.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

RİSALE

50-

Risale-i Nur Neşriyatı

2017-05-06 08:09:00

  Ben 1962 de İstanbul'a gittiğimde Sözler mecmuasından başlayıp bir külliyat. Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey'imizin tedbiriyle tabedildi.O zamandan beri Nur dershanesindeyiz.Bu para mevzuunu kimseye sormadım. Demek sizin kafanızı meşgul eden bu para meselesi.Bundan önceki seneler münazaratta ki haşiyedeki iki tane Kürdistan kelimesi niye şark vilayetleri kelimesine çevrilmiş diye kendi korsan neşriyatınızın dışındakilere karşı nura zarar verici bir bahane uydurdunuz. Ben o meseleyi söyleyen şahsa dedim:"Yirmi dakika sonra Tahiri Mutlu Ağabey gelecek bunu onun yanında söyle dedim Üstad gelse söylerim dedi. Beş dakika sonra randevum var dedi kaçtı. Allah'tan korkun para kazanacağım diye milleti  iman derslerinden mahrum etmeye sebep olmayın. varis neşriyatlar Sonra biz o kelimeyi erkanlara sorduk Tahir Ağabey, Sungur Ağabey Osmanlı zamanında kürdistan tabiri vardı eserlerde normaldi. Sonra Cumhuriyet devrine geçilince kendisine 28 sene zulmedildiği halde Hz.Üstad dahildeki nezaket ve nezahet kaidesine binaen, şark vilayetleri tabirini bizzat koymuşlar.Ben o zaman bu fitneyi çıkarmayın kıyamete kadar gelecek insanlardan, bu uydurma iki kelime bahanesiyle sizin yüzünüzden iman dersinden mahrum olacak nesiller, insanlar sizden ebediyen davacı olacaklardır demiştim.    Bu defa ki fitnenize hiç sebep yok; mesele gayet açık. 50 den önce ikinci Said devresinde telif edilen eserler devlet terörü altında 28 sene sürgün 20 defa zehirleme zulümleri cereyan ederken, Üstadımızın büyük himmetleriyle çoğu el yazması altı yüz bin nüsha Yeni Said'in eserleri telif ve neşredilmiştir. Demokratların zamanında Halk Partili bürokratların kanunsuz icr... Devamı

Son Şahitlerde SEYYiD SALiH Özcan Ağabey (rh)

2015-08-08 12:17:00

Son Şahitlerde SEYYiD SALiH Özcan Ağabey (rh)   Ali Ekber Şah'ın ziyareti "l950'lerde Pakistan'dan gelen Maarif Nâzır Vekili Ali Ekber Şah Emirdağ'a Üstadı ziyarete gelmişti. Beraberlerinde tercüman olarak da Salih Özcan bulunuyordu. Ziyaret sırasında Üstad 'Ben çoktan beri Arapça konuşmadım. Siz tercüme edin,' diye Salih Özcan'ın tercüme etmesini istemişti. Salih Özcan bir müddet tercüme etti. Sohbetler derinleşince işin içinden çıkılmaz oldu. Hemen Arapça olarak konuşmaya başlayan Üstad bir saat kadar Ali Ekber Şaha ders verdi.     KAYNAK: Nur.Gen.tr  ***** "Üstadın seyyidliği" "Ziyaretlerimden birisinde Salih Özcan da bulunuyordu. Üstad ona, 'Kardeşim Salih! Sen hakikî seyyidsin. Nuriye de seyyid, Mirza da seyyid' dedi.    KAYNAK: Nur.Gen.tr *****    VAHDETTİN GAYBERİ 1919'da Şanlıurfa'da doğdu. Ticaretle meşgul olmaktadır.   "Ceylan Çalışkan'la karşılaşmamız"   "Salih Özcan'la talebeliğinde sık sık görüşüyorduk. Üstad Hazretlerinden sitayişle bahsediyor, büyük bir merakla eserlerine hayranlık duyuyorduk. Hergün Üstadı ziyaret için, içimizde heyecan ve büyük bir arzu doğuyordu.   "Cenab-ı Hak nasip etti, birgün çok genç ve nuranî yüzlü , hayatta hiç görmediğim ve  hemen içimde büyük yakınlık ve âşinalık duyduğum birisi dükkânın tezgâhını eliyle açarak içeriye girdi. Emirdağ'dan, Üstadın yanından geldiğini bildirince heyecan ve iştiyakımız daha da arttı. 'Ben ... Devamı

Salih Özcan'ın Hilâl Dergisindeki şiiri

2015-08-08 11:52:00

Salih Özcan'ın Hilâl Dergisinin Nisan-Mayıs l960 tarihli 2. cildin l4. sayısında Hulûsî Bitlisî Aktürk'ün Kalender Asrî imzasıyla yazdığı şiiri:   Said Nursî için   Bediüzzaman'dır Said Nursî,   Bitlis, Van beyninde gelmiş dünyaya,   Urfa'da o nurlu asırlık dâhi,   Kadir gecesinde erdi Mevlâ'ya,   Ramazan'dan mâlûm Kur'ân-ı Kerîm,   Kadrini göstermiş arz-ı semâya   Dünyada esirdi, Cenette hürdür,   Hayatta sadıktı, haklı dâvâya;   Peygamberin ceddi Halilurrahman,   Said'i yükseltir, Arş-ı Âlâya,   İbrahim Halil'e Nemrud'un zulmü   Tarihen intikal etmiş uhraya,   Bediüzzaman'ı medenî devran,   Neden esir etti, her esirrâya;   Beynelmilel Ağa Han'lar, Gandiler,   Dinde uymuş muydu asrî sevdaya?   Onlar kanaatta serbest yaşadı,   Saik de oldular haklı iğvaya,   Said'e tarikat isnad edenler,   Dönmedir, kapılmış ehl-i havraya,   Yakındır kıyamet şeksiz hesapla,   Sıratlar, mizanlar kaldı ferdaya;   Meryem ismetine şahid Saidi,   Şakîler uğrattı hep iptilâya;   Yüz otuza bâliğ nurlu âsârı,   Yaşar armağandır, bağlı manâya;   Tahtı Türk İslâmın kalbinde sabit   Said baş eğmezdi zulme, ednaya;   Mücevher tarihle misafir olsun,   Şâhımıza, Hâtem-ül Enbiyaya.* ------------------- *:Son satır, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri... Devamı

SEY­YİD SA­LİH ÖZCAN Ahirete irtihal Etti

2015-08-03 08:16:00

Ömer Özcan’ın haberi: RİSALEHABER-1929 yı­lın­da Ur­fa’nın Ak­ça­ka­le il­çe­sin­de doğ­muş­tur. İyi de­re­ce­de Arap­ça bi­lir. Ankara’da uzun se­ne­ler Hi­lâl mec­mu­a­sı­nı neş­ret­miş­tir. Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayat kitabının “Hariç Memleketler” bölümünde isminin çokça geçmesinden de anlaşılıyor ki; Sa­lih Özcan Ağa­be­y, İs­lâm âle­mi­nin ta­nın­mış si­ma­la­rıy­la sıkı dost­luk mü­na­se­bet­le­ri kurmuştur. Nur hiz­me­tleri­nin de daha çok dış mem­le­ket­le­re ba­kan kı­sım­la­rıy­la alâ­ka­dar­dır. Eserlerde adı daha çok “Seyyid Salih” olarak geçer. Çünkü O, seyyiddir… Bediüzzaman Hazretlerinin, “Be­nim met­ru­ka­tım ve Ri­sa­le-i Nur’dan olan be­nim hu­su­sî ki­tap­la­rım ve güzel cilt­len­miş mec­mu­a­la­rım ve­sair şey­le­ri­min bü­tü­nü­nü, 12 kah­ra­man kar­deş­le­ri­me va­si­yet edi­yo­rum” de­di­ği va­si­yet­na­me­sin­de “Sey­yid Sa­lih” olarak onun da adı geç­mek­te­dir. Salih Özcan Ağabeyimizle 2011 yılında tekrar uzun sohbetlerimiz oldu. Bunların çoğunu kamera ile kaydettik. Ayrı bir çalışma ile inşallah ileride yayınlamak nasip olur… Rİ­SA­LE-İ NUR’DA SEY­YİD SA­LİH ÖZCAN “Pa­kis­tan’da­ki Nur ta­le­be­le­... Devamı

DÜSTURLARA BAĞLILIK

2015-07-26 17:59:00

DÜSTURLARA BAĞLILIK   Aziz kardeşim, Mektubundaki sual ehemliyetlidir.Suale bizzat cevap vermek yerine, usul hakkında bir mukaddeme ile cevap vereceğim.Tâ ki ona benzer bütün mes’elelerde isabetli bir ölçü olsun.Şöyle ki: Herhangi bir meselede hakkı tesbit için bir usûl ve o mes’eleye has deliller vardır.Aksi halde mes’eleler çıkmaza girer ve ihtilafa sebep olur. Bu itablara Risale-i Nurun meslek, meşreb ve hizmetinde de usûl ve ölçü: Külliyattaki dustulardır. Bu duturlardaki açık ve sarih mânalı cümleler, kesin hüküm ifade ederler ve bunlar, hizmetin temel esaslarını meydana getirirler.Bunlarda yapılacak herhangi bir te’vil, tebdil ve tağyir;hizmetin esasasına ilişir, asliyyetini bozar. Bu makamda bazı kimseler diyebilirler ki:“Dar daire içine kapanarak cemiyetten haberi olmayanlar, mes’eleleri kendi haletlerine göre dar anlayışla görürler. Evet bu doğrudur ve bir önceki mektubumun baş kısmında kitapdan yerleri gösterilerek temas edilmiştir ki, insanların ihata ve muvazene-i hakaikta nakısıyetini izah eder.Yalnız şunu bilmek lâzımdır ki; böyle söyleyen de içtimaî te’sir altındaki hâletiyle söylüyor.Çünki, kanun umumidir.Herkes kendi husuî dünyasının te’sirindedir. O halde hakikat meçhul mudur? Yani (Tahtie)1 mezhebi mi doğrudur? Hayır öyle değil...Hakikat ve ölçü şudur: Bir kimsenin söylediği söz, kitaba,düsturlara uygunsa doğrudur.Uygun değilse, o söz şayan-ı itibar değildir. Yâni Külliyattaki sarahatlara, te’vilsiz sadık kalınacaktır.Bu ölçü, umum Nur hizmet ehli için müşterek ve temel ölçüdür ve ittif... Devamı

Nadir Nurel Ağabey

2015-06-18 11:32:00

Nadir Ağabey  Denizli Doğumludur.          Ehli Tahkik Fedakar Sadık Azız Gayretli Şevkli Bir Zattır.         (71 Yaşında) Risale-i Nurları Gençlik yaşlarında tanımıştır, Zübeyr ve Tahiri Ağabeylerle vefat etmeden görüşmüş onları tanımıştır.  Risale-i Nurların inbahına çok gayret ile sadık kalmış, Risale-i Nurda Keyfiyet esasını ön planda tutmuştur Ömrünün çoğunu İstanbul da (50 Yıl) hizmetlerle geçirmiş çalışmış ancak hiç evlenmemiştir. (Hizmette Vakfı Hayat) Rüştü Tafral Ağabeyin yakın dostlarındandır, çokca beraberliği olmuştur.  Nadir abi kazancının neredeyse hepsini hizmete vermiş, kazancı ile talebe okutmuş muhtaç olan nur talebelerine bağışlamıştır.  (Zeytinburnu'nda üç dairesi dershane olarak vakıf'dır)  Senelerce Rüşdü Ağabeyimizin kaldığı (Stadın karşısındaki) dershaneye yardımlarıda olmuştur. Yanında birçok Nur talebesi kalmış yetişmiş Nurlara sımsıkı sarılmıştır.  Tanıyan abilerden nakille  Haftanın Her günü geçe bir sohbete (yürüme Osmaniye Bakırköy Zeytinburnu Bölgelerine) gider gece geç saatlerde kimsenin cesaret edemediği yerlerden geçermiş. "Şu sıralarda rahatsızlıkları nedeniyle Zeytinburnu'nda Dershanede istirahat etmekte Umum Müslümanlardan Nur Talebelerinden Dua istemektedir" Cenabı Allah  (cc) Nadir Ağabeyimize sıhhat afiyet ve hayırlı ömürler versin onun gibi hizmet şuurunu bizlerede nasip etsin inŞaallah  amin.. Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur... Devamı

Meşveret - Eyüp Ekmekçi Ağabey

2015-06-02 18:53:00

Meşveret - Eyüp Ekmekçi Ağabey   Bazıları ‘biz de meşveret ettik’ diyorlar?   Üstadımızın en son vasiyetinde kimlerin ismi geçiyorsa onlar meşveretin çekirdeğidir. Yani onların bulunmadığı meşveret umum nurcuları bağlamaz. Orada Sungur ağabey, Bayram ağabey, Hüsnü Bayram ağabey, Abdullah ağabey var.    Ve onların kabul ettiği kimseler aralarında vardı. Üstad hazretlerinin bir cümlesi var “Bir iki talebem içinde bulunan meşveretinizin reyini kabul ederim.” Yirmi senedir bizim o yüz kişilik yaptığımız meşveretin içinde Sungur ağabey ile Bayram ağabeyin bulunması cemaatin istikametine medar olmuştur.   Hatta çoğu zaman takılmışız Sungur ağabey ve Bayram ağabeyin Üstaddan naklettikleri ile meşveret istikametle hizmete devam etmiştir.    Eyüp Ekmekçi Ağabey     Risale-i Nur Araştırma Merkezi   Yozgatnur  ... Devamı

Gayemiz bir ise hepimiz biriz

2015-05-27 13:13:00

Abdullah yeğin abi: Gayemiz bir ise hepimiz biriz Nur Talebeleri arasındaki gruplaşmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Birleşme olmayacak mı? Üstadımız derdi ki mesleklerde ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi caiz de değildir. Gaye bir ise hepsi bir demektir. Meselâ siz ne yapıyorsunuz: Risale-i Nur’dan anladığınızı tatbike çalışıyorsunuz. Risale-i Nur’u program yapmışsınız. Eskiden kos koca İstanbulda tek bir dershane vardı oda Süleymaniyede kirazlı mescid sokağı 46 numarada idi.orada birisi hükmetmesi kolay idi. Şimdi bütün Türkiye de ki dershanelere birisi hükmetmesi kolay olmaz. Her dershanenin başında biri vardır. Bütün bunlar tek bir yerden emir almak  kolay değildir.Her dershanenin başında olan Risale-i Nurdan istifade ettiği derecede derse gelenlere vermeye çalışır, kabiliyeti ve gücü yettiği kadar Risale-i Nurdan, cemaate birşeyleri öğretmeye çalışırlar. Herkesin gayesi neticede imana hizmet olduğu için hepsinin gayesi birdir. Ben hepsi dinsizliğin karşısında bir yumruktur diyorum. Bunlar ayrı ayrı gibi görünüyorlar, ama işbölümü yapmış durumdalar. Meselâ ben Urfa’ya gidiyorum. Gittiğim zaman 1951’di, Urfa’da ancak iki yerde (yazın başka, kışın başka yerde oturuyorduk) ders okunuyordu. Şimdi ise sayısı belli değil. İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum da öyle. Her tarafta böyle. Demek ki bu umumî bir ihtiyacın neticesi, gelişmesi oluyor elhamdülillah. Risale-i Nur bütün aklımıza gelenleri cevaplandırıyor. Bu hizmette olanlar Risale-i Nur’u iyi okumalı. İhlas, Uhuvvet Risalelerini çok okumalı ve mü’minler arasında birliği beraberliği temine çalışmalı. Arayı açmaya değil, yaklaştırmaya çalışmalı. Mü’mine, Müslümana düşen en büyük vazife ehl-i ima... Devamı

Zübeyir Ağabeyin okuduğu kitap, o anda satılırdı.

2015-02-17 18:40:00

    Zübeyir Ağabeyin okuduğu kitap, o anda satılırdı.   Mehmet Emin Birinci’den bir hâtıra: Zübeyir Ağabeyin okuduğu kitap, o anda satılırdı. Misafir olan kişinin gözüne mutlaka takırdı. Bir o risaleye, bir Zübeyir ağabeye bakar bakar dururdu. Hayret ederdi. Ders bitince hemen kitabı satın alırdı. Biz derdik ki: “Kardeşim, bak! Zübeyir ağabeyin okuduğu bu kitap eski, biz sana yenisini verelim!” “Hayır, ben bunu almak istiyorum. Bu kitap bende de var. Ama çok acayip, benim kitabımda sanki Zübeyir ağabeyin okuduğu yerler yok! Var, ama yok işte… Onun için ben bu kitabı alacağım.” Mecburen o kitabı ona verirdik. O derece tesirli Risale-i Nur okurdu. Sadece düz okuyarak geçerdi. Bazen kelimelerin meallerini verirdi. Ama öyle tesirli okurdu ki, âdeta o anda bütün zerreleriyle birlikte, ruhuyla okurdu. Kendisi derdi ki: “Benim okuduğum kitabı karşı taraftaki satın almazsa, ben onu okuma saymam!” Ben kendim sadece bir defa okuyabildim. Bekir ağabeyin yazıhanesinde okumuştum. Laz bir tüccar vardı. Ben okuduğum zaman yanımızda idi. Risaleyi okudum, okudum, okudum sonra kitabı kapattım. Kapatır kapatmaz, “Sar oniii!” dedi. “Aynısı var sende!” dedim. “Sar oniii!” dedi. Mecbur kaldım ve verdim. Bazen ne oluyorsa, hâlet-i ruhiye karşı tarafa sirayet edebiliyor. Onun için Zübeyir ağabey derdi ki: “Risale-i Nur okurken mutlaka kendi nefsine okuyacaksın. Başkasına okuma, kendine oku!” Biz okurken başkasının gözüne bakarak okuyoruz. “Bak Bediüzzaman ne diyor!” dercesine. Sana demiyor mu kardeşim, muhatap sen değil misin? (Zübeyir Gündüzalp, İ. Kaygusuz, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul-2009, s. 347)  ... Devamı

Bediüzzaman'ın talebeleri tahrifat iddalarını yalanladı

2015-02-14 02:13:00

  Bediüzzaman'ın talebeleri tahrifat iddalarını yalanladı!     Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınevlerine verdiği Risale-i Nur izninde tahrifat yapıldığı iddiaları Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleri tarafından yalanlandı. Risale Haber'e konuşan Ahmet Aytimur ve Said Özdemir ağabeyler, yayınevlerine verilen Risale-i Nur Külliyatının, Bediüzzaman Hazretlerinin hayatta iken Diyanet'e gönderdiği orjinal külliyat olduğuna dikkat çektiler. Ağabeylerin açıklamaları şöyle: Ahmet Aytimur: Şua'lar eserindeki "Hata-Sevap cetveli"ni Üstadın vefatından sonra Zübeyir abiyle istişare ettikten sonra abiler ekledi.  Said Özdemir ağabey: 1959'da Üstadımızın bastrırıp verdiği ve "Risale-i Nur budur" dediği risalenin orjinali bende. Bütün abilerin imzası var. O metinde hata-sevap cetveli yok. Ayrıca Üstadımızın Diyanet'e gönderdiği metinde de hata-sevap cetveli yok. Abiler istişare edip karar vererek Hata-sevap cetvelini daha sonra ilave etti.  Put veya Pot kırdım meselesi ise; Osmanlıcada aynı yazılıyor ve iki türlü de okunabiliyor. Bazı yayınlarda "put" bazı yayınlarda da "pot" olarak kullanıldı. Bazı yayınevleri "put" olarak çevirdi. Karışılık bundan dolayıdır. Diyanet'in metni zamanında Ahmet Akseki'ye verilen metindir. Burada bir tahrifat yoktur.  Barla Lahikası ve Emirdağ Lahikası-2 ise tashihatını geç verdiğimiz için gecikti. Onların basılmaması gibi bir durum söz konusu değildir. Nasılki bütün kitaplar basılcak Barla Lahikası ve Emirdağ Lahikası-2 de basılacak. Envar Neşriyat Genel Müdür Nihat Ölmez ise bandrol alan kitapların listesinin şöyle olduğunu açıkladı: 1-Nurun ilk Kapısı 2-Sözler 3-Mekt... Devamı

Zübeyir GüNDüZALP Ağabey öldürüldü mü?

2015-02-03 22:53:00

Zübeyir GüNDüZALP Ağabey öldürüldü mü?   Biraz malumat verip bu iddiaya cevap verelim.   Babasının adı Mehmed annesinin adı Seyyide'dir.  Kardeşi bir erkek (Haydar Gündüzalp), iki kız kardeşi vardır. 1968 yılında babası, 1975 yılında ise annesi vefat etmiştir.    Sadakatin, ihlâsın, istikrar ve istikametin en parlak yıldızı olan talebesi ise, Zübeyir Gündüzalp’tir. Bediüzzaman’ın vefatından sonra iman davasını omuzlayan, Risale-i Nur’un bayrağını gönüllerde dalgalandıran iman kahramanı, Nurun Lokomotiflerinde Zübeyir Gündüzalptir!   Zübeyir Gündüzalp’in hizmetteki yerini Bediüzzaman Hazretlerinin: "Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine verilmiştir diye manevi ihtar aldım. Hakiki fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddetli ihtiyacın zamanında buraya imdada geldi..." ifadelerinde görmekteyiz.   27 Mayıs 1960 İhtilalinden sonra memleketi olan Ermenek'te mecburi ikamete tabi tutulur. Burada bir süre kaldıktan sonra, gizlice Ermenek'ten ayrılarak Ankara'ya gider. Altı ay kadar Ankara'da kalırve 1961'de İstanbul'a geldi. 2 Nisan 1971 tarihinde İstanbul'da vefat etti.   Üstad Hazretlerinin ahirete irtihalinden sonra “meşveret sistemi”ni tesis etti. Hizmeti meslek ve meşrep açısından şekillendirdi. Bugün halen şekillendirdiği temeller daha da tekmil ederek devam etmektedir.    Bu karanlık ve zor günlerde Risale-i Nur Talebelerinin lokomotifliğini üstlenmiş ve Türkiyeyi dolaşıp bu faaliyetlerini icra eden Zübeyir GÜNDÜZALP bazı şer odaklarının hedef tahtasına oturttuğu isimlerin liste başını çekmekteydi. Bediüzzaman Said Nursiden sonra Bedi&uu... Devamı

Badıllı Ağabey

2015-01-02 20:04:00

Bütün safiyet ve samimiyeti ile yaşadığı aşiret hayatını, Nur yolculuğu ile devam ettirip hitama erdirme şerefine nail olan bir kahraman idi Badıllı Ağabey. Bir delikanlı iken tanıdığı Risale-i Nur’a, bütün hayatını vakfetme nimetine vasıl olarak, hizmeti büyük bir dikkat ve sadakat ile yürütmeye azami itina gösterdi. Üstad ve talebelerinden geriye kalan ve ulaşabildiği bütün mektup ve belgeleri gözü gibi korudu. Her yazdığını ve söylediğini delillere dayandırmaya çalıştı. Risale-i Nur’a tam ve eksiksiz bir şekilde hizmet etmek için bütün hayatı boyunca devam edecek bir ilim ve tahsil yolculuğuna başladı. Anne dili Kürtçe ve ilkokulda öğrendiği Türkçe’ye ilave olarak Arapça ve Farsça’yı öğrendi. Osmanlıca kaynakları büyük bir merak ve dikkat ile incelemeye başladı. Eski Said döneminde yazılan eserleri büyük bir vukufiyet ve cesaretle bir araya getirdi. ‘’Asar-ı Bediyye’’ yayınlandığı zaman, öncelikle Nur Camiası içinde büyük tartışma ve araştırmalara kapı açıldı. Kürt Meselesine, bütün korku ve alışılmış tavırların dışında büyük bir cesaret ve ciddiyetle eğildi. Meselenin Risale-i Nur perspektifi içinde, İslam kardeşliği çerçevesinde hal edilmesi için her zeminde, büyük bir vukufiyetle çözüm yolarını ifade etmekten geri durmadı. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin hayatının, bütün detayları ve bilinmeyen yönleri ile gün yüzüne çıkarılması için büyük bir mücadeleye girişti. Bunun için Türkiye’nin her tarafını dolaştı. Üstad’la en küçük bir münasebeti olanları dahi ziyaret eder... Devamı

Abdülkadir Badıllı ağabeyle..

2015-01-02 19:43:00

Abdülkadir Badıllı ağabeyle Risale Akademi'nin düzenlediği Denizli Ağabeyleri panelinde birlikteydik, orada konuşmuş bu notları almıştım. Daha sonra Kastamonu’da Anadolu Ağabeyleri programında görüştük. Hasta olmasına rağmen Kastamonu’ya gelmişti. Konuştu ve ağladı, artık yola girmişti hissetmiştim.   Bu yaşlı adam koşa koşa gelmişti Üstadı anlatmaya. Ben de otuz saat yol gittim bir tas çorba içtim. Onun gelecek olması ve Bediüzzaman’ın Kastamonu’da çektikleri beni oraya çekti. Badıllı Abi kendi kendini yetiştirmiş otodidakt bir şahıstı, eskilerin tabiri ile çelebi. Arapçayı okuya yaza öğrenmişti. Derin bir ilmi vardı ve inanılmaz belgeci idi. Her konuştuğunu vesika ile müberhen hale getirmek mutadı idi.   Beyrut’ta iken bir muhaddis, Risale-i Nur'da geçen bir hadis için mevzu der. Muhatabı   yayın evi sahibi Muhammed el Abbas'tır. Muhaddis, "Ne diyorsun" deyince Abbas, "Bediüzzaman gibi bir zat hadis demişse, kalkar başkası mevzu derse, bu bahiste bir şey söylenmez. Bu adam öldürülür" der. Badıllı abi Abbas'a, "Sen bunu böyle demeyecektin. Şu hadis falan kitaplarda mevcuttur, karakteri şudur, diyeceksin. Muhaddis gibi konuşacaksın" diye karşılık verir.    Bu anısını anlatan Badıllı abi daha sonra da şlunları söylemişti:   "Adam kızmadı ben de o gün karar verdim Bediüzzaman’ın eserlerinde geçen hadisleri araştırmaya başladım. O günde sonra yazmaya başladım. Mufassal Tarihçeyi Hayat'ı yazdım. Cemal Kutay'ın tezleri beni rahatsız etti. Hiçbir şey bilmiyor kendini biliyor sayıyor. Bu adamın anlattıkları Üstadın hayatında yok, dinlemediler ve onu meşhur ettiler. 1983'de Gaziantep’te ha... Devamı

ABDULKADİR BADILLI AĞABEY KİMDİR? (KENDİ DİLİNDEN)

2014-12-29 07:11:00

ABDULKADİR BADILLI AĞABEY KİMDİR? (KENDİ DİLİNDEN) Bu fakir, Urfa'nın çevresindeki sakin, nim-bedevi, ekrad aşairinden birisi olan Badıllı aşiretinin çok eskiden beri an'anevi bir şekilde devam edip gelen ve beyleri olarak bilinen kısmından ve bir derece dinine merbut bir hanenin efradındanım. Bu cibillî ve çok daracık bir çerçeve içindeki dindarlık cihetiyle babam ve biraderlerim dine ve tarikata karşı incizapları vardı. Ben de aynı şekilde o çocukluk zamanında yegâne halâs çaresi olarak bildiğimiz tarikat adabını, o muhitin rengine göre bir derece ifaya çalışıyordum. Herkeste olduğu gibi, bende de o çocukluk zamanımdan bir mürşid-i kâmil bulmak ve ona intisab etmek meyli aşk derecesinde vardı. İşte tam o sırada bir isim duydum:   "Bediüzzaman Molla Said-el Kürdî ismini daha önce değişik ünvanlarla Şeyh Said isyanından sonra sürgüne gidip gelen amcalarımdan da çok defa sitayişkârane duyardım. Fakat bu defaki duyuş bambaşka bir duyuştu. Öyle bir duyuş ki, tarikatı ve âdabını bıraktırıp o ismin muhabbeti ve sevdasıyla yaşatan bir duyuştu.   "O zamanlardaki sevgili Üstadın yalnız ismine karşı duyduğum sevgiyi, şimdi yaşamak, devam etmek değil, kalemle bile tariften acizim. O ism-i pâk-ı muallâyı bizim köylerde tahsildarlık yapan ve Üstadımızla Kastamonu'da tanışan, Tillolu Tahsin Efendiden tafsilâtlı olarak duydum. Ve bir derece Üstadın şahsiyeti, ilmi ve velâyeti hakkında bilgi edindim. Bundan sonra artık benim için Üstadı ziyaret edip tarikatına intisap etmek işi, dünyada en azim bir gaye-i hayâlim oldu. Fakat Tahsin Efendi, Üstadın adresini tam bilmiyordu. Ve çok sıkı takipler ve tecessüslerin onu ablukaya aldığını söyledi.   "Babamın g... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1