.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Dava Adamı / Adam Gibi Adam Olmak

2015-01-15 01:24:00

Dava Adamı/ Adam Gibi Adam Olmak   يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى اْلآخِرَةِ Karşı tarafında muhalif fikir beyan eden olursa önce kendi davanın her şeyini en küçük bir teferruatını ve başkalar tarafından anlaşılmadığı için itiraza mahal olacak veya izaha gerek duyulacak yerlerini öğrenirsin. Kendini o noktalar merkez olmak üzere tüm benliğinle davanın inceliklerini kavrar ve birer müdafisi kesilirsin. Ama davayı benimsemek, ğaye-i hayat edinmek gerekmektedir.   Keyfiyet mevzuuna temaz eden bir meseledir aslında bu mevzu. Neden mi? İzah edeyim onu.   Daire genişlemesiyle naehillerin daire dahiline girmesi oldu. Daire haricinde kara renk olarak tabir edersek daire içinde dava içinde bürhan olan tarzı benimseyen kimse beyazdır. Kara rengin beyaza karışması hem kara rengi gri yapar hem beyaz rengi grileştirir. Beyazın karalaşmaması için davanın delailini bilmesi ve tavizsiz yaşaması ve muhlislerden olmaya ğayret etmesi elzemdir.   “Madem İslâm âlimleri -hadîs-i şerife göre- dünya ikbal ve heveslerinin peşinde koşmadıkça, peygamberlerin en emin vârisleridirler. Biz de Risale-i Nur'u, onun tam vârisi biliyoruz. Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsi, hakikî vâris olmanın esasını yaşamış ve yaşıyor.[1]”   هَلَكَ النَّاسُ اِلاَّ الْعَالِمُونَ وَهَلَكَ الْعَالِمُونَ اِلاَّ الْعَامِلُونَ وَهَلَكَ الْعَامِلُونَ  اِلاَّ الْمُخْلِصُونَ وَالْمُخْلِصُونَ عَلَى خَطَرٍ عَظِيمٍ[2]   Bu 2 hadis-i şerifin ehemmitele üzerinde durduğu mesele Dünyaya meyletmemek ve Muhlislerden olabilmenin ehemmiyetidir. Nitekim Duası makbul olan Bel’am Bin Bahura [3] Dünya ve şehvet sebebiyle cehenneme ehil olacak bir surete inkılab etmiştir. Bu hadis ve bel’am’ın bize bakan yönü tehlikelidir nitekim be... Devamı

Üçlü ittifakın hedefi Risale-i Nur’u yasaklatmak

2015-01-15 01:20:00

Üçlü ittifakın hedefi Risale-i Nur’u yasaklatmak Risale-i Nur’ların tahrif ve istismardan korunmasına yönelik yasal düzenlemeler gereğince yayınevlerine Risale basma izninin verilmesi, bu düzenlemelere karşı mücadele veren üçlü ittifakın küçük ortağını galeyana getirdi. Bugüne kadar uydurma haber ve iddialarla “Risale-i Nur yasaklanıyor” algısını oluşturmaya çalışan Yeni Asya gazetesi, şimdi de verilen izinlerin geçersiz kılınması için canhıraş bir mücadele veriyor. İttifakın başında Risale-i Nur’un can düşmanı var Üçlü ittifakın CHP ayağı, başından beri Risale-i Nur’un neşri ve okunması da dahil olmak üzere dinî özgürlüklere karşı yürütülen her türlü mücadelenin kalesi olarak biliniyor. CHP iktidarında Risale-i Nur’lar muhtelif Bakanlar Kurulu kararlarıyla yasaklanmış, ayrıca Nur talebeleri yurt çapında zulümlere maruz kalmış, mahkemeler üzerinde baskı uygulanmak suretiyle Risale-i Nur’ların yargı kararıyla yasaklanması için yoğun çabalar harcanmıştı. CHP milletvekilleri, iktidarda olmadıkları zaman bile Risale-i Nur’ların serbestçe neşrini bir türlü içlerine sindiremiyor, iktidara “Nurcular kâğıdı nereden buluyor?” şeklinde soru önergeleri veriyordu. Risale-i Nur’un korunmasına yönelik yasal düzenlemeleri Anayasa Mahkemesine götüren CHP milletvekili Rıza Türmen de, AİHM’de hakimlik yaptığı sırada başörtüsü aleyhinde oy kullanmış, hattâ the Cemaat’in yayın organlarında “Başörtüsü aleyhindeki AİHM kararının mimarı” olarak adı geçmişti. Geçtiğimiz senelerde de CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu&r... Devamı

Bir yorum

2015-01-13 18:23:00

http://www.yeniasya.com.tr/gundem/nurlara-denetimli-nesir-izni_314795 lnkine yorum   Mustafa biter kardeşe: ağabeylere kemalizme entegre oldu derken bazıları gibi gidip chp/mhp nin peşinde konuştu diyorsun zannederim. Risale-i Nur ticari bir emtia değildir.   V. UMURCA'YA: GAYE RİSALELERİN BASILMASI MI SIHHATLİCE yoksa ben neden basmıyorum mu acaba? sanki bunda ben nenden basmıyorum efkarı hakim.   H. İLHAN'A: Akgündüze gülünperestlerin bir iftirasıdır. o fetva vermedi. dediği şudur:" Cumhuriyet Tarihi boyunca yolsuzlukların oranı % 80 iken şu anda en fazla % 20 olabilir" bunun neresinden gülenperestler gibi fetva çıkıyor anlamadım. c/mhpnin değirmenine su taşımak mıdır helalzade olmak? sakın o sadık-ı ahmak şümulüne girmeyesin?   birisi demiş: demokrattan başkasına vermeyiz.   Siyasi parti oy moy o benm işim değil. istediğiniz telden çalabilirsiniz. kimsenin cebine aklınızı koymayın. aklınız mücediddin cebinde olsun.   GAYE RİSALELERİN NEŞRİ İSE SIHHATLICA İSTEYEN NEŞRETSİN. YOK BEN DE BASAYIMSA BU NEYİN İFADESİDİR?   Bu arada y.asya ile kimsenin uğraştığı bence de yok. nasıl herkes kendisince yanlış bulduğğunu söylüyor (mesela kazım g. gibi pervasızca) buna da aynı pervasızca cevap verilince vay bizle uğraşıyorlar. hem şımaran çocuk gibi tokat yeyince masum ayağına yatmak gibi ayak yapılmamalı.    Şu muhakkak lakin abilerden hiçbiri sadece ben basayım demedi buda alışık olduğumuz bir iftiradır. bizzat o abilerle görüşen birisiyim. abiler orijinali olsun dediler hatta ortak bir vakıf kurulacaktı lakin var olan bir vakıfla devam kararı aldılar.   her yayınevinin basma hakkı yok olan belli ortada malum onlarda.... Devamı

Aslına uygun basılması konusunda yayınevlerine yetki vermeye baş

2015-01-13 00:49:00

Diyanet İşleri Başkanlığı, Risale-i Nur Külliyatı'nın aslına uygun basılması konusunda yayınevlerine yetki vermeye başladı Bugüne kadar çeşitli tahrif ve suistimallere maruz kalan Risale-i Nur Külliyatı, bundan sonra Diyanet İşleri Başkanlığının denetiminde aslına uygun basılabilecek. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, Risale-i Nur Külliyatı'nın devlet tarafından korunmasını öngören yasal düzenlemeler neticesini verdi.  Dini Yayınlar Genel Müdürü Yüksel Salman, yaptığı açıklamada, 26 Kasım 2014 tarihli ve 29187 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla Bediüzzaman Said Nursi'ye ait eserler üzerindeki 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'ndan kaynaklanan tüm hak ve yetkilerin Diyanet İşleri Başkanlığına verildiğini hatırlattı. Bakanlar Kurulu kararının ardından eserlerin asıl nüshaları üzerinde konunun ilgilileriyle bir araya gelerek yaptıkları toplantılar sonucunda görüş birliğine vardıklarını belirten Salman, "Bugünden itibaren de Diyanet İşleri Başkanlığı olarak Risale-i Nur Külliyatı'nın basımı konusunda talepte bulunanlarla ilgili gerekli incelemeler yapıldıktan sonra yetki vermeye başladık. Başkanlığımızla sözleşme imzalayan yayınevleri, Kültür ve Turizm Bakanlığına başvurarak bandrol alabilecekler" şeklinde konuştu.  Salman, ilk etapta 6 yayınevine yetki verildiğini belirterek, bir ay içerisinde yeni basımların raflarda yerini alacağını dile getirdi.  -"Asılsız haberlerin kaynağını kurutacak" Eserlerin basımı konusunda görüşlerine başvurulan Barla Platformu Başkanı Said Yüce, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Risale-i Nur'a sahip çıkmasının, ülke açısından iftihar vesilesi sayılacak bir gelişme olduğunu söyl... Devamı

İşarat'ül İ'caz satışa sunuldu

2015-01-12 23:09:00

Bir dedikodu gerekçesi daha ortadan kalktı İbrahim Mert'in haberi: RİSALEHABER-ÖZEL Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Risale-i Nur Külliyatından ilk bastığı eser İşarat'ül İ'caz satışa sunuldu.  İşrat'ül İ'caz'ın ardından bandrol tartışmaları ile bir çok spekülasyon yapılmıştı. Diyanet'in bastığı eser hakkında piyasaya verilmeyeceğinden, muhtevasında eksiklik olduğuna kadar bir çok dedikodu yapılaneser, yayıncılara da ulaştırıldı. Sözler Yayınevi yetkilileri Diyanet'in bastığı İşarat'ül İ'caz'a taleplerin gelmeye başladığını açıkladılar.  Diyanet İşleri Başkanlığı, İşarat'ül İ'caz eserinde münafıklarla ilgili bahsin yer almadığı iddialarını da yalanlamıştı. Diyanet'in açıklaması için TIKLAYINIZ Ankara Teminat noktası: ihlasNur Neşriyat  +90.0312 311 07 68 +90.312 309 13 05 +90 505 474 01 43 http://www.nur.gen.tr Yozgatta Temin etmek için TIKLAYINIZ. Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur ... Devamı

Sadeleştirmeye Açılan Kapı!

2015-01-05 06:46:00

Sadeleştirmeye Açılan Kapı!     Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne..[1]   İnkılabat-ı dâhiliyeden ihtizazat, o dağlar ile iskât olunurlar. Zira dağlar yerin mesamatı hükmündedir. Dâhilî bir heyecan olduğu vakit arz dağlar ile teneffüs ettiğinden gazabı ve hiddeti sükûnet bulur. Demek arzın sükûn ve sükûneti dağlar iledir.[2]                         Malumdur ki Risale-i Nur Ehl-i Sünnet itikad ve amelinin en ahir tecdid hareketidir. Bu tecdid hareketi geleneksel bir hareket değildir. Nitekim gelenek olarak tabir edilen tasavvuf hareketidir. Tasavvufa gelenek denilmesi ise sabit olan kaidelere ve eskiden beri silsile yoluyla günümüze gelmiş olmasıdır. Bu sebeple geleneksel bir hareket tecdid vazifesi yapamaz.               Mesela silsile yoluyla gelen asardan bir misal vermek gerekirse. Hüccet-ül islam İmam-ı Gazali (r.a.) kendisinde 900 sene boyunca gelen olanlara istikamet göstergesi olmuştur. Bu hadise 1. Cihan harbi zamanlarına dek sürmüştür ki zaten bu tarihten sonra madden ve manen ecnebi istilası Alem-i islama musallat olmuştur. Bu musallatiyet ise belki bir asırdır devam etmekte.   Bu bir asır boyunca sahte kahramanlar veya şahs-ı manevi teşekkül edemeyen geçici ışıkların olduğu malumdur.   “Evet milyonların, milyarların kalbinde asırlardan beri kanamakta olan o derin yarayı saracak yegâne müşfik el; İslâmdır. Her ne kadar ufuklarda zamanzamanbazı uydurma ışıklar görülüyorsa da.. müstakbel, bütün nur ve feyzini güneşlerden değil, bizzât Rabb-ül Âlemîn'den alan ezel&ici... Devamı

Netice işi Belli Eder!

2015-01-04 21:00:00

Netice işi Belli Eder!     “Şu ağacın kesretli dal ve budakları, birtek çekirdekten gelmiş ve şu ağacın san'atkârının icad ve tasvirde vahdetini gösteriyor. Sonra şu ağaç, dal ve budak salıp tekessür ve intişar ettikten sonra, bütün hakikatını bir meyvede toplar. Bütün manasını bir çekirdekte derceder. Onunla Hâlık-ı Zülcelalinin halk ve tedbirindeki hikmetini gösterir.[1]”              “Hem o küllî nazar ve umumî tedbir, bir meyvenin içinde herbir çekirdeğe dahi nazar eder. Çünki çekirdek, umum ağacın manasını, fihristesini taşıyor…. Hem şu koca ağaç, o küçük meyveler için bazan budanır, kesilir, tecdid için bazı cihetleri tahrib edilir. Daha güzel, bâki meyveler vermek için, aşılanır.[2]”               Her şey bir asıldan türemiştir kainatta. “bir âdemi ve bir büyük pederi olduğundan silsilelerdeki tenasülden neş'et eden vehm-i bâtıl o âdemlerde, o evvel pederlerinde tevehhüm olunmaz. [3]” kainatta hiçbir mahluk şuurlu olmak şartıyla tarladan çıkan fasulye gibi çıkmamıştır alem-i şehadet olan bu dünyaya. Muhakkak bu alemde bir başlangıç noktası var. Bir başlangıç noktası olduğuna göre elbette bir noktası da olacaktır.             Bazıların ileri sürdüğü türeyiş ve evrim gibi şeyler birer safsata olmaktan öte gitmemektedir. İlk yaratılan eşek halen eşektir, fil filfir. İnsanı maymundan türedi gibi şeyleri kendisine yakıştıran maymun siretlilere gülüp geçmekten başka bir şey gerekmemekte. Ç&... Devamı

Batı gözüyle Risale-i Nurun ehemmiyeti

2015-01-04 20:24:00

  Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursi, bu modern çağda böyle bir yenileyici ve müceddiddir; her şeyden önce Mary Weld’in yazısı: Her ne kadar Batı dünyasında yaşayanların maddi ihtiyaçları karşılanmış ve çoğunluk refah içinde yaşıyorsa da, en temel ihtiyaçlar karşılanmamış durumdadır ve hatta daha da müzminleşmiştir. Kendisinin ve içinde yaşadığı dünyanın manasını anlamak, insanın yaratılışı gereği ve en büyük ihtiyacıdır. İlerlemenin muharrik gücü olan bu ihtiyaç, bilhassa çağımızda kendisini açıkça ortaya çıkarmaktadır. Herhangi bir zamandan ziyade bu çağın insanı her şeyin nedenini, niçinini bilmek ve gayesini öğrenmek istiyor. Gerçekten de, kâinatın işleyiş tarzını ortaya çıkarmak için harcadığı gayretler, ilmin her dalında baş döndürücü ilerlemelerle karşılık bulmuştur. Bununla beraber, bu ilerlemelerin cereyan ettiği Batıdaki maddi gelişme, diğer sahalardaki gelişmelerle dengelenebilmiş değildir. Batı insanı her ne kadar maddi kâinatın sırlarını ortaya çıkarmakta muazzam başarılar elde etmiş olsa da, başarısı bunun ötesine geçememiştir. Maddeye daldıkça dalmış, ancak soruların en esaslı ve en mühimlerine tatmin edici cevap bulmakta az kalmıştır. "Kâinat niçin var? Varlıkların gayesi ne? Hayatın gayesi ne? İnsanın gayesi ne? İnsan nereden geliyor; ölümden sonra nereye gidecek?" şeklindeki sorular hala cevapsızdır. Böylece, her ne kadar Batı dünyasında yaşayanların maddi ihtiyaçları karşılanmış ve çoğunluk refah içinde yaşıyorsa da, en temel ihtiyaçlar karşılanmamış durumdadır ve hatta daha da müzminleşmiştir; çünkü ilim, kâinattaki hayret verici d&uu... Devamı

KARUN'UN BÜYÜKLENMESİ ve CEZALANDIRILMASI

2015-01-04 03:49:00

KARUN'UN BÜYÜKLENMESİ ve CEZALANDIRILMASI   Hz. Musa devrinde Firavun'un ve askerlerinin dışında helak edildiği bize bildirilen bir başka kişi ise Karun'dur. Kuran'a baktığımızda, Karun'un hem Hz. Musa'nın kavminden (yani İsrail soyundan) olduğunu hem de Mısır'da büyük bir mülke sahip olduğunu görürüz. Aşağıdaki ayet, Karun'un Firavun ile birlikte Hz. Musa'ya karşı cephe aldığını göstermektedir:   Andolsun, Biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik; Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: (Bu,) Yalan söyleyen bir büyücüdür" dediler. (Mümin Suresi, 23-24)   Firavun'la birlikte olan Karun'un aynı zamanda çok büyük bir hazinenin sorumlusu olması da dikkat çekicidir:   Gerçek şu ki, Karun, Musa'nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu... (Kasas Suresi, 76)   Karun'un, Firavun yanında edindiği konum ve zenginlik, onu kendi kavmine karşı azgın ve küstah yapmıştır. Hz. Musa'yı inkar ettiği gibi, İsrailoğulları'na gösteriş yaparak onları dünya hayatına özendirmeye çalışmıştır. Allah Karun'un kibirini ve İsrailoğulları içindeki imanı zayıf kimselerin ona özenişini şöyle anlatır:   Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun'a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler. (Kasas Suresi, 79)   İsrailoğulları içindeki müminler ise Karun'a hiçbir şekilde özenmedikler... Devamı

Başta Bismillah Demek

2015-01-02 20:08:00

Devamı

Badıllı Ağabey

2015-01-02 20:04:00

Bütün safiyet ve samimiyeti ile yaşadığı aşiret hayatını, Nur yolculuğu ile devam ettirip hitama erdirme şerefine nail olan bir kahraman idi Badıllı Ağabey. Bir delikanlı iken tanıdığı Risale-i Nur’a, bütün hayatını vakfetme nimetine vasıl olarak, hizmeti büyük bir dikkat ve sadakat ile yürütmeye azami itina gösterdi. Üstad ve talebelerinden geriye kalan ve ulaşabildiği bütün mektup ve belgeleri gözü gibi korudu. Her yazdığını ve söylediğini delillere dayandırmaya çalıştı. Risale-i Nur’a tam ve eksiksiz bir şekilde hizmet etmek için bütün hayatı boyunca devam edecek bir ilim ve tahsil yolculuğuna başladı. Anne dili Kürtçe ve ilkokulda öğrendiği Türkçe’ye ilave olarak Arapça ve Farsça’yı öğrendi. Osmanlıca kaynakları büyük bir merak ve dikkat ile incelemeye başladı. Eski Said döneminde yazılan eserleri büyük bir vukufiyet ve cesaretle bir araya getirdi. ‘’Asar-ı Bediyye’’ yayınlandığı zaman, öncelikle Nur Camiası içinde büyük tartışma ve araştırmalara kapı açıldı. Kürt Meselesine, bütün korku ve alışılmış tavırların dışında büyük bir cesaret ve ciddiyetle eğildi. Meselenin Risale-i Nur perspektifi içinde, İslam kardeşliği çerçevesinde hal edilmesi için her zeminde, büyük bir vukufiyetle çözüm yolarını ifade etmekten geri durmadı. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatının, bütün detayları ve bilinmeyen yönleri ile gün yüzüne çıkarılması için büyük bir mücadeleye girişti. Bunun için Türkiye’nin her tarafını dolaştı. Üstad’la en küçük bir münasebeti olanları dahi ziyaret eder... Devamı

Abdülkadir Badıllı ağabeyle..

2015-01-02 19:43:00

Abdülkadir Badıllı ağabeyle Risale Akademi'nin düzenlediği Denizli Ağabeyleri panelinde birlikteydik, orada konuşmuş bu notları almıştım. Daha sonra Kastamonu’da Anadolu Ağabeyleri programında görüştük. Hasta olmasına rağmen Kastamonu’ya gelmişti. Konuştu ve ağladı, artık yola girmişti hissetmiştim.   Bu yaşlı adam koşa koşa gelmişti Üstadı anlatmaya. Ben de otuz saat yol gittim bir tas çorba içtim. Onun gelecek olması ve Bediüzzaman’ın Kastamonu’da çektikleri beni oraya çekti. Badıllı Abi kendi kendini yetiştirmiş otodidakt bir şahıstı, eskilerin tabiri ile çelebi. Arapçayı okuya yaza öğrenmişti. Derin bir ilmi vardı ve inanılmaz belgeci idi. Her konuştuğunu vesika ile müberhen hale getirmek mutadı idi.   Beyrut’ta iken bir muhaddis, Risale-i Nur'da geçen bir hadis için mevzu der. Muhatabı   yayın evi sahibi Muhammed el Abbas'tır. Muhaddis, "Ne diyorsun" deyince Abbas, "Bediüzzaman gibi bir zat hadis demişse, kalkar başkası mevzu derse, bu bahiste bir şey söylenmez. Bu adam öldürülür" der. Badıllı abi Abbas'a, "Sen bunu böyle demeyecektin. Şu hadis falan kitaplarda mevcuttur, karakteri şudur, diyeceksin. Muhaddis gibi konuşacaksın" diye karşılık verir.    Bu anısını anlatan Badıllı abi daha sonra da şlunları söylemişti:   "Adam kızmadı ben de o gün karar verdim Bediüzzaman’ın eserlerinde geçen hadisleri araştırmaya başladım. O günde sonra yazmaya başladım. Mufassal Tarihçeyi Hayat'ı yazdım. Cemal Kutay'ın tezleri beni rahatsız etti. Hiçbir şey bilmiyor kendini biliyor sayıyor. Bu adamın anlattıkları Üstadın hayatında yok, dinlemediler ve onu meşhur ettiler. 1983'de Gaziantep’te ha... Devamı

Nasihat Dinlememek!

2015-01-01 19:21:00

  Bu ayetin evvelki ayetle veçh-i irtibatı: Vakta ki, münafıkların nifakından neş’et eden cinayetlerinin birincisini teşkil eden, nefislerine zulmetmekle hukukullaha tecavüzleri olan cinayet zikredildikten sonra mezkur cinayetlerinin ikincisini teşkil eden hukuk-u ibada tecavüz etmekle aralarına fesat ilka etmek cinayetleri dahi mevki-i münasipte zikredilmiştir.      Sonra  cümlesi münafıkların kıssasına ve hikayesine dahil olduğu cihetle   ’deki  ’ye bağlıdır, mana ve mealce  ’ye nazırdır. Haddizatında dahi   ’ye merbuttur. Üslubun tağyiri ise, yani kaziye-i hamliye yerine kaziye-i şartiyenin iradı,  ile  arasında birkaç cümlenin mukadder olduğuna bir emaredir. Takdir-i kelam şöyle olsa gerektir: "Yalan söyledikleri zaman fitneyi ika ediyorlar. Fitneyi ika ettikleri zaman ifsat ediyorlar. Nasihat edildikleri vakit kabul etmiyorlar. Fesat yapmayın denildiği zaman, ’Biz ancak ıslaha çalışıyoruz’ diyorlar."  Bu ayetin ihtiva ettiği mezkur ve gayr-ı mezkur cümleler arasındaki veçh-i irtibat bir misalle izah edilecektir. Şöyle ki:  Bir insan tehlikeli bir yola süluk ettiği zaman, en evvel "Senin bu yolun seni felakete götürüyor, bu yoldan vazgeç" diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde şiddetle zecir ve nehyedilir ve aynı zamanda "Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın" diye tehdit edildiği gibi, "Ebna-yı cinsine zulmetmiş olursun" diye şefkat-i cinsiyeye de davet edilir.   Eğer o insan, sarhoşlar gibi inatçı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecir ve nehiyleri müdafaa etmekle mukabele eder ve "Benim mesleğim haktır; ne senin hakk-ı itirazın var v... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1