Hüsnü BAYRAMOĞLU Ağabeyden bazı hatırlatmalar

RİSALE

50-

Hüsnü BAYRAMOĞLU Ağabeyden bazı hatırlatmalar

2016-03-09 10:41:00
Hüsnü Bayram ağabey'den Bazı Hatırlatmalar
Bismihi Subhanehu
 
Aziz, Sıddık Kardeşlerimiz!
 
Hizmet-i imaniye ve Kur'aniyenizi tebrik eder, sadakat, ihlas, takva ve Nurlara kanaat ile istihdamınızı Cenab-ı Hak'tan niyaz ederiz. 
Üstadımız Hazretlerinin ve talebelerinin Lahikalarda neşretmiş olduğu bazı mektupları beraber mütalaamız için leffen arzederiz. 
 
Bediüzzaman Hz.'nin Hizmetkarı ve Talebesi
Hüsnü Bayramoğlu 


 
Birinci nokta: Nimet ve rahmet-i İlahiyenin fiatı, şükürdür. Biz, şükrü hakkıyla vermedik. Evet, rahmetin fiyatını şükürle vermediğimiz gibi; zulmümüzle, isyanımızla gadabı celbediyoruz. Şimdi zemin yüzünde zulüm ve tahribat, küfür ve isyan ile nev-i beşer, tam tokada kendini müstahak etti ve dehşetli tokatlar yedi. Elbette bir parça hissemiz de olacak. 
 
İkinci nokta: Hadiste var ki: "Hatta deniz dibindeki balıklar dahi günahkar ve zalimlerden şekva ediyorlar ki; onların yüzünden yağmur kesilir, hatta bizim de nafakamız azalır." derler. Evet bu zamanlarda öyle günahlar, zulümler oluyor ki, rahmet istemeye yüzümüz kalmıyor, masum hayvanlar da azab çekerler.  

Üçüncü nokta: Ayette vardır: "Öyle musibetten kaçınız ki; geldiği vakit zalimlere mahsus kalmaz, masumlar ve mazlumlar da içinde yanar." Çünkü, musibet-i ammeden masumlar harika bir tarzda yangın içinde selamette kalsalar, hikmet-i diniye bozulur. Çünkü din; bir imtihan, bir tecrübedir. O vakit, Ebu Cehil gibi fenalar, aynen Ebu Bekir-i Sıddık Radiyallahu Anh gibi tasdik ederler. Onun için, musibet-i ammede masumlar da bela çekerler. 
 
Dördüncü nokta: Şimdi, malda ve rızıkta hileler ile suistimal ile, rüşvetle çok haram karıştığı ve ekinciler kendi malına hakkıyla sahip olmadığı ve on adamdan iki-üçü tam rahmete müstahak ise, ekincilerin malından istifade edenlerden beş-altısı; ya zulüm ile –haram karıştırmakla– ya şükürsüzlükle rahmete istihkakını kaybediyor. 
 
Beşinci nokta: Risale-i Nur –bu Anadolu memleketine– belaların def'ine ehemmiyetli bir vesiledir. Sadaka nasıl belayı def'ediyor, onun intişarı ve okunması külli bir sadaka nev'inde semavi ve  arzi belaların def'ine çok emareler ve çok hadiselerle tebeyyün etmiş. Hatta Kur'an'ın işaretiyle tahakkuk etmiş. Ve yazmasını ve intişarını menetmek zamanlarında dört defa zelzelelerin başlaması ve intişarıyla durmaları ve Anadolu'da ekser okunması, İkinci Harb-i Umuminin Anadolu'ya girmemesine bir vesile olduğu sure-i وَ الْعَصْرِ işaret ettiği, bu iki ay kuraklık zamanında mahkemenin Risale-i Nur'un beraetine ve vatana menfaatli olduğuna dair kararını mahkeme-i temyiz tasdik ederek tam bir serbestiyetle Risale-i Nur'un intişar ve okunmasını beklerken, bütün bütün aksine olarak menedilmesi ve mahkemedeki risalelerin sahiplerine iade edilmemesi ve bizi de o cihetle konuşmaktan menetmeleri cihetiyle, belaların def'ine vesile olan bu külli sadaka-i maneviye; karşı çıkamadı, günahımız neticesi kuraklık başladı. 
 
Altıncı nokta: Yağmursuzluk bir musibettir ve ceza-yı amel bir azabtır. Buna karşı; ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve hazinane yalvarmakla ve pek ciddi nedamet ve tevbe ve istiğfar ile karşılamak ve sünnet-i seniyye dairesinde, bid'alar karışmadan, şeriatin tayin ettiği tarzda dergah-ı İlahiyeye iltica etmek ve dua ve o hale mahsus ubudiyetle mukabele etmektir. 
 
Hem böyle umumi musibetler, ekser nasın hatasından geldiği cihetle, o insanların ekseri –kısm-ı azamı– tevbe ve nedamet ve istiğfar etmekle defolur. 

(Emirdağ 1 sayfa 32-34) 


 
Bu günlerde manevi bir muhaverede bir sual ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülasasını beyan edeyim. Biri dedi: 
 
 "Risale-i Nur'un iman ve tevhid için büyük tahşidatları ve külli techizatları gittikçe çoğalıyor ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kafi iken, neden bu derecede hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?" 
 
Ona cevaben dediler: 

"Risale-i Nur, yalnız bir cüz'i tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki külli bir tahribatı ve İslamiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı tamir ediyor ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsit aletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumi ve efkar-ı ammeyi ve umumun, bahusus avam-ı mü'mininin istinadgahları olan İslami esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumiyi Kur'an'ın i'caziyle o geniş yaralarını, Kur'an'ın ve imanın ilaçları ile tedavi etmeye çalışıyor.  
 
Elbette böyle külli ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakin derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilaçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda, Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın i'caz-ı manevisinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır." diyerek uzun bir mükaleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim...hadsiz şükrettim, kısa kesiyorum. 
 
(Kastamonu lahikası  sayfa  30 )

 
Risale-i Nur'un mesleği, sair tarikatlar, meslekler gibi mağlub olmayarak belki galebe ederek pek çok muannidleri imana getirmesi; pek çok hadisatın şehadetiyle, bu asırda, bir mu'cize-i maneviye-i Kur'aniye olduğunu isbat eder. O dairenin haricinde, ekseriyetle bu memlekette bu hususi ve cüz'i ve yalnız şahsi hizmet; veya mağlubane perde altında veya bid'alara müsamaha suretinde ve te'vilat ile bir nevi tahrifat içinde hizmet-i diniye tam olamaz diye, hadisat bize kanaat vermiş.  
 
(Emirdağ lahikası sayfa  63)


 
İkinci mes'ele: Ben hem kendimde, hem bu yakındaki Risale-i Nur talebelerinde şuhur-u muharremeden sonra bir yorgunluk ve şevkte bir fütur görüyordum. Sebebini vazıhan bilmiyordum. Şimdi, eskide söylediğim tahmini sebep, hakikat olduğunu gördüm. Şöyle ki: Nasıl maddi hava fena ise, fena te'sir ediyor; manevi hava da bozulsa, herkesin, istidadına göre bir sarsıntı verir; şuhur-u selase ve muharremede alem-i İslam'ın manevi havası umum ehl-i imanın ahiret kazancına ve ticaretine ciddi teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı safileştiriyor, güzelleştiriyor, müthiş arızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o sayede ve sayesinde derecesine göre istifade eder.

Fakat, o şuhur-u mübareke gittikten sonra, adeta o ahiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi, dünya sergisi açılmaya başlıyor. Ekser himmetler, bir derece vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevi havayı bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir. 
 
Bu havanın zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nur'un gözüyle bakmak ve ne kadar müşkilat ziyadeleşse kudsi vazife itibariyle daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir. Çünkü başkaların füturu ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini, gayretini ziyadeleştirmeye sebeptir. Zira, gidenlerin vazifelerini de bir derece yapmaya kendini mecbur bilir ve bilmelidirler. 
 
(Kastamonu lahikası  sayfa 66)


 
Risale-i Nur hakaik-ı İslamiyeye dair ihtiyaçlara kafi geliyor; başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat'i ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaleti'n-Nur'dadır. Evet onbeş sene yerine onbeş haftada Risaleti'n-Nur o yolu kestirir, iman-ı hakikiye isal eder.  Demek Kur'andan gelen o Sözler ve o nurlar, yalnız akli mesail-i ilmiye değil; belki kalbi, ruhi, hali mesail-i imaniyedir. Ve pek yüksek ve kıymetdar maarif-i İlahiye hükmündedirler.  
 
(Kastamonu lahikası sayfa 77)

 
50-DÖRDÜNCÜ NOKTA: Sahabelerden ve Tabiin ve Tebe-i Tabiinden en yüksek mertebeli velayet-i kübra sahibi olan zatlar, nefs-i Kur'an'dan bütün letaiflerinin hisselerini aldıklarından ve Kur'an onlar için hakiki ve kafi bir mürşid olduğundan gösteriyor ki; her vakit Kur'an-ı Hakim, hakikatları ifade ettiği gibi, velayet-i kübra feyizlerini dahi ehil olanlara ifaza eder. 
 
Evet, zahirden hakikata geçmek iki suretledir: 
 
Biri: Tarikat berzahına girip, seyr ü süluk ile kat'-ı meratib ederek hakikata geçmektir. 
 
İkinci Suret: Doğrudan doğruya, tarikat berzahına uğramadan, lütf-u İlahi ile hakikata geçmektir ki, Sahabeye ve Tabiine has ve yüksek ve kısa tarik şudur. Demek hakaik-ı Kur'aniye'den tereşşuh eden nurlar ve o nurlara tercümanlık eden Sözler, o hassaya malik olabilirler ve maliktirler. 
 
Mektubat sayfa 356)


 
Risaleti'n-Nur, gerçi umuma teşmil suretiyle değil fakat her halde hakikat-ı İslamiyenin içinde cereyan edip gelen esas-ı velayet ve esas-ı takva ve esas-ı azimet ve esasat-ı Sünnet-i Seniyye gibi ince fakat ehemmiyetli esasları muhafaza etmek bir vazife-i asliyesidir. Sevk-i zaruretle, hadisatın fetvalarıyle onlar terk edilmez. 
 
(Kastamano lahikası sayfa 77-78) 


 
Muhterem, Sevgili, Mübarek Kardeşlerim Risale-i Nur talebelerine beyan ediyorum ki:  
 
Risale-i Nur, nurdan bir ibrişimdir ki, kainat ve kainattaki mevcudatın tesbihatları onda dizilmiştir. 
 
Risale-i Nur, ahize ve nakile ile mücehhez bir radyo-yu Kur'aniyedir ki; onun tel ve lambaları, ayine, tel ve bataryaları hükmündeki satırları, kelimeleri, harfleri öyle intizamkarane ve icazdarane bastedilmiştir ki; yarın her ilim ve fen adamları ve her meşreb ve meslek sahipleri ilim ve iktidarları miktarında alem-i gayb ve alem-i şehadetten ve ruhaniyat aleminden ve kainattaki cereyan eden her hadisattan haberdar olabilir. 
 
  • Risale-i Nur, mü'minlere; Kur'an'dan hedaya-yı hidayet, kevneyn-i saadet, mazhar-ı şefaat ve feyz-i Rahmandır. 
  • Risale-i Nur, kainata, baharın feyzini veren bir ab-ı hayat ve ayn-ı rahmet ve mahz-ı hakikat ve bir gülzar-ı gülistandır. 
  • Risale-i Nur, lütf-ü Yezdan, kemal-i iman, tefsir-i Kur'an ve bereket-i ihsandır. 
  • Risale-i Nur, kafire, hazan; münkire tufan; dalalete düşmandır. Risale-i Nur, bir kenz-i mahfi ve bir sandukça-i cevher ve menba-ı envardır. 
  • Risale-i Nur, hakaik-ı Kur'an ve mi'rac-ı imandır. 
  • Risale-i Nur, Kur'an ve Hadisten sonra sertac-ı evliya, sultanü'leser ve zübdetü'l-meani ve ataya-yı İlahi ve hedaya-yı Sübhani ve feyyaz-ı Rahmanidir. 
  • Risale-i Nur, bir bahr-ı hakaik ve bir sırr-ı dekaik ve kenzü'l-maarif ve bahrü'l-mekarimdir. 
  • Risale-i Nur, hastalara şifahane-i hikmet ve ma-i zemzem, sağlara maişet-i hakikat ve rih-ı reyhan ve misk-i anberdir.
  • Risale-i Nur, mev'id-i Ahmedi (A.S.M.) ve müjde-i Haydari (R.A.) ve beşaret ve teavün-ü Gavsi (K.S.) ve tavsiye-i Gazali (K.S.) ve ihbar-ı Faruki'dir (K.S.). 
  • Risale-i Nur, Şems-i Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyanın elvan-ı seb'ası, Risale-i Nur'un menşur-u hakikatında tam tecelli ettiğinden, hem bir kitab-ı şeriat, hem bir kitab-ı dua, hem bir kitab-ı hikmet, hem bir kitab-ı ubudiyet, hem bir kitab-ı emr ü davet, hem bir kitab-ı zikir, hem bir kitab-ı fikir, hem bir kitab-ı hakikat, hem bir kitab-ı tasavvuf, hem bir kitab-ı mantık, hem bir kitab-ı ilm-i kelam, hem bir kitab-ı ilm-i ilahiyyat, hem bir kitab-ı teşvik-i san'at, hem bir kitab-ı belagat, hem bir kitab-ı isbat-ı vahdaniyet; muarızlarına, bir kitab-ı ilzam ve iskattır.  
  • Risale-i Nur, Kur'an semalarından bir sema-yı maneviyenin güneşleri, ayları ve yıldızlarıdır. Nasılki zahiren, perde-i esbab olan güneşten, kamerden ve kevkeb-i münirden bütün kainat tenevvür ve tezeyyün ve bütün eşya neşv ü nema ve hayat buluyor. 
İşte Risale-i Nur da Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyandan alıp saçtığı şualarla bütün aleme, hayat; ve ademe, kamil insan; ve kulube, neş'e-i iman; ve ukule, yakin bir itminan; ve efkara, inkişaf-ı iman, ve nüfusa, teslim-i rıza ve candır. O sema-yı maneviyeyi bazan ve zahiren bihasebi'l-hikmet afaki bir bulut kütlesi kaplar. O celalli sehabdan öyle bir baran-ı feyz-i rahmet takattur eder ki; sünbüllenmeye müstaid tohumlar, çekirdekler, habbeler o sıkıcı ve dar alemde gerçi muzdarip olurlar, o sıkılmaktan üzerlerindeki kışırları çatlar ve yırtarlar; o anda bulutlar da ufuklara çekilip nöbetçi vaziyetinde beklemesi bir imtihan-ı Rabbani ve bir inkişaf-ı feyezani ve bir rahmet-i nuranidir ki; evvelceki bir habbe; bir çekirdek yeniden taze bir hayata iştiyakla ve neş'e-i inkişafla meyvedar koca bir ağaç suretini alır ve يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ  sırrına mazhar olurlar. 
 
Evet, yirmi senedir devam eden şu mevsim-i şita, İnşaallahu Teala nihayet bulmuş ola... Dünyaya yeni ve feyizli bir fasl-ı nev bahar gele ve alemin yüzü nur ile güle... 

Risale-i Nur, Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyanın taht-ı tasarrufunda olduğundan, ona uzanan, ilişmek isteyen her el kırılır ve her dil kurur. Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyanın وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِه۪kavl-i şerifinin ima ve işaratından şu devrede Türk lisanının sadmeler geçirmesine bakılırsa, Risale-i Nur, Türkçede, lisan üzerinde de imam olacağına; yani yarın halis Türkçe olan Risale-i Nur'un kesb-i imtiyaz edip diğerlerini terkedeceklerine dair işaret-i Kur'aniyedendir demiş olsam hata etmemiş olurum zannederim. 
 
Başta Üstadımız olduğu halde bilumum kardeşlerimize samimi selamlarımla arz ve hürmetler eyler, mübarek bayramlarını tebrik ve tes'id eylerim. Üstadım hakkında bir şey yazamadım. Çünkü Veraset-i Muhammediye (A.S.M.) makamında olan bir zat-ı ali-kadr hakkında ne diyebilirim? Ona Hasan Feyzi Efendi kardeşimizin sözlerini tekrar etmekten başka bir şey bilmem. 
 
Milas ve havalisi Risale-i Nur Talebeleri namına  duanıza muhtaç Halil İbrahim ( R.H.)  
 
Emirdağ lahikası 97)
Kaynak : Risale Ajans
 
Risale-i Nur Araştırma Merkezi
Yozgatnur

23
0
0
Yorum Yaz

Fotoğraf |  görsel 1