.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Muhakemat ve İşaratü’l-İcaz

2015-05-12 08:23:00

Bediüzzaman, Muhakemat isimli eseriyle tefsire giriş yapmış. Tefsirlerin usul, üslup ve metotlarını en ince detaylarına kadar nazara vermiştir. Kur’ân ve Hadis’i hakikat, belağat sanatları ve itikat esasları çerçevesinde anlamanın metotlarını, prensiplerini, formüllerini ihtiva eden harika bir eser olan Muhakemat, Bediüzzaman’ın tabiriyle, “İşaratü’l-İcaz tefsirinin girişi, mukaddimesididir.” Muhakemat, 19. asra kadar, İslâm alimleri tarafından yazılan tefsir, kelam, tasavvuf, ahlâk ve sair eserlere giren birtakım farklı düşünceleri, yanlış yorum ve  değerlendirmeleri, İsrailiyyat (İslâm)’dan olmayıp Yahudi, Hıristiyan ve sair din ile kültürlerden giren muzahref, yani, doğru ile yanlışların karışık olduğu bilgilerin ve rivayetleri ilmi metotlarla tahkik edip akıl, mantık süzgecinden geçirmiş, okuyucuya sunmuştur. Keza, Batı felsefe ve kültür kaynaklarından etkilenen İslâm filozoflarının da kabul ettiği bir derin ve yanlış düşünce ve görüşleri de yine İslâm akidesinin, inancının ince ayarından geçirerek, hassas mihengine vurularak Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye ışığında ulemanın, havassın istifadesine takdim edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, çağın ihtiyacına ve ilmi birikimine uygun bir tefsir sistematiğinin girişidir. İşaratü’l-İcaz isimli eseri ile de Muhakemat’ı açarak, Kur’ân mucizeliğini harflere, en ince detaylarına kadar ispat ve izah etmiştir. Ali Ferşadoğlu Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur ... Devamı

İstibdat nedir; meşrutiyet nedir?

2015-05-11 07:33:00

  İstibdat nedir; meşrutiyet nedir?   Sual: “İstibdat nedir? Meşrutiyet nedir?” Diğeri: “Ermeniler ağa oldular. Biz sefil kaldık.” Başkası: “Dînimize zarar yok mu?” Daha başkası: “Jön Türkler şöyledirler, böyledirler, bizi de zarardîde edecekler.” Diğeri: “Gayr-i müslim, nasıl asker olacak?” İlâ âhir... Cevap: Yahu, şu gürültülü, karma karışık, sizin gibi intizamsız suallerinize nasıl cevap vereceğim? **** Sual: Kâide-i suali sen göster? Cevap: Meşrutiyet kanunuyla sual ediniz. Yani içinizden bir iki zekî adamı intihap ediniz; ta size vekil olarak müşteri olup, sual etsin. Siz de dinleyiniz. Onlar: Peki, peki... **** Sual: İstibdat nedir; meşrutiyet nedir? Cevap: İstibdat tahakkümdür, muâmele-i keyfiyedir, kuvvete istinad ile cebirdir, rey-i vâhiddir, sû-i istimâlâta gâyet müsâit bir zemindir, zulmün temelidir, insâniyetin mâhisidir. Sefâlet derelerinin esfel-i sâfilînine insanı tekerlendiren ve âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefâlete düşürttüren ve ağrâz ve husumeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren, hatta herşeye sirâyet ile zehrini atan, o derece ihtilâfâtı beyne’l-İslâm îkâ edip, Mûtezile, Cebriye, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden, istibdattır. Evet, taklidin pederi ve istibdad-ı siyasînin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfıziye, Mûtezile gibi İslâmiyeti müşevveş eden fırkaları tevlid etmiştir. **** Sual: “İstibdat bu derece bir semm-i katil olduğunu bilmezdik. Lehü’l-hamd, parçalandı. Onu esâsiyle tedâvi edecek olan t... Devamı

Beğendiğin Şeyde İfrat Etmek!

2015-05-09 08:34:00

Sual:"Beğendiğin şeyde ifrât etme. Bir derdin dermanı başka derde derd olur, panzehiri zehir olur. Derman hadden geçerse, derd getirir, öldürür." (Lemaat) Açıklar mısınız?     "Her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinab etmiştir. Lem'alar"    "Ve keza ifrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir.İşarat-ül İ'caz"   "Ve keza ifrat ve tefrit hayat-ı nefsiye ve ruhiyenin maraz ve hastalığını intac eden esbabdandır. İşarat-ül İ'caz"     " Kur'an-ı Hakîm'in hikmet-i kudsiyesi ise, o ifrat ve tefriti bırakıp hadd-i vasatı ihtiyar edip der..Nur Çeşmesi "   ifrat tefriti doğurur. düşünün ki bir ilaç var. içeriğine prospektüsüne bakınca şundan şu kadar bundan bu kadar diye yazmaktadır.içerisinde ki değerler birisi değişse o ilaç beklenilen şifanın gelmesine vesile olmak hasiyetini kaybetmektedir.   Bunun gibi aşırık olan ifratı dayatırsak birilerine o aşırılıktan memnun olmayan kimseler müfrit(aşırı giden)lerden nefret duymasına ve onlara inat olarak yapmamaya başlayacaktır. buna dair gene lemaatte: "   Hangi şeyi vasfetsen olduğu gibi vasfet. Medhin mübalağası bence zemm-i zımnîdir. İhsan-ı İlahîden fazla ihsan, ihsan değildir..." demektedir.    Birisi bir mesleği/meşrebi haddinden fazla medih ederse illa oraya muhalif kimselerin de oluşmasına sebep olacaktır.   Bu arada ifrat tefritinde doğmasına zemin teşkil eder. bu sebeple ifrat edenler tefrit ehlinin ortaya çıkmasını sağlarlar. Zaten mezheb-i ehl-i sünnet olarak bizler orta yolu tutmuşuz. üstadımız Bediüzzaman (ks)'da bunu belirtmektedir... Devamı

Neşir Nüshası Olmayan Kitaplar!

2015-05-04 15:13:00

İSTİZAH Bu KASTAMONU LÂHİKASI’nı Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Kuleönlü Küçük Ali Ağabey’e yazdırıp, tashih ettikten sonra hangi mektupların neşredilip, hangilerinin neşredilmiyeceğini bizzat kendi elleriyle işaretleyip, neşir nüshası olarak Ankara’ya göndermişlerdir.   Ma’lûmunuz matbaa ile basım devresinden evvel binlerce insan Risâle-i Nur’a hizmet etmek ve Bediüzzaman Hazretlerinin duasını almak için, Risâle-i Nur kitaplarını ve Lâhika mektuplarını elle yazıp Üstada tashih ve sonuna dua için göndermişlerdir. Üstad Hazretleri de gelen, elle yazılmış eski yazılı risâleleri ve lâhika mektuplarını tashih ederek sâhiblerine bir dua yazıp geri gönderiyordu.   Bilhassa bu nüshalar ve lahika mektupları (Neşir nüshası olmayıp) matbaa ile basım neşriyatı için medâr ve asıl olamaz.   Çünkü o zaman etrafa gönderilen bazı mektuplar, husûsî şahısları alakadar edip, muvakkat bir zaman için yazılmıştı, dâimî ve umuma neşr olunacak mektuplardan değildi.   Ve bunlar da lahikalara yazılmıştı. Nitekim Üstad Hazretleri matbaa ile neşir için tashih ederek bize gönderdiği Emirdağ Lâhika mektuplarında, neşrolunacak mektupların baş ve sonlarını bizzat parantezlerle işaretlemiştir.   Bazı mektupların bir kısmını ve hatta ba’zan mektubun baş ve son kısımlarını neşir hârici bırakmışlardır.   Kastamonu Lâhikasında da dördüncü kısmına kadar neşrolmayacak mektupların etrafını bir çizgi ile çevirmişler, neşrolacak mektupları da tashih edip dokunmamışlar.   Kastamonu Lâhikasının beşinci son kısmını da neşrolacak mektupların baş ve sonlarını parentezlerle işaretlemişler; neş... Devamı

Risale-i Nur Külliyatındaki Nüsha Farklarının Sebebi Nedir?

2015-05-04 11:51:00

Risale-i Nur Külliyatındaki Nüsha Farklarının Sebebi Nedir?   Evvelen: Asar- bediyye 703-710 arasında üstadın kendi tasarruflarından bir kaç nümune fotograf baskı ile gösterilmiştir. Bu ve bunun gibi nice tasarruf bizzat müellif-i nur Bediüzzamanca yapıldığı görülmektedir.  Bu farkları şöyle izah edebiliriz. (a) Kelime düzeyindeki fark ile, Risale-i Nur Külliyatında her bir eserin günümüze değin yapılan bütün baskıları arasında kelimeler arasında bulunan (a) yazım farkları, (b) bir kelimenin farklı kelimeyle değiştirilmesi, (c) eser metnine kelime ilave edilmesi, (d) eser metninden kelime çıkarılması ya da (e) kelimenin yerinin değiştirilmesi gibi çeşitli farkları kastetmekteyiz.    Yapmış olduğumuz analizlere göre bu gibi farkların ortaya çıkmasının başlıca nedenleri (1) eserlerin önceki dönemlerde matbaalarda kurşun harflerle dizilmesi,  (2) kelimelerin Osmanlıca orijinal metinlerden Latince harflere aktarılırken yanlış okunması,  (3) eserleri Osmanlıca elyazısı ile kopya eden müstensihlerin kelimeleri yanlış yazması,  (4) kelimelerin sadeleştirilmesi,  (5) eserin sahibi Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin kendi elyazısı ile yaptığı tashihlerin bir diğer naşir/yayınevi tarafından görülmemiş olması ve metne işlenmemiş olması  vs. gibi hususlar olmuştur. (b) Cümle, paragraf ve mektup/bölüm düzeyindeki farklarla kastettiğimiz ise; Şualar ve Lahikalar gibi birkaç eserin farklı yayınevleri nüshaları arasında yapılan karşılaştırmalarında ortaya çıkan; bir cümlenin, paragrafın ya da mektubun/bölümün (a) aynı kitabın günümüze değin çeşitli baskılarında kitap içerisinde yerinin d... Devamı

Sûretperestlik

2015-05-03 19:17:00

           Sûretperestlik Tenbih: Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır.. öyle de; suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve manayı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır.[1] Bu yazı alemimde çoktan yer etmiş lakin alemimde kalmış olan bir düşüncemin mahsulüdür. * Ahirzamanın muvazzafı olan Bediüzzaman, Konuşmak ve konuşkan olmak bir hastalık olduğunu bize söylemiştir. * Tıpkı bu konuşkanlık hastalığı gibi Görünüşe Ehemmiyet vermek ve kendi ile alakadar olan şeylerle meşgul olmak ve bu hevese hizmet eden her şeyi mübah görmekte bir hastalıktır. * Bir başka hastalık ise Benzemek ve Benzetilmektir. * Diğer birisi ise Hayal Aleminde Yaşamaktır. * Daha bir başkası ise Vezinli Ve Şairane Konuşmaktır. Bunları ahirzamanın hekimi Bediüzzaman Said Nursi 1908lerde keşfetmiş miladi 20. Asrın hastalıklarının emarelerini reçete etmiştir. Ozamanlar bu hastalık belirtileri çıkmış mürur-u zamanlar bu emareler illet ve hastalık olacağını söylemiştir. Bunları ele alalım. İnsanlar şu teknolojik asırda, teknolojinin getirdikleri ile bu maraz-ı hafiler daha da tezayüd etmiştir. İşin bir başka yanı ise aynı hastalığa mübtela olanlar birbirini bulmuştur. Bu sayede aynı mizaç sahibleri birbirlerini tanımıştır. Konuşmak yani lafızperestlik ise almış başını gidiyor. Avamca “ağzı olan konuşuyor.” sözü buna bakıyor. Konuşmak eğer haddinden fazla ve lüzumsuzsa insan vicdanındaki boşluğu gidermek ve vicdanını susturmak için yapmaktadır ibadetlerde noksanlık varsa. Güzel konuşmak bir sanattır yani sanat-ı ilahiyedir. Lakin kendisine bu istidad verilmemiş olanlar bu kabiliyeti kazamak i&cc... Devamı

Bir Yorum! Suç Kimde?

2015-04-13 08:16:00

http://www.yeniasya.com.tr/sebahattin-yasar/istisareyi-bir-ahlak-haline-getirebilmek_330247 bu linkte yayınlanan bir taassuplu yazıya ve kalemşörü olan mutaassıp beye bir yorum!   "Kur’an’ın bu önemli emri olan meşvereti, ne gariptir ki sadece Yeni Asya topluluğu yerine getirmeye çalışmaktadır."   Sn Yaşar öyle demiş buna derim ki:   "* Evet, bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy isbat edilsin. Lem'alar ( 121 ) "   Böyle şeyler yazılıyor sonra "Bu hazımsızlık neden?" diye başka yazılar yazılıyor. Sn. Yaşar'a soruyorum üstadın bu kaidesini uygulanız mı? Tüm Nur meşreblerini gezdiniz mi? Yoksa zanna binaen, kulaktan dolmalarla mı dediniz bilemiyorum.   NASIL İŞLEDİĞİNİ 3 CÜMLE İLE ANLATAYIM.   1- KüÇüK/Dar Daire, 2-Geniş Daire, 3-Türkiye meşvereti sisteminde işlemekte sistemimiz. herkesin 1 reyi vardır.   şimdi soruyorum bu tip iddialarla yazıp çiziliyor sonra bu hazımsızlık neden deniyor. soruyorum bunu her yeri bilip görmeden 1-2 yeri görüp yazılan yazılar ne kadar cari? sonra vay bize neden muhalefet deniyor.   Bu tipleri anlatan bazı yazı linklerimiz:   http://yozgatnur66.blogcu.com/sedd-i-taassub/20028101 http://yozgatnur66.blogcu.com/dagin-yurudugunu-duyarsaniz-inanin/20022704 http://yozgatnur66.blogcu.com/havz-i-kevser-olmak/19954960 http://yozgatnur66.blogcu.com/bedduamiz-cahilligimze-olmali/19915317 http://yozgatnur66.blogcu.com/entelektuel-gorunumlu-ne-cok-psikolojik-ariza-var/19923067 http://yozgatnur66.blogcu.com/manevi-istibdadlar-kirilmali/19872592      Risale-i Nur Araşt... Devamı

Bir kardeşimizin müşahedatıdır!

2015-04-11 14:16:00

Bir kardeşimizin müşahedatıdır! Liseli bir kardeşimiz yakın tanıdıkları vasıtasıyla nurları medreseyi tanıyor. Derslere gelip gidiyor okuyor soruyor okutmaya neşir etmeye çalışıyor. Ve diğer kalanlar gibi medresede kalmak talebinde bulunuyor kabul görüyor kalıyor. Burada devamına dikkati celb etmek istediyorum. Medresede vakfı hayat Abinin bir kişiye taraf olmasıdır. Oradaki bulunan vakfı hayat abi Üstadı ve ağabeyleri temsil etmektedir. Bir kardeş milli duyguları ön planda veyahut şahsi yanlışları siyasi yanlışları mevcut diyerek ona ön yargılı olmak kötülemek kusturmek dershaneden uzaklaştırmak yerine acaba elimizde hizmette nur dairesi içinde nasıl tutmalıyım diye çaba harcamali terlemelidir. Üstadın kemmiyet keyfiyet kıyaslamasi elimizden bir kalsın on gidebilir demek değildir. Insanlara doğru yolu istikameti gücendirmeden göstermeye çalışmalıdır. Bizim elimizle kimse nurlardan ve daireden ayrılmamalıdır. Biz bu şekilde Bıktırıcı dariltici usandırici gücendirici değil sevdirici ögretici sabredici olmakla mükellefız. O kardesimizin Medresede yasadiklarini kısaca anlatıyorum. Medresede okuldan kalan tüm vaktini kendi imanını kurtarmaya çalışıyor. Günlük okumalarını ibadetlerini kendine düşen vazifelerini görevlerini yapmaya gayret ediyor. Ev derslerine Medrese Derslerine hizmetlerine koşturuyor. Tek eksiği maddi açıdan destek verememek. Buda bazıları tarafından göze batıyor. O kardeşimiz genç 17 18 yaslarinda istese evinde kalabilir evi medrese yakın.   Ama bir kere oradaki lezzeti almış. Olay ise şu medresede birde öğretmen kardeşimiz var. Bazı menfi milliyet düşünceleri mevcud herkez tarafından biliniyor. Liseli kardeşle aralıklı sürtüşme oluyor üst perdeden konuşmalar küçük düşürüc&uum... Devamı

2015-04-08 18:31:00

 |  görsel 1

İman-ı tahkikînin dersleri, gerçi nazarı âhirete baktırıyor;   fakat   dünyayı, o âhiretin mezraa ve çarşısı ve bir fabrikası göstermekle,   daha ziyade dünya hayatına çalıştırır.     Envar & ihlas Nur neşriyat Tarihçe-i Hayat ( 232 )   Devamı

Risale-i Nur okurken en iyi şekilde nasıl istifade edebiliriz?

2015-04-04 10:12:00

Risale-i Nur okurken en iyi şekilde nasıl istifade edebiliriz? Sesli okumak mı, sessiz okumak mı? Veya çok okumak mı, düşünerek az okumak mı? Ayrıca cevşen ve sair evradları okumanın Risale-i Nur’dan istifadeye faydası var mı? Risale-i Nur, Kur’an-ı Kerim’in harika bir tefsiridir. Böyle kıymetli bir eserden istifade etmek büyük bir nimettir, bir ayrıcalıktır. Okurken şu gibi esaslara dikkat edilse, istifade çok daha fazla olur diye düşünmekteyiz: • Başkalarına anlatmak için değil, kendi nefsimize hitap ederek okumak. • Az da olsa her gün okumak. • Küçük Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Haşir Risalesi gibi daha kolay anlaşılabilen risalelere öncelik vermek. • Bilinmeyen kelimelerle ilgili lügat çalışması yapmak. Bir insan her ay bir risalenin kelimelerini çıkararak okusa, bir yıl gibi bir sürede çok mesafe alabilir. • Çevremizde Nur dersleri yapılıyorsa düzenli olarak takip etmek, yapılmıyorsa da başlatmak. • Seviyesi iyi kimselerle ön çalışmalı dersler yapmak. Mesela, bir hafta önceden belirlenen bir derse hazırlanıp gelmek, başkalarıyla bu konuyu enine boyuna müzakere etmek son derece faydalı olacaktır. • “Ya Rabbi, bu eserleri anlamayı ve yaşamayı nasip eyle” şeklinde dualar etmek. • Her gün hiç olmazsa on beş dakika sesli okumak, hem okuyuşu düzgünleştirir, hem telaffuzu güzelleştirir. • Ayrıca sessiz olarak da yoğun bir şekilde okumak gerekir. Külliyetle dalmak mühimdir. • Okuduğumuzu başkalarıyla paylaşmak önemlidir. İlim, paylaşıldıkça artar ve bereketlenir. • Başlangıçta anlamasak da çok okumak, sonraki okuyuşlarda ise anlama ağırlıklı okumak daha faydalı olacaktır. • Cevşen ve sa... Devamı

Bediüzzaman 31 Mart Hadisesinde ittihatçı mı padişahçı mı idi?

2015-04-03 15:42:00

Sual: Bediüzzaman 31 Mart Hadisesinde ittihatçı mı padişahçı mı idi?     Bediüzzamanın 31 mart hadisesinde itihatçılar namına hareket etmediğine dair:     * "31 Mart Vak'ası"ndaki hizmetlerimle "İttihad ve Terakki" hükûmetinin nazar-ı dikkatini celbettim. Câmi-ül Ezher gibi "Medreset-üz Zehra" namında bir İslâm üniversitesinin Van'da açılması teklifi ile karşılaştım.  envar - Şualar ( 495 ) ***       Bediüzzamanın 31 mart hadisesinde sehven tutuklandığına dair: * Eskiden 31 Mart hâdisesinde çendan onu da karıştırdılar, bazı dostlarını da ezdiler. Fakat sonra tebeyyün etti ki, mes'ele başkaları tarafından çıkmış. Onun dostları, onun yüzünden değil, onun düşmanları yüzünden bela gördüler.  envar & ihlasnur -Mektubat ( 416 )   ***     Bediüzzamanın 31 mart hadisesindeki nutkunun tesiri: * 31 Mart hâdisesinde Bâb-ı Seraskerî'de Şeyhülislâm ve ülemayı dinlemeyen sekiz taburu bir nutuk ile itaate getiren bir adam.. envar - Şualar ( 366 ) ***     31 mart hadisesi Sultan tarafından değil Kraldan çok kralcı geçinenlerce olduğu * 31 Mart hâdisesi denilen o saıka ve müdhiş fırtına, esbab-ı adîde tahtında öyle bir istidad-ı tabiîyi müheyya etmişti ki; neticesi herc ü merc ...  envar & ihlasnur -Tarihçe-i Hayat ( 73 ) ***       (Otuz Bir Mart Hâdisesi Hakkında Bir Cevabı)   * Ben 31 Mart hâdisesind... Devamı

Vazife-İ Uhreviyede Kanaatsızlığın Adı:Rekabet

2015-04-01 19:04:00

Vazife-İ Uhreviyede Kanaatsızlığın Adı: Rekabet   “Rekabetkârane ihtilafları..[1]”insanın olduğu her yerde rekabet olmaktadır. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Lakin bu rekabet müsbet manada olursa bir sıkıntı arz etmemektedir. Amma bu rekabet uhrevi hizmetlerde, meslek ve meşreblerde ise ihtilaflara yol açmaktadır. Hatta bu tekfire dek dayandığını “bir sâlih âlim, fikr-i siyasîsine muhalif bir büyük sâlih âlimi tekfir derecesinde gıybet ettiği ve İslâmiyet aleyhinde bir zındığı, onun fikrine uygun ve tarafdar olduğu için hararetle sena ettiğini gördüm. Ve şeytandan kaçar gibi otuzbeş seneden beri siyaseti terkettim.[2]” diyerek ahirzamanın Bilal-i Habeşisi olan Bediüzzaman bize bunu anlatmaktadır. Hemde bizzat müşahede etmiş nakletmemiş. Demek ki işin içine kıskançlık veya aynı efkara, fikre sahip olmamak nerelere kapılar açmaktadır.               Ehl-i sünnet ve cemaatin mühim bir rüknü hatta beyin takımını teşkil eden Nur Talebeleri hassaten dikkat etmelidir. Rekabet ettiği, kıskandığı veya efkarına uygun bulmadığı kimse, hadise ve şeylere dikkat etmeli.               “Ve ehemmiyetsiz rekabetkârane hissiyatını terketmekle ihlası kazanır, vazifesini hakkıyla îfa eder.[3]” mesleğimizin temel esaslarından birisi olan ihlas söz konusudur. Eğer ihlas varsa orada rekabet olamaz. Şayet ihlas söz konusu değilse rekabet doğrudur. O halde bizler başka bir mesleği veya bir fraksiyon olan mesleğimizdeki bir meşrebi adeta azılı düşmanımız gibi görmeye başlarız.             Nitekim hamiyet bahsini hatırlarsanız orada Hamiyet-i milliye ve diniye tabirleri ge... Devamı

Mutluluğun Formülü

2015-04-01 13:58:00

1.YALAN KONUŞMAYACAKSIN. 2. HARAM YEMEYECEKSİN. 3. KİMSENİN AHINI ALMAYACAKSIN. 4. VEFASIZLIK YAPMAYACAKSIN. 5. HASEDİNİ KONTROL EDEBİLMEK İÇİN ONA DEVAMLI DUA EDECEKSİN.(KİME HASED EDİYORSAN). 6. DUA’YI BIRAKMAYACAKSIN. 7. SILA-İ RAHMİ KESMEYECEKSİN. 8. BEN MERKEZLİ YAŞAMAYACAKSIN. 9. NİÇİN YAŞADIĞINA SAMİMİ CEVAP ARAYACAKSIN. 10. ÜZERİNDE HAKLARI OLANLARIN GÖNÜLLERİNİ ALARAK HAKLARINI HELAL ETTİRECEKSİN. 11. KENDİNE MADDİ VE MANEVİ YATIRIM YAP VE KIYMET VERECEKSİN. 12. GIYBETTEN, İFTİRADAN VE BUNLARA ALET OLMAKDAN KOĞUCULUKTAN, VESİLE OLMAKTAN UZAK DURACAKSIN. 13. SUİZANDAN ŞİDDETLE KAÇINACAKSIN. 14. HAYALİNE HAKİM OLACAKSIN. 15. GURUR, KİBİR, HASED, BEN MERKEZCİLİKDEN, YE’S DEN, KORKULARINDAN UZAK DURACAKSIN. 16. TEFEKKÜR EHLİ OL, TESLİM EHLİ OL. 17. KENDİNİ KEŞFETMEYE ENFÜSİ SEYAHATLER YAP. 18. ALLAH’A SUİZAN YAPMA. 19. EVRADLARINI SAKIN BIRAKMA. 20. NAMAZINI VAKTİNDE KIL AKABİNDE TESBİHATINI UNUTMA. 21. ‘’ŞEFKATE MUHTAÇ OLACAK KADAR İNSANLARA ŞEFKAT YAPMA’’ (Hadis).  22. KENDİ DİMAĞINI VE KALBİNİ ENFÜSÜNÜ TAHRİP EDECEK, KALDIRAMAYACAĞIN HABERLERİ DİNLEME. 23. DÜNYADA MİSAFİR GİBİ OL. 24. VER VERMEYE ALIŞ CANINI RAHAT VERİRSİN. 25. SÖZÜNDE DUR, HER DOĞRUYU HER YERDE DEME. 26. ACIMASIZ DÜŞMANLARIN OLAN ŞEYTAN VE NEFİSİNİ UNUTMA. 27. ZİKİR EHLİ VE İLİM EHLİ OL. 28. MADDİ MANEVİ İSRAFLARDAN KAÇIN (YANİ HAYALİNİ BİLE İSRAF ETME). 29. ÖZEL HAYATINDA MUTEDİL OL. 30. BELAGAT EHLİ OL YOKSA DOSTLARINI KAÇIRIRSIN, ADALET YAPIP EŞİT DAVRANMA HAK SAHİBİNE RİYAKATA GÖRE DAVRAN YOKSA EŞİT DAVRANMAK ADALET DEĞİL ZULUMDÜR. 31. KİMSEYE NAZLANMA NAZ YAPMA (HELE ALLAH’A SAKIN NAZ YAPMA). 32. ZİLLETTEN UZAK DUR, İZZETİ NEFSİNİ KORU, VAKARINI BIRAKMA. 33. ACELECİ OLMA, SABIRLI OLMAYA &Cc... Devamı

[G.M.] Mehmed Feyzî’nin mektubundan

2015-03-31 09:30:00

Kastamonu’nun Küçük Husrev’i Mehmed Feyzî’nin mektubundan bir parçadır.     بِاسْمِه۪ سُبْحَانَهُ وَ اِنْ مِنْ شَئٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِه۪ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُٓ اَبَدًا دَٓائِمًا   Çok sevgili Üstâdım, Bu ihtiyâr, sahtekâr bid‘akârlara mukābil, Risâle-i Nûr’dan tam ders alan münevver, takdîrkâr, bahtiyar gençlik dahi böyle söylüyor:   Ma‘neviyât denizinin coşkun ve kükremiş mevceleri ortasında, çok bîçârelerin sarsılmış ve kuvvetini kaybetmiş îmânının yegâne kurtuluş gemisi ve o geminin hedef ittihâz edeceği Risâle-i Nûr’un, inkâr edilmeyecek kadar bir kudretle nûrlandırdığı saadet-i ebediye perestişgâhının yine parlak nûrudur.   Onun içinde maddiyâttan ziyâde, rûhiyâtın tecellîsi her bir sahîfesinde kāri’lerin vâzıhan gördüğü burada, dünyada, gafletle kendilerinden geçenler ve âdetâ ölümü hiç olmak gibi en aşağı bir mertebeye kadar indiren gāfil yolcular ve böylelikle zulmet âleminde misafir olduklarını hâlâ sezemeyen bedbahtlar, Risâle-i Nûr’un aydınlattığı yollara nazarlarını çevirdikleri zaman, kabrin bir saadet-i ebediye kapısı, ölümün de yok olmak değil, saadet-i bâkiyeye vâsıl olacağını bihakkın gösteren bir hidâyet kaynağı olduğunu anlayacaklar. Belki de kalblerinin ücra bir köşesinde bî-haber olarak saklı kalan zayıf îmânlarının sönük ziyâsını Risâle-i Nûr’un nûruyla parladığı anda, fânî âlemlerin fân&icir... Devamı

Sedd-i Taassub

2015-03-29 20:27:00

Sedd-i Taassub   “Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz.[1]” Bu söz zamanın icrat sayfalarından ibaret olan tarihin sayfalarında kendisi izhar edip açığa çıkmaktadır. Zamanın muktezasınca hatt-ı hareket etmeyen kimseler zamanın çarkları arasında ezilip mahvolmaya mahkumdur. Bundan kaçış söz konusu değildir. Bizler ise ehl-i sünnet ve cemaat olan nur talebeleri de hizmetimizin istikametini muhafaza ve müdafa etmekle mükellef ve muvazzafız.   Bu vazifeyi ifa ederkende sakadat bizler için olmazsa olmaz olan bir esastır. Sadakat denildiği tarif edildiği gibi yapılmasıdır. Kendisine insanın bir hedef tayin edip o maksada müteveccihen hareket etmelidir. Bu hareketin neticesi kader, hadiselerin meydana gelmesi kazadır. Bizim hizmette ihtiyarımızı kullanmamız ise atâ olmaktadır.   Risale-i Nur Hizmeti Kimsenin Babasının çiftliği değildir. Bu sebeple kendin pişir kendin ye tarzında bir hizmet olmaz. Ama yapanlar var denirse ona da derim ki o Nur hizmeti olmaz kendi halinde bir şey olur. Bir nevi lokal hizmeti gibi. Risale-i Nur Hizmetini bize bırakan ahirzaman müezzini Bediüzzaman Said Nursi (k.s.) bu hizmetin düsturlarını Lâhika mektubları olarak belirlemiştir. Bu Lâhika mektubları ise ahirzamanda istikametli hizmetin esaslarını, yöntemini, tarzını, şeklini göstermektedir. Barla ve Emirdağ Lâhikasının taktim kısmını her bir cümlesi yer yer kelimesi altı çizilerek “dikkatve tefekkürle devamlı olarak okumak.. [2]” kıymetinde olan mehazlerden mürekkebdir.               Lâhika mektubları Ahmetin Mehmete yazdığı mektublar değil ahirzamanın hizmetinin tarzıdır, metodudur, mihengidir, tarzıdır, usulüdür. Bakın bu taktimin en son cümlesi ne diy... Devamı

[G.M.] Kahraman Zübeyr’in Kocatepe Gazetesi’ne verdiği cevabdır.

2015-03-24 21:17:00

439/449 (Kahraman Zübeyr’in Kocatepe Gazetesi’ne verdiği cevabdır.)                Bediüzzaman Said-ün Nursî gibi realizmin yüksek bir feylesofu olan bir dâhî hakkında vereceğiniz bir malûmattan memnun kalmış, sevinmiştik. Bu husustaki merak ve tecessüsle takib edeceğimiz yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorduk.   29 Teşrin-i Evvel 948 tarihli nüshanızda ilk yazınızı okuyunca müteessir olmakla beraber, bu ehemmiyetli âlemşümul hâdisenin içyüzüne vâkıf olmadan sathî bir malûmat eseri olan yazılarınızı sütunlarınızda neşrettiğinize hayret ettik. Zira biz gazeteyi realiteyi tahrif veya tahvil etmeden motomot (aynen) efkâr-ı umumiyeye arzeden bir neşir vasıtası olarak biliyoruz ve böyledir. Şimdi yazılarınızdaki yanlışları sırasıyla takdim ediyoruz:   1-Said-ün Nursî’nin şöhreti “Bedi’zaman” değildir, “Bediüzzaman”dır.   2-Bediüzzaman Denizli’ye nefyedilmemiştir. Orada sadece beraetle neticelenen muhakemesi yapılmıştır.   3-Bediüzzaman Denizli ve Isparta’da mahkûm edilmemiştir. Bilakis masumiyeti güneş gibi aşikâr olarak beraet ettirilmiştir.   4-Şeyh diye, tarîkat tesis eden ve tarîkat dersi verene denir. Bediüzzaman’ın tarîkatla ilgisi olmadığı mahkemelerde isbat edilmiştir. Bu itibarla Bediüzzaman şeyh değildir. Onun eserleri vardır. Cem’iyeti eserleriyle irşad etmiş ve etmektedir. Eser veren bir kimseye de müellif denir. O hârika eserleriyle dâhî bir müellif olarak büyük bir şöhret ve değere mazhar olmuştur.   5-Mürid tabiri de, şeyhle talebesi mabeynindeki bir ıstılahtır. Bediüzzaman’la mahkemeye ve... Devamı

Dağın Yürüdüğünü Duyarsanız İnanın

2015-03-24 18:37:00

Dağın Yürüdüğünü Duyarsanız İnanın     Yaş kırka baliğ olduğunda iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlâk olursa olsun rüsuh peyda eder, meleke haline gelir, daha terki mümkün olmaz. [1] Bu dünya hayatına gelen her insanın yolculuğu Kal-u Belâdan başlamıştır. Orada hazırun olarak tüm ruhlar bulundu. İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.[2]             Rahm-ı mader olan ana rahmine intikal eden insan, çocukluk, gençlik, ihtiyarlık, kabir, haşir Cennet Cehennem rotalı bir yol haritası var. Kimisi bu haritanın her yerine uğrar kimisi bazı yerleri atlayıp direk kabre gider. Bu hadise ile yol haritası herkesin farklı olduğunu uzun kısalıkta anlamaktayız.             Sabavet olarak tabir edilen 3. Viraj olan yolculukta insan olarak yaratılan mahluka çevreden müdahalelerle insanlıktan beşeriyete indirgenir. Yani fıtratı bozulmaya/değişime tabi tutulur. Bozulma ile fıtrata müdahale olur. Bu müdahaleler insanın özünü bozmakta.             Çocuk çevresinden sürekli olarak bir şeyler öğrenir ve kendisine bir renk verir. Sanki bir cd gibidir. Sürekli her şey ve her yer o cd’ye yazılım yapmaktadır.             Bu cd’nin nerede ise tam doluluk oranına ulaşma zamanı vardır. Kapasite dolmaya yaklaşınca artık bize ikazlar vermeye başlar. Çeşitli zamanda ikazlar vererek hafıza doluluk oranını belirtecektir. Bu doluluk iyi veya kötü nasıl olursa olsun ekseriya 40 senedir. Bu süre içerisinde cd’ler yazı... Devamı

Risale-i Nurun tercümesi kolay değil, çünkü...

2015-03-20 15:12:00

Risale-i Nurun tercümesi kolay değil, çünkü... Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, “Risale-i Nurun Tercümesinde Karşılaşılan Problemler ve Uyulması Gereken Kriterler”i kaleme aldı. 1- Risale-i Nuru Tercüme işi bir istihdam meselesidir Önemle ifade edelim ki, Risale-i Nuru tercüme etmek ilim ve ehliyetin yanında ilahi bir istihdam meselesidir. Bunu biraz açalım: Hanefi fıkıh kitapları içinde çok sayıda telif edilmiş ve daha düzenli eserler bulunmaktadır; ancak Kuduri’nin Muhtasar isimli ve Kitab diye meşhur olan eseri asırlarca ders kitabı olarak tercih edile-gelmiştir. Aynı şey, İmam Gazali’nin İhyâ’u Ulûmid-Din adlı eseri için de geçerlidir. Üzerinden bin yıl geçmesine rağmen hala Müslümanların tamamının el kitabı olarak devam etmektedir. Bu hakikatı, kendisine sorulan “Neden senin eserlerin Bediüzzaman’ın eserleri gibi her yerde ve her grup insan arasında okunmuyor?” soruya Ömer Nasuhi Bilmen’in verdiği “Onun kulağına üfleyen vardı; ben kesbî ilmimle kalemimi oynattım” şeklindeki cevabı daha net açıklamaktadır. Aynı şey Risale-i Nurun tercümesinde de geçerlidir. Mesela, kendisi aslında Biyoloji Öğretmeni olan İhsan Kasımî Ağabey Nurların Arapçaya tercümesinde istihdam edilmiştir. Molla Zahid ve Prof. Ramazan Buti gibi allameler, bu konuda büyük gayretler göstermişler ise de, kabule mazhar olan İhsan Ağabeyinki olmuştur ve o tercüme bütün aleme yayılmaya başlamıştır. İnglizce tercümede ise Şükran Vahide ablamızın istihdam edildiğine inanıyorum. Başka tercümeler mevcuttur ve emeği geçen herkesi tebrik ediyoruz; ancak Onuncu Sözün İngilizce tercümesini Şükran Ablanınkinden oku... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1