.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

NİFAK CEREYANININ RiSALE- i NUR CEMAATINI DAĞITMA PLÂNI

2015-08-12 12:14:00

  NİFAK CEREYANININ RiSALE- i NUR CEMAATINI DAĞITMA PLÂNI   Cemaatiçine hulûl eden nifak cereyanı, cemaat içindeki  bazı safdilleri ve garazkârları ve enaniyet hastalarını bulup onların enelerini okşayarak hizmet alehinde alet ederler. Hem bu safdiller, kitabdaki hükümlere göre düşünüp hareket etmeye alışmadıklarından yanlışı-doğruyu ve hizmet hayatına gelecek büyük zararları fark edemezler. Hem bu gafil ve kuru kalabalık, şahsa bağlandıkları cihetle, nifak cereyanı bunların nazarında bazı şahısları göklere çıkarır. Tâ ki i’la ettiği o şahısları iftiralarla çürütüp yere atınca, ona bağlı olan avam, inkisar-ı hayale düşsün, hizmetten kopsun ve perişan olsun. Nifak cereyanının bu planı oldukça dehşetlidir. Hem de bu ifsada alet olanların mesuliyetleri ve cezası dahi, alet oldukları tahribat derecesinde büyük olur ve akıbeti de  felakettir. Evet, Bediüzzamanın şu ikazına dikkat gerek. Şöyle ki:  ­*@ÅX7!ö­v­UÅ,«W«B«4ö!x­W«V«1ö«w<¬HÅ7!ö]«7¬!ö!x­X«6²h«#ö«ž«:ö   âyet-i kerimesi fermanıyla: Zulme değil yalnız âlet olanı ve tarafdar olanı, belki edna bir meyledenleri dahi, dehşetle ve şiddetle tehdid ediyor. Çünki rıza-yı küfür, küfür olduğu gibi; zulme rıza da zulümdür.” M:362 Kitabdaki düsturlara bedel, şahsa bağlananların akıbetlerini göteren bir-iki nümune: “-Risale-i Nur'un has şakirdleri müstesna olarak- başkaları beni büyük bir makamda bilmekle, kuvvetli bir alâka ve hizmet gösterir. Hem mukabilinde, dünyada, ehl-i velayet gibi nuranî neticeleri ister. Sonra bize hizmeti ... Devamı

AHiRZAMAN FİTNESNDEN UZAK DURMAK

2015-08-12 09:12:00

  AHiRZAMAN FİTNESNDEN UZAK DURMAK   Tatbiki Şekli. Yani “Nelerden Uzak Durulacak?   “Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan her asırda her ferde hitab eder bir ilm-i muhit ve bir irade-i şamile ile herşeye bakabilir; ve madem ülema-i İslâm'ın ittifakıyla, âyetlerin mana-yı sarihinden başka işarî ve remzî ve zımnî müteaddid tabakalarda manaları vardır. Ve madem يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا   gibi hitablarda her asır gibi, bu asırdaki ehl-i iman, Asr-ı Saadetteki mü'minler gibi dâhildir. Ve madem İslâmiyet noktasında bu asır, gayet ehemmiyetli ve dehşetlidir. Kur'an ve Hadîs ihbar-ı gaybî ile, ehl-i imanı onun fitnesinden sakınmak için şiddetle haber vermiş.”  (K: 186)   “Altıncı Mes'ele: Rivayette var ki: "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz." Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberîyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azab-ı kabirden sonra مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ وَ مِنْ فِتْنَةِ آخِرِ الزَّمَانِ vird-i ümmet olmuş. Allahu a'lem bissavab, bunun bir tevili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler. Meselâ; Rusya'da hamamlarda kadın-erkek beraber çıplak girerler ve kadın kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemalperest erkekler dahi, nefsine mağlub olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebairleri ve bid'aları birer cazibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder. Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz.&rdquo... Devamı

Üstadımızın Vasiyetnameleri

2015-07-23 09:52:00

Üstadımızın Vasiyetnameleri Hem benim şahsımın, hem Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsinin sermayesini, kendilerini Risale-i Nur'un hizmetine vakfedenlerin tayinlerine vermek, hususan nafakasını çıkaramıyanlara vermek lâzımdır. Şimdiye kadar birkaç senedir tayinatları verilen Nur talebeleri, haslara malûm olmuş. Ben de yanımda şimdi bulunan kardeşlerimi kendime vâris ve benim vazifemi yapmaya çalışmak lâzım. Tesanüdü de tam muhafaza etsinler. Evet, bu vasiyetnameyi tasdik ediyorum. Said Nursî Emirdağ Lahikası-2 ( 200 ) -----oo0oo----- Vasiyetnamenin Bir Zeyli      ….. Evet şiddet-i fakr u istiğna ile hediye almamakla beraber Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki, yasak olmayan daktilo makinesi ile intişar eden Risale-i Nur'un verdiği sermaye ile şimdi manevî Medreset-üz Zehra'nın dört-beş vilayetinde hayatını Risale-i Nur'a vakfeden ve nafakasına çalışmaya zaman bulamayan fedakâr Nur talebelerinin tayinatına acib bir bereketle kâfi gelen ve Nur nüshalarının fiatı olan o mübarek sermayeyi ben öldükten sonra da o hâlis, fedakâr kardeşlerime vasiyet ediyorum ki, altmış-yetmiş sene evvelki kaidemi yetmiş sene sonraki şimdiki düsturlarıma aynen tatbik etsinler. İnşâallah Risale-i Nur'un tab' serbestiyeti olsa, o düstur daha fazla inkişaf eder. Medar-ı hayrettir ki, o eski zamanda Evkaf'tan beş talebenin tayinatını Van'da Eski Said kabul etmiş. O az para ile bazan talebesi yirmiye, otuza, altmışa kadar çıktığı halde kendi talebelerinin tayinatını kendisi veriyordu. O kanaat ve iktisadın bereketiyle ve kendi beş-altı mavzer tüfeğini satmakla istiğna kaidesini bozmadı. O zaman meşhur Tahir Paşa gibi çok yardımcılar varken kaidesini bozma... Devamı

EHL-İ KİTAB İLE İTTİFAK

2015-07-03 01:48:00

EHL-İ KİTAB İLE İTTİFAK   ÂLEM-İ  İSLÂM İLE  HIRİSTİYANLIK  DÜNYASININ İTTİFAKIYLA  ÂLEM-İ  KÜFRÜN  MALUBİYETİ   1- “... Nev-i beşer, bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve manevî bir kıyamet başlarında kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere'nin Kur'anın kabulüne çalışan meşhur hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika'nın çok ehemmiyetli dinî cem'iyeti gibi rûy-i zeminin kıt'aları ve hükûmetleri Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar.” E:248 2- “...Rehber Risalesindeki Leyle-i Kadir mes'elesi; şimdi hem Amerika, hem Avrupa'da eseri görülüyor. Onun için şimdiki bu hükûmetimizin hakikî kuvveti, hakaik-i Kur'aniyeye dayanmak ve hizmet etmektir. Bununla ihtiyat kuvveti olan üçyüz elli milyon uhuvvet-i İslâmiye ile ittihad-ı İslâm dairesinde kardeşleri kazanır. Eskiden Hristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâma tarafdar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için; hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur'ana ve ittihad-ı İslâma tarafdar olmağa mecburdurlar.” Em:54 3- “...Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yegânesi; ittihad-ı İslâm cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil; belki muhtaçtırlar. Çünki komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ... Devamı

kalbleri ifsad edip asabî ruhları azab

2015-02-14 15:35:00

Evet bu zamandaki siyaset, kalbleri ifsad edip asabî ruhları azab içinde bırakır. Selâmet-i kalb ve istirahat-ı ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı.   Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedarlıktan, azab çekiyor, perişandır.   Bilhâssa ehl-i dalalet ve ehl-i gaflet, merhamet-i umumiye-i İlahiyeden ve hikmet-i tâmme-i Sübhaniyeden habersiz olduğundan, nev'-i beşere rikkat-i cinsiye, alâkadarlık cihetiyle kendi eleminden başka nev'-i beşerin şimdiki elîm ve dehşetli elemleriyle dahi müteellim olup azab çekiyor     Sikke-i Tasdik-i Gaybi ( 193 )   Devamı

Kur’ân’a çelik bir sur ve parlak bir yıldız !

2015-02-05 11:25:00

İmam-ı Ali (r.a.) bütünulumunun hazinesi olan Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanın bir şûle-i i’cazı olan Risale-i Nur’u Cenâb-ı Haktan âhirzamanda Kur’ân’a çelik bir sur ve parlak bir yıldız olarak istemiş.HAŞİYE-1 Ve duası kabul olmuş. Daha Celcelûtiye’de bu zamana ve Risale-i Nur’a ima eden müteaddit emareler var. HAŞİYE-1:  Risale-i Nur’u mütalaa edenler bilirler ki, onun iki menbâı var. Biri İsm-i Âzam’ın kibriyalı ve azametli cilvesi.. Diğeri İsm-i Rahîmin şefkatli ve re’fetli tecellisidir. Ve onun nuruyla fitne-i diniye nârı ve zındıka ateşi sönüyor ve sönecek. Envar / Osm. Sikke-i Tastik-i Ğaybi 165 ... Devamı

Risale-i Nur devlet tekeline değil himayesine alınıyor

2014-11-14 17:07:00

Risale-i Nur devlet tekeline değil himayesine alınıyor Bediüzzaman’ın talebelerinden yeni açıklama   Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram, M. Said Özdemir, Mehmet Fırıncı ve Abdülkadir Badıllı ağabeyler Risale-i Nur’un basımı ve bandrol tartışmaları üzerine yeni bir açıklama daha yaptı. Açıklama şöyle:   Yapılan yasal düzenlemeler, Risale-i Nur neşriyatını devlet tekeline değil, devlet himayesine almaktadır   Risale-i Nur neşriyatıyla ilgili olarak yapılan son yasal düzenleme dolayısıyla bazı çevrelerin bir takım asılsız iddiaları yaymakta ısrar göstermeleri üzerine, Risale-i Nur Müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin vazifelendirdiği talebeleri olarak aşağıdaki hususları bir daha açıklamak zarureti hasıl olmuştur:   1.Yapılan yasal düzenlemeler, Risale-i Nur neşriyatını devlet tekeline değil, devlet himayesine almakta ve devlete, Risale-i Nur’ların mutlak surette neşredilmesini ve okuyucuyla buluşmasını temin etme vazifesini vermektedir.   2.Bu düzenlemeyle devlete verilen bir diğer vazife de, Risalelerin aslına uygun bir şekilde neşredilmesini temin etmektir. Devlet, bu vazifeyi üstlenmekle, eser sahibinin en mühim arzusuna sahip çıkmakta ve bilhassa son yıllarda karşılaştığımız korsanlığa ve tahrifata açık bazı suiistimallere mâni olmak suretiyle Risale-i Nur Müellifinin ruhunu şad edecek bir adım atmaktadır.   3.Böyle bir düzenleme durup dururken ortaya çıkmamıştır. Risalelerin mülkiyeti konusunda mevcut miras hukuku muvacehesinde bir belirsizlik hüküm sürdüğü için, eserleri her ne olursa olsun okuyucuyla buluşturmak ve gel... Devamı

Risale-i Nur mesleğinde sadakat!

2013-12-17 17:49:00

Lugatta; dostluk, vefalılık, içten bağlılık, içten dostluk, doğruluk, sıdk sahibi olma, güçlü dostluk1 anlamlarına gelen sadakat, sıdk mastarından türetilen bir sıfattır. Terim manası ise bir dine, bir zata, bir inanca, bir akıma veya bir ideolojiye tavizsiz bağlanma demektir. Risale-i Nur’da sadakat ise daha derin, daha özgün bir anlam ifade eder. Risale-i Nur mesleğinde sadakat, Risale-i Nur mesleğine tavizsiz bağlılık, Risale-i Nur’u bir hayat felsefesi olarak kabullenme, Risale-i Nur Külliyatındaki düsturları ve ölçüleri önce okuma, öğrenme, özümseme, sonra hayata hakim kılma, Risale-i Nur gözüyle hayata ve olaylara bakma demektir. Sadakat mevzuunda en bariz, en yüksek ve üzerinde ittifak edilen, peygamberlerden sonra gelen en büyük yıldız şahsiyet, Hz. Ebû Bekir Es-Sıddık’tır (ra). Sonra diğer Sahabe-i Kiram efendilerimiz gelir. Hz. Ebu Bekir’i (ra) insanlığın zirvesine taşıyan en mühim vasfı; Efendimize (asm) olan sadakatıdır. Sadakat, Risale-i Nur mesleğinde olmazsa olmaz esaslardan kabul edilmiştir. Bediüzzaman Said Nursî talebelerine yazdığı mektupların başında “Aziz, sıddîk kardeşlerim” ifadesiyle başlar. Üstad Bediüzzaman, bu ifadesiyle Risale-i Nur mesleğinde sadakat vasfının önemine dikkat çeker. Risale-i Nur mesleğine sadakat örneği oluşturan Nur Talebelerinin başında Zübeyir Gündüzalp gelir. O Bediüzzaman Said Nursî’de ve Risale-i Nur’da fani olmuştu. Zübeyir Gündüzalp her hâl ve şartta Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu Risale-i Nur’un meslek ve meşrebinin muhafazası ve devam ettirilmesi için azamî gayret ettiğini şu sözlerinden anlamaktayız: “Üstadımız ölmüş olsa ve tekrar gelse ‘Zübeyir, ben bu Risal... Devamı

Risâle-i Nûr’un Tecdîdi Kıyâmete Kadar Sürecek İlahiyatçı yazar

2013-12-14 17:15:00

Risâle-i Nûr’un Tecdîdi Kıyâmete Kadar Sürecek İlahiyatçı yazar Mehmet Ali Kaya Çağrı Vakfının dâvetlisi olarak Gölcükte bir seminer verdi. Peygamberlik, nebilik ve mücedditlik kavramları hakkında bilgi veren Mehmet Ali Kaya, İnsanlık tarihinde tebliğin Hz. Adem’e gelen 10 sahifelik ilâhî emirle başladığını, nebilerin bir önceki peygamberin şeriatını tebliğ ettiğini belirli aralıklarla ulül azm peygamberlerin geldiğini ve Hazret-i Muhammed (asm) kadar sürecin bu şekilde işlediğini belirtti. Ahirzaman peygamberinin gelmesiyle nübüvvet silsilesinin son bulduğunu ifade eden Kaya, “Muhakkak ki Allah, bu ümmet için, her yüz senenin başında, kendisine dini tecdid edecek kimse(ler) gönderecektir.” (Ebû Dâvud, Sünen, Melâhim, 1) hadis-i şerifinin manasına uygun olarak her yüz senede bir gönderilen mücedditler vasıtasıyla dinin zaafa uğrayan kısımlarının aslına uygun olarak tecdit edildiğini söyledi. Konuşmasında mücedditlik silsilesinden örnekler veren Kaya; Ömer ibni Abdülazizi Emevî, İmam-ı Şafiî, Ebu’l-Hasan Ali El Eş’ari, Ebubekir Balillanî, İmam-ı Gazalî, Fahreddin-i Razî, Mevlânâ Celâleddin-i Rumî, Zeynüddin-i Irakî, İmam-ı Sahavî, Celâleddin-i Suyutî, Müceddid-i Elf-i Sânî: İmam-ı Rabbani, Şah Veliyullah Dehlevî, Mevlânâ Halid-i Bağdadî ve Bediüzzaman Said Nursî gibi zatların birer müceddit olduklarını ve tecdid görevini yerine getirdiklerini belirtti. Konuşmasında velâyetin “velâyet-i sugra, velâyet-i vüsta, velâyet-i Kübra” olmak üzere 3 çeşit olduğunu ifade eden Mehmet Ali Kaya, velâyet-i sugranın ehl-i kalbin yolu; vel&a... Devamı

Melekler kar tanelerine binip san’at-ı İlâhiyeyi alkışlıyor!

2013-12-14 11:54:00

Melekler kar tanelerine binip san’at-ı İlâhiyeyi alkışlıyor!   Küre-i arz, küre-i arzın nevîleri adedince başlar ve o nevîlerin fertleri sayısınca diller ve o ferdlerin âzâ ve yaprak ve meyveleri miktarınca tesbihâtlar yaptığı için, elbette o haşmetli ve şuursuz ubudiyet-i fıtriyeyi bilerek, şuurdârâne temsil edip dergâh-ı İlâhiyeye takdim etmek için, kırk bin başlı ve her başı kırk bin dil ile ve herbir dil ile kırk bin tesbihat yapan bir melek-i müekkeli bulunacak ki, ayn-ı hakikat olarak Muhbir-i Sadık haber vermiş. Ve hilkat-i kâinatın en ehemmiyetli neticesi olan insanlarla münasebât-ı Rabbâniyeyi tebliğ ve izhar eden Cebrail Aleyhisselâm ve zîhayat âleminde en haşmetli ve en dehşetli olan diriltmek ve hayat vermek ve ölümle terhis etmekteki Hâlıka mahsus olan icraat-ı İlâhiyeyi, yalnız temsil edip ubudiyetkârâne nezaret eden İsrafil Aleyhisselâm ve Azrail Aleyhisselâm ve hayat dairesinde rahmetin en cemiyetli, en geniş, en zevkli olan rızıktaki ihsanat-ı Rahmâniyeye nezaretle beraber şuursuz şükürleri şuurla temsil eden Mikâil Aleyhisselâm gibi meleklerin pek acip mahiyette olarak bulunmaları ve vücutları ve ruhların bekaları, saltanat ve haşmet-i rububiyetin muktezasıdır. Onların ve herbirinin mahsus taifelerinin vücutları, kâinatta güneş gibi görünen saltanat ve haşmetin vücudu derecesinde kat’îdir ve şüphesizdir. Melâikeye ait başka maddeler bunlara kıyas edilsin. Evet, küre-i arzda dört yüz bin nevileri zîhayattan halk eden, hattâ en âdi ve müteaffin maddelerden zîruhları çoklukla yaratan ve her tarafı onlarla şenlendiren ve mu’cizât-ı san’atına karşı, onlara dilleriyle “Mâş&acir... Devamı

Tercüme ile sadeleştirme aynı şey mi?

2013-06-24 19:23:00

Tercüme ile sadeleştirme aynı şey mi? Biliyorum, yüzlerce defa da tekrar etsek bazı kafalar bu aşikâr gerçeği yine anlamayacak; yahut anladığı ve bildiği halde yine konuyu saptırarak insanları aldatmaya devam edecek. Biz de, onların bu iğfal ve idlâllerine karşı, insanları bilgilendirmeye ve aydınlatmaya devam edeceğiz. Onun için, tercüme ile sadeleştirme arasındaki farkı ortaya koyan bu yazıyı tekrar hatırlatıyoruz; muhtemelen daha pek çok defalar hatırlatacağız:   Risale-i Nur başka dillere tercüme ediliyorsa, niye sadeleştirilmesin?   İlk bakışta mâkul gibi görünen bu soru, aslında fasit bir kıyastan başka birşey değildir.   Zira tercümede mânâ—mümkün mertebe—sabit kalır, kelimeler değişir. Bu işteki başarı nisbeti ise, mütercimin maharetinden başka, tercüme edilen dilin kapasitesine bağlıdır. Bu bazan yüzde yüz bir başarıyla gerçekleşebilir. Hattâ bazan bir eserin tercümesi, aslından daha da güzel olabilir. Veya, dilin yahut mütercimin kabiliyetine bağlı olarak, tercüme, asıldan bir kısım şeylerin kaybına yol açabilir. Genel bir ifadeyle söyleyecek olursak, tercümede, aslı olduğu gibi aksettirebilme ihtimali mevcuttur.   Sadeleştirme ise, bir eseri, aynı dilde, müellifin tercih etmediği kelimelere dökmek demektir. Bu yüzden, sadeleştirme işleminde bir “değiştirme” söz konusudur. Bu da şöyle demek olur:   Sadeleştirilen eserin, tercüme kadar aslına yaklaşma ihtimali, daha işin başında yok edilmiştir!   Zaten adı üzerinde, bu bir “sadeleştirmedir.” Yani, eserin yeni şekli, eskisinden “daha sade” bir hal alacaktır. Bu ise, evdeki fazla eşyaları atarak daha rahat ve huzurlu bir hayata kavuşmak gibi bir sa... Devamı

ABDULLAH YEĞİN AGABEY GÜLEN VE ZİHNİYETİNE KARŞI NURCULARI İKAZ

2013-06-25 05:05:00
ABDULLAH YEĞİN AGABEY GÜLEN VE ZİHNİYETİNE KARŞI NURCULARI İKAZ  |  görsel 1

ABDULLAH YEĞİN AGABEY GÜLEN VE ZİHNİYETİNE KARŞI NURCULARI İKAZ ETTİ   BİZİM BİR ÜSTADIMIZ VAR RİSALE-İ NURDAN BAŞKASINI DİNLEMİYORUZ.   Üstad bize unutturmak istedikleri dini tabirleride yerleştiriyor;ögretiyor.Dilimizi kurtarmaya çalışıyor;herifler kızlara şarkı söyletmekle ;Türkçe bilmemne yapıyoruz diye milleti kandırmaya çalışıyorlar.16-15 yaşındaki kızlara şarkı söylettiriyorlar.Bu nasıl islamiyet ya ?   Neymiş efendim;karısı başı örtülü olanlar başını açsın demiş.Böyle fetva mı olur yahu ? Dunyadan başka gidecek yeri yok mu ? Mevlam görelim ne eyler ne eylerse güzel eyler.Bakın şöyle bir hadis-i şerif söylediler.   Peygamber(A.S.M) buyurdular ki; MEHDİNİN TALEBELERİNİN TEK İMTİHANI OLUR.O İMTİHAN DA MEHDİ'YE SADAKATTIR;ÖYLE Kİ ONLARDAN BİR ÇOĞU SADAKAT İMTİHANINI KAYBEDER.(EL KAVLUL MUHTASAR Fİ ALAMETİL MEHDİY-İL AHİR ZAMANAHMET İBN-İ HACER-İ MEKKİ)   Ona sadık olup olmayanlar imtihan edilecektir.İmtehan olacaklardır.Üstad kendisi söylüyor '' ben diyor Risale-i Nur'a kalem karıştıramam ''diyor '' sunuhattır bunlar '' diyor.Kur'an'ın dersidir diyor.Allah cümlemizi basiret sahibi etsin.İhlas sahibi etsin.   Sual : Geri çekilme yokmu ? Vazgeçmediler mi agabey sizin bu ikazlarınızdan sonra ?   Elcevab : Cevab yok.Küçük sözleride sadeleştirdiler..Çıkarsınlar...'' Para kazanıyorlar ! ''VE talebelerine sadeleştirilenleri okutuyorlar.Ötekileri okutmuyorlar.Bunu düşman yapmadı ! Ben böyle bu zihniyette olacagını bilseydim ben o adamın ( gülen ) konuşurmuyduk acaba ?   Sual : Başkaları araya girebilir mi agabey ? Kendisine ulaşmamıştır ?   Cevab : Araya giren başkaları var.Herkeslen konuşm... Devamı

Zübeyr GÜNDÜZALP'ten Reddiye

2013-06-25 04:57:00
Zübeyr GÜNDÜZALPten Reddiye |  görsel 1

Zübeyr GÜNDÜZALP   Necip Fazıl Bey,   “Şu ince noktayı siz gibi tasavvuf ehline arz ederiz ki: Risâle–i Nur, Bediüzzaman Hazretlerinin irade ve ihtiyarı ile telif edilen bir eser değildir. Zaman zaman şedit ihtiyaç sıralarında, ihtar–ı Rabbani ve ilham–ı İlâhî ile yazdırılan Kur’ân–ı Hakîm’in bir mucize–i mâneviyesidir.   “Bu hüccetli ve aşikâr hakikate nazaran, allâme–i cihan bir müellif dahi, Risâle–i Nur’un bir cümlesinde bile değişiklik yapmaya asla cesaret edemez.   “Sizin ‘İdeolocya Örgüsü’ ve diğer yazılarınız da başka muharrirlere benzemiyor. Sizin size has üslûbunuz, okuyucularınız üzerinde bir tesir bırakıyor. Bununla beraber, ‘İdeolocya Örgüsü’ için de bazı kimseler, ‘Muğlak, ağır, anlaşılmıyor…’ derler. Bu deyişler üzerine birisi kalksa da, sizin o yazılarınızı—mânâ bozulmasa dahi—cümlelerde değişiklik ve metin içinde izahata kalkışsa, harika olan üslûbunuzun hassasiyetini büsbütün kaybetmiş olacaktır. Buna kat’iyyen müsaade etmezsiniz ya… Faraza ses çıkarmasanız, o yazılardaki üslûbun ciddiyet ve değeri ile alışkanlık peyda eden bizler hemen itiraz ederiz. “Bir fikr–i beşer yazısındaki değişiklikler üslûbu tamamen bozuyorsa, ilham–ı İlâhî ile telif edilen eserlere beşer fikrinin mahsûlü olan sözler karıştığı zaman, o şâheserlerin ne derece rencide olacağını, iz’an ve idrakinize havale ediyorum.''    (Bkz: Badıllı, Abdülkadir; Sadeleştirme Asrî Bir Tahriftir, s. 18)... Devamı

RİSALE-İ NUR SADELEŞTİRİLEMEZ DEĞİŞTİRİLEMEZ!

2013-06-25 04:42:00
RİSALE-İ NUR SADELEŞTİRİLEMEZ DEĞİŞTİRİLEMEZ! |  görsel 1

RİSALE-İ NUR SADELEŞTİRİLEMEZ DEĞİŞTİRİLEMEZ!   1. Resail-in Nur'un mesaili; ilim ile, fikir ile, niyet ile ve kasdî bir ihtiyarla değil; ekseriyet-i mutlaka ile sünuhat, zuhurat, ihtarat ile oluyor. (Kast.L.211) 2. Onlar ne hal ile yazılmış ise, öyle kalması lâzım geliyordu. Sonradan tashih ve tanzim etmeye me'zun değiliz! (Mek.488)   3. 6. Deva… Hâşiye: Fıtrî bir surette bu lem'a tahattur ettiğinden, altıncı mertebede iki deva yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık, belki bir sır vardır diye değiştirmedik. (Lem’alar 208) 4. Halbuki bilmecburiye bunu haber veriyorum ki: "Bu dürûs-u Kur'aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müçtehidler de olsalar; vazifeleri -ulûm-u imaniye cihetinde- yalnız yazılan şu Sözler'in şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünki çok emarelerle anlamışız ki: Bu ulûm-u imaniyedeki fetva vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enaniyet-i ilmiyeden aldığı bir his ile, şerh ve izah haricinde birşey yazsa; soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklidcilik hükmüne geçer. Çünki çok delillerle ve emarelerle tahakkuk etmiş ki: Risale-i Nur eczaları, Kur'anın tereşşuhatıdır; bizler, taksim-ül a'mal kaidesiyle, herbirimiz bir vazife deruhde edip, o âb-ı hayat tereşşuhatını muhtaç olanlara yetiştiriyoruz!.." (Mektûbat  426)   5. Evet Risale-i Nur size mükemmel bir me'haz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin her birisine, meselâ Kur'an kelâmullah olduğuna ve i'cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem'edilse ve hâkeza.. mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir. ... Devamı

Risalelerin dâvâ metaforu içinde ele alınması

2013-05-22 23:37:00
Risalelerin dâvâ metaforu içinde ele alınması |  görsel 1

Risalelerin dâvâ metaforu içinde ele alınması Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur için, “Yazılan sözler tasavvur değil, tasdiktir. Teslim değil, imandır. Marifet değil, şehadettir, şuhuddur. Taklit değil, tahkiktir. İltizam değil, iz’andır. Tasavvuf değil, hakikattır. Dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır.” der. Bediüzzaman bu cümlede, Risale-i Nur’un fonksiyonelliği ile ilgili düşüncesini dâvâ metaforu içerisinde ortaya koyar. İfadeye dikkat edilirse Risalelerin ortaya koyduğu gerçekliklerin bir dâvâ olmadığı görülecektir. Esasen anılan cümlede ortaya konan fonksiyonlar dâvâ olmamakla birlikte, bu fonksiyonların her biri dâvânın halli için yargılama sürecinde gözetilmesi ve irdelenmesi gereken yönelişleri ifade eder. DÂVÂNIN NİTELİĞİ Risale-i Nur dâvâ değilse ve görülmekte olan bir dâvânın yargılama sürecinde kararın oluşmasında fonksiyon üstlenen konumundaysa, bu durumda önceden başlatılmış bir dâvâ var demektir. Peki  bu dâvâ  ne zaman başlatılmıştır? Dâvânın konusu nedir? Ve  tarafları kimlerdir? Söz konusu dâvâ insanın yaratılışı ile başlamıştır. Dâvânın konusu: insanın esma bilgisi ile diğer varlıklara rüçhaniyet göstermesi, bunun sonucunda Allah tarafından halife seçilmesi, İblis’in ise bu tercihe itirazda bulunmasıdır. Dâvânın tarafları; insandan yana tercihte bulunan Allah ile, bu tercihin yanlışlığını dile getiren İblis’tir. RİSALELERİN DÂVÂDAKİ İŞLEVİ Gelelim Risalelerin yargılama sürecindeki fonksiyonuna. Yargılama faaliyeti değişik aşamalardan oluşur. Kunter bu faaliyeti biyolojik bir bünyenin gelişim ... Devamı

SÖZLER KİTABINDAKİ TAHRİFLERDEN BİR KISMI

2013-05-06 12:08:00

SÖZLER KİTABINDAKİ TAHRİFLERDEN BİR KISMI 1.Söz’den Tahrif edilmiş Sözler sh: 19 ► Eskiden bedevî Arap çöllerinde bir adamın rahatça seyahat edebilmesi için… Aslı Sözler sh: 6 “Bedevi Arab çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki …” Aslına “eskiden” kelimesi ilave edilerek temsil üslubu yok edilmiş. Temsil ile hakikatin arası tamamen ayrılarak hakikat katledilmiş. “Şu risalelerde teşbih ve temsilleri, hikâyeler suretinde yazdığımın sebebi; hem teshil, hem hakaik-i İslâmiye ne kadar makul, mütenasib, muhkem, mütesanid olduğunu göstermektir. Hikâyelerin manaları, sonlarındaki hakikatlerdir. Kinaiyat kabîlinden yalnız onlara delalet ederler. Demek, hayalî hikâyeler değil, doğru hakikatlerdir. Sözler ( 48 )” Eğer temsil üslubunu kaldırırsanız,  işi masal anlatmaya dökersiniz ki, Bediüzzamanın Risale-i Nur’u asla bu değildir. Kıssadan hisse anlatmaz, temsil ile hakikati doğrudan nazara verir. 5.Söz’den Tahrif edilmiş Sözler (sh: 40) ► Evet ortada iki vazife görünüyor. Biri, padişahındır ki, bazen onun işini gördüğümüz için bizi besler. Diğeri bizim vazifemiz, eğitim ve hizmettir. AslıSözler sh: 23 “Evet iki vazife, peşimizde görünüyor. Biri, padişahın vazifesidir. Bazan biz onun angaryasını çekeriz ki, bizi beslemektir. Diğeri, bizim vazifemizdir. Padişah bize teshilat ile yardım eder ki, talim ve harbdir.” Haşa! Padişahın işini görmek, neferin haddine düşmemiş. temsil bileolsa bu cümle açıkşirktir! Onun angaryasını çekmek, onun işini görmek demek değildir! Mesnevi-i Nuriye “angarya’’ meselesini şöyle izah etmiştir: “Ey insan! Rahm-ı mad... Devamı

Cüzi irademizle Nefsimiz

2013-01-11 10:22:00

Cüzi irademizle istemediğimiz, bizim dışımızda gelişen, hayatımıza yön veren bazı olaylarla karşılaşıyor ve bu olayları daha önce düşünmemiş oluyoruz. Bazen aklıma şöyle bir soru geliyor: İnsanın hayatı, külli bir iradeden gelen kader ile mi kurgulanmış acaba? Cüz'i irade: İnsanın dilediği gibi hareket edebilme ve tercih yapabilme kabiliyetidir. Yani herhangi bir şeyi yapmak veya yapmamak hususunda bir tarafı tercih etmek, iktidar ve serbestliğini temin eden duygu ve cihaza cüz'i irade denir. Bu serbestlikle, Cenab-ı Hak insanları, iyiliği veya kötülüğü istemek cihetinde imtihan eder ve mesuliyeti insana yükler. İnsandaki bu irade duygusu, yaratma ve icat noktasından aciz ve kısadır. İrade; sadece kesp, yani istemek ve talep etmek kabiliyetindedir. İnsan iradesi ile ister, kudret-i İlahi ise bu talep ve isteği yaratıp icat eder. İnsanın bir şeyi seçebilmesi için, o seçeceği şeyin külli irade ve kader tarafından icat edilip, iradenin önüne bir tercih ve seçenek olarak takdim edilmesi gerekiyor. Yoksa insan iradesi icattan aciz olduğu için, o seçimi gerçekleştiremez. Büyük kader insan iradesinin seçim yapabilmesi için bir çok seçim alanı tanzim edip yaratıyor. İnsan da bu yaratılmış seçim alanlarından birisini tercih ediyor ve bu seçimine göre mesul oluyor. Yani Allah hayrı da şerri de yaratıp, insan iradesi önünde bir seçim alanı oluşturuyor. Şayet Allah şerri yaratmamış olsa idi, insan yaratılmamış olan şerri tercih edemezdi. Bu sebeple külli irade; cüzi iradenin tamamlayıcısı hükmündedir. Cüzi irade, külli irade olmadan seçim yapamaz. Kader bizim önümüze binlerce tercih alanı açar, biz bunlardan birisini tercih eder ona göre sorumlu oluruz. İnsan hayat... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1