DECCALİYET YAŞAYIŞ TARZINI DEĞİŞTİRİR!

RİSALE

50-

DECCALİYET YAŞAYIŞ TARZINI DEĞİŞTİRİR!

2015-06-23 23:12:00
50-En dehşetli anarşiyi doğuran Deccaliyet hak­kında so­rulan bir suale verdiği cevabında, Bediüzzaman Hazretleri o cereya­nın tahribatına dikkat çekerek şu izahatı verir:

«…Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselama “Mesih” namı verildiği gibi her iki deccala dahi “Mesih” namı ve­rilmiş ve bütün rivayetlerde

‘min fitneti’l mesihı’d deccal, min fitneti’l mesihı’d deccal’ denilmiş. Bunun hikmeti ve te’vili nedir?

Elcevap: Allahu a’lem, bunun hikmeti şudur ki: Nasıl ki emr-i İlâhî ile İsa Aleyhisselâm, şeriat‑ı Mûseviyede bir kısım ağır tekâlifi kaldırıp şarap gibi bazı müştehiyâtı helâl etmiş; aynen öyle de, büyük Deccal, şeytanın iğvâsı ve hükmüyle şeri­at‑ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hıristiyanların ha­yat-ı içtimaiyele­rini idare eden rabıtaları bozarak anarşistliğe ve Ye’cüc ve Me’cüc’e zemin hazır eder. Ve İslâm Deccalı olan “Süfyan” dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kal­dırma­ya çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddî ve mâ­nevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri ba­şıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer, hevesat-ı müteaffine bataklı­ğında birbirine saldırmak için cebrî bir serbesti­yet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile deh­şetli bir anar­şistliğe meydan açar ki, o vakit o in­sanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamaz.» (Şualar sh: 593)

İşte böyle bir fitne cereyanının doğurduğu ve Kur’an ve Hadîs lisanında “Ye’cüc ve Me’cüc” denilen TERÖRİST ve ANARŞİSTLERin beşer âle­mindeki gelişme ve seyrini anla­tan Bediüzzaman Hazretleri şu açıklamayı yapar:

«…Ye’cüc ve Me’cüc hâdisâtının icmali Kur’ân’da olduğu gibi, rivayette bir kısım tafsilât var. Ve o tafsi­lât ise, Kur’ân’ın muhkematından olan icmali gibi muhkem değil, belki bir derece müteşabih sayılır. Onlar tevil is­terler. Belki râvîlerin içtihad­ları karış­masıyla, tabir is­terler.

Evet, ‘lâ ya’lemü’l gaybe illâllah’ bunun bir tevili şudur ki: Kur’ân’ın lisan-i semâvîsinde “Ye’cüc” ve “Me’­cüc” namı verilen Mançur ve Moğol kabileleri, eski zamanda Çin-i Maçin’den bir kısım başka ka­bileleri beraber alarak kaç defa Asya ve Avrupa’yı hercümerc ettikleri gibi, gelecek za­manlarda dahi dünyayı zîr ü zeber edecek­lerine işa­ret ve kinaye­dir. Hattâ şimdi de komünistlik içindeki anarşistin ehemmiyetli efradı onlardan­dır.

Evet, ihtilâl-i Fransevîde hürriyetperverlik tohu­muyla ve aşılamasıyla sosyalistlik türedi, tevellüd etti. Ve sos­yalistlik ise bir kısım mukaddesatı tah­rip etti­ğinden, aşıladığı fikir, bilâhare bolşevikliğe inkılâp etti. Ve bolşeviklik dahi çok mukaddesat-ı ahlâkiye ve kal­biye ve insaniyeyi bozduğundan, elbette, ektikleri to­humlar hiçbir kayıt ve hür­met tanımayan anarşistlik mahsulünü verecek. Çünkü kalb-i insanîden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâ­vet, o insanları gayet deh­şetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siya­setle idare edilmez.» (Şualar sh: 588)

Anarşi yalnız silahlı çatışmalar değil, içtimaî bün­yede millî ahlâk çöküntüsü ve insanların gaddar­laşması daha dehşetli bir felâkettir. Bu felâke­tin sebeb ve çaresine dikkat çekilen Kastamonu Lâhikası adlı eserde şu ifadeler var:

«…Hayat-ı içtimaiyeyi idare eden en mühim esas olan hürmet ve merhamet gayet sarsılmış. Bazı yer­lerde gayet elîm ve bîçare ihtiyarlar ve peder ve valide­ler hakkında dehşetli neticeler veriyor. Cenab-ı Hakk’a şükür ki; Risale-i Nur, bu müdhiş tahribata karşı gir­diği yerlerde mu­kave­met ediyor, tamir edi­yor. Sedd-i Zülkarneyn’in tahribiyle Ye’cüc ve Me’cüclerin dünyayı fesada vermesi gibi; şeriat-ı Muhammediye (A.S.M.) olan sedd-i Kur’anînin tezelzü­lüyle de Ye’cüc ve Me’cüc’den daha müd­hiş olarak, ah­lâkta ve hayatta zulmetli bir anar­şilik ve zulümlü bir dinsizlik fesada ve ifsada başlıyor.» (Kastamonu Lâhikası sh: 149)

İşte bu dinsizlik cereyanlarının tahribatlarına karşı, manevî tamiratçı olan RİSALE-İ NUR’a ilişenler bu hareket­leri ile ir­tidada yol açtıkla­rını; hal­buki müslüman bozulsa gayrımüslim­den daha fena olacağını beyan eden ikaz yazı­sında, Bediüzzaman aynen şu ifadelere yer ve­rir:

«Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir kü­çük haneyi tamir etmiyor. Belki küllî bir tahri­batı ve İslâmiyeti içine alan, dağlar büyüklü­ğünde taş­ları bu­lunan bir muhit kal’ayı tamir ediyor. Ve yalnız hususi bir kalbi ve has bir vic­danı ıslaha çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müf­sit âletler ile deh­şetli rahnelenen kalb-i umumîyi ve efkâr-ı âm­meyi ve umumun bâhusus avam-ı mü’minî­nin istinad­gâhları olan İslâmî esaslar ve ce­reyanlar ve şeâirler kı­rılması ile bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur’an’ın i’cazıyla ve geniş yaralarını Kur’anın ve imanın ilâçları ile te­davi etmeğe çalışıyor.» (Kastamonu Lâhikası sh: 30)

Bediüzzaman Hazretleri, İstanbul Ağırceza Mahkemesi’nde anarşinin bir sebebini de şöyle açıklar:

«…Bu üç-dört madde ile bizi ittiham edenler ve lüzumsuz, mahkemeleri bizimle meşgul eden gizli düş­manları­mız, şüphe yoktur ki, onlar ya siya­seti din­siz­liğe âlet etmek istiyorlar veya komünist per­desi altında bu mübarek va­tanda, bilerek veya bilmeyerek anarşi­liği yerleştirmek isti­yorlar. Çünki bir müslüman İslâmiyet daire­sinden çıksa, mür­ted ve anarşist olur, hayat-ı iç­timaiyeye zehir hük­müne geçer. Çünki anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insa­niyet se­ci­ye­lerini ca­navar hayvanların seciyesine çevi­rir. Âhirzamanda gelecek Ye’cüc ve Me’cücün komi­tesi, anarşistler oldu­ğuna Kur’an işaret ediyor.» (Emirdağ Lâhikası-II sh: 159)

«…Hakiki bir Müslüman, samimi bir mü’min hiçbir zaman anarşiye ve bozguncu­luğa taraftar olmaz. Dinin şid­detle menettiği şey fitne ve anarşidir. Çünkü, anarşi hiçbir hak tanı­maz. İnsanlık seciyelerini ve me­deniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhirzamanda “Ye’cüc” ve “Me’cüc” komitesi ol­duğuna Kur’an-ı Hakîm işaret bu­yurmaktadır.» (Tarihçe sh: 653)

Risale-i Nur Araştırma Merkezi

Yozgatnur

6
0
0
Yorum Yaz

Fotoğraf |  görsel 1