Image Hosted by ImageShack.us

 

     sema       

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyaratiyle gezdiren aynı zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'al, onun ile bağlıdır.

Bediüzzaman Said Nursî

Google

Gusül abdestini almanın hükmü nedir. Cünüb durmak caiz midir?

Gusül abdestini almanın hükmü nedir. Cünüb durmak caiz midir?

 

Okurumuz:Gusül abdestini almanın hükmü nedir. Cünüb durmak caiz midir?

 

Gusl, Allah'u Teâlâ'nın müslümanlar için emrettiği en önemli maddî-manevî temizlik biçimidir. Cenâb-ı Hak, "Eğer cünüb iseniz yıkanıp temizlenin" (el-Mâide, 5/6) buyurmaktadır. Bu yıkanmanın şeklini de Hz. Peygamber (s.a.s.) kendi tatbikatıyla bize öğretmiştir.


 

Erginlik çağına gelmiş her müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması gerekir.


 

1) Cünüplük; yani cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.


 

2) Hayız (kadının âdet görmesi) ve nifâs (lohusalık) hâlinin sona ermesi.


 

Bu hallerde gusletmek farzdır. Kişinin bir namaz vaktinden fazla cünüb durması haramdır.


 

Cünüplükte fazla beklememek ve ilk namaz vaktinden önce gusül abdesti almak gerekmektedir. Bir namaz vaktini hiçbir özür yokken cünüp geçiren kimse sorumlu duruma düşer.


 

Ali (r.a.), Rasûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "İçinde resim, köpek ve cünüp bulunan eve melekler girmez. " (Ebû Dâvud Libas,129; Nesâî, Tahare,167) Hadisten de anlaşıldığına göre guslü geciktirerek cünüp kalmaya devam etmek ve namaz vaktini geciktirmek tehlikelidir. Hadiste kastedilen cünüplük, namaz vaktini geçirmeye sebep olan cünüplüktür. Rasûlullah cünüp olarak bazen uyur ve sabah namazı vakti girmeden uyanıp gusledermiş.


 

Resûl-i Ekrem Efendimiz, guslünü özürsüz erteleyenleri ikaz ettiği hadîsinde cünübün bastığı toprağın kendisine lânet okuyacağını hatırlatmış, guslü tehir etmemeyi tembih buyurmuştur.


 

Cünüp olana haram olan şeyler:


 

1. Namaz kılamaz. Allah (c.c.), cünüp olan kişinin temizleninceye kadar namaza yaklaşmasını, yasaklamıştır:


 

"Ey iman edenler... Cünüp iken de gusledinceye kadar namaza durmayın. " (en-Nisa, 4/43).


 

2. Cünüp olan kişi Kur'an okuyamaz. Cumhûr'a göre cünüp olan kişinin Kur'an okuması haramdır. Hz. Ali, "Cünüplükten başka hiçbir şey O'nu (Rasülullah'ı) Kur'an okumaktan alıkoyamazdı." (Ebu Dâvud Terceme Şerhi, I, 405; Nesâî, Tahare, 170) demiştir.


 

3. Kur'an'a el süremez, kendisine Kur'an okunmaz. "Şüphesiz bu, korunmuş bir kitapta bulunan değerli bir Kur'an'dır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir. " (el- Vâkıa, 56/77-79).


 

4. Kâbe'yi tavaf edemez.


 

5. Mescide giremez. Camide iken ihtilâm olan kişi, hemen mescidi terketmelidir. Kapıların kapalı olması halinde zarurete binaen caizdir. Rasûlullah, "Şu evlerin (kapılarını) çeviriniz. Çünkü ben mescidi hayız ve cünüplere helâl görmüyorum" buyurdular. (İbn Mâce Tahare, 126).


 

6. Namaz kıldıramaz. Cünüp olduğu halde unutarak cemaate namaz kıldıran kişi, hatırlar hatırlamaz namazı terk etmeli ve guslederek namazına devam etmelidir.

yozgatnur66

 

Yorum (0) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Müezzinin vasıfları nelerdir? Kimlerin ezan ve ikamet okuması caiz değildir?

Müezzinin vasıfları nelerdir? Kimlerin ezan ve ikamet okuması caiz değildir?

         

İslâm'da şerefli hizmetlerden biri de şüphesiz ki müezzinliktir. İnsanları Allah'a ibâdete çağıran kimsenin sözünden daha güzel söz mü vardır? Günde beş vakit minareye ya da yüksekçe bir yere çıkıp Allah'tan başka ilâh olmadığını, Hazreti Muhammed'in Allah'ın kulu ve resulü bulunduğunu ilân edip mü'minleri namaza ve kurtuluşa dâvet etmek kadar güzel amel ne olabilir? Cenâb-ı Hak bu bahtiyarlığı dilediği kullarına ihsan eder.

Ancak ne var ki bu şerefli görevi yürüten kimsede bir takım vasıfların olması, hizmetin şeref ve yüceliğiyle uyum sağlaması sünnettir :

1 — Kıbleyi iyice belirleyen ve namaz vakitlerini her gün ayarlayabilen bir kimse olması,

2 — Aklı başında olması,

3 — İyi bir insan, günahlardan kendisini korumasını bilmesi ve tatbik etmesi,

4 — Resûlullah (A.S.) Efendimizin sünnetini bilmesi. (Fetavâ-yi Kaadıhan - En Nihâye.)

5 — Ağırbaşlı, nezih ve nezaketli bulunması,

6 — Cemaatini iyi tanıması, cemaate gelemeyenleri tespit edip kırıcı ve üzücü bir söz ve davranış ortaya koymaksızın onları cemaate katılmaya teşvik etmesi, (El-Kınye.)

7 — Vakitleri iyi kollaması ve devamlılık göstermesi, meşru' bir mazereti olmadığında bu şerefli göreve herkesten önce koşması,

8 — Görevi -mümkünse- Allah rızası için yapması, buna karşılık bir ücret talep etmemesi,

«Sırf Allah rızasını isteyerek ücretsiz müezzinlik yapan kimse, kanına bulanmış şehîd gibidir, kabrinde kurtlanıp çürümez.» Buyuran Resûlullah (A.S.) Efendimiz, müezzini bu sıfatıyla şehitler mertebesine yükseltmiş, yani büyük sevap ve üstün mazhariyetler vadetmiştir.

9 — Güç getirebiliyorsa hem imamlık hem müezzinlik görevini beraber yürütmesi, (Mi'racü'd-Dirayye.)

10 — Mümkünse eğleşik bulunması,  (yolculuk halinde bulunan kimsenin de ezan okuması caizdir, ancak eğleşik olması daha uygundur)

11— Ezan ve ikameti aynı şahsın yerine getirmesi, Müezzin ezan okuduktan sonra bir tarafa ayrılıp cami'de hazır olmazsa, o takdirde başka birinin ikamet getirmesi caiz olur. Ama kendisi hazır olur da müsaade etmeden başkası ikamet getirirse, bu hususta kerahet olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. O halde müezzinden müsaade almadan rasgele kimselerin kalkıp ikamet getirmesi mekruhtur. (El-Muhit : Badiyüddin Sarahsı.)

12 — Ergen olması, Henüz ergen olmamış ama aklı başında bulunan ve temyiz çağına giren çocuğun okuduğu ezan sahihtir, bunda kerahet görülmemiştir. Mezhebin zahir rivayeti bu anlamdadır. Ama ergen kimsenin okuması eftaldır.

*Aklı tam olmayan çocuğun ezanı sahih değildir, iadesi gerekir. Delinin okuduğu ezan da böyledir. (En-Nihâye.)

*Sarhoşun ezan okuması mekruhtur. Okuyacak olursa iadesi müstehabdır.

*Kadının da okuması böyledir. Ancak onun iadesi mendûp sayılmıştır. Çünkü bunlar ezana ehil değildir.

Açıktan günah işleyen, şunun bunun alay konusu olan davranışlarda bulunan, sokak ve caddelerde, mahalle içinde dolaşırken kapı ve pencerelere bakan ahlâken düşük kimselerin de ezan okuması mekruhtur. Çünkü başkasını ibâdete ve kurtuluşa davet eden kimsenin buna ehil ve lâyık olması gerekir. Ne var ki böylesinin okuduğu ezanın iadesi gerekmez. (Et-Tebyin - El Kâfi - Fetâvâ-yi Hindiyye.)

Abdestsiz kimsenin ezan okuması mekruh sayılmamışsa da taharet üzere okuması saygıya daha yakın görülmüştür. Abdestsizin okuduğu ezan, zahir rivayete göre iade olunmaz. Ancak EI-Hasen'in Ebû Hanîfe (R.A)'den yaptığı rivayete göre, iade edilir. İmam Ebû Yusuf ise, abdestsizin ikamet getirmesini mekruh saymıştır. (Bedâyiu's-Sanayi' / Kâsâni.)

*Cünüp kimsenin ezan ve ikameti mekruhtur; bu hususta rivayetlerin ittifakı vardır.

Genel kaideye daha çok benzer olan hüküm şudur :

*Cünübün okuduğu ezan iade edilir, ikameti iade edilmez. (Fetavâ-yi Hindiyye : 1/54.)

Müezzin ezan okuduktan sonra mürted olursa (dinden çıkarsa) ezan iade olunmaz. Ancak iade edilmesi aftaldir. Çünkü bu durumda ehil olmaktan çıkmıştır. Her ne kadar okuduğu zaman buna ehilse de bu ehliyetini namaz ile bağlayamamıştır. (Siracü'l-Vehhac : Şerhu Fethi'l-Kadir.)

Köle, köylü çölde ve dağda yaşayan kimse ile veled-i zina ve a'manın (iki gözden mahrum) ezan okuması caizdir. Ancak daha ehil kişilerin okuması eftaldir. Bazı namazlar için ezan okuyup bazıları için okumayan, şöyle ki gündüzleri çarşı camiinde bu görevi yerine getiren, geceleri ise mahalle camiinde ezan okuyan kimsenin de okuduğu ezan kerahetsiz caizdir. Ancak beş vakit aynı camide hizmet yapanın okuması daha uygundur. (El-Muhit / Radiyüddin Sarahsî - Fetâvâ-yi Hindiyye.)

A'mayı beş vakit yedeyecek kimse bulunursa, onunla gözü sağlam kimsenin ezan okuması arasında fark kalmaz. Nitekim Resûlullah (A.S.) Efendimiz devrinde a'ma olan İbn Ümmü Mektum bu şerefli hizmeti yıllarca sürdürmüştür.

(Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, 1/152-154.)

 

yozgatnur66 

Yorum (2) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

KAN BAĞIŞI !

KAN BAĞIŞI !

 

Türk Kızılayı (Kızılay) bir hükümet dışı insani yardım kuruluşu olarak özel hukukun yanı sıra kamu hukukuna (kan kanunu, afet kanunu vb.) tabi tek sivil toplum kuruluşudur. Kızılay; savaş, deprem, sel baskını, yangın, salgın hastalık gibi felakete uğrayanlara çadır, battaniye, yiyecek, giyecek dağıtır; kan ve ilaç gönderir; geçici hastaneler kurar; salgın hastalık durumlarında hastalara yardım eder; düşkün yurttaşlar için aşevleri açar. Kızılay'ın merkezi Ankara'dadır. Türkiye'nin her il ve ilçesinde şubesi vardır. Ayrıca 50 ilde (54 birim) Kızılay Kan Merkezi bulunmaktadır. Türkiye’de kan hizmetleri T.C. Sağlık Bakanlığı, üniversiteler, çeşitli kurum ve kuruluşlar ile Kızılay’a ait kan merkezleri ve kan istasyonları tarafından sürdürülmektedir.

 

Dünyada kan bankacılığının gelişimi özelikle son 20 yılda ciddi bir ivme kazanmıştır. Türk Kızılayı bünyesinde kan hizmetlerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili çalışmalar 2000 yılında başlamış; organizasyonel yapının ülke geneline yaygınlaştırılması kararı (2005) alınarak Güvenli Kan Temini Projesi hazırlanmış ve proje 1 Haziran 2005 tarihinde hayata geçirilmiştir. Projenin esas getirisi, kan istismarının ortadan kaldırılması ve kan ihtiyacı olan vatandaşların bu hizmeti ülkenin her yerinde koşulsuz ve gecikmesiz olarak alabilmesi olacaktır. Proje tamamlandığında hiç kimse kan ürünü almak için elinde reçete ile kan merkezine gitmeyecek, ekonomik olarak bir yükümlülük altına girmeyecektir. “Güvenli Kan Temini Projesi” kapsamında, düzenli kan veren gönüllü-ücretsiz kan bağışçısı, güvenli ve yeterli kan sağlanmasının ana unsurudur.

 

Bağışlanan Kanlara Uygulanan Testler : anti-HIV testi (AIDS), anti-HCV testi (C sarılığı), HBs-Ag testi (B sarılığı), frengi testi (Sifilis), kan grubu testi. Günümüzde kan yoluyla bulaşan hastalıkların taranmasında kullanılan testlerin hiçbiri %100 kesinlikte tanı koydurucu değildir. Uygulanan tarama testleri kanı alacak hastanın sağlığını korumak amacıyla yapılmaktadır.

 

Günümüzde tıp ve teknoloji alanındaki tüm gelişmelere rağmen kan, kan bileşenleri ve kandan elde edilen ürünlerin yerine geçebilecek bir tedavi aracı henüz bulunamamıştır. Kan, kaynağı insan olan ve elde edilmesi için başka alternatifi olmayan bir tedavi aracıdır. Kan nakli (transfüzyon), sadece ameliyatlarda değil çeşitli yaralanmalara bağlı kan kayıpları (trafik kazaları başta olmak üzere çeşitli yaralanmalar), iç organların çeşitli hastalıklara bağlı kanamaları (mide kanaması gibi), çoğu kanser tipleri, doğumlarda görülen kanamalar, kan uyuşmazlığına bağlı bebeğin kanının değiştirilmesi için gereklidir. Ayrıca talasemi hastaları, hemofili hastaları, bazı kanser hastaları, hastalıklarının seyri gereğince hayatı boyunca kan nakline ihtiyaç duymaktadır.

 

Türkiye’de gönüllü kan bağışçılarından toplanan kan miktarı yıllık gereksinimin oldukça altında görülmektedir.

Ülkenin ihtiyacı olan kan ve kan ürünlerinin gönüllü, bilinçli ve düzenli kan bağışçılarından karşılanması için, Diyanet personeline eğitim verilmesi, bu kişilerin gönüllü kan bağışçısı olmalarının sağlanması, din görevlilerinin hutbe ve vaazlarda halkı bilinçlendirmesi ve kan bağışına özendirmesi amaçlarına yönelik olarak 21.03.2006 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığı ile Türk Kızılayı arasında bir işbirliği protokolü imzalanmıştır.

 

Diyanet işleri Başkanlığı yazısı iktibas edilmiştir!

 

yozgatnur66     

Yorum (0) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Hanımların kaza hesaplamaları hakkında açıklama.

Hanımların kaza hesaplamaları hakkında açıklama. 

Okurumuz:Hanımlar, erkekler gibi bir yılda 365 gün namaz ile sorumlu olmazlar. Namazdan sorumlu olmadıkları bu zamanlar kaza borcu belirlenirken hesaba katılmadığı için bir hesap hatasına neden olmuyor mu? 


     Ziyaretçilerimizden, hanımların kaza hesaplaması ve takibi konusunda karışıklık olduğu yönünde aldığımız başvuralara buradan toplu bir cevap verme gereği hisettik. 


     Öncelikle suale bakalım. 


    
 "Hanımlar, erkekler gibi bir yılda 365 gün namaz ile sorumlu olmazlar. Namazdan sorumlu olmadıkları bu zamanlar kaza borcu belirlenirken hesaba katılmadığı için bir hesap hatasına neden olmuyor mu?"


   
  Aslında hesaplamada genel anlamda bir karışıklık yok. Bunu bir örnekle şöyle açıklamaya çalışalım.Diyelim ki sizin 5 yıl kaza borcunuz hesaplandı. Ve siz bu borcu ödemeye başladınız. Örnek olarak da hergün 1 günlük kaza kılmayı taahhüt ettiğinizi düşünelim. İkinci örnek olarak da her gün 3 günlük kaza namazı kılmayı taahhüt ettiğiniz düşünelim. 


     Ve diyelim ki 2008 yılı boyunca kıldığınız kazalar birinci örneğe göre bir yıllık, mesela 1986 yılına ait kazalarınıza karşılık gelsin. Siz 1986 yılında kaç gün namaz kılmadıysanız, 2008 yılında bu kazaları kılarken de o kadar gün kaza namazı kılmayacaksınız demektir. 


 
    Dolayısıyla borç yok, ödeme de yok. 


   
  İkinci örneğimizi düşünelim. 2008 yılı içinde her gün üç günlük kaza namazı kılmayı taahhüt ettiniz. Bu yıllar da 1986,1987,1988 yılları olsun. Yani siz 2008 yılında her gün 3 günlük kaza namazı kılarak 1986-1988 yılları arasındaki 3 yıllık borcunuzu ödeyeceksiniz. 


     
Siz her gün 3 günlük kaza kıldığınız için, bir yılda namaz kılmadığınız dönemlerin toplamı üç ile çarpılarak, o yıl boyunca toplam kıldığınız varsayılan kazadan 3 yıllık namazsız dönem eksik kılmış olacaksınız. Yani 3 yıllık kazadan 3 yıllık namazsız dönem eksik kılacaksınız. Zaten istenen de budur. 


     
Burada bir tek istisna var. Hanımlarda belirli bir yaştan sonra bu namazsız dönem sona erer ve erkekler gibi yılda 365 gün namazla mükellef olurlar. İşte bu aşamadan itibaren her yıl kılınan kazalar, bir yıllık borçlanmadan yaklaşık 2-4 ay kadar fazla olacaktır. Bu durumda yapılabilecek iki şey var. İsterseniz bunları yine hiç hesaba katmazsınız. Bu zamanlarda kıldığınız kazalar hesabınıza nafile olarak işlenip, öbür alemde karşınıza çıkacaktır. 


     Bununla birlikte, "hayır ben tam hesaplatmak istiyorum" diyorsanız, o zaman bu aşamadan sonra, kaza borcunuz bitene kadar her ay sonunda sitemize girip eksik fazla menüsünden hesabınıza kılınan kaza olarak, geçmiş dönemde üzerinize her ay farz olmayan gün sayısı kadar "kılınan kaza" ilave edebilirsiniz. 


     Allah en kısa zamanda borçlarımızı bitirip, Huzura Borçsuz Çıkmayı nasip etsin. 

Haşiye-Dipnot:

 Kaza Namazı Organizasyonu

yozgatnur66

Yorum (0) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Sarıkla İlgili Hadisler

                  Sarıkla İlgili Hadisler

 

 

Allah'ın Resulü (sav) şöyle buyurmaktadır: "Sarıkla kılınan iki rekât namaz, sarıksız olarak kılınan yetmiş rekattan daha hayırlıdır"(1).

Sarık konusunda da hadis kitaplarında birçok haber gelmiştir. Bunların ekserisinde Hz. Peygamber (sav)'in başına sarık sardığı ve bunun değişik renklerde olduğu belirtilir (2).

Bazılarında da bu hadisler pek kuvvetli değildir.

Rükâne (ra) Peygamber (sav) ile görüşmüştür. Rükâne der ki:
"Resûlullah (sav) in şüphesiz bizimle müşrikler arasındaki fark, takkeler üzerindeki sarıklardı, buyurduğunu işittim" (3).


Tirmizî bu hadisin hasen ve garip olduğunu, isnadının kuvvetli olmadığını söyler.
İbn abbas (ra) Resûlullah (sav)'in şöyle buyurduğunu ifade eder:
"Sarık sarınız, vakarınız artar". Taberanî bu hadisin ravilerinden olan Ubeydullah b. Ahmed'in metruk olduğunu söyler (4).


İbn Ömer'den Resûlüllah'ın şöyle buyurduğu rivayet edilir:
"Sarık sarmaya devam ediniz. Çünkü o meleklerin simasıdır. Onları sırtınıza sarkıtınız" (Taberanî). Darekutnî bu hadisin ravilerinden olan İsa b. Yunus'un meçhul olduğunu söylemiştir (5).


Resûlullah (sav): "Şüphesiz sarık İslâm'ın simasıdır. Müslümanlar ile müşrikler arasındaki engeldir" buyurur. İbn Teymiye bu son hadis için şöyle der: "Şüphesiz müslümanlarla müşrikler arasında itikatte ve amelde, sarık olmadan farkın hasıl olmadığını gösterir." Ebû Bekir b. Arabî de: "Şüphesiz sarık peygamberlerin
sünnetindendir" demiştir. Eski Mısır müftülerinden Mahlüf. sarık sarmanın sünnet olduğuna fetva vermiştir (6).

Ahmet el-Farukî, sarığın müslümanlara has bir kıyafet olduğu için şunları söyler: "Zimmi, sarık ve rida gibi ilim ve din ehline mahsus olan kıyafetleri giyemez" (7).

Bu rivayetlerden de anlaşılacağı üzere Peygamberimizin sarık sardığı ve sarıkla kılınan namazın faziletinin daha fazla olduğu anlaşılmaktadır.


1- Deylemi, Taç c. 1 s 169
2- Bkz. İbn Mâce. Libas, 14; Tirmizî. Libas. 11
3-Tirmizî. Libas, 42; Ebû Davud, Libas. 24
4- Mecma'uz-Zevâid, 5/19
5- Mecma'uz-Zevâid, c. 5. s. 20
6- Muhammed Mahlüf, el-Fetavâ eş-Şer'iyye, c. l, s. 248
7- Mektûbât, c. 2, s. 381

Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar II.177  

 

yozgatnur66


Yorum (0) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Sitene Ekle

Kur'an Hatim Programı <