İbadet, imanın muhafazası hükmündedir...

RİSALE

50-

İbadet, imanın muhafazası hükmündedir...

2015-08-29 09:06:00
İbadet, imanın muhafazası hükmündedir...

Astronomi, biyoloji, arkeoloji gibi bilimlerden az çok nasibi olanlar anlar ki;

 

    İbadetin asıl manası; kulun Allah'a karşı aczini ve fakrını anlayıp O'na teslim olmasıdır. İhlas Sûresi'nde “Allah'us-Samed” ayeti vardır; Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey Allah'a muhtaçtır.bu dünyayı yaratan Allah, bir başka âlemi de yaratmıştır; bizi bu dünyaya getiren Allah, bizi başka bir âleme götürecektir. Yani anlaşılıyor ki, biz uzun bir yolculuğa çıkmışız. İşte bu yolculukta Müslüman'ın azığı ibadettir.

    O'nun mülkünde yaşıyoruz. Yarattığı havadan, güneşten, aydan istifade ediyoruz; bitkilerden, hayvanlardan ve meyvelerden yararlanıyoruz; denizden, dağdan menfaat sağlıyoruz. Yağmuru bizim için yağdırıyor, rüzgârı bizim için estiriyor; baharı bizim için nimetlerle dolu bir sofra gibi önümüze seriyor. Bizi taş, toprak, hayvan yapmamış, insan olarak yaratmış ve her şeyi de bizim istifademiz için emrimize vermiş. Sonra bize iman nasip etmiş. Dahası en büyük nimet olan İslam ile şereflendirmiş…

    Şimdi kendi kendimize soralım; bizi mükemmel yaratıp bunca ihtiyacımızı karşılayan, bunca nimetleri verip bizi nazlı bir çocuk gibi besleyen Allah'a teşekkür etmemiz gerekmez mi? “Evet, teşekkür etmemiz gerekir.” diyorsak, işte o teşekkürün adı ibadettir. İbadet etmeyen insan, Allah'a karşı bunca nimetlerden dolayı teşekküre ihtiyaç görmüyor demektir. İbadet aynı zamanda Allah'a itaattir.

    Allah bize haramlardan kaçmamızı, helallere ittiba etmemizi emretmiş. Mesela bir otobüs şoförü her an yola dikkat eder. Gittiği yol boyunca şoförlüğün gereğini yerine getirir. Müslüman da doğduğu andan ölene kadar Allah'ın gösterdiği yol üstünde gidiyor. Nasıl ki, uyuyan şoförün arabası devrilirse, gaflete dalan Müslüman'ın da arabası devrilir;  haramlardan kaçan Müslüman'ın her anı ibadettir.

    İnsan, et ve kemikten ibaret değildir. Midemiz gıda, gözümüz ışık, kalbimiz iman ve ibadet ister. Maddi hastalıklar kısacık dünya hayatımızı tehdit ederken, manevi hastalıklar ebedî hayatımızı tehlikeye sokar. Hastalanmamak için her türlü tedbiri alan bir adamın, ebedî hayatını tehlikeye atacak manevi hastalıklara aldırış etmemesi akıllılık değildir.

    Sabah kalkarız, niyet ederiz; “Allah'ım! Bugün yaptığım bütün amellerimi Senin rızan için yapıyorum.” O gün akşama kadar yaptığımız işlerde eğer haram yoksa hepsi sevap hanemize yazılır.

    Bazıları da, “İbadetimize haşa Allah'ın ihtiyacı mı var?” diyorlar. Doktor, hastasına hastalığı için reçete yazar. İlaca ihtiyacı olan hastadır, ilacın faydası hasta içindir, hastanın ilacı kullanmamasının doktora bir faydası da zararı da yoktur. “Allah'ın ne ihtiyacı var ki, ibadet etmem için bu kadar ısrar ediyor?” diyen insan işte bu hastaya benzer. Dolayısıyla ibadete bizler muhtacız, haşa Cenab-ı Hak değil. İşte, manevi hastalıklara yakalanmamanın çaresi, ibadetlerdir. İçimiz sıkılıyorsa ruhumuzun ibadet ihtiyacını karşılamadık demektir.

    Tarih şahittir ki Müslümanlar ne zaman İslam'a sarılmış, o zaman ilerlemişler… Ne zaman da gevşeklik göstermişlerse, o zaman gerilemiş ve düşmanın ayağının altına düşmüşler. Demek ki, her yerde tezahür eden rububiyete binaen, ibadet-i külliye gereklidir; mikrop hükmündeki kötü insanların varlığından korkmamalı, milli bünyenin zayıf düşmesinden korkmalıdır. Çünkü iman, ibadeti davet eder. İbadet imanı korur. Milli bünyeyi kuvvetlendirmek isteyen de evvela kendisi ilmen ve ibadeten kuvvetlenmelidir. Çünkü ibadet, imanın muhafazası hükmündedir. Şuurlu bir Müslüman'ın İslâm'a uygun olarak yaptığı her iş, her söz ve her hareket ibadettir.

    Nasıl ki köklerden gelen çamur, bir fabrika hükmünde olan ağacın gövdesinde çiçeğe, gıdaya dönüşür.

    Ey insan, sen hangi kıyafet içinde olursan ol! Mevkin, makamın da ne olursa olsun! Çamuru çiçeğe döndüren bitkilerden ibret alıp, çamurlaşan dünyamızda ibadet çiçekleri açmaya memursun!

 

Hekimoğlu İsmail

3
0
0
Yorum Yaz

Fotoğraf |  görsel 1