Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi

RİSALE

50-

Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi

2015-07-03 11:34:00

 Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi

 

50-Altıncı Nükte

Bu Katre, Kur'an'ın -Katre Risalesi'nde zikrettiğim veçhile- sair kelâm ile mukayeseye gelmediğine dairdir.

Evet, bilmiş ol ki: Kelâmın yükseklik, kuvvet, hüsün ve cemal tabakalarının menbaları dörttür. 

1- Mütekellim, 

2-Muhatab, 

3- Maksad, 

4- Makam'dır. Yoksa üdebanın sapıttıkları gibi, yalnız makam değildir.

Öyle ise, مَنْ قَالَ وَ لِمَنْ قَالَ وَ لِمَا قَالَ وَ فِيمَا قَالَ ye bak. Yani kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, hangi makamda söylemiş ise ona bak.

Binaenaleyh, kelâm eğer emir ve nehy ise, elbette mütekellimin derecesine göre irade ve kudreti de tazammun edecek ve ona göre kuvvet ve ulviyeti de tezauf edecektir. Evet bir fuzulînin, temenninin ebatılinden, arzusundan neş'et eden gayr-ı mesmu' (kale alınmayan) suret-i emri nerede? Ve kudret ve iradeyi mutazammın olan hakikî ve nâfiz bir emir nerede?

İşte bak:

يَا اَرْضُ ابْلَعِى مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ اَقْلِعِى

فَقَالَ لَهَا وَ ِلْلاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَا اَتَيْنَا طَائِعِينَ

Yani (birinci âyette) "Ey arz! Suyunu yut! Ey sema, yağmurunu kes! ilh..." (İkinci âyette:) "Cenab-ı Kadir-i Kayyum, semavat ve zemine; ister istemez emrime râm olunuz" dedi. Onlar da "Semi'na ve ata'na emrinize hazırız" dediler olan emr-i İlahîsi nerede?!, ve beşerin cemadata karşı mecnunların hezeyanvarî bir surette

اُسْكُنِى يَا اَرْضُ وَانْشَقِّى يَا سَمَاءُ وَقُومِى اَيَّتُهَا الْقِيَامَةُ olan fuzuliyane hitabı nerede?

Hem büyük bir ordu emrine münkad bir kumandanın 'Arş' emriyle o orduyu Allah'ın düşmanlarına hücum ettirmesi nerede? Ve şu emir, ne kendisine ve ne de emrine hiç ehemmiyet verilmeyen hakir bir neferden sudur etmesi nerede?!.

Evet, bak

اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

nun irade-i ezeliye-i nafizesi nerede?. Beşer kelâmı nerede?

Hem hakikî bir malikin ve hükmü nafiz, emri müessir bir âmirin tasviri ve iş başında bir saniin ve ihsanını dağıtmakta olan bir muhsinin beyanı ki, san'atını yaparken ve ihsanını dağıtırken yaptığı fiillerini tasvir edip göstermek istediğinde: "İşte bunu, şunun için yaptım ve bunları şunlar için yapacağım" demesi nerede?!.

Evet, şu hakikatin tavsif ve beyanı için gelecek âyâta bak:

اَفَلَمْ يَنْظُرُوا اِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَ زَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ .. وَاْلاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَ اَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِىَ وَ اَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ .. تَبْصِرَةً وَ ذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ .. وَ نَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَ حَبَّ الْحَصِيدِ .. وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ .. رِزْقًا لِلْعِبَادِ وَ اَوْحَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذَلِكَ الْخُرُوجُ

 

ye dikkat et!.. Ve sonra, söylediği sözler, işleriyle hiç teması olmayan bir fuzulînin aynı o fiilleri tasvir etmesi nerede?

Evet yıldızların aynıları nerede?. Sonra küçücük cam parçalarında görünen ve varlık ile yokluk arasında mütereddid, küçücük, geçici, seyyal timsalleri nerede?

Evet, Hâlık-ı Şems ve Kamer'in envar-ı hidayeti ilham eden melaike-misal kelâmının kelimatı nerede?. Sonra beşerin hevesat düğümleri içinde sihirbaz üflemeleri nev'inden olan zenbur-misal müzevver kelimeleri nerede?!.

Evet, cevahir-i hidayetin asdafı ve hakaik-ı imaniyenin menabii ve esasat-ı İslâmiyenin madenleri bulunan hem ilim, kudret ve iradeyi, hem de hitab-ı ezelîyi tazammun ederek arş-ı Rahmandan nur saçarak gelen o elfaz-ı Kur'an nerede? Sonra insanların hevaî, hevesi, manasız lafızları nerede?

Evet, şu âlem-i İslâmîyi bütün maneviyatıyla, şeairiyle, kemalâtıyla, desatiriyle, asfiyası ve evliyasıyla bir şecere-i tuba gibi dal, budak, yaprak, çiçek ve semere veren o Kur'an nerede?. (Hattâ öyle ki, o şecere-i tuba-i Kur'aniyenin birçok çekirdekleri ve nüveleri birer desatir-i ameliyeye ve semeredar birer şecereye inkılab etmiş olmasındandır ki, o Kur'an hakkında

قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَاْلجِنُّ عَلَى اَنْ يَاْتُوا ِبمِثْلِ هَذَا اْلقُرْاَنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَ لَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا

denilmiştir.) Evet, zira o Kur'an, cezalet-i nazmiyesi ile ve belâgat-ı meaniyesiyle ve bedaat-ı üslubuyla ve beraat-ı beyanıyla ve pek çok makbul vücûh-u maâniyi câmiiyet-i lafzında saklayan fesahat-ı lafziyesi, ile ve bütün müctehidînin me'hazlerini ve ezvak-ı arifin, meşarib-i vasilin, mesalik-i kamilinin ve mezahib-i muhakkikinin hakikat ve tarikatlarını da mutazammın olan şu bahr-i şeriatı camiiyetinde toplamasıyla ve ona olan hüsn-ü delaletiyle, bütün bülega ve füseha ve üdebayı dize getirmiş, ilzam ve ifham etmiştir.

 

Hem her asırda, Kur'anın tazelik ve taravetli gençliği ile ve bütün asırlarda her tabakanın fehmine uygun gelen meanisinin liyakat ve muvafakatıyla; bütün dâhi edib ve hatîblerin ve meşhur âlim ve beliğlerin seslerini kestirerek, ağızlarını kapatıp ilzam ederek; i'caz-ı belagatına karşı diz çöktüren, hayretle kendini dinlettiren, belki, bütün insanları birtek suresinin naziresini getirememekle âciz bırakan Kur'an nerede?. Sonra beşerin kelâmı nerede? 

Heyhat, eynessera minessüreyya!

Risale-i Nur Araştırma Merkezi

Yozgatnur

18
0
0
Yorum Yaz

Fotoğraf |  görsel 1