Image Hosted by ImageShack.us

     sema       

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyaratiyle gezdiren aynı zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'al, onun ile bağlıdır.

Bediüzzaman Said Nursî

Google

Ak saçlı Müslümanlar azap görmeyecek mi?

      Ak saçlı Müslümanlar azap görmeyecek mi?
 
     

Soru sahibinin anlattığına göre ak saçlı zat önce saçını sakalını siyaha boyatmış, sonra da gidip beğendiği hanıma talip olmuş. Bu defa kendisini tanıyanlar ikazda bulunmuşlar:

- Beyazlayan saçını siyaha boyatman doğru olmaz, demişler. Uzun tartışmadan sonra konuyu bize de aktarmak istemişler. "Beyazlayan saçları siyaha boyatmak uygun olur mu?" diye sormuşlar.


Efendim, konuya baştan şöyle girelim isterseniz. Yaşlılıktan değil de bir hastalıktan dolayı gençken beyazlamış olan saçları siyaha boyatmakta mahzur olmadığını söylemek mümkündür. Bu bir bakıma estetik tedavi şekli olarak da yorumlanabilir. Ancak gençken değil de yaşlılıktan dolayı beyazlayan saçları siyaha boyatmayı uygun görmeyenler vardır. Çünkü diyorlar, bunda yaşlının kendini genç göstererek muhatabını aldatması söz konusudur. Evlilik gibi ciddi bir konuda gençmiş gibi görünerek muhatabını aldatmak iyi sonuç vermeyebilir. Nitekim boyadığı saçlarıyla kendini genç göstererek evlenen yaşlı bir adamı, Hazret-i Ömer'in (ra) "Sen kadını kandırmışsın, şikâyet ediyor!" diyerek ayırdığı rivayeti de bu mevzuda bir fikir vermektedir.

Her ne kadar bu konuda bağlayıcı bir hüküm yoksa da, saçların siyahı mı sahibine daha çok itibar getirir, yoksa beyazı mı diye düşünecek olursak durum değişebilir. Bana kalırsa beyaz saçların yaşlıya kazandırdığı itibar, siyah saçların kazandırdığı itibarla kıyaslanamayacak kadar üstündür. Nitekim saçı sakalı beyazlamış yaşlılara herkes itibar edip hürmet gösterir. Bu itibar ve hürmetin Rabb'imizin yaşlıya gösterdiği itibar ve hürmetten kaynaklandığını söylemek hiç de yanlış olmaz. İsterseniz bakın Rabb'imizin ak saçlılara verdiği değere, gösterdiği merhamet ve şefkate. Buyuruyor ki:


- Saçını sakalını Müslüman olarak ağartan yaşlıya azap etmekten hayâ ederim!

Evet, saçını, sakalını Müslüman olarak beyazlatan yaşlıya Rabb'imiz merhamet ve şefkatle bakıyor, ona azap etmekten haya edeceğini işte böyle haber veriyor. Öyle ise bizi azaptan kurtaracak olan rahmet vesilesi beyazlarımızı neden siyaha boyatma gereği duyalım da, olduğumuz gibi değil de, olmadığımız gibi görünmeye teşebbüs edelim, çevremizi şaşırtalım? Bence bu durum düşünmeye değer doğrusu. İmam-ı Süyuti Hazretleri "Berzah Âlemi" adlı eserinde ak saçlılara ait fevkalade ibretli bir olay anlatır. Konuya getireceği açıklığı düşünerek arz etmeyi faydalı buluyorum.

"Kufe'nin baş kadılığını yapmış olan Yahya bin Eksem'i vefatından sonra bir yakını rüyasında görünce sorar:

- Sen uzun müddet baş kadılık yaptın, nasıl karşılandın orada? Yahya bin Eksem'in cevabı çok ibretlidir:

- Sormayın, der, Rabb'im beni derin bir hesaba çektikten sonra buyurdu ki:

- Ey kötü ihtiyar, eğer şu beyazlamış saçların olmasaydı seni ateşimde yakacaktım! Ben bu hitabı duyunca bayılmışım. Sonra kendime gelince yine aynı hitaba maruz kaldım.

- Ey kötü ihtiyar, eğer şu ak saçların olmasaydı seni ateşimde yakacaktım! Bu defa kendimi toparlayarak dedim ki:

- Ya Rab, biz böyle bilmiyorduk, böyle işitmedik?

- Ya nasıl işittiniz?

- Biz Enes bin Malik'ten işittik. O da Peygamberimizden, o da Cebrail'den işitmiş. Ey Rabb'im, buyurmuşsun ki:

- Saçını sakalını Müslüman olarak ağartan ihtiyara ben azap etmekten hayâ ederim! Biz böyle işittik, böyle biliyorduk!

Bunun üzerine Rabb'imiz buyurdu ki:

- Enes de, Peygamber de, Cebrail de doğru söylemiş. Ben saçını sakalını İslam yolunda ağartan ihtiyara azap etmekten hayâ ederim. İşte sana da o yüzden azap etmiyorum. Ey meleklerim, alın benim yolumda saçını sakalını beyazlatan şu ihtiyarı, götürün cennetlik ak saçlıların yanına!"


Saçını sakalını siyaha boyatma gereği duymayan ak saçlılarımıza iftiharla arz olunur!


AHMED ŞAHİN'in yazısı iktibas edilmiştir.

 

yozgatnur66


Yorum (0) Yorum yaz!

NAMAZI ÜÇ VAKTE İNDİRENLER

NAMAZI ÜÇ VAKTE İNDİRENLER

Okurumuz:Beş vakit namaz farz. Üç vakte indirenler var

 

 

Farz namazlarının beş ayrı vakitte -ruhsat halleri müstesna- eda edilmelerinin teşriinde bir ihtilaf söz konusu değildir. Ancak, değişik sebepler dolayısıyla öğle ile ikindi, akşam ile yatsı namazları seferde takdimen veya tehiren cem’ olarak kılmak, Hanefi mezhebi dışında cumhura göre caizdir. Nitekim Hanefiler de, yılda bir günde ve sadece bir mekânda öğle ile ikindiyi Arafatta cemi takdim ile akşam ile yatsıyı da Müzdelife’de cemi tehir ile bileştirmek suretiyle üç vakitte eda ederler. kit namazı üçe indirme anlamına da gelmez. n kişiler de üç vakitte beş namazını kılabilirler. ir namaz vaktı kadar deva

 

Hatta cumhura göre hazarda bile abdest almakta veya namaz kılmakta sıkıntı çeken ağır hastalar,  tıbbi operasyona giren ve bir namaz vakti kadar devam eden halleri yaşayan doktorlar ve benzeri başka önemli bir sebeple fırsat bulamayan kişiler de üç vakitte beş namazını kılabilirler. Bu cem’ olayı, beş vakit namazı üçe indirme anlamına da gelmez. Kimin haddine ki, Arş’tan inen lahuti bir hükmü değiştirebilsin.

 

yozgatnur66

Yorum (0) Yorum yaz!

Sehiv secdesi

 

Sehiv secdesi

Okurumuz: “Sehiv secdesi nasıl yapılır? Tahiyyâttan sonra mı? Salâvatlardan sonra mı yapılır?”

Düşmez, yanılmaz, hatâ yapmaz, unutmaz, sehiv yapmaz bir Allah’tır. Kul hatâ yapar, kusur eder, yanılır ve unutur. Bu hatâ ve yanılma namazda olursa, kul secde ile, hatâsız ve kusursuz olan Allah’ın Ulûhiyetine ve Rubûbiyetine sığınır.

 

Bedîüzzaman’ın (ra) târifine göre secde, Yüce Allah’ın zevâlsiz Zâtının Cemâline, değişikliğe uğramaktan münezzeh kudsî sıfatlarına ve sermedî kemâlâtına karşı hayret ve mahviyet içinde, Allah’tan başkasını kalben terk ederek, bütün fânîlere bedel Cemîl-i Bâkî ve Rahîm-i Sermedî’nin huzurunda “Sübhâne Rabb’iye’l-A’lâ” diyerek zevâlden münezzeh ve kusurdan müberrâ olan Rabb-i A’lâ’sını takdis etmek ve Allah’a olan muhabbet ve ubûdiyetini îlân etmek demektir.1 Namazda sehiv yaptığımızda ve yanıldığımızda yaptığımız secde ile, Allah’ın bütün kusurlardan ve noksanlıklardan münezzeh olduğunu teslim etmek, acziyetimizi, zaafiyetimizi ve mahviyetimizi Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda îtiraf etmek ve namazımızın kabûlünü ricâ etmek istediğimizi belirtmiş oluruz. Namazın vâciplerinden birini yanılarak terk ettiğimizde veya geciktirdiğimizde namazın sonunda sehiv secdesi yapmamız vâcip olur.

 

Sehiv secdesinin yapılışında detay denebilecek görüş farklılıklarının olduğu doğrudur. Bu farklılık “evlâ-daha evlâ” arayışlarından ibârettir. Hiç şüphesiz her bir görüş sâlim içtihatların ürünüdür. Ancak esas olan secde yapmak ve detaydaki içtihat farklarına takılmamaktır. İçtihatlardan birisi ile amel etmek câizdir ve yeterlidir.

 

Hanefî mezhebine göre sehiv secdesi şöyle yapılır: Et-Tahiyyâtü okunduktan sonra bir görüşe göre sağa ve sola, diğer bir görüşe göre yalnız sağa selâm verilerek secdeye gidilir. Buradaki iki görüş de Hanefîlere âittir. İmam-ı Azam ile Ebû Yusuf’un görüşüne göre, iki tarafa selâm verildikten sonra secdeye gidilmesi daha evlâdır. İmam Muhammed ve cumhurun görüşüne göre de yalnız sağa selâm verildikten sonra secdeye gidilir. Bilhassa cemaatle kılınan namazlarda iki tarafa selâm verildiğinde namazdan ayrılan olabileceği düşünülerek, yalnız sağa selâm verilerek secdeye gidilmesi yönünde görüş birliğine varıldığını görüyoruz. Secde peş peşe iki defa yapılır. Her iki secdede de üçer defa “Sübhâne Rabbi’yel-A’lâ” okunur ve sonra oturulur. Bu oturuşta Et-Tahiyyâtü, Allahümme Salli ve Bârik ile Rabbenâ duâları okunarak sağa ve sola selâm verilir.

 

Hanefî mezhebinde, sehiv secdesine gitmezden önce et-Tahiyyâtü ile beraber Allahümme Salli ve Bârik duâlarının da okunacağını söyleyen bir görüş de mevcuttur. Tahavî bu görüştedir. Bu görüşe tek başına namaz kılarken uyabiliriz; fakat cemaatle namaz kılarken sehiv secdesi yapmak isteyen imamın, yalnız et-Tahiyyâtü’yü okuduktan sonra hemen secdeye gitmesi cemaatin yanılmamasını temin açısından daha isâbetlidir. Çünkü imamın daha tez bir süre içinde selâm vermesi, cemaatin imamın sehiv secdesi yapacağını sezmesine yardımcı olur ve daha dikkatli davranmasına vesîle olur.

 

Netice olarak; namaz kılarken sehiv secdesini yapmayı gerekli kılacak şekilde yanıldığımızda namazın sonunda sehiv secdesi yaparız. Bunu yaparken, namaz oturuşunda yalnız et-Tahiyyâtü’yü okuyup secdeye gidebileceğimiz gibi; et-Tahiyyâtü ile beraber Allahümme Salli ve Bârik duâlarını okuduktan sonra da secdeye gidebiliriz. Aynı şekilde, yalnız sağ tarafa selâm verip secdeye gidebileceğimiz gibi; sağa ve sola selâm verdikten sonra da gidebiliriz. Biz burada, yalnız sağ tarafa selâm verdikten sonra secdeye gidileceğini söyleyen görüşün daha güçlü olduğunu belirtmekle yetinelim.

 

Şâfiî ve Hanbelî mezheplerinde sehiv secdesi, son oturuşta et-Tahiyyâtü ve salâvâtlar okunduktan sonra, selâm vermeden önce yapılır. Mâlikî mezhebinde ise yapılan yanılgı, eğer namazda bir fazlalık meydana getiriyor ise sehiv secdesi selâmdan sonra yapılır; eğer namazda bir eksiklik meydana getiriyor ise selâmdan önce yapılır. Meselâ namazda bir secdeyi fazla yapmak durumunda sehiv secdesi selâmdan sonra yapılır.

 

Cemaatle kılınan namazlarda imam yanılması halinde cemaatle birlikte sehiv secdesine gider. İmama uyan bir kişi yanılırsa sehiv secdesi yapmaz.

Allah kabul etsin. Âmin.


yozgatnur66

Yorum (1) Yorum yaz!

Cuma vakti

Cuma vakti


Okurumuz:“Tıp Fakültesi öğrencisiyim. Bu gün Cuma namazı vaktinde dersimiz vardı, namaza gitmeyi daha önemli görerek derse geç girdim. Sonradan aklıma takıldı, okulda öğrenmemiz gerektiği halde öğrenemediğimiz, evde de hepsini tamamlayamadığımız, dolayısıyla eksik kalan meslekî bilgimizle hastamıza yanlış ya da eksik muamele yaparsak, ölüm/ sakatlık vb. bir sonuçta mesuliyet kimin olacaktır? Ders var diye Cumayı terk edip günün öğle namazını kılmak olur mu?”

 


Cuma namazının sıhhat şartlarından birisi hür olmaktır. Hür olan birisinin Cuma namazına gitmemesi helâl değildir.

 

Öğrenci de olsak, memur da olsak, din üzerimizde yük değil, onur duyduğumuz zenginliktir. Öğrencisine ibadet hakkı vermeyen bir programa tabi bir öğrencinin yapacağı şey, ibadetini ibadet vaktinin içinde kalmak şartıyla, fırsat bulduğu saatlere kaydırması, dersini ve programını aksatmamasıdır. Din buna imkân veriyor. Din-i mübinin sınırları buna dar ve elverişsiz değildir. Cuma namazına gidemediği zamanlarda o günün öğle namazını kılar. Cuma saatinde dersi varsa ve dersini sonradan telâfi imkânı yoksa o gün Cuma’ya gitmez, öğle namazı kılar. Bunu devamsızlık ve telâfi durumuna göre kendisi ayarlayabilir.CUMA NAMAZINI KILDIRA BİLECEK 1 İSİ VARSA DERSTEN SONRA EN AZ 3 KİŞİ OLMAK ŞARTIYLA İKİNDİ GİRMEDEN KILINA BİLİR. 

 

Eğer telafi edemeyeceği bir program varken, öğrenci bu programı terk edip Cuma’ya gitmişse, bilgi eksikliği sebebiyle ölüme veya sakatlanmaya sebep olduğunda mesuliyet elbette kendisinin olacaktır. Yani kişi sorumluluğu ile ibadetini dengeli götürebilmelidir.


yozgatnur66

Yorum (0) Yorum yaz!

kaza Namazı

 

kaza Namazı

Okurumuz: “1. Geçmişteki namazlarımızı kılarken yatsı namazından sonraki vitir namazını bir günde iki defa kılınmaz diye söyleniyor aslı var mıdır?

2. İkindi namazının sünneti bazen kılınmayabilir onun yerine kaza farzımızı kılabilir miyiz? Onun için de iki farz üst üste kılınmaz diyorlar.”


1- Vitir namazının kazası yapılır. Çünkü vacip bir namazdır. Bir günde iki defa vitir kılınmaz diye bir hüküm yoktur. Hüküm, art arda aynı namazın “edası” yoktur şeklindedir. Biri eda, biri kaza olursa kılınır. Vitir namazının kazası, günlük vitir namazından sonra veya önce kılınabileceği gibi, diğer vakitlerde de kılınabilir.

 

2- İkindi namazının sünneti kılınmadığında onun yerine kaza farzımızı kılabiliriz. İki farz üst üste kılınmaz diye de bir hüküm yoktur. Nitekim bu farzların konumları farklıdır: Biri edadır; vaktin farzıdır. Diğeri kazadır; geçmiş bir namazın farzıdır.


yozgatnur66

Yorum (0) Yorum yaz!

Kuran-ı Kerim'den
 
 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir...
 

(Kaynak...)

 
 Allah Resulü'nden (S.A.V.)
 
 Size en kolay gelen ve bedene en hafif olan ibdeti haber vereyimmi? Bu susmak ve güzel ahlak sahibi olmaktır. ...
 

(İbn-i Ebi’d-Dünya)

 
 Risale-i Nur'dan
 
 gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. eğer doğru dese, zaten gıybettir. eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır....
 

(Mektubat - 22. mektup)

Hazirlayan : YOZGATNUR66

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us