.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Manevi Deprem

2015-02-13 15:18:00

Manevi Deprem   Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne..[1]   İnkılabat-ı dâhiliyeden ihtizazat, o dağlar ile iskât olunurlar. Zira dağlar yerin mesamatı hükmündedir. Dâhilî bir heyecan olduğu vakit arz dağlar ile teneffüs ettiğinden gazabı ve hiddeti sükûnet bulur. Demek arzın sükûn ve sükûneti dağlar iledir.[2]                         Malumdur ki zelzeleler depremler mana-i ismi ile “Tabiattır; bir madenin patlamasıdır..[3]” Dünyanın muhtelif yerlerin de her an nice deprem olmaktadır. Bunlar ilgili kurumca kaydedilip münteşirdir. Zahirde denildiği gibi bir madenin patlaması veya yer değiştirmesidir. Küre-i arzdaki dağlar bir nevi yer ve gökler arasındaki sütunlar, kolonlar ve direkler gibidirler. Gelen zelzele önce bu dağlara gider dağlar bu zelzeleyi teskin edip sakinleştirir. Mesela zelzele 10 şiddetinde geliyor bir dağ onu teskin edip ya geri gönderiyor veya şiddetini 2-3’e düşürüyor. o maddeye emir nereden geliyor. O maddenin ipi kimin elinde?               Acaba o maden istediği yerde otlaması hareket etmesi için ipi başıboş bırakılmış mıdır ki sadece bir madenin arzusuna bağlı olsun.   Eğer bunu kabul edersek o madenin zerratı adedince ilahlar tasavvur etmek düşünmek lazım gelir. Hep diğer maden zerratına hem hâkim hem de mahkum-u mutlak olması lazım gelir ki ancak buna eblehler ihtimâl verirler.   Mana-i Harfi ile; Cenab-ı Hak – yani Allahu Zülcelal –‘ın izni ile bazı hikmetler dahilinde izni ile deprenir veya titrer. Neticesnde ya zelzele ya deprem olur. Bir yerde zina ve ekber-ül kebair çoğalmadık&... Devamı

Risaleyi tahrif ederken Kur’ân’ı tekzip ettiler

2015-02-13 14:28:00

Risaleyi tahrif ederken Kur’ân’ı tekzip ettiler “Sadeleştirme” adı altında yürütülen tahrifat kampanyasında işlenen hatâların haddi hesabı yok. Yer yer cinayet derecesine varan bu tahrifatın bazı örneklerini sosyal medyada yayınlamıştık. Bu örneklerden bir tanesinde de, Kur’ân âyetlerinden birisi açıkça tekzip ediliyor ve bu cinayet de Risale-i Nur Müellifine mal ediliyordu. İşte tüyler ürperten örnek:   Sadeleştirmeci kafadarların Risale-i Nur üzerinde bir kasap maharetiyle yaptıkları operasyondan bir küçük örneği karşılaştırmalı olarak veriyoruz. Yirmi Altıncı Sözün başındaki bir cümlenin orijinali: “Evet, mânen terakki etmeyen avâm içinde kaderin câ-yı istimali var.” Bu da aynı cümlenin “sadeleştirilmiş” hali: “Evet, manevî yönden ilerlememiş avam tabaka tarafından her şey kadere verilir.” Oysa her şeyi kadere veren avam değil, Kur’ân’ın bizzat kendisi! Sadeleştirmecilerimiz işte bunu hesaba katamamışlar (üstelik ikinci âyette takdim-tehir suretiyle “her şey” üzerinde ayrı bir vurgu var): “Her şeyi bir ölçüyle yaratıp kaderini belirleyen Odur.” (Furkan, 25:2.) “Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle yarattık.” (Kamer,54:49.) Kaynak: Yazarumitsimsek.com ... Devamı

Ezan Neden Orijinalinden Başka Bir Dilde Okunamaz?

2015-02-10 20:44:00

Ezan Neden Orijinalinden Başka Bir Dilde Okunamaz?   Ha­ne­fî ve Han­be­lî fu­ka­ha­sı eza­nın baş­ka bir dil­de okun­ma­sı­nın ca­iz ol­ma­dı­ğı ka­na­atin­de­dir­ler. Şa­fiî fa­kih­le­ri ise, Arap­ça bil­me­yen ya­ban­cı­la­rın, eza­nı ori­ji­nal şek­liy­le oku­ya­bi­len bi­ri­ni bu­la­ma­dık­la­rı tak­dir­de ken­di dil­le­rin­de oku­ma­la­rı­na ce­vaz ver­miş­ler­dir. Fa­kat bu da, ebe­dî de­ğil, ge­çi­ci ya­ni ori­ji­na­li­ni öğ­re­nin­ce­ye ka­dar ve­ril­miş bir ce­vaz­dır. Ka­hir ek­se­ri­yet, eza­nın Arap­ça’dan baş­ka bir dil­de oku­na­ma­ya­ca­ğı ka­na­atin­de­dir. Onun için­dir ki ezan, on dört asır içe­ri­sin­de dil­le­ri bir­bi­rin­den fark­lı bü­tün İs­lâm ül­ke­le­rin­de, Arap­ça’dan baş­ka bir dil­le okun­ma­mış­tır. Bi­ze gö­re de ezan Arap­ça’dan baş­ka bir dil­le oku­na­maz, oku­nan şey de ezan ol­maz. Bu­nun ne­den­le­ri­ni mad­de mad­de şöy­le sı­ra­la­ya­bi­li­riz: 1- Eza­nın söz­le­ri Arap­ça’dır. Ama Arap’ın söz­le­ri de­ğil­dir. Onun naz­mı ve laf­zı ya­ni di­zi­li­şi ve söz­le­ri as­hap­tan Ab­dul­lah b. Zeyd’e, Hz. Ömer’e ve da­ha pek çok sa­ha­be­ye (r. an­... Devamı

Caferilik hak mezheb değildir!

2015-02-10 11:48:00

  Caferilik hak mezheb değildir! Bir acem palavrası tutturmuşlar gidiyor. Caferilik Hanefi’ye en yakın mezheb diye yutturmaya çalışıyorlar. Bu kadar cahillik olmaz. Allah bunun mazeretini kabul etmez.   Bu kadar cehaletin mazereti olmaz. Bu kadar bilgisizliğe Allah mazeret kabul etmez. Öğreneceksiniz! Sürekli Şia-i şeniayı anlatıyoruz. Caferiliği Şialık zannetmeyenler var. Demek ki ilim eksikliği var. Kültürsüzlük var. Bu çok ayıp bir şey. Caferi de Şia’nın içindedir. Bunu “Caferi Hanefi’ye en yakındır” diyerek yutturmaya çalışıyorlar. Böyle bir acem palavrası var. Bu da biz de maalesef tutmuş vaziyette. Hanefi’ye en yakın Caferilikmiş!  İRAN’IN RESMİ MEZHEBİ Hâlbuki Caferilik Humeyni’nin mezhebidir. İran’ın da resmi mezhebidir. Ve Kur’an-ı Kerim’e eksik demekten tut, Ebu Bekir’e, Ömer’e lanet okumaya kadar bir sürü yanlışları var.  Ebu Lülü denen Hazreti Ömer’i şehit eden dinsiz, kitapsız mecusinin türbesinin içindeki sandukayı som altından yapmışlar.  MEDET BEKLİYORLAR Geçenlerde bana bir video izletildi. Videoda bunlar Ebu Lülü’den medet bekliyorlar. Hazreti Ömer’i şehit ettiği için senede bir kere kabrine toplanıp hac gibi ziyaret yapıyorlar. O zındığın başı imansız, mecusi Ebu Lülü Medine’de gebertildi. Ama bunlar anıt mezar yapmışlar. Mecusinin kabrinde tavaf yapıyorlar ve izdihamla birlikte medet istiyorlar. Siz ne zannediyorsunuz ya!  GÜVENDİĞİNİZ ÂLİMLERE SORUN Samimi söylüyorum biz bildiklerimizin çoğunu anlatmıyoruz. Daha da büyük olaylar var. Onun içindir sizi uyarıyorum. O eski kafalar kendine gelsin. Ehlisünnet’e dönsünler. Bu hamlıkla vatana, millete hizmet edilemez. Hi... Devamı

Cerbezeli Bir Yazıya Cevaptır!

2015-02-09 13:35:00

Cerbezeli Bir Yazıya Cevaptır!   Yazı: http://www.yeniasya.com.tr/sukru-bulut/ey-risale-i-nur-talebeleri-ve-ey-bediuzzaman-in-varisleri_319797 bu adreste eklenmiş.     Yazıda "yalnız başına dışarıya çıkamayacak kadar hasta, dünya ile alâkalarını kesmiş ve hayatlarında Nurların neşriyle meşgul olmuş Bedîüzzaman’ın Talebelerine sokularak yanlış bilgilerle onların vehimlerini tahrik ettiler" ifade kullanılmış.   Tashihe muçtaç olduğunun isbatı: Şuanda Hüsnü BAYRAMOĞLU Ağabeyin Singapurda olması, Abdullah YEĞİN Ağabeyin Ankara da olması, Said ve Ahmet ve Salih ağabeylerimiz (r.a.) ise rahatsızlıkları olduğu muhakkak. Sadece Salih abimiz aşırı rahatsız. Bu TABİR tashihe muhtaç.   2- BURSA DA Mahkeme açan Vekil-i Bediüzzaman değil Yeni Asya Neşriyattır. Burada yeniasyanın davacı olduğu mahkemeyi davalı göstermeye çalışılmış VE CERBEZE EDİLMİŞ.   3- Devlete teslim iddiasıda 300 küsür gündür bazılarının kasıtlı öttürdüğü bir borozandır. TEKEL değil KORUMA ALTINA ALINDI. TEKEL OLSA İDİ 6 YAYINEVİNE İZİN VERİLMEZDİ. AYRICA BU ORTAK NÜSHAYI BASMAYI TAAHHÜD EDENLERE DE BASIM HAKKI VERMEKTE. SEN BEN AHMET MEHMET HERKES BASABİLİR ORİJİNALİ. AMMA YOK BİZ ONU BASMAYIZ DİYENLER OLURSA PAŞŞA KEYFİNİZ BİLİR.   4 - Risaleleri Neşretmek hakkı tüm nurcuların AMMA NEŞRİYAT ile NERŞ Aynı şey değil. Birisi hakikatı yaymak. Birisi Kitap cd vs şekilde yazılı görsel hizmet vermektr. Neşriyat sadece varislere aittir. Neşir ise tüm nurculara.   5- Bazıları Korsan Risaleler neşretmekle bu zamana dek bu kapı açıldı. Sadeleştirmenin bir sebebi veya cesaret noktası Lugatlı veya korsan risale basan kimseler olduğu muhakkak.    Bu işe tevessül edenler. Bediüzzamanın  va... Devamı

Kur’ân’a çelik bir sur ve parlak bir yıldız !

2015-02-05 11:25:00

İmam-ı Ali (r.a.) bütünulumunun hazinesi olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın bir şûle-i i’cazı olan Risale-i Nur’u Cenâb-ı Haktan âhirzamanda Kur’ân’a çelik bir sur ve parlak bir yıldız olarak istemiş.HAŞİYE-1 Ve duası kabul olmuş. Daha Celcelûtiye’de bu zamana ve Risale-i Nur’a ima eden müteaddit emareler var. HAŞİYE-1:  Risale-i Nur’u mütalaa edenler bilirler ki, onun iki menbâı var. Biri İsm-i Âzam’ın kibriyalı ve azametli cilvesi.. Diğeri İsm-i Rahîmin şefkatli ve re’fetli tecellisidir. Ve onun nuruyla fitne-i diniye nârı ve zındıka ateşi sönüyor ve sönecek. Envar / Osm. Sikke-i Tastik-i Ğaybi 165 ... Devamı

Risale-i Nur hizmeti ile Risale-i Nur neşriyatı aynı şey değildi

2015-02-05 09:57:00

Risale-i Nur hizmeti ile Risale-i Nur neşriyatı aynı şey değildir. İsteyen herkes Risale-i Nur ile hizmet edebilir; fakat her isteyen Risale-i Nur’u neşredemez, Risale-i Nur’un neşri hakkında hüküm veremez. Risale-i Nur’un neşri, onun hizmet alanlarından bir tanesidir ve tamamen Müellifi ile onun yetkilendirdiği kimselerin salâhiyet alanına giren bir husustur. Bu durumu “Risale-i Nur bir daire değil, mütedâhil daireler gibi tabakatı var. Erkânlar ve sahipler ve haslar ve naşirler ve talebeler ve taraftarlar gibi tabakatı var” şeklindeki ifadesiyle belirten Bediüzzaman, neşir hizmetlerinde bütün talebelerini değil, muayyen talebelerini istihdam etmek ve onlardan bazılarını da mutlak vekil olarak tayin etmek suretiyle, kendisinden sonra Risale-i Nur’un neşriyatında kimlerin yetki sahibi olacağını açıkça tesbit etmiş ve duyurmuştur. Üçüncü şahısların bu konuda kendilerinde bir hak vehmederek çeşitli itham ve iddialarda bulunmalarının hiçbir dayanağı yoktur.  KAYNAK: Yazarumitsimsek.com   kOrsan Naşirlere ve Neşir ile neşriyatın farkını bilmeyenlere duyurulur.   ... Devamı

350.000 Tefsir

2015-02-03 15:26:00

350.000 Tefsir Her şey bizim malumatımıza münhasrı olamadığı.. bizim 350 bin tefsiri isim isim bilmememiz olmadığı manasına gelmemektedir. Binaenaleyh Asa-yı Musa üçüncü meselede Üstad  Bediüzzaman Hazretlerine gençlerin 40-50 sene sonra ki ahvalleri görünmesini misal alacak olursak levh-i mahfuzun açılıp 350.000 tefsirin o zamana dek kaleme alınmış olması mutemeldir.     Kur’ân ile direkt ilgisi olmayan, ilimlerin de Kur’ân ilmi saydığı anlaşılmaktadır. Dolaylı da olsa Kur’ân’ın tıp, astronomi, matematik, fizik, kimya, coğrafya, biyoloji, jeoloji, Botanik, Embriyoloji gibi fen ilimleri, Ruhiyat (psikoloji), içtimaiyat (sosyoloji), talim-terbiye (eğitim), edebiyat, dil, folklor gibi sosyal ilimler olarak ele alınmalı ve günümüzde Kur'anda astronomiden bahseden ayetler üzerine bir çalışma yapılsa bu mana-i ismiyle de olsa mana-i harfi ile de olsa bu bir nevi o ayatın tefsiri hükmündedir. Bir şey mana-i ismi ile deolsa bizim nazarımız Harfi ile olsa onu Mana-i harfi ile görmemiz sebebiyle o bir tefsir sayılabilmektedir.   Bu ilimler, Kur’ânî oldukları halde, her ne kadar, direkt Kur’ân ilimlerinden sayılmamışsa da, Kur’ân ilmi muhtevasındadırlar. Binaenaleyh Mana-i Harfi nazarıyla değerlendirmelere göre Müslümanların yazdığı kelâm, fıkıh, tasavvuf, ahlâk, edebiyat, dil, siyer, tarih, psikoloji (ruhiyat), pedagoji, eğitim, sosyoloji (içtimaiyat) coğrafya, tıp, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, ilm-i hayvanat (zooloji) vs. bütün mânevî, fen ve sosyal ilimleri tefsir kabul etmektedir.   Bu sebeple Dirayet ve Rivayet tefsiri kabilinden bakacak olursan hepsi Rivayet tefsiri kabilinden 350.000 tefsir olarak değil Bu nazarla bakılacak olursa Dirayet ... Devamı

Zübeyir GüNDüZALP Ağabey öldürüldü mü?

2015-02-03 12:53:00

Zübeyir GüNDüZALP Ağabey öldürüldü mü?   Biraz malumat verip bu iddiaya cevap verelim.   Babasının adı Mehmed annesinin adı Seyyide'dir.  Kardeşi bir erkek (Haydar Gündüzalp), iki kız kardeşi vardır. 1968 yılında babası, 1975 yılında ise annesi vefat etmiştir.    Sadakatin, ihlâsın, istikrar ve istikametin en parlak yıldızı olan talebesi ise, Zübeyir Gündüzalp’tir. Bediüzzaman’ın vefatından sonra iman davasını omuzlayan, Risale-i Nur’un bayrağını gönüllerde dalgalandıran iman kahramanı, Nurun Lokomotiflerinde Zübeyir Gündüzalptir!   Zübeyir Gündüzalp’in hizmetteki yerini Bediüzzaman Hazretlerinin: "Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine verilmiştir diye manevi ihtar aldım. Hakiki fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddetli ihtiyacın zamanında buraya imdada geldi..." ifadelerinde görmekteyiz.   27 Mayıs 1960 İhtilalinden sonra memleketi olan Ermenek'te mecburi ikamete tabi tutulur. Burada bir süre kaldıktan sonra, gizlice Ermenek'ten ayrılarak Ankara'ya gider. Altı ay kadar Ankara'da kalırve 1961'de İstanbul'a geldi. 2 Nisan 1971 tarihinde İstanbul'da vefat etti.   Üstad Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra “meşveret sistemi”ni tesis etti. Hizmeti meslek ve meşrep açısından şekillendirdi. Bugün halen şekillendirdiği temeller daha da tekmil ederek devam etmektedir.    Bu karanlık ve zor günlerde Risale-i Nur Talebelerinin lokomotifliğini üstlenmiş ve Türkiyeyi dolaşıp bu faaliyetlerini icra eden Zübeyir GÜNDÜZALP bazı şer odaklarının hedef tahtasına oturttuğu isimlerin liste başını çekmekteydi. Bediüzzaman Said Nursiden sonra Bedi&uu... Devamı

Peygamber Efendimizin (asm), Çocuğa Beddua Etmesini Nasıl Değerl

2015-02-01 17:34:00

  Peygamber Efendimizin (asm), Çocuğa Beddua Etmesini Nasıl Değerlendirmeliyiz?   Bediüzzaman Said Nursî Mektubat'ta şu şekilde bir mucize naklediyor: "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü vesselam namaz kılarken hırçın bir çocuk namazını kat'edip geçtiğinden Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselam, “Allah'ım onun izini (ayağını) kes” demiş. Ondan sonra çocuk daha yürüyememiş, öyle kalmış, hırçınlığının cezasını bulmuş."(1) Peygamberimiz bedduayı sevmezdi. Çocuğa neden beddua etmiştir? Sebebi nedir? Mektubat'ta zikredilen bu mucize aynı zamanda Sünen-i Ebu Dâvud'da ve Kadı İyaz'ın Şifâ-i Şerif'inde de rivayet edilmektedir. Ebû Dâvud'da geçen rivayet şu şekildedir: Said bin Gazvan hac dönüşü Tebük'e gelmişti. Bir de ne görsün. Yere oturtulmuş sakat bir adam duruyor. Yanına yaklaştı, niçin bu hâle düştüğünü sordu. Sakat adam şöyle dedi: "Sana bir hadis haber vereceğim, fakat ben sağ oldukça benden duyduğunu kimseye söylemeyeceksin. Hâdise şöyle: Resulullah Tebük'e geldiğinde bir hurma ağacının önüne inmişti. “Şu ağaç bizim kıblemizdir” buyurdu. Ve hurma ağacına dönerek namaza durdu. Ben daha o zaman çocuktum. Koşarak geldim. Sütre olarak duran hurma ağacı ile onun arasından geçtim. Bunun üzerine Resulullah: “O bizim namazımızı kesti, Allah da onun ayağını kessin” dedi. O günden bugüne kadar ayağa kalkamaz oldum.” (Ebû Dâvud, Salât: 110) İbni Hibban'ın rivayetinde bu çocuğun Büsr bin Râî el-Amr adında birisi olduğu belirtilmektedir. Mektubat'ta geçen hadisin Arapça metni İbni Hibban... Devamı

Birinci Şuâ Tarihleri

2015-01-29 20:11:00

Birinci Şuâ  Tarihleri     Birinci Şuâ Risale-i Nuru Tetdkik edenlerce malumdur ki Sikke-i Tastik-i Gaybive Şuâlarnamında ki eserlerde geçmektedir.   Burada Risale-i Nur’aişaret eden ayetler geçmektedir.   Rumi ve Hicri tarihleri miladi takvime göre çevirip burada tebyiz ettim.   Metin mehazleri Envar Neşriyat Risale-i Nur KülliyatınaGöredir.   İstifademi burada yazdım. Merak edenler tedkik edebilir. Hatalar benden istifadem ise Risale-i Nur Külliyatındandır.         Risale-i Nur   Araştırma Merkezi Yozgat / Ocak 2015   Aşağıda tarih çevirme ile bazı formüllerini yazıyorum sizlerde yapabilirsiniz.   Hicri Yılın Miladi Yıla Çevrilmesi ·         Hicri yılı 33'e bölünüz1420 : 33 = 43.03 (=43) ·         Çıkan sayıyı hicri yıldan çıkarınız1420 - 43 = 1377 (1.sayı) ·         1.çıkan sayıyı 622 ile toplayınız.1377 + 622 = 1999 Miladi Yılın Hicri Yıla Çevrilmesi ·         Miladi yıldan 621 rakamını çıkarınız1999 - 621 = 1378 (2.sayı) ·         (2.sayı) çıkan sayıyı 33'e bölünüz1378 : 33 = 41.75 (=42) ·         Bölümü 2.çıkan sayı ile toplayınız1378 + 42 = 1420 Hicri sene, Miladi seneye göre her yıl 10-11 gün evvel, başlamaktadır. Hicri Kameri takvim her 33 senede tam bir devir yaparak senenin bütün günlerinde oruç tutulmaktadır. Rumi tarihin Miladi tarihe çevrilmesi:  R... Devamı

Karşılıksız aşklar boşa mı gider

2015-01-29 12:16:00

  Yazar Mustafa Ulusoy, "Karşılıksız aşklar boşa mı gider'' başlıklı yazısında çok dikkat çekici ifadelerde bulundu. Ulusoy ayrıca yazının ana kısmına iseBediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur isimli eserinden önemli bir bölümü yerleştirdi.   Dördüncü Şua’nın kendisi için bir istasyon gibi olduğunu belirten Ulusoy, ara sıra bu istasyonda durmadan geçemediğini ifade ediyor.   İşte Ulusoy'un yazısından dikkat çeken kısımlar.   Boşa harcandığını düşündüğü bir hayatın hüznü sızıyor gözlerinden. İnsan ne kadar çabalarsa çabalasın, içi sırlanmış küp bile olsa, yine de dışarıya sızdırıyor içindekileri.   Karşılıksız aşkların hikmetini anlamak için de bu durakta durduğunu belirten yazar yazısına şöyle devam ediyor;   “Hayatı çok zor bir dönemden geçtiği sırada, “HasbunAllahu ve ni’mel vekil (Al-i İmran: 173.)” ayetine müracaat eden Zamanın Bedii, ayetin şunu dediğini hisseder: “Sana hayatı veren Zat-ı Hayy-ı Kayyuma göre hayata bak.” O da öyle bakar ve şunu görür: “Hayatımın bana bakması bir ise, Zat-ı Hayy ve Muhyiye bakması yüzdür. Bana ait neticesi bir ise, Halıkıma ait bindir. O cihet uzun zaman, belki zaman istemez; bir an yaşaması yeter”   Daha sonra birbirini çok seven ve daha sonra eşinin kalp krizi sonucunda ölmesiyle sonuçlanan bir aşk hikayesi anlatan Ulusoy, “Hayatın kendisinin ve hayat içinde yaşadıklarımızın bize bakan bir yüzü, Yaratıcıya bakan belki bin yüzü; bize ait bir neticesi, Yaratıcı’ya aitse belki bin neticesi var. Aşkın da öyle. Aşkın bize bakan yönü, birine bağlanma sağlaması. K... Devamı

Sulandırılmış Risâle dersleri

2015-01-29 09:12:00

    Sulandırılmış Risâle dersleri Bundan iki ay kadar evvel (5 Aralık 2014) “Dersin âhengini bozma hastalığı”ndan söz etmiştik. İyi de oldu. Cenâb-ı Hak tesirini halk etti. Bazı yerlerde bu fenâlığın önüne geçildi. Bu yazıda ise, umûr-u hayriyenin bir başka muzır mânisinden bahsedelim. İnşaallah, bu da istifadeye medar olur. Asıl konu: “Risâle dersi” adı altında, bilerek-bilmeyerek yapılan sulandırma çabaları, yahut alışkanlıkları... Gûyâ “Risâle-i Nur’dan ders” yapıyorlar. Gerçekte ise, Risâle-i Nur’un ruhu, mânâsı, mahiyeti, halâveti, ulviyeti, kudsiyeti ile ülfet ve ünsiyet peydâ etmeyen ve bilhasa ders yapma tarzıyla, usûlüyle, üslûbuyla, âdâb û, erkânıyla, vakar ve ciddiyetiyle bağdaşmayan ne varsa, hepsini getirip aynı dersin içine katmaya çalışıyorlar. Bakıyorsunuz, Nur Külliyatından bir Risâleyi almış koymuş önüne. Açmış bir bahsi; siz de usûlüyle, edebiyle okuyacak zannediyorsunuz. Fakat, heyhât! Daha iki satır okumadan, başlıyor adam o ân için aklına gelen her türlü sululuğu, şaklabanlığı yapmaya. Siz de, tam “Dersi dinliyorum, konuyu kavramaya çalışıyorum” moduna girmiş iken, birden hayretler içinde kalarak daldan dala atlayan bir “stand up”çıyı seyretmeye başlıyorsunuz. Gördüğünüze, işittiğinize inanmakta zorlanmakla beraber, ders nizamı içinde veya Risâle’den ders yapma adı altında, bir bir şunların ortaya saçıldığına şahit olmaktasınız:  Yüksek dozda el-kol, kaş-göz oynatmalarıyla jest-mimik hareketleri. Risâle’den bir cümle o... Devamı

Risale-i Nurdan Derlemeler Hakkında

2015-01-27 16:58:00

Risale-i Nurdan Derlemeler Hakkında Zaman seyri içinde ortaya çıkan bazı meselelere Risale-i Nurdan istikamet-i nuriyeyi göstermek için hazırlamış olduğum bazı derleme eserler neşredildi ve internete de konuldu. Aynı zamanda bu dersler ve derlemeler okunarak dersler yapılıp ve sidilere konulduğu gibi kağıt üzerine de çıkışları yapılarak istifadeye arzedildi. Böylece çok ehemmiyetli olan tebliğ vazifesinin ifasına çalışıldı. Fakat Risale-i Nur’un beyan ettiği Kur’an hakikatlarının tebliğ ve neşrini istemeyen gizli nifak cereyanı, senelerden bu yana bazılarını sinsice ve kitaba dayanmayan telkinlerle aldatıp tebliği durdurmak veya tesirini kırmak için çalışmışlardır. Halbuki Nur dairesinde yapılacak tenkidler, Risale-i Nurun tevil kaldırmaz sarih beyanlarına dayanmalıdır. Aksi halde tenkid, gıybet olur. Halbuki derlemelerin yapılamıyacağına delalet eden bir delil olmadığı gibi, kısmen bu dersde de görüleceği üzere derlemeler lehinde ifadeler var. Biraz sonra bu ifadeler burada kısmen dercedilecektir. Bir zaman taşradan bir zat geldi veya gönderildi ve bana “bu neşriyatı yapma” dedi fakat hiçbir delil göstermedi. Ben de kendisine hiçbir şey söylemedim ve kendisini muhatab almadım. Halbuki bu zat bu derlemelerden istifade etmek ve ettirmek için derlemeleri adım adım takip ediyordu. Sonraları kanaatımca sinsi cereyan, çokların faydalandığı bu neşriyatın ve tebliğin faydalı olduğunun farkına vardı ve sinsice müsaid gördüğü bazılara üflemeye başladı. Halbuki merhum Tahiri ağabey bir ikindi namazı sonrası beni yanına çağırdı ve  meslekî sahaya bakan sohbet yapmak istedi. Bunun uzerine derlemeler manasını da tazammun eden lahika mektuplarının mahiyeti ve hususiyetleri hakkında uzunca bir sohbet oldu. Tahiri ağabey “ahi parası benden bir teksir makinası... Devamı

Diyaneti işarat-ül i'cazını Kim Tahrip Etti? (1)

2015-01-27 14:15:00

Diyaneti işarat-ül i'cazını Kim Tahrip Etti? (1) İkinci Kısım için Tıklayın. o münafıklar bahsi neden öyle bende bilmiyorum. Bahsi geçen yerlerin hepsine tek tek baktım ve münafıklar bahsinden Diyanet, Envar bunar zaten mukayese edilmiş Bende yeni asyada geçen yerlerine bakıp eltına ilave ettim.  Diyanet Risaleyi tahrif tmiş iddisında bulunanlara diyorum "Ey Yeniasya Neşriyattan Metinleri Alıp Nesil/Söz Yayınları olarak basan ekip İşarat-ül i'caz'ı neden tahrif ettiniz? Siz tahrif edip muharref metni tabetmese idiniz Diyanet onu bulamazdı!" http://risaletalim.com/index.php?topic=5946.0 Şimdi gelelim Mukayeseye ***Diyanet İşarat-ül İ’caz 392; Allahın belasına maruz kaldılar. ***Envar Osmanlıca İşarat-ül İ’caz 175; Allahın belasına muhat ve maruz kaldılar ? Muhat kelimesi çıkarılmış mana düşmüş. ***YENİASYA İşarat-ül İ’caz 133 En nihayet haybet ve hüsrana uğrayarak her taraftan Allah’ın belasına maruz kaldılar.  ***Nesil-Söz Basım 184 En nihayet haybet ve hüsrana uğrayarak her taraftan Allah’ın belasına maruz kaldılar.  ________________ ***Diyanet 274: Bu iki ayet münafıkların cinayetlerini hikaye ettiği gibi onlara hem irşad hem nasihat vazifesini de görüyor. ***Envar Osmanlıca İşarat-ül İ’caz 127: Evet bu ayet münafıkların cinayetlerini hikaye ettikleri gibi onlara nasihat ve irşad vazifesini de görüyorlar. ***YENİASYA İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 98 Bu iki ayet münafıkların cinayetlerini hikaye ettiği gibi, onlara hem nasihat, hem irşad vazifesini de görüyor. ______________________________ ***Diyanet İşarat-ül İ’caz 274: Halis bir imana davet edildikleri zaman onların enaniyeti cahiliyeti… ***Envar Osmanlıca İşarat-ül İ’caz ... Devamı

işarat-ül i'cazını Kim Tahrip Etti? (2)

2015-01-27 14:14:00

Diyaneti işarat-ül i'cazını    Kim Tahrip Etti? (2) Birinci Kısım için Tıklayın ***Diyanet İşarat-ül İ’caz 294; Bir tarzda devam eden bir elemin tesiri gittikçe azalır. ***Envar Osmanlıca İşarat-ül İ’caz 142: Zira bir çeşit üzerine devam eden elemin tesiri gittikçe azalır. ? Elemin tesirinin gittikçe azalmasının sebebi tarz değil elem çeşidinin aynı olmasıdır. Envarda çeşit kelimesi tarz kelimesi ile değiştirilmiş. *** Yeniasya İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 101 Zira bir tarzda devam eden bir elemin tesiri gittikçe azalır; tazelendikçe tesiri çok olur. ***3. Basım Diyanet İşarat-ül İ’caz 294; Zira bir çeşit üzerine devam eden elemin tesiri gittikçe azalır. _______________________ ***Diyanet İşarat-ül İ’caz 298; Halbuki sizler saadete bedel lezaiz-i faniye ve manafii alınıyor. ***Envar Osmanlıca İşarat-ül İ’caz 142: Halbuki saadete bedel lezaiz-i faniye ve menafii cüz’iyeyi alıyorsunuz. ? “Sizler”zamirinin eklenmesi ile umumi mana daraltılmış . Lezaiz-i faniye ve menafi-i cüz’iyeyi alanların bütünüdahil edilerek mana tanımlanmış. *** Yeniasya İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 101  Halbuki sizler saadete bedel, lezaiz-i faniye ve menafi-i dünyeviyeyi alıyorsunuz.  _________________________ ***Diyanet İşarat-ül İ’caz 366: Böyle bir zulmete düşen… ***Envar Osmanlıca İşarat-ül İ’caz 157: Böyle bir zulmet musibetine düçar olan bir adam.. ? Bu münafıkların zulmete kendileri ihtiyarları ile tercihleri ile girdikleri önceden ifade edildi.Düçar olmak bunu ifade eder. Zulmete düşmek kelimesi ise bunu ifade etmez. *** Yeniasya İşaratü'l-İ'caz, Sayfa 120 Böyle bir zul... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1