.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Neden hep risâleler okunmakta?

2007-01-24 20:36:00

                       Neden hep risâleler okunmakta?                                  Risâle-i Nur konusunda gündeme getirilen tartışmaların bir kısmında, "Neden hep risâleler okunmakta ve Kur'ân ve hadislere fazla önem verilmemektedir?" gibi hakikatin çok uzağında endişeler dile getirilmektedir. Risâle-i Nur'u Kur'ân ve hadis kitabı olarak okumayan bir fert o­nun hakikatinin çok uzağında demektir. O yüzden nurları Kur'ân ve hadisler ile kıyaslamak kadar anlamsız bir yaklaşım olamaz. Çünkü Risâle-i Nur'un kaynağı ve hayatı Kur'ân ve hadislerdir. Her insanın doğru arayışı yanında insanlığın da topyekûn bir arayış içinde olduğu ve ortak aklın tüm insanlık namına tarih boyunca geçirdiği bir süreç olduğu gözlenmektedir. İnsanlığın gelişim seyri içinde ortaya çıkan farklı kültür ve medeniyetler varlık âlemini kendi iç dünyalarını şekillendiren değer yargıları çerçevesinde, yani ayinelerinin rengine ve özelliğine göre anlamlandırmaktadırlar. Bu noktadan bakıldığında ferdin varlık âleminin içinde şekillenen doğrular hiç bir zaman mutlak doğruyu ifade etmeyecektir. Yani zaman ve mekânın sınırlılığı ve her yönü ile izafi olan varlık âleminde hiç kimse mutlak doğruyu, her şeyin gerçek hakikatini bulduğu iddiasında olamayacak ve doğrular varlık gereği hep izafi olacaktır. Yani her hüküm, elde bulunan veriler ve doğruya götürdüğüne inanılan yollar çerçevesinde doğru olduğuna inanılan konumda kalacaktır. Mutlak doğruya ulaşabilecek güç insanlarda olmadığına göre, "her meslek sahibinin başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı ise; 'mesleğim haktır' yahut 'daha güzeldir' diyebilir. Yoksa, başkasının mesleğinin haksızlığını ve çirkinliğini ima ede... Devamı

RAMAZAN-I ŞERİFTE YIKANMAK

2007-01-24 15:39:00

                     RAMAZAN-I ŞERİFTE YIKANMAK   OKUYUCUMUZ:RAMAZAN-I ŞERİFTE YIKANMAK CAİZ MİDİR?   Her zamanda yıkanıp temizlenmek caiz olduğu gibi Ramazan'da da yıkanıp temizlenmek caizdir. Hz. Aişe (ra) buyurmuştur ki: "Zaman zaman Peygamber (sav) cünüb olarak sabahlardı." Yani Peygamber (sav) bazen sabah olduktan sonra yıkanırdı. Şayet oruçlu olarak yıkanmak caiz olmasaydı elbette Peygamber (sav) bunu yapmazdı. Devamı

Sırat Köprüsü üzerine

2007-01-23 15:22:00

Sırat Köprüsü üzerine İzmir’den okuyucumuz: “Sırat Köprüsü nedir? Mecazî midir? Yoksa gerçekten var mıdır? Kesilen kurbanların sahibine sırat köprüsünü geçerken binek olmasının hikmeti nedir?” Âhiretin deresini, tepesini, düzlüğünü, yokuşunu, köprüsünü, yolunu, yordamını, terazisini, mizanını, ateşini ancak dünyadaki benzerleriyle kavrayabiliriz. Başka türlü kavrama imkânımız yok. Görüş ufkumuz dünyadaki benzerleriyle ve sembollerle çevrili. Âhiretle ilgili haberlerde yer alan uhrevî maddelerin sûretini ve şeklini mânâ itibariyle kavrayabilmemiz için dünyadaki benzerleriyle ifade etmek zorunluluğu var. Âyetlerde ve hadislerde âhireti ve içindekileri anlayabilmemiz için böyle ifade edilmiştir. Meselâ mahşerdeki terazi elbette bakkal terazisi şeklinde olmayacak. Kaldı ki dünyada bile şekil itibariyle biri diğerine benzemeyen çok farklı biçimlerde teraziler söz konusu. Hatta aynı bakkal dükkânında, o eski bildiğimiz klâsik teraziden tutun, farklı boy ve ebatlarda ve farklı ölçeklerle çok sayıda elektronik terazi örnekleri görmek mümkün. Öyleyse mahşerde sevap ve günahımızı tartan bir teraziden söz edildiğinde, çok hassas ölçüleriyle sonsuz duyarlıklı bir tartı âletinin bulunduğunu anlarız, gerçek şeklini görmeyi âhirete bırakırız. Sırat köprüsü için de aynı bakış açısı söz konusudur. Sırat Köprüsü, Cehennemin karanlık ve dev alevleri üzerinde kurulmuş, dehşetli, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. (“kıldan ince, kılıçtan keskin” ibaresi sırat köprüsünün çok hassas bir ayar içinde olduğuna ve dehşetine işâret eder.) Buradan herkes geçecektir. Çünkü Cennetin yolu Sırat köprüsünden geçer. Cennete giden de, Cehenneme düşen de bu köprüye uğrar. Bu köprüden geçerken günahkârlar ve kâfirler ayakları sürçerek dev ateşe düşerler. Mü’minler ise amellerine göre belirli hızlarda bu tehlikeli köprüyü geçerler. Peygamber Efendimiz’in (asm) bildirdiğine göre bu köprüden ilk geçecek olanlar Peygamber Efendimiz (asm) ve... Devamı

Cellatın ahiretteki durumu

2007-01-23 15:20:00

Cellatın ahiretteki durumu Akhisar’dan : “İnfaz memurunun (cellatın) ahiretteki durumu ne olacaktır?” İnfaz memuru adaletin hizmetindedir. Eğer adalet adalet olsa, infaz memuru da görevini öfke ve intikam hırsıyla değil; adlî bir görevi yerine getirmek maksadıyla yapsa, bundan dolayı günahkâr olmaz. Günahkâr olmadığı bir davranıştan dolayı da mahşerde hesaba çekilmez. Fakat görevi esnasında görevine intikam hırsını ve öfkesini karıştırsa, bu onu mesul duruma düşürür. Acıma duygusunu ön plana alıp adaletin emrini geciktirirse de, yine mesul duruma düşer. Yani bir infaz memuru acıma duygusu ile hareket edip adaletin gereğini yapmaktan kaçınmamalı. İntikam hırsı ile hareket edip görevini kişiselleştirmemeli. Görevini Allah’ın Adl ismi namına yapmalı. Olması muhtemel günahlardan da Allah’a sığınmalı. Bediüzzaman Hazretlerinin Mektubat isimli eserinde aktardığı şu vakıa da konumuza ışık tutmaktadır: “Bir zaman bir hâkim bir hırsızın elini kestiği vakit eser-i hiddet gösterdiği için, ona dikkat eden âdil âmiri onu o vazifeden azletmiş. Çünkü şeriat namına, kanun-u İlâhî hesabına kesseydi, nefsi ona acıyacaktı. Ve kalbi hiddet etmeyip, fakat merhamet de etmeyecek bir tarzda kesecekti. Demek, nefsine o hükümden bir hisse çıkardığı için, adaletle iş görmemiştir.” ... Devamı

Mahşerde âzâlarımızın konuşması var unutma

2007-01-23 15:17:00

Mahşerde âzâlarımızın konuşması okuyucumuz: “Mahşer günü âzâlarımızın konuşması ne demektir? Nasıl bir konuşmadır? Neden konuşacaklar?” Konuşmak insan olmanın en seçkin vasıflarından birisidir. İnsanların konuşma vasıfları kabirde de, mahşerde de, ebedî hayatta da devam eder. İnsanlar hep konuşurlar. Âzâlarımız şimdi nasıl fıtratı yaşıyorlarsa, mahşerde de fıtrî bir biçimde konuşacaklar, sahiplerinin etkisinde kalmadan, onun irâdesinden çıkarak, yaptıklarını ve yaşadıklarını doğru bir biçimde söyleyecekler. Nasıl ki burada parmak izlerimiz, vicdanımız, sîmâmız, heyecanlarımız, asâletimiz konuşuyorsa, orada da âzâlarımızın Allah’ın izin ve takdiriyle aynı doğrulukla konuşacakları hakkında kesin haberler, âyetler ve hadisler mevcuttur. Konuyla ilgili âyet ve hadislerden bir kaçı şöyledir: * “O gün ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur ve ayakları da yaptıklarını şahitlik eder.”1 * “Nihayet Allah’ın düşmanları oraya vardıklarında dünyada iken yapa geldiklerinden dolayı kulakları, gözleri, derileri aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir. Derilerine: ‘Bizim aleyhimize niçin şahitlik ettiniz?’ diyecekler. Onlar da: ‘Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Zaten sizi ilk defa O yaratmıştır. Yine ancak Ona döndürülüyorsunuz’ diyecekler. Siz, gözlerinizin, kulaklarınızın ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden korkarak kötü iş işlemekten çekinmiyordunuz! Bilâkis Allah’ın, yaptıklarınızın çoğunu bilmediğini sanmıştınız! İşte Rabb’inizi böyle sanmanız sizi mahvetti! Bu yüzden hüsrâna düştünüz.”2 * “O gün onların aleyhlerine kendi dilleri, kendi elleri ve kendi ayakları yapmış olduklarına şahitlik edecekler.”3 * Ashab-ı Kiram (ra): “Yâ Resûlallah! Biz kıyamet gününde Rabb’imizi görecek miyiz?” diye sordular. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm): “Siz, öğle vakti, önünde hiçbir bulut yok iken, güneşi görmek hususunda... Devamı

Mahkeme-i Kübra’da büyük duruşma SENİ BEKLER

2007-01-23 15:14:00

Mahkeme-i Kübra’da büyük duruşma Marmaris’ten : “Yirmi Sekizinci Lem’a’da ‘Âkilü’l-lahm hayvanların helâl rızıkları vefat etmiş hayvanların etleridir. Hayatta olan hayvanların etleri onlara haramdır. Eğer yeseler cezâ görürler. ‘Boynuzsuz olan hayvanın kısası kıyâmette boynuzludan alınır’ diye ifâde-i hadisiye gösteriyor ki: Gerçi cesetleri fenâ bulur; fakat ervahları bâkî kalan hayvanat mâbeyninde dahî, onlara münâsip bir tarzda dâr-ı bekâda mücâzât ve mükâfâtları vardır” deniliyor. 1)Buna kıyâsen, hayvanların da insanlar gibi hesapları görülecektir; amellerine göre muâmele göreceklerdir denilebilir mi? 2)Hayvanlar akıl ve şuur sahibi olmadıklarına göre, akıl sahibi olmayanın hesâbı var mıdır? İnsanlardan mecnun olanların hesaba çekilmeyeceklerini biliyorduk! Doğru mu? Eğer doğru ise, insanın akıl sahibi olmayanının hesaptan muaf olup, akıl sahibi olmayan hayvanın hesaba çekilmesini nasıl izah edebiliriz? 3)Hesaba çekilmekte akıl mı, cüz’-i ihtiyârî mi ölçüdür?” Mahkeme-i Kübrâ duruşmasının en çetin hesabının kul hakkı ve hukuku ile ilgili olacağında şüphe yoktur. Boynuzsuz koyunun hakkının boynuzlu koyundan alınacağı çetin bir gün olan büyük duruşma günü, kul hakkının affının, ilgili kulun elinde olacağı; bunun için iyiliklerinden bir kısmının, hakkını yediği kula verileceği, iyilikleri bittiği halde hâlâ üzerinde kul hakkı varsa da, bu defa üzerinde hakkı bulunan kimselerin kötülüklerinin alınıp bunun üzerine yükleneceği ve böylece adâletin eksiksiz sağlanacağı hadislerde bildirilmiştir. Hattâ Peygamber Efendimiz (asm), bu durumdaki kişilerin orada gerçekten iflâs ettiğini haber vermiştir.1 Kezâ Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın, “Şüphesiz Kıyâmet Günü haklar sahiplerine verilecektir. Hattâ boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyuna kısas yapılacaktır”2 hadisi—hayvanlardan en yumuşak huyu ile tanınan koyunun seçilmesi—ve bu hadisle ilg... Devamı

Sırat Köprüsü nedir acaba?

2007-01-23 15:11:00

Sırat Köprüsü nedir? İzmir/Bornova’dan : “Sırat Köprüsü nedir? Mecâzî midir? Yoksa gerçekten var mıdır? Kesilen kurbanların, sahibine sırat köprüsünü geçerken binek olmasının hikmeti nedir?” Âhiretin deresini, tepesini, düzlüğünü, yokuşunu, köprüsünü, yolunu, yordamını, terazisini, mîzânını, ateşini ancak dünyadaki benzerleriyle kavrayabiliriz. Başka türlü kavrama imkânımız yok. Görüş ufkumuz dünyadaki benzerleriyle ve sembollerle çevrili. Âhiretle ilgili haberlerde yer alan uhrevî maddelerin sûretini ve şeklini mânâ itibariyle kavrayabilmemiz için dünyadaki benzerleriyle ifâde etmek zorunluluğu var. Âyetlerde ve hadislerde âhireti ve içindekileri anlayabilmemiz için böyle ifâde edilmiştir. Meselâ mahşerdeki terazi elbette bakkal terazisi şeklinde olmayacak. Kaldı ki dünyada bile şekil itibariyle biri diğerine benzemeyen çok farklı biçimlerde terâziler söz konusu. Hatta aynı bakkal dükkânında, o eski bildiğimiz klasik terâziden tutun, farklı boy ve ebatlarda ve farklı ölçeklerle çok sayıda elektronik terâzi örnekleri görmek mümkün. Öyleyse mahşerde sevap ve günahımızı tartan bir terâzîden söz edildiğinde, çok hassas ölçüleriyle sonsuz duyarlıklı bir tartı âletinin bulunduğunu anlarız, gerçek şeklini görmeyi âhirete bırakırız. Sırat köprüsü için de aynı bakış açısı söz konusudur. Sırat Köprüsü, Cehennemin karanlık ve dev alevleri üzerinde kurulmuş, dehşetli, kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüdür. (“Kıldan ince, kılıçtan keskin” ibaresi sırat köprüsünün çok hassas bir ayar içinde olduğuna ve dehşetine işâret eder.) Buradan herkes geçecektir. Çünkü Cennetin yolu Sırat köprüsünden geçer. Cennete giden de, Cehenneme düşen de bu köprüye uğrar. Bu köprüden geçerken günahkârlar ve kâfirler ayakları sürçerek dev ateşe düşerler. Mü’minler ise amellerine göre belirli hızlarda bu tehlikeli köprüyü geçerler. Peygamber Efendimizin (asm) bildirdiğine göre bu köprüden ilk geçecek olanlar Peygamber Efendimiz (asm) ve ümmeti ol... Devamı

Mahşerde sevap ve günah tartılması nasıl olacak?

2007-01-23 15:09:00

Mahşerde sevap ve günah tartılması  bir okuyucumuz: “Mahşer günü günahların bedelleri nasıl ödenecek? Sevaplar nasıl insanı kurtaracak? Mahşer gününde halimiz ne olacak?” Dilerseniz Mahşer günü hakkında sözü, hiç yorumsuz, Allah Resûlü’ne (asm) bırakalım. Peygamber Efendimiz (asm) buyurur ki: “Ben geçen gece rüya-yı sâdıkada neler neler gördüm. “Ümmetimden bir adam gördüm ki, azap melekleri etrafını sarmıştı. O anda almış olduğu abdest geldi ve onu kurtardı.“Ümmetimden bir adam gördüm ki, kendisi için kabir azabı hazırlanmıştı. Namazı geldi ve onu kurtardı.“Ümmetimden bir adam gördüm ki, şeytanlar etrafını kuşatmıştı. Yaptığı zikirler geldi ve onu kurtardı. “Ümmetimden bir adam gördüm ki, susuzluktan dili dışarıya sarkmış, soluyordu. Tuttuğu Ramazan orucu geldi ve ona su ikrâm etti.“Ümmetimden bir adam gördüm ki, önü karanlık, arkası karanlık, sağı karanlık, solu karanlık, üstü karanlık, altı karanlıktı. Yaptığı hac ve umresi geldi ve onu bu karanlıklardan çıkardı.“Ümmetimden bir adam gördüm ki, ölüm meleği ruhunu almak için gelmişti. Anne ve babasına yaptığı iyilikler geldi, meleğin o anda ruhunu almasına mani oldu. “Ümmetimden bir adam gördüm ki, mü’minlerle konuştuğu halde, onlar kendisiyle konuşmuyorlardı. Akrabalarıyla olan iyi ilişkileri geldi ve onlara hitâben, “Bu akrabalarına iyilik ederdi” dedi. Bunun üzerine onlar da o zâtla konuştular. O da onlara karıştı. “Ümmetimden bir adam gördüm ki, peygamberler halka halka olmuşlardı. Hangi halkanın yanına varsa kovuluyordu. O anda cünüplükten gusletmesi geldi, ellerinden tutarak yanıma oturttu.“Ümmetimden bir adam gördüm ki, Cehennemin hararetini elleriyle yüzünden uzaklaştırmaya çalışıyordu. O anda verdiği sadakalar geldi, üzerine gölge, yüzüne karşı perde oldu.“Ümmetimden bir adam gördüm ki, azap zebânîleri yanına gelmişti. O anda iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırması geldi. Ve onu bu ... Devamı

Maddî zararların âhirette karşılığı var mı ACABA?”

2007-01-23 15:06:00

Maddî zararların âhirette karşılığı var mı?” İzmir/Tire’den: “Ege ve Karadeniz bölgelerine gelen yağmur âfetinde çiftçiler çok zarara uğradılar. Çiftçinin bunda payı, suçu ve hatâsı var mıdır? Varsa ne olabilir? Âfeti yaşayanlar, içinde bulundukları ruh hâlini kulluğa ve duâya çevirebilirler mi? Maddî zararların âhirette karşılığı var mı?” Öncelikle, âfete uğrayan çiftçilerimize geçmiş olsun der; mal kayıplarının sadaka hükmüne geçmesini Cenâb-ı Feyyaz-ı Mutlak’tan niyaz ederim.  Şükreden Müslümanın hiçbir zaman kayıp içinde olmadığını, dünyada kaybedenin âhirette kazançlı olacağını, Allah için sabredenlere Cenâb-ı Hakkın kat kat artırarak ikrâm edeceğini bizler îmânımızla biliyor ve birer günahkâr Müslüman olsak da, kaybettiğimiz mal ve canlara bedel Rabb’imizin rızâsını ve uhrevî mükâfâtını bizden esirgemeyeceğini umuyoruz. “Şüphe yok ki: Biz sizi bir takım korkular ve açlıklarla, mal, can ve mahsul eksikliğiyle imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele!”1 buyuran Rabb’imize, âfete uğrayan Müslüman kardeşlerimize sabr-ı cemil ihsan etmesi için el açıyoruz. Üstad Hazretlerinin ifâdesiyle, musîbetleri günahlarımızın kefâreti, mükâfâtların da ayak sesleri biliyoruz2 ve Allah’tan umuyoruz, umuyoruz, umuyoruz. Rabb’imiz tarafından takdir edilip gönderilen ve “müjdelenmeyi” gerekli kılan “musîbetler ve âfetler”, elbette istenilmez; ama verilirse:1- Allah’a dayanmalı, Allah’a sığınmalı, hâlimizi Allah’a arz etmeli, Allah’tan merhamet ummalı, Allah’tan mağfiret beklemeli, Allah’ın acıyacağını düşünmeli ve Allah’tan sabır istemeliyiz.  2- Musîbet ve âfetlerde giden can telefinin şehâdet, mal telefinin sadaka hükmünde olduğunu unutmamalı; “Umulur ki sizin hoşlanmadığınız bir şeyde sizin için hayır vardır”3 âyetine dayanmalı ve Allah’tan mutlak hayır beklemeliyiz.3- Başkasına uzanan her elin, aslında ... Devamı

Kâfirler âhirette Rab'lerini bilirler mi acaba ?

2007-01-23 15:00:00

Kâfirler âhirette Rab'lerini bilirler mi? İstanbul’dan okuyucumuz: “Kâfirler âhirette ‘Rabb’in’ diyorlar. Acaba Rabb’i tanımadıklarından mı, yoksa Allah onların ‘Rabb’im’ demesini istemediği için mi?”   Îmân veya inkâr tercihiyle baş başa bırakıldığımız ve imtihan olduğumuz yer bu dünyâdır. Âhiret ise yakîn, yani kesin bilgi diyârıdır. Orada inkâr etmek ne mümkün? “Sur üflendiği zaman kabirlerinden Rab’lerine doğru koşarak çıkarlar. ‘Vah hâlimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın vaadinden başka bir şey değildir! Meğer Peygamberler doğru söylemişler!’ derler.” (1)   Kur’ân bize bildirir ki: Dünyada inanmış olsun, olmasın; âhirette herkes Rabb’ini bilecek, Rabb’i ile konuşacak ve dünyadaki gafletine milyonlar defa pişman olacak! Rabb-i Rahîm ile konuşurken hitap cümlesi hiç şüphesiz, kişinin içinde bulunduğu psikolojiyi yansıtacaktır.   Kâfirlerin Cenâb-ı Hakk’a atıfta bulunurken “Rabb’in” sîgasını tercih etmeleri mahcûbiyetlerini, utançlarını, azap psikolojilerini, pişmanlıklarını ve çâresizliklerini yansıtıyor oluşu muhtemeldir. Fakat kâfirler her zaman “Rabb’in” demiyorlar; “Rabb’im!” veya “Rabb’imiz!” dedikleri de vâki oluyor.   Meselâ Zuhruf Sûresinde geçen bir Cehennem mülâkâtında “Rabb’in” dedikleri doğrudur: “Doğrusu mücrimler, temelli kalacakları Cehennem azâbı içindedirler. Azâba hiç ara verilmez! Onlar orada tamâmen umutsuzdurlar! Biz onlara zulmetmedik; ama onlar zâlim kimselerdi! Şöyle yalvarırlar: ‘Ey Mâlik! Rabb’in hiç değilse canımızı alsın!’ (Nöbetçi Mâlik): ‘Siz böyle kalacaksınız’ der.” (2)   Kur’ân, bir kısım insanların ölüm anı yakarışlarını da şu ifâdelerle yansıtır: “Ölüm gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan ... Devamı

İzinsiz kopya

2007-01-19 15:07:00

İzinsiz kopya İzmir'den : "İzinsiz CD veya VCD kopyalamak câiz midir?"Hukûkî sahibinin izni olmadan her hangi bir ürünü kopyalamak ve ondan menfaat elde etmek helâl değildir. Eğer üründe izin alınmadan kopyalanabileceği veya çoğaltılabileceği müsaadesinin hak sahiplerince verildiğine dâir bir beyan varsa, bu beyana itibar edilebilir. Aksi halde kul hakkını mûcip olur. Devamı

Resimde ve müzikte ölçü

2007-01-19 15:06:00

Resimde ve müzikte ölçü İstanbul’dan  okuyucumuz: “Hangi resimleri yapmak ve asmak câizdir? Hangi tür müzikleri dinlemek câizdir? Şarkı, türkü ve ilâhî söylemenin ve dinlemenin hükmü nedir?” İslâmiyet, tevhid ve güzel ahlâk dînidir. İslâm’ın haram ve helâllerinin hikmetlerine baktığımızda, tevhîd inancını ve güzel ahlâkı birinci plânda korumayı hedef aldığını görürüz. Meselâ içkiden zinâya, gıybetten iftirâya, adam öldürmekten kırgınlıklara, dargınlıklara, kin ve nefrete kadar bütün haramlarda bu hassâsiyet ön plândadır. Yani bunların hepsi az veya çok ya ahlâk üzerinde önemli kirlilikler meydana getiren, ya da tevhid inancına zarar veren davranış örnekleridirler. Bunların aksine ibâdetlerin özünde ve rûhunda da, tevhid inancını takviye etmek, ahlâkî fazîletler kazanmak, olgunlukları kalıcı kılmak ve bunu meleke haline getirmek hedefi vardır. Meselâ günde beş defa Allah’ın huzurunda namaz kılan bir Müslüman, kendisini hep Allah’ın huzurunda hisseder, namaz dışında da kötülüklerin hiçbirisine ne kendi hayatında, ne toplum hayatında geçit vermez. Ramazan ayında oruç tutan bir Müslüman, ahlâken yücelir, kendisinden aşağı sınıfta olanlara karşı bir merhamet meleği kesilir, tevâzûun ve alçak gönüllülüğünün zirvesine çıkar. Her konuda korumamız gereken temel ölçü tevhid ve güzel ahlâk olduğu gibi, resim veya müzikte de aynı ölçü ve kriterleri korumak temel hassâsiyetimiz olacaktır. Öyleyse resimde ve müzikte hüküm, biçimine, yerine, konusuna, muhtevâsına ve maksadına göre değişiklik arz eder. Bu hususları şöyle sıralayabiliriz: 1-Tevhid inancına uygun olmayan resim ve müzik haramdır. Meselâ mukaddes sayılmak, tapılmak, ulûhiyet izâfe etmek, ulûhiyet izâfe edilen şeyleri konu yapmak, şirke malzeme yapmak, uğur veya uğursuzluk aracı olarak kullanmak, nazarlık veya fal malzemesi yapmak, büyü için kullanmak, Allah’a ve elçilerine sûret veren bir temâyı işlemek amacıyla resim veya müzik yapmak veya bu konuları tas... Devamı

Misvak kullanımı hakkında bilgi verir misiniz?

2007-01-19 15:04:00

Misvak kullanımı hakkında bilgi verir misiniz? Antalya’dan : “Misvak kullanımı hakkında bilgi verir misiniz?" Ağız ve diş sağlığına ayrı bir önem veren Peygamber Efendimiz (asm), bunun misvak kullanmak suretiyle yapılması hususunda da ısrarlı teşvik ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bir hadislerinde, “Ümmetime meşakkat vereceğinden endişe duymasaydım, misvak kullanmalarını farz kılardım"1 buyurmuşlar, kendileri de hiçbir zaman misvakı terk etmemişlerdir. Dr. Rodat ve Dr. Kneth Kiodell’in tesbitlerine göre, misvakta mikropları imhâ eden sinnigrin ve penisilin maddesi bulunmakla beraber, bugün diş macunlarında kullanılan “sodyum bikarbonat" da mevcuttur. Bu maddeler, diş üzerindeki tortu ve artıkları eriterek, dişin delinmesini ve çürümesini önlemektedirler. (2) Misvak kullanmak sünnettir. Efdal olan, ağız ve diş sağlığı açısından konunun uzmanlarınca da tasvip gördüğü üzere, misvak kullanmaktır. Ancak,diş macunu ve fırçası da sünnet niyetiyle kullanılabilir. AMA misvak bulmak için ilininizdeki MEKKE-MEDİNE... PAZARI TÜRÜNDEKİ İSLAMİ ŞEYLER SATAN YERDE KOLAYLIKLA BULURSUNUZ. HAŞİYE-Dipnot:1-İbn-i Mâce, Tahâret, 7; 2-A. Abdurrezzâk, Sivâk, s. 119, 181;... Devamı

Mezarlıktaki kavaklar kesilir mi?

2007-01-19 15:03:00

Mezarlıktaki kavaklar kesilir mi? Konya/Seydişehir/Kavaklı köyünden : “Mezarlıklardaki yetişmiş kavaklar kesilir mi?”   Mezarlıklardaki yeşil ağaçlar ölenlerin bağışlanmaları için birer mağfiret duâsı hükmündedir. Şahsî menfaat için kesilmesi uygun değildir. Ancak ihtiyaç varsa toplum yararına bir hayırlı işte kullanmak üzere kesilebilir ve yerine yenisi dikilir. Devamı

İlk insanlar ve Rûhu’l-Kudûs

2007-01-19 15:02:00

İlk insanlar ve Rûhu’l-Kudûs 1- İlk insanlar mağaralarda vahşî mi yaşadılar?  2- Rûhu’l-Kudûs anlamı nedir ve neden Cebrâil (as) için söyleniyor?” Vahşet damarı, insan denen mahlûkun rûhunda vardır. Onu törpülemediği, yontmadığı, insanlık tarafını ortaya çıkarmadığı müddetçe ilkel çağlarda da yaşasa, çağımızda da yaşasa insan vahşîdir. Vahşî Şaron’un köpeklerinin, Filistin halkına yaptıkları karşısında kılı kıpırdamayan bir dünyada yaşıyorken; ilk insanların bizden daha vahşî olduğunu hangi kritere göre söyleyeceğiz?    İnsanın mağarada yaşaması onun vahşî oluşu için hiç de önemli bir ölçü değildir. İnsan eğer insansa, mağarada da olsa, sarayda da olsa vahşî olduğu söylenemez. Tarih boyunca yüz binlerce peygamber insanın vahşet damarını törpülemek için geldi. Fakat insan yine bildiğini okudu. Hüküm, elbette Allah’ındır. Rûhu’l-Kudûs, mukaddes ruh, Allah’ın emrine harfiyen uyan ruh, mukaddes bir vazîfe yapan rûh mânâsında Hazret-i Cebrâil (as) için kullanılmıştır. Allah ile Peygamberleri arasında elçilik görevi üstlendiği ve eksiksiz bir şekilde yürüttüğü için Hazret-i Cebrâil’e (as) bu unvan verilmiştir. Nitekim Kur’ân da Hazret-i Cebrâil (as) için Rûhu’l-Emîn(1) ve Rûh(2) unvanlarını kullanmıştır. HAŞİYE-Dipnot:1- Şuarâ Sûresi, 26/193; 2- Meâric Sûresi, 70/4; Kadir Sûresi, 97/4... Devamı

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî

2007-01-19 15:01:00

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî   “Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî kimdir? Tanıtır mısınız? Son günlerde hakkında yapılan itham furyası bizi rahatsız ediyor.” Bizim ülkemizde büyük şahsiyetler neden karalanır; bilmiyorum. Herhalde bu, şeytânî bir moda olsa gerek. Öyle ya, yaklaşık sekiz yüz yıldan beri Anadolu ve Müslüman kimliğimizle bütünleşen, ışığı, sevgisi, hoşgörüsü, genişliği, zenginliği, enginliği, mâneviyatı, ilmi ve irfânı ile ülke sınırlarını aşan ve dünyaya mal olan bir büyük şahsiyete başka türlü neden sataşılsın? Bu çamurlar, şeytandan başka kimin işine yarar? Aslında konuşanları ve konuşulanları muhatap almaya bile gerek görmüyoruz. Herkes herşeyi konuşuyor. Konuşsun efendim. Ahkemü’l-Hâkimîn Cenab-ı Allah’tır. Buna îmân etmişiz. Tarihte hangi büyüğe çamur atılmadı ki? Hangi meyveli ağaç taşlanmadı ki? Gerek peygamberlerden, gerek âlimlerden, sâlihlerden ve İslâm büyüklerinden hemen hepsi istisnâsız kendisini anlamayan, anlamak istemeyen, itham eden, lekedâr etmek isteyen “insafsız” bir takım kimselerle karşılaşmamışlar mı? Her halde büyüklüğün ve başarının bir başka ölçüsü de çamur atılmak olmalı! İftira ve çamur ehline sadece acıdık. Allah insaf versin. Her halde sırada daha başka büyükler de vardır. Çünkü o kafa yapısından başka bir şey beklenmez.  İftiracılara cevap yetiştirmek için değil;—çünkü değmez—Hazır anılmışken, bir rahmet duâsına vesîle olur dileğiyle Hazret-i Mevlânâ’yı kısaca tanıyalım: 1207’de Belh’te doğan Hazret-i Mevlânâ, 1273’te Konya’da ebediyete göçtü. Soyu baba tarafından Hazret-i Ebû Bekir-i Sıddîk’a (ra) dayanır. Anne tarafından da seyyittir. İlk tahsilini babası Sultanu’l-Ulemâ Muhammed Bahaüddin Veled’den aldı. Belh’ten babasıyla birlikte ayrıldığında beş yaşındaydı. Âilesiyle birlikte Nişâbûr, Bağdat, Hicaz, Şam ve Anadolu’nun muhtelif şehirlerine gitti. Nişâbur’da bulundukları sırada Feridüddin-... Devamı

Besmelesiz balık tutma

2007-01-19 14:55:00

Besmelesiz balık tutma Kıbrıs’tan  “1- Besmelesiz balık tutulursa bu balık yenir mi? Ayrıca bunlardan elde edilen yağ besmelesiz kullanılır mı?  Bir Müslüman’ın unutarak besmele çekmeksizin kestiği veya avladığı hayvan yenir. Kasten terk edilmemiş olması yeterlidir. Peygamber Efendimiz (asm) buyurdu ki: “Ümmetimden yanılma, unutma ve zorla yaptıklarının mes’ûliyeti kaldırılmıştır.”1Kasten mi, unutarak mı besmeleyi terk ettiğini bilmediğimizde, alırken ve yerken besmele çekmemiz bizi mes’ûliyetten kurtarır. Çünkü bu bir zorluktur.  Hazret-i Âişe (ra) bildirmiştir: “Bazı kimseler: ‘Yâ Resûlallah! Bir takım insanlar bize kesilmiş et getirmektedirler. Hayvan boğazlanırken üzerinde Allah’ın isminin anılıp anılmadığını bilmeyiz. Bu duruma ne buyurursunuz?” diye sordular. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm):“Bismillah deyiniz ve yiyiniz” buyurdu. Et getirenler yeni Müslüman olmuşlardı.”2 Balıktan elde edilen yağ da, besmele çekilerek yenilir. HAŞİYE-Dipnot:1- İbn-i Mâce, Talak, 16; 2- Buhârî, Tevhîd, 13; İbn-i Mâce, Zebâih, 3174.... Devamı

Allah´a karşı örtünmek

2007-01-19 14:53:00

Allah´a karşı örtünmek İsveç’ten  “1- Bizim burada bazı bacılar var. Başlarını örtmek istiyorlar. Ama burunlarına da hızma taktırmak istiyorlar. Bunun için burunlarını deldirmeleri gerekiyor. Bunun dînî hükmü nedir? 2- Göbeklerini deldirmek ve oraya da halka taktırmak istiyorlar. Ama bunu sadece eşleri görecekmiş. Dışarıda öyle dolaşmayacaklarmış. Bunun dînî hükmü nedir? 3- Allah her halimizi görüyor. Evde bir yabancı yokken namaz kılarken neden başımızı örtmek zorundayız? Saçlarım açık olsa, ya da kısa etek giysem olmaz mı? Ya da pantolon? Allah’a karşı kendimizi neden örtüyoruz? Örtmemizin hikmeti nedir?” İnsan bedeni ve fıtratı üzerinde keyfî işlem yapmak aslında fıtrî bir davranış değildir. Fakat bazı kesimlerde, farklı bir âdet olarak yer yer yapılagelen bir gelenek halini almıştır. Vücud üzerinde fazla zarar verici olmamak şartıyla küçük tasarrufların mübah olduğunu söylemek mümkündür. Yani kulağa küpe takma örneğinde olduğu gibi, başı açmamak ve dışarıda açık dolaşmamak şartıyla, burna hızma ve göbeğe halka takmanın da mubah olduğunu söyleyebiliriz. Gelelim evde namaz kılarken başımızı ve bedenimizi neden örttüğümüze... 1- Örtünmek Allah’ın emirlerindendir. Namazda örtünmek, namazın da farzlarındandır. Evde olup olmamamız, yalnız olup olmamamız durumu değiştirmez. Farzı uygulamada ayrıca farz sevabı da vardır. 2- Namazda saçlar açık olmaz, etek kısa olmaz. Eğer pantolon giyilecekse geniş ve rahat olmalı; dar olmamalıdır. Allah’ın emri olan bir şeyde, ancak emre uyulur. Hikmet aranmaz. Diğer yandan, namazda açık olmakta ne hikmet ve ne fayda var ki? Dîni rencîde etmeye değer mi? 3- Örtü, güzelliğimizin ayrılmaz tamamlayıcı parçasıdır. Güzellik gizlemeye değer. Her ne kadar Allah ile baş başa olsak da. Nitekim Cenâb-ı Hak da bize sunduğu hemen bütün yiyecekleri gâyet güzel ipek kumaşlar veya sert koruyucu ambalajlar içinde sarıp gizlemiştir. Kat kat yeşil kumaşlar içindeki mısır, yeşil bir örtüye bü... Devamı

Tuvalet adabı

2007-01-19 14:52:00

Tuvalet adabı  Tuvalet veya buna benzer necis yerlerde Allah’ı içten anmanın her hangi bir mahzuru var mıdır? İçimizden geçenler hayâlden ibârettirler, irâdemizi dinlemezler. Gayr-i ihtiyârî gelirler. Önlenemezler. Bu açıdan sorumluluk da getirmezler. Allah’ın adını anmak gibi bir hayırlı hatıra ise, şüphesiz hayırdır. Hangi ortamda olursa olsun içimizden geçmesi bize mes’ûliyet getirmez. Devamı

Devlete vergi ödeme

2007-01-19 14:51:00

                             Devlete vergi ödeme İzmir/Çamdibi’nden bir okuyucumuz: “Baskı ve haksızlık yapan devlete vergi verilmez, deniyor; doğru mu?” Vatandaş olmanın sorumlulukları vardır. Devlet olmanın da sorumlulukları vardır. Devlet bir hizmet kurumudur. Fakat bazan bazı birimlerinin uygulamalarından zulüm ve haksızlık çıkabilir. Bu durumda vatandaşa da elinden geliyorsa düzeltmek, gerekli mercîleri uyarmak, yanlışlıkları söylemek, susmamak, kabullenmemek, tepkisini göstermek gibi görevler düşer. Vatandaş devletini vergi vermemekle cezâlandıramaz; vergisini gereği gibi verir. Bu, devletin vatandaşı üzerindeki hakkıdır. Ancak gerektiği zaman da susmaz, konuşur, gerçekleri haykırır, gerçeklerin konuşulmasına yardımcı olur. Bu da vatandaşlık hakkıdır. Devamı

Fotoğraf |  görsel 1