.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Kâinatın Sistemi ve insan

2017-04-07 12:24:00

Kâinatın Sistemi ve insan Kainat muhabbet ekseninde dönen bir mekanizmadır. Ve bu mekanizmanın da merkezinde insan vardır. İnsan olmadan bu kâinatta hiçbir şey tam olarak ifade etmesi beklenilen manayı ifade edemez. “Çünki zîhayatta ve bilhâssa insanda, o derece san'at-ı câmia içinde; hadsiz enva'-ı nimeti anlayacak, kabul edecek, isteyecek cihazat ve âletler vardır ki; bütün kâinatta tecelli eden bütün esmasının cilvesine mazhardır.”[1] Mahlukat insanla tam manasıyla bir değer ifade ediyor. Yaratılmış olan aklımıza ne geliyorsa bunlar içinde en kıymetli en şuurlu olanı kesinlikle insandır. İnsanda ki bu şuur ile kendisinde ve kâinatta görünen hikmetleri ve sanatları mana-i harfiyle okuyabilecek ve bir Sarraf gibi kıymetini bilebilecek bir istidadı vardır. Buna da şuur ve hikmet denilir. Her kime bu hikmet verilmiş ise ona aslen çok şey verilmiştir. Hepimiz İnsanız ama ilgi ve alakamız muhtelif olduğu için herkes ilm-i hikmetle alakadar olmaması da normaldir.    “Hem mahiyetinin câmiiyetiyle bütün esma-i İlahiyeye bir mazhar-ı etemm olmuştur.”[2]üstadımız niyet, nazar, mana-i ismi ve mana-i harfi ile ilm-i hikmet ve marifetullah ve muhabbetullahta Terakki etmenin en kolay dersini vermiştir desek hata etmeyiz. Bu dört kelimeyle insan şunun şuuruna çok rahat varacaktır ki; “Cenab-ı Hak insanı bütün esmasına câmi' bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharatını tartacak, tanıyacak cihazata mâlik bir mu'cize-i kudret ve bütün esmasının cilvelerinin ve san'atlarının inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir halife-i Arz suretinde halk etmiştir.”[3] Halife-ı zemin olan insan denilen on sekiz bin alemin kavşak noktası olan mahluk öyle ... Devamı

Pişkin müfterilerin hamakatlarını itirafı

2017-04-07 07:55:00

Pişkin müfterilerin hamakatlarını itirafı Yeni Asya gazetesi bir “DUYURU” neşretmiş. Bu duyuruda Yeni Asya’nın FETÖ terör örgütü lideri “Fetullah Gülen ile 40 yılı aşkın süreçte mesafesini hep koruduğunu” iddia ettikten sonra, sözü 1996 da Bediüzzaman’ın talebelerinin neşrettiği bir mektub’a getirip, olmayan aklınca Hüsnü Ağabeyi o mektuptaki imzası üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışıyor. Şunu hemen söylemeliyim 1996 da neşredilen o mektup, o günün şartlarında yine Fetullah Gülen’i kullanarak İslam’a saldıranlara verilen bir cevaptı. Ayrıca Akit tv.nin provokasyon yaptığı iftirasını diğer iftiraları yaptıkları gibi çok rahat ve pişkin bir şekilde tekrarlıyor. Son olarakta Hüsnü Bayramoğlu Ağabeyi ”İslam ahlakından uzak” ve ”Üstadın son yolculuğunda şoförlüğünü yapmış bir insan” diye tanıtarak değer cellatlığı yapma gayretine girmiş. Haaa birde bir lütufta bulunuyor ve Hüsnü ağabeyi mahkemeye vermiyorlarmış..! Ama nafile… Güneşi, matbaalarında terör örgütleri ve pornografik dergileri bastıklarında ellerine bulaşan o iğrenç ve mülevves mürekkeplerle sıvayamazlar Şu husus herkes tarafından bilinmelidir ki Yeni Asya’yı ve onu yöneten komitayı en iyi bilenlerden biriyim. Zira o mevkutenin sahibi ile çok özelim var. Son defa diyorum, çünkü tabanı kalmamış bir yapı, sağa-sola saldırarak insanların ona cevap vermesini ve bu sayede tanınıp taban oluşturma gayretinin farkındayım. 1- 40 sene Fetö’ye mesafeli durdukları doğrudur. Fakat neden mesafeli durduklarını açıklamıyorlar. Aynı teşkilatın kullandığı 2 ayrı yapı aralarındaki üstünlük savaşında Fetullah Gülen, ... Devamı

Muhabbet Mayası

2017-04-04 11:48:00

Muhabbet Mayası   Muhabbet Sevgi aşk bu tabirler hayatın her yerinde karşımıza çıkan tabirlerdir. İçini doldurmak ise insanların meziyetidir. Risale-i Nur müellifi hayatın olmazsa olmaz manasında insana bir bakış ve duruş kazandıracak bir tarzda şu dört kelimeyi veya bakış açısını bizlere söylüyor. “Mana-yı harfî, mana-yı ismî, niyet, nazardır.”[1]Gerçekten bu Dörtleme insana bambaşka ufukların alemlerin kapısını açıyor. Yeter ki tatbikatını yapabilelim. Zor olan da zaten bir hadiseyle ilk karşılaştığımızda bunun farkına varıp hemen bu dörtlemeyi tatbik etmektir. Hayatımızın bir parçası olan ve kainatta da cari olan bir bir mesele Muhabbet, Sevgi, aşk. “İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibariyle mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennet'e bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azab çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevî azaba medar oluyor.”[2] Bu alakadarlık sebebiyle diyebilirim ki Allah insanın mayasına Muhabbet koymuştur. O muhabbetle insan kainatla ve kendi dünyasında ki her şeyle alakadar olmuştur. Mana-i harfi namına yani bir şeyin Allah için olması demektir. Buna manada olursa insan azab çekmiyor. Çünhü hikmetini görebiliyor. Mana-i ismi ise bir şeyi nefsi için istemek sevmek, yani maddesine takılmak manasında geliyor. Hal böyle olunca “muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan daima azab çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevî azaba medar oluyor.”[3] Bunun neticesinde insan içsel ... Devamı

Bankaların memur ve çalışanlara verdiği promosyonları almak caiz

2017-04-04 10:13:00

  Bankaların memur ve çalışanlara verdiği promosyonları almak caiz midir? Değerli kardeşimiz, Faizcilik yaparak para kazanan bankalar, mesela maaşlarınız onlara yatırıldığında, orada kaldığı sürece, sizin paralarınızla faizcilik yapar ve bundan para kazanırlar. Promosyon adıyla size verdikleri de bu faiz gelirinin küçük bir kısmıdır. Bu sebeple haram-helal kaygısı taşıyan Müslümanların maaşlarını, faizcilik yapmayan bankalara yatırmaları gerekir. Bilindiği gibi İslam faizin azını ve çoğunu ve bu arada faizli işlem ve akitleri haram kılmıştır. Bir grup memurun veya çalışanın maaşları faizci bir bankaya yatırıldığı zaman bu banka o parayı -çekilmediği sürece- sisteme sokmakta ve faizli işlemler yaparak para kazanmaktadır. Kazanılan faiz gelirinin bir kısmı bankaya kalmakta, bir kısmını da banka kurumlara ve memurlara vermektedir. Bu arada çalışanların ayaklarını bankalara alıştırmayı da hedeflemek söz konusudur. Maaşlar faiz sistemiyle çalışan bankalardan alındığı takdirde iki sakınca doğuyor: 1. Bankaya paranızla faizcilik yapma imkanı vermiş oluyorsunuz. 2. Gelirinin çok büyük bir bölümü faizden olan bir kurumdan hediye kabul etmiş oluyorsunuz. Aslında bu hediyenin de oraya yatırılan maaşlarınızın faizle işletilmesinden elde edildiğini yukarıda ifade etmiştim. Bu durumda ne yapalım? - Mümkünse maaşlarımızı faizli işlem yapmayan katılım bankalarına yatırıp oradan çekelim. - Bunun mümkün olmadığı yerlerde ve şartlarda ise, verilen promosyonları alalım, ama -yoksul değilsek- bunu yoksullara verelim. Selam ve dua ile... Sorularla İslamiyet   Risale-i Nur Araştırma Merkezi YozgatNur... Devamı

Ders Okumak ihlasa Zarar Verir Mi ?

2017-04-04 10:11:00

Ders Okumak ihlasa Zarar Verir Mi ? Sual: “İhlâs Risâlesinin Üçüncü Düsturunda, “Eğer ‘ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim’ arzûnuz varsa, çendan onda bir günah ve zarar yoktur; fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.” bölümünde geçen, “fakat mabeyninizdeki sırr-ı ihlâsa zarar gelebilir.” Cümlesini açıklar mısınız?” BEN SEVAP KAZANAYIM HİSSİ Bahsettiğiniz bölümde, en masum bir gerekçe üzerinde şeytanın hangi tarzda gelebileceğine işaret ediliyor. “Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” arzusunda bir günah ve zarar yoktur aslında.  Fakat bu isteğin altında eğer bir benlik duygusu varsa, bu, insanın amelini şeytana yaklaştırmış oluyor. Şeytanın işletmesi için eline malzeme verilmiş oluyor. Şeytana girebileceği bir kapı açılmış oluyor.  Şeytan o kapıdan girip, eline verilen “benlik” malzemesini kullandığı dakikada hırsla peşine düştüğümüz sevaptan da, aşkla yoluna koyulduğumuz hizmetten de –maazallah- elimizde bir şey kalmıyor.  İşte Üstad Hazretleri bu tehlikenin ağına düşmekten sakınmamız için diyor ki:  En latif ve en güzel bir hakikat-i imaniyeyi muhtaç bir mü’mine bildirmek ki, en masumane, zararsız bir menfaattir; mümkünse, nefsinize bir hodgamlık gelmemek için, istemeyen bir arkadaş ile yaptırmak hoşunuza gitsin.”1  İSTENMEYEN BİR ARKADAŞA DERS YAPTIRMANIN FAYDALARI Demek, istemeyen bir arkadaşa ders yaptırdığımızda, şu kârları elde ediyoruz:  1-Bizim nefsimiz hodgamlık, benlik ve kendini beğenmişlik tehlikesinden kurtuluyor. İçimizde bir benlik duygusu yoksa ne â... Devamı

Bediüzzaman'ın Tesis Ettiği Şura

2017-04-04 07:55:00

  Hz peygamber(asm):"Size iki şey bırakıyorum onlara temessük etseniz necat bulursunuz. Biri kitabullah, biri Al-i Beytim."   Bir de Resulullah(asm) İmam-ı Ali'ye(ra):"Ben Kur'anın tenzili için harbettim, sen de tevili için harbedeceksin!" buyurmuşlar.   Resul-i Ekrem'a(asm) veraset-i mutlaka makamında ittiba' eden Hz Üstad Bediüzzaman(ra);hüccet-ül meslek olan merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey'in beyanıyla, kıyamete kadar Kur'an hesabına irşad ve hizmet mesleği olan hizmet-i İmaniye ve Kur'aniye'sinde, hasbelbeşer sehivler ve su'-i tevillerle saptırılmaya meydan bırakmamak için, Hz Üstad Bediüzzaman (R.A)hayatının son on senesinde, en yakınında bulunan Nur Erkanları'nı, sıddikiyet mertebesindeki dersler ve tahkimatla, Kur'ani meslek ve meşrebinin eğitim ve terbiyesini verip son vasiyetlerinde de ismen tayin ederek merhum Zübeyir Ağabey'in tabirleriyle bir ŞURA bırakmıştır. Nur'un meslek ve meşrebini hasbelbeşer vaki olacak tevil-i fasitlerden sıyanetle doğru tatbikatını gösterecek şura budur. Merhum Zübeyir Ağabey'in bu şuranın Nur meslek ve meşrebinin tatbikatına dair beyanları şöyledir:"Biz(Nur Erkanları mutlak vekiller) toplanırız;mevzu' ortaya konur;herkes Hz Üstad'dan ve Risale-i Nur'dan hatırına gelenleri söyler veya okur. Neticesi meşveretin kararı olur."    Sonraki meşveretlerde bir-iki Nur Erkanı Ağabeyimizin (Merhum Mustafa Sungur Ağabey ile Merhum Bayram Ağabey)meşverette bulunduğu zamanlarda, meslek-meşrebe taalluk eden mevzularda görüşülen mes'elelerin kayda geçen metinleri, Risale-i Nur'dan alınan iktibaslarla lahika mektubu halini alıyordu. Elbette Nur dairesinde, Nur meslek ve meşrebinin ruhuna mensup bu metinler, Nur dairesinde halis tesanüdü ve istikametli ... Devamı

Nur Talebelerinin İzzet ve İtibarı

2017-04-03 16:36:00

Nur Talebelerinin İzzet ve İtibarı Nur Talebelerinin İzzet ve İtibarı Nurdanhaber-Haber merkezi 26 Mart 2017 Üstadımız ve yakınındaki kahraman Nur talebeleri örnek bir Nurculuk yapmışlardır. Bediüzzaman hazretleri yabani Şaban’ı muhafaza etmeseydi, bugün Vahşi Şaban abi diye bir Nur talebesi olmayacaktı. Üstadımız çingenelere bile iman dersi vermiştir. Üstadımız Emirdağ’da alkol bayii işleten bir adama “sen yalnızca bir köşede namazını kıl ve asla terk etme” demiş ve o zat alkol dükkânında bir müddet namaz kıldıktan sonra dükkânı kapatmıştır. Üstadımız yalnızca,  önceden hizmete gelip giden fakat sonrada “Risale-i Nur’a ihanet edip talebeliğini inkâr eden” bir hocanın kendisini ziyaret etmesi sırasında, ona karşı tanışıklık vermediği kişiyi, yanındaki talebelerin,“bu falan hocadır üstadım” diye tanıtmaları üzerine, ben onu tanımıyorum demiştir. Üstadımız, Afyon hapishanesindeki ağır şartlarda baskı ve derdi maişetten ötürü Risale-i Nur ile irtibatını inkâr edenlere bile kızmamış ve eski hizmetlerinin hatırı için onları affettiğini söylemiştir. Malatya’da hizmet eden Mehmet Ali abi, “ben kırk yıldan beri her yıl bir kişiyi medreseden uzaklaştırsaydım kırk kişiyi hizmetten koparmış olurdum” demiştir. Meczupları bile medreseden uzaklaştırmamıştır. Vahdet abi eğer bugün meşhur bir Nur talebesi Profesörle özel olarak ilgilenip nöbet gününde yemeklerini yaptırmamış olsaydı belki de bu hocamız medresede kalmamış olacaktı. Kulağında kulaklıkla müzik dinleyenler ve kotla dershaneye gelenler uzaklaştırılsaydı ve bu kardeşe Ubeyd ağabeyimiz sahip çıkmamış olsaydı, bugün Alp isminde nur talebesi bir kardeşimiz olamayacaktı. Şerafettin abi, sarhoşları bile derse davet etmiştir.Sabaha kadar sarhoşların kolunda de... Devamı

Risale-i Nur Talebeleri Arasında Büyük İttifak

2017-04-03 16:34:00

Risale-i Nur Talebeleri Arasında Büyük İttifak ve “Bediüzzaman’ın Aziz Hatırasını İstismar Edenlere Silleyi Tedip” Risale-i Nur’u Sadeleştirme Teşebbüsü Nur Talebelerini Uyandırdı: Hain FETÖ örgütü, Paralel Devlet Yapılanmasından (PDY) önce, Paralel Nur Cemaati Yapılanmasını (PNCY) gerçekleştirmeye çalıştı. Bediüzzaman hazretlerinin tesis ettiği nurlu hizmetin temel kavramlarını ve değerlerini gasp etti. Risale-i Nur kitaplarını, tesbihatını, medresesini, hizmetini, abisini, ablasını, şakirdini, sohbetini, çayını, çorbasını, her şeyini istismar etti. Kıymetli kavramların içini boşalttı. Bugün, insanlar dini kavramlara şüpheyle bakıyorsa ve cemaat ve hizmet denildiğinde mesafeli duruyorsa, bunun temel müsebbibi, hain FETÖ örgütünün mukaddes olan her şeyi istismar etmesidir. Sadeleştirme meselesine ilk defa Necip Fazı Kısakürek tarafından iyi niyetle teşebbüs edilmiş fakat üstadımız buna cevaz vermemiş ve bizzat has talebelerinden Zübeyr Gündüzalp’i göndermek suretiyle bu teşebbüse mani olmuştur. Daha sonra hain FETÖ lideri bu meseleden haberdar olduğunu da anlatarak 1990’lı yıllardan itibaren gazetesinde küçük sadeleştirme denemeleri yayınlamaya başlamıştır. Bu konuda 2004 yılında gazetesinde yayınlanan bir röportajda sadeleştirme meselesini savunur. Üstadımızın o zaman hayatta olan talebeleri sadeleştirme meselesine şiddetle karşı çıktılar. Bu karşı çıkışlardan sonra Nur Talebeleri sadeleştirme meselesinin farkına varmaya ve uyanmaya başladı. Nur Talebelerinin bu uyanışı, FETÖ’nün yıkılışını getirecek müthiş bir öze dönüş ve diriliş hamlesidir. Üstadımızın Kahraman Nur Talebeleri yapılan bu ihaneti affetmedi ve asla müsamaha gösterm... Devamı

Nur Talebelerinin Ehl-i Sünnet Ekolü Teşkil Ettirilmelidir!

2017-04-03 14:38:00

Nur Talebelerinin Ehl-i Sünnet Ekolü Teşkil Ettirilmelidir!  “Kur'anî bahçede her zaman başka renkte, başka letafette, başka tesirde hakikî cennet çiçekleri açılıyor.”[1] Bu aşikardır. Günagun açılan bu çiçeklerin her birisi bir hizmet tarzıdır. Bir ekoldür bir meşrebdir. Nazarımızda ve kat’i delillerle bildiklerimize istinaden Ahirzamanın hizmet metodu Risale-i Nur Külliyatıdır ve tatbikat sahası da müsbet hareket metodudur. Müsbet hareket derken koyun gibi sessiz kalmak değil tabiki veya pasifize olmuş silik bir hizmet tarzı değildir. Dünyadan el etek çekmek de değildir. Dünyanın en ince işlerine girip onu dem ve damarlara almak da değildir. Lakin nur talebelerinin hizmeti manevi olup ecrini yalnız ve yalnız Allahtan beklemektir. Maddi makam, mevki, kasa, masa endeksi bir hareket değildir. Farklı olduğu için tasavvuf erbabı anlamakta zorlanıyor. Kalsik medrese metodu da olmadığı için bir mana veremiyorlar. Koyacakları yeri kestiremiyorlar. Risale-i Nur Hizmetinin muvaffakiyetini hazmedemeyenler bu hizmeti bozmaya ve işlevini yitirmesi için elillerinden geleni ardlarına koymuyorlar. Risale-i nur hizmeti kucaklayıcıdır. Tekfirci zihniyete sahip değildir. Bu kucaklayıcı hizmet tarzı da insanlar tarafından kabul görmektedir. Bunun karşılığında Nur Talebelerinden sadece istemiş olduğu Risale-i Nura kanaat ve sadakattır. Sadakat ise Risale-i Nur Lahikaları içerisinde bazen sarih bazen remz bazen ima yoluyla yazılmıştır. Sarih olmayanları ise lahikalarla hem hal olanlar tesbit edip etrafına neşretmektedir. Risale-i Nuru ciddi manada zaman ayırıp okuyanlar sürur ile şu tarzda beyanlarına herkes rastlamaktadır. “okuyan  Şimdi hayatım çok zevklidir. Sözler'in tedkikatıyla meşgulüm. Evvelki okuyuşlarımda hazmedemiyordum. Şimdi gayet yavaş... Devamı

Tahammül Edebilmek

2017-03-31 17:28:00

 Tahammül Edebilmek (تحمل) Tahammül: Yüklenmek. Bir yükü üstüne almak. * Sabretmek. Katlanmak. * Kaldırmak.Manalarını ihtiva etmektedir. Bir insanın hayatının muhtelif hadiseleri neticesinde muhtelif his ve düşünceleri o insanı bitamamiha ihata eder. Nasıl ki yüzmek için denize giren birisi denize daldığında tamamıyla su içine dalarsa insan da bu hadiseler arşısında muhtelif his ve düşüncelerle denize dalan insanı su sarıp sarmaladığı gibi sarmaktadır. Nitekim on sekiz bin alemin kavşak noktası insandır. Çünkü “insan, şu âlem-i kebirin bir misal-i musaggarıdır”[1] hal böyle olunca insan da kainatın alemlerinin çeşitliliği kadar hal ve tavırlar sergileyecektir. Kainatın kullanma kılavuzu olan Furkan-ı Hakim’in muavviziteyn sureleri biz insanlara bil mana olarak "Kâinatta adem âlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz." [2] demektedir. Şer ve günah manasını içeren tüm hal ve etvarımızın adem alemleri hesabına olup cehennemi haletler namına olduğunu da unutmamamız ve bilmemiz gerekmektedir. Bir insanın tarz-ı nazarı şu surette olsa“Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da; Dünyasını, Cennet’in intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder..."[3]hayata karşı bu tarz-ı nazar ile o insana  “İman-ı bil'âhiret nuruve kuvveti bana öyle bir sabır ve tahammül ve teselli ve metanet, belki mücahidane, kârlı bir imtihan dersinde daha büyük mükâfatı kazanmak için bir şevk..”[4] vereceği muhakkaktır. Bu tarz-ı nazara insan sahip olmazsa “Vücudu o kadar zaîf ve incedir ki; bizzât kendinde hiç b... Devamı

Lahikaları Okutmayandan Korkarım”

2017-03-23 08:25:00

Dıştan güdümlü din ve vatan hainleri fetöcüler şimdi de vefat etmiş olan mutlak vekil ağabeylerin adını kullanmaya çalışıyorlar. Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey (R.A), dışarının maşası olan Feto İzmir’e yeni geldiğinde, lahikaları okutmadığını duyunca:“Lahikaları okutmayandan korkarım. Sonu doğru çıkmaz.” demişti.  Sonra sadeleştirme adıyla tahrif ihaneti için Zübeyir Ağabey’den -sözüm ona- cevaz almak için geldiğinde, Merhum Zübeyir Ağabey’in çok şiddetli mukabele ettiğini, kitabında “İyi bir zılgıt yedik” tabiriyle yazmış.    Mel’unun o gelişinde ifade ettiği bir itirafı aynen yazıyorum: “Onbinlere vaaz ediyoruz; mendillerini ıslatıyorlar. Camiden çıkınca aynı tas aynı hamam. Değişen birşey olmuyor. Ben şimdi onbinleri ağlatmaktansa; şöyle 7-8 kişiyle Risale-i Nur dersi yapmayı tercih ediyorum.” demişti.   İşte enaniyet-i fir’avuniyesinin sevkiyle ve dıştan aldığı bir ihaleyle sadeleştirme adı altında, te’sirine böylesine şahid olduğu asrın Kur’an dersi ve manevi mu’cizesi olan böyle bedi’ bir tefsire üç defa ihanet teşebbüsünde bulunmuştur.    Birincisinde Merhum Zübeyir Ağabey’den (R.H) -kendi tabiriyle-zılgıt yemiş. İkincide bütün Nur Cemaati’nin şiddetle reddiyesine muhatab olmuştu. Üçüncüsünde Merhum Mustafa Sungur Ağabey, Üstadımızın altı mutlak vekilinin imzaları ile bir mektupla ikaz edilmek istenmiş.   Red ile tuğyan edince -videoda var- Merhum, Üstadımızın Mutlak vekili Mustafa Sungur Ağabey; elli sene sabır ile tahriften vazgeçirmeye çalışmasından sonra yine tuğyan edince.. yani Allah’ı bırakıp emperyalist ka... Devamı

Hakikat Güneşi Risale-i Nur

2017-03-23 08:09:00

Bir adamı acizleştirip pasifleştirmek isterseniz ve zelil yapmak isterseniz,nokta-i istinad ve nokta-i istimdadını elinden alın. Ezeli-ebedi zaman ölçüsü içerisinde aciz-i mutlak insanın nokta-i istinad ve nokta-i istimdadı, Allah'a ve ahirete imandır. İşte Cumhuriyetin başında ladini zihniyet,milletin efkar ve maneviyatında bu dehşetli yıkımı,materyalizm  afyon yutmuşluğu içinde bu necip yüksek seciyeli millete yapmış,ağır darbe vurmuştur.Eski Türkiye tarihindeki vesayet esaretleri,maskaralıklar,darbe ve zilletler;bu,maneviyata, Hak Dine vurulan darbe ve ihanetlerin ürünüdür.   Avrupa gavurunun yıkımının sebebi olan teslis hurafesini mağlup ederek fir'avunlaşan materyalizm cereyanı,bir kıyas-ı maalfarıkla yani yanlış bir kıyasla Din-i Hak ile hayat bulan memleketimize de taarruz etti. Emperyalist şeytanların oyunlarıyla gafletimizden istifadeyle muvakkaten tasallut ediyor gibi göründü. Fakat bir takdir-i Hüda ile nüveleri İslam'ın kudsi dahileri tarafından keşfedilmiş fünun-u cedidenin maddeten terakkideki ilk merhaleleri,kaderin bir cilvesiyle,"hamle kafirin"kaidesiyle ecnebi elinde tahakkuk etti. Fakat bu keyfiyet,beşeriyet hayatında yepyeni bir merhaleydi. İnsanlık makro ve mikro alemlerin keşfine çıktı. Asıl zengin olan,sır-rı azimi Kur'anda bulunan manevi vechesine henüz ulaşmasa da,insanıyet tarihinde yeni bir merhale idi teknik terakki. Eşyanın mahiyetindeki temel esaslar olan Allah'ın birliği ve Esma-yı Hüsnayı idrak edemeyen ecnebi diyarında,nev'i bir fir'avunlaşma ile beraber  materyalizm taunu zuhur ve inkişaf etti. Fakat her derdin layık devası ilm-i ezelisinde,hazinesinde ve Kelam-ı Ezelisinde VELA RATBİN VELA YABİSİN İLLA Fİ KİTABİMMUBİN (yaş ve kuru herşey Kur'anda mevcuttur.)  hakikatıyla beşer tarihinin,bu bilimsel kılıfa sokulan mataryaliz... Devamı

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 4 Manevi Kan Davası - 2

2017-03-22 09:08:00

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 4 Manevi Kan Davası - 2      “Cenab-ıHakk'anâzır ve ona vâsılolanyollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir.” [1] bunca yekün ve fark ise mutlaka metod ve tarz farkını getirecektir. Hedef aynı amma geliş istikameti farklı olması manasına gelmektedir. Geliş istikameti farklıysa bakış açısı ve hadisata verilen mana da farklı olacaktır elbette. Bu farklılık insanlarda ayrışmaya ötekileşmeye değil, mana mertebesinin müteaddid manasından başka bir mertebedir diyebilecek şuura malik olmak elzemdir.      Yoksa bizden olsun çamurdan olsun, ötekinden ise elmasta olsa olmaz bizden değil ya gibi akıl tutulmasına sebebiyet verecek elfazdan ve ef’alden uzak durulmalıdır.      Fen ve felsefenin maddesel hücumu diyoruz ya hani işte. Bu hücumla zehirlenen kimseler - felsefik olanlar yani – kendi meşrebinden olana muhabbet eder kendi öeşrebinden olmayanı da ötekiler.. bu zinhiyeti kuran İngiliz aklıdır. Zaten vehhabiliği de bunlar icad etmiştir.      Bu felsefik virüse mübtela olanlar ise düşman veya öteki üretmeden duramazlar. Kendi meşrebine tüm hamiyetini sarf ederler. Eğer düşman türetemezse kendi meşrebinde bu defa düşman üretmeye çaba sarfederler. Neymiş arksadaş bu meşrec ve meşrecbilik..      Buna dair Nurculuğun mazisine bakıp sürekli mazide olmuş olan şeyleri diri tutmak için yırtınmak enerjisini hakaik-i imaniyeye sarf etmek yerine mesaisini hadisat-ı mazinin ihtilafi meseleleri ve hadisatına sarf eder. Bu ise ahmaklıktan öte bir şey değildir.      Mazide biz Hüsrev ağabeyle oturuyordukta falan hadise oldu ona böyle dedi. Biz Z&u... Devamı

İncitmekten Sakınanlar!

2017-03-20 11:02:00

İncitmekten Sakınanlar!      “Cenab-ıHakk'anâzır ve ona vâsılolanyollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir.” [1] bu herkesçe malumdur. Ve dikkat edersek “âlemin” diye bir tabir kullanmış müellif. Âlem ise bir terkiptir bir bütündür ve içersinde yaratılan her şeyi ihata edecek bir genişliği vardır. Kısacası masivaullah tabir edebiliriz.             Bir de bu Âlem tabirini insan için kullanılacak olursak karşımıza daha çetrefilli bir mesele çıkacaktır ki “mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-imusaggarı olduğundan; âdeta âlemde ne varsa, insanda nümunesi vardır.[2]”bizler bunu bilsekte bilmesekte tam olarak bu böyledir.             İnsanın merkezi ise bütün bu Âlemleri tahlil, analiz, sentez edecek merkezi insan kalbidir. O kalb öyle bir mahiyeti ve merkeziyeti var ki dimağı dumura uğratacak bir ihatası ve mihanikiyeti vardır. Öyle derindir ki normal zamanda yüzebildiğin veya topuğunuzu ıslatmayacak olan o sular birden bire derinleşir ve dev diritnavtlar ancak dayanabilir bir hâlde gelir ve kendinizi o batın-ı kalbin ihata ettiği derinliklerde bulursunuz. İşte o zaman anlarsın ki “Yükselmededir marifet iklimine her an Bambaşka ufuklar açıyor ruhuna..[3]” bu ufuklar Âlemlerin insana veya insanın Âlemlere yolculuğunu anlatır.             Hani bazen deriz ne oldu dalmışsın hayrola? Veya dalmışım öyle.. işte bu dalmak tabiri alemler arası boyutlar arası geçiş demektir. İnsan başka bir Âleme dalmış olduğu için bir nevi geçici donma yaşıyor. Na... Devamı

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 3 Manevi Kan Davası

2017-03-15 15:28:00

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 3 Manevi Kan Davası      “Cenab-ıHakk'anâzır ve ona vâsıl olan yollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir.” [1] bu tariklerden birisi ve ahirzamanda en te’sirlisi ise kanaat-ı kat’iyye ile Risale-i Nur Hizmet dairesidir ki bu hizmet vasıtasıyla bu ülkede kimseler hizmet sahasında ortada yokken Bediüzzaman ve Te’lifatı olan Risale-i Nur Külliyatı ve nice talebeleri Allah demiş, Peygamber demiş, Kur’an diyerek ülkemizin ehl-i sünnet kalmasına en muazzaman hizmeti ettiler.      Bu ülke bugün ehl-i sünnet olarak kalmış, hatta islam beldesi olarak kalmışsa en büyük müsebbib Bediüzzaman ve Manevi Cihadıdır. Bunu kümse inkar edemez. Bunu görmemek ancak görmek duyusundan mahrum olmanın neticesidir.      İhlas Risalelerini te’lif etmiş olan Bediüzzaman Hazretleri 20. Lem’a ile Cemaatler arası ilişkilere, 21. Lem’a ile Nur talebeleri arasında ki münasebetlere projektörlük yapmıştır. İçerisinde bulundundukları ve bulunması muhtemel olduğu vaziyetler hakkında reçeteler yazmıştır. Hatta bir zaman bu iki eser mahrem tutulmuştur.      Risale-i Nur dairesinde hizmet eden meşrebler ise birbirisinin mütemmimi hükmündedir. Birbirisine muavenattardırlar. Herbir meşreb ve meşrebli fertler diğer hizmetleri kendisine rakip düşünüp onların hizmetine sekte vurmaya çalışması ise hata-yı azimdir, cinayet-i azimedir.      Risale-i Nur Dairesi ve Nurculuk, Nurcular, Nur talebeleri gibi tabirler bir bütünlük arzeder. Bu bütünlükten yani küllden çıkan ise cüz olmaya mahkumdur. Yirmi Altınc... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1