Bir zaman gelecek; kişinin helâki karısının, anne ve babasının ve çocuklarının elinde olacak. Çünkü bunlar onu fakirlikle ayıplarlar. Ve gücünün yetmediği şeyleri kendisinden isterler. Adam da bu sebeple tehlikeli işlere girer. Böylece dini gider, kendisi de helâk olur” buyuruyor.3 Bu hadislerden evlenmemeyi teşvik eder bir mânâ çıkarmak doğru olmadığı gibi, çoluk çocuk sahibi olmanın şerli bir iş olduğu mânâsını çıkarm... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1