Image Hosted by ImageShack.us

 

     sema       

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyaratiyle gezdiren aynı zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'al, onun ile bağlıdır.

Bediüzzaman Said Nursî

Google

Şevval ayının hatırlattıkları

Şevval ayının hatırlattıkları
 
             
 
Ramazan'dan sonra gelen Şevval ayı, bir kısım dinî olayların yaşandığı özel ve güzel bir aydır. Önce hac hazırlığını hatırlatır bu ay.

Zaten Ramazan'dan sonraki aylar hac ayları sayılır. Nitekim hacı adaylarımız tatlı bir heyecanla yol hazırlığına bu ayda başlarlar, yola çıkıncaya kadar da meraklı sorular sorar, hac ibadetlerini kusursuz yapmak için bilgi toplamaya çalışırlar. Tabii, Şevval ayının bir de kendine mahsus altı günlük orucu olduğunu da unutmazlar. Âlimlerimiz, Şevval ayında tutulan bu altı günlük orucun bütün seneyi oruçlu geçirmiş gibi sevaba vesile olacağına dikkat çekerken derler ki:

- Ayette her iyiliğe on sevap verileceği bildirilmiştir. Bir ay Ramazan'ı tutan, bu sebeple üç yüz sevap almış olur. Ramazan'dan sonraki Şevval'de altı günü tutan da altmış sevap alınca üç yüz altmış eder. Yani bir senelik nafile oruç sevabı bu yüzden söz konusu olur.

Bu orucun bitişik tutulması da gerekmez. Ay içinde belli aralıklarla da tutulabilir. Ayrıca, mazeretlerinden dolayı Ramazan'dan oruç borcu kalanlar, önce bu borçlarını tutsalar yanlış yapmış olmazlar. Kaza borçlarını önce tutup bir an evvel farz borcundan kurtulmuş olmaları daha uygun düşer. Bundan sonra fırsat bulurlarsa altı gün Şevval orucuna da niyet edebilirler. Yetiştiremezlerse Şevval ayında yine de oruç tutmuş olduklarından inşaallah mahrum da kalmazlar.

Şevval ayının bir başka özelliği de 'iki bayram arası nikâh yapılmaz!' söylentisinin bu ayda hatırlanır olmasıdır. Gariptir ki bu söylenti sadece bizim halkımıza ait de değildir. İslam'ın ilk devrelerinde de böyle söylentiler yayılmıştır. O günlerde de iki bayram arasında nikâh yapılmaz, yapılırsa uğursuzluk getirir, hayırlı olmaz gibi rivayetler dolaştırılmıştır. Biz bunu Aişe validemizin bu türlü söylentileri tekzip için yaptığı açıklamasından da anlamaktayız. Nitekim bir ara şöyle buyurmuştur Aişe annemiz:


- Halk, Ramazan Bayramı ile Kurban Bayramı arasında, yani Şevval ile Zilhicce arasında nikâh yapılmaz, şeklindeki söylentiye itibar etmemelidir. Şayet bu iki bayram arasında bir nikâh yasağı olsaydı benim nikâhımın bu ayda yapılmaması lazım gelirdi. Hâlbuki Resulullah'la (sas) bizim nikâhımız Şevval ayında yapılmış, Ramazan Bayramı'ndan hemen sonra Kurban Bayramı'ndan da önce evliliğimiz kesinleşmiştir.

Demek ki, nikâhların en azizi Şevval ayında, yani Ramazan Bayramı'ndan sonra Kurban Bayramı'ndan da önce, iki bayram arasında yapılmış, böylece iki bayram arasında nikâh yapılmaz rivayeti fiilen tekzip edilmiştir. Buna rağmen bu söylentinin günümüze kadar gelmesinin bir sebebi de şöyle bir ifadeyi yanlış anlamadan kaynaklanmış da olabilir.


Ramazan Bayramı cuma gününe tevafuk ederse, o gün iki bayram namazı arka arkaya kılınır. Biri Ramazan Bayramı namazı, öteki de cuma bayramı namazı. İşte iki bayram arası nikâh yapılmaz, demek, 'iki bayram namazı arası dar vakitte nikâh yapılmaz' demektir. Çünkü aradaki vakit çok kısadır. Öyle ise kuşluktan öğleye kadar olan iki bayram namazı arasında nikâh yapmayınız, ifadesini halk iki bayram arası nikâh yapmayınız şekline çevirmiştir. Kaldı ki, bayram namazı ile cuma namazı arasındaki dar vakitte de nikâh yapılsa yine de caiz ve sahih olur, bir mahzur söz konusu olmaz. Sadece dar vakitte zorlanılarak yapılmış bir merasim olur. Bayram meşguliyeti sebebiyle eş dostun iştiraki güçleşmiş sayılır. Hepsi o kadar.

          İşte size, Ramazan sonrasında Şevval ayının hatırlattıklarından bir demet...


Ahmed ŞAHİN
yozgatnur66                           YOZGATNUR
 

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Günahsız bayramlar dileğimizle!...

Günahsız bayramlar dileğimizle!...
 

Başlıktaki 'Günahsız bayramlar' dileğimize bakıp da bayramda da günah olur mu' demeyiniz lütfen. Yazıyı okuyunca siz de, gerçekten de bayramlarda bu günahlar işlenebilir, diyerek bize hak vereceksiniz. İsterseniz sözü uzatmadan konuya bir misalle girelim.

Büyüklerden biri yatsı namazından sonra caminin avlusuna çıkıp herkese elini uzatarak: 'Bayramım mübarek olsun.' diyerek tokalaşıyormuş.

- Efendi demişler, bugün bayram değil, bekle de, bayram günü bayramlaş!

- Hayır, demiş büyük zat. Benim bayramım bugün. Ve eklemiş, çünkü demiş bugün ben günah işlemedim. Günaha maruz kalmadığım gün benim bayram günümdür!.


İşte size gerçek bayram anlayışı! Daha doğrusu bizim de yaşamak istediğimiz bayram günü.

Demek asıl Bayram, günah işlemeden tamamladığımız günün bayramı.. Bundan dolayıdır ki, bilhassa bayram günlerinde günaha maruz kalmamaya dikkat edilir. Çünkü günah işlenen gün, bayram olmaktan çıkar, matem günü haline bile gelebilir. Öyle ise bayram gününü günahlara girerek matem günü haline getirmemeye dikkat etmek gerek.

- 'Bayram günü de günaha girilir mi?' demeyesiniz. Asıl günahlar maalesef bayram günü işlenir. Hatta öyle günahlar vardır ki, sadece bayram günlerinde işlenir. Onlara 'Bayram günahları' adı verilir.


- Nasıl mı olur bayram günahları? Şöyle sıralayabiliriz bayrama günahlarını.

- Bayramda mutlaka ilgi göstermeniz gereken çocukları ve hane halkını ihmal eder de sevindirmezseniz, akraba ve komşuları mutlaka ziyaret edip de gönüllerini kazanmak gerekirken mühimsemez de bayramlaşmazsanız, sahip olduğunuz imkandan ihtiyaç sahibi yakınlarınıza, komşularınıza ulaştırmaz, zekatınızı fitrenizi unutursanız, küs ve kırgın olduklarınızı affetmez de küslüğünüzü, kırgınlığınızı sürdürürseniz, telefonla olsun bir gönül alma nezaketi göstermez de 'boş ver' deyip geçerseniz. Başka günah aramaya hiç gerek yoktur bayram günü. Bu ihmal ve ilgisizlikler yeter de artar bile bayram günahları olarak size.


Halbuki, bayramı hep birlikte yaşayacaktık. Bilhassa çocuklarımızla, hane halkımızla, akraba ve dostlarımızla, komşularımızla yeniden bir daha kucaklaşacak, gönül alacak, kalp kazanacaktık.. Sevgide, saygıda coşmalar olacaktı bayram günleri. Çevremizde sıkıntı içinde kıvranan kalbi kırık, gönlü buruklar varken bizim tek başımıza bayramın mutluluğunu yaşamamız elbette mümkün olmayacaktı. Efendimiz (sas), böyle örnek olmuştu bizlere. Nitekim bir gün mescidin avlusunda bir sepet turfanda hurma ikram edilir kendisine: "Buyur ya Resulallah taze hurma!" derler. "Komşularımız da şu anda böyle taze hurma yemeye başladılar mı?" diye sorar.

- Hayır, derler, mevsimin ilk turfanda hurması önce bizim bahçede olgunlaşır. En önce size getirdik. Herkesten önce siz tadasınız diye düşündük.. Yolda oynayan çocukları işaret ederek buyurur ki:

- Götürün bu taze hurmaları şu çocuklar yesin. Ben komşularımın yemediğini yemem, giymediğini de giymem, onlardan ayrı yaşayan biri olmak istemem. Ne zaman konu komşu herkes turfanda hurma yemeye başlar, işte o zaman benim de onlarla birlikte taze hurmadan yemeye gönlüm razı olur..

Demek ki İslam bizi komşu ve çevre ile böylesine kucaklaştırır, varlık ile yokluğu, zorluk ile kolaylığı böylesine paylaştırır. Yani birlikte ağlar birlikte güleriz, bayramı da birlikte yaşarız. Birimizin derdi hepimizin derdi olur.

Şu hadis de bize Müslüman'ı böyle tarif eder:

- Müslüman'ın derdini dert edinmeyen bizden değildir!

***

Birlikte yaşayacağımız günahsız bayramlar dileğimle efendim.



AHMED ŞAHİN
 
 
yozgatnur66                           YOZGATNUR

Yorum (1) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Nasıl Bir Bayram Hayal Ediyorum?..

Nasıl Bir Bayram Hayal Ediyorum?..
 
 

 
      Geçmiş bayramların birinde bayram namazını kılmak üzere uzaktaki büyük bir camiye gitmeye karar vermiştim. Hâlbuki evimizin çevresinde beş cami vardı. İstanbul'da uzak camiye gitmemin sebebi, orada İslamiyet'e 60 sene hizmet eden, ilmi ile amil yaşlı bir hocaefendi ile, konuşmasını bilen genç bir hoca vardı. Birinden kalbim, diğerinden aklım istifade ediyordu...

En azından üç bin, belki beş bin mü'min camiyi doldurmuştu. Namaz kılındı, Kur'an-ı Kerim okundu ve vaaza başlandı. Hepsi güzeldi...

Vaiz efendi, "şu camide içki içilse, kumar oynansa olur mu? Elbette olmaz. Hiç kimse böyle bir şey yapamaz, kimse buna izin vermez. Çünkü burası Beytullahtır, yani Allah'ın evi...

Peki, camiler Beytullah, insanın vücudu ve yeryüzü Beytullah değil mi? Beytullah diye camiye içki sokulmuyor. İnsan kendi vücudunu da cami kadar mübarek bilip, oraya da içki gibi kötü şeyler sokmamalı..."

Böylesine bir vaazdan sonra hutbeye çıkan yaşlı imam efendi, "Ey Allah'a inananlar topluluğu", diye hitap etti. Fakat bu topluluk "cemaat" değildi. Çünkü birbirini tanıyan çok azdı. Birbirinin derdine derman bulan, birbirinin sevincine ortak olan yoktu.


Tarihin öyle devirleri olmuş ki, cemaat ilmin, tekniğin zirvesinde dolaşmış, zaferden zafere koşmuş... Tarihin öyle devirleri olmuş ki, cemaat sokakta ve çarşıda Hıristiyan hayatı yaşamış, İslamiyet'i de adeta camiye hapsetmiş...

Camiden cemaat boşalırken, yaşlı bir şahıs, caminin penceresine yaslanmış ağlıyordu. Mendili gözlerine bastı, uzun uzun ağladı... Oradaki topluluk "cemaat" olmadığı için, bir kişi gelip "kardeş derdin nedir?" diye sormadı. İslam ahlakını da yeteri kadar anlamadığımız için ben de soramadım, ya adam derse "sana ne?.."

Kim bilir yakınlarından birisi mi öldü, evinde matem mi var, yeri dolmayacak bir boşluk mu oldu?..

Velhasıl öyle bir cemaat ki, gülenlerin ağlayanlarla ilgisi yok...

Şahit olduğum bir diğer olayı daha anlatayım: Soğuk bir bayram sabahı, cemaatle beraber namaz kıldık, çıkacağız. Bir adam üzerindeki montu çıkardı, gömleğiyle gelen bir gence verdi. Delikanlı montu giyince, ellerini ceplerine soktu, baktı ki para var. Paraları montu veren adama uzattı. Adam aynen şöyle söyledi: "mont da senin, cebindekiler de..." O genç teşekkür etti, boynunu büküp gitti. Camiden çıkan adam, cemaatten birinin üzgün olmasına razı olmadı...

Bayram, sevinmenin adıdır. Hem biz sevineceğiz, hem başkalarını sevindireceğiz. 30 gün aç susuz kalarak Allah'a itaat ettik. Şimdi Allah'a itaat etmenin bayramını yapacağız... Elhamdülillah Müslüman'ız. Müslüman olmanın bayramını yapacağız... Adem Aleyhisselam gibi bir Peygamberin neslinden geliyoruz. Kur'an okuyoruz, Allah'la konuşuyoruz; Böylece bayramın tadını çıkarıyoruz...


Şair diyor ki:

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır..."

Biz de deriz ki, bayramları bayram bilen varsa gerçekten o, bayramdır...



HEKİMOĞLU İSMAİL'in
yazısı iktibas edilmiştir!
 
yozgatnur66   

 

 

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Kadir Gecesi, kadrini bilenler gecesidir

Kadir Gecesi, kadrini bilenler gecesidir
 

Kadir Gecesi. Kadrin kadrini bilenlerin gecesi. Ne demek Kadir'in kadrini bilmek? Bir ölçü mü var elimizde bununla alakalı? Değerlendirme kriterleri mi sunmuş bize Nebiler Sultanı (sas)? Şöyle yapan, böyle davranan Kadir'i kadriyle değerlendirmiş mi demiş?

Daha da uzatılabilecek bu minvaldeki bütün sorulara toptan cevabımız; evet. Bir değil birçok ölçü var elimizde. Hem de şaşmaz ve şaşırtmaz rehber Kur'an'da; kavlî beyanları, fiilî tatbikatları ile Efendimiz'de; 15 asırlık mazimizde oluşan gelenek ve göreneklerimizde.

Önce Kur'an. Buyuruyor ki Allah: "Biz Kur'ân'ı indirdik Kadir Gecesi. Bilir misin nedir Kadir Gecesi? Bin aydan daha hayırlıdır Kadir Gecesi! O gece Rab'lerinin izniyle Ruh ve melekler, her türlü iş için iner de iner... Artık o gece bir selamettir gider... Tâ tan ağarana kadar..." Bir şey dikkatinizi çekiyor mu; Allah bu geceye bin aydan daha hayırlı diyor. Demek O'nun Kadir'e bakışı bu. O halde, Kadir'e Allah'ın baktığı gibi bakan insan, Kadir'in kadrini bilen insan demektir. Onu sıradan bir gece gibi gören kişi ise sadece nasipsizdir.

Efendimiz'e (sas) geçelim: Kavlî beyanları: Bir; "Kim inanarak ve sadece sevabını Allah'tan umarak Kadir Gecesi'ni ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır." (Buhari, Savm, 6) İki; "Ondan mahrum olan, çok büyük şeyden mahrum olmuştur." (Müsned, 2/230)

Fiilî tatbikatı; Kadir Gecesi'nin içinde gizli olduğu Ramazan'ın son on gününde itikafa girmiş, sabahlara kadar namaz, dua, istiğfar, tefekkür ve zikirle vaktini geçirmiştir.

Ve 15 asırdır Kur'an ve Hz. Peygamber (sas) kökenli bu teorik ve pratik değerleri hayatlarına taşıyan İslam dünyası. Bunları anlatmak bu köşenin hacmini aşar. Çünkü Kadir başta mübarek gecelerin sadece Osmanlı'da nasıl kutlandığına dair onlarca kitap vardır bugün piyasada. Bunların günümüzdeki yansımaları ise sabahlara kadar cami ve türbe gezmeler, Kur'an tilavetleri, canan sohbetleri, tesbih namazları, dilhûn gönüllerle gönülleri dilhûn eden dua ve istiğfarlar.

İlave bir şey söyleyecek ve bir teklif sunacağım sizlere; namaz, Kur'an tilaveti, dua, niyazın yanında tefekkür ve tezekküre de zaman ayıralım yarın gece. Biraz muhasebe yapalım. Bütün bir hayatımızın muhasebesi değil; o daha uzun bir zaman isteyebilir. Sadece ve sadece bu Ramazan'da, geçen 27 gün içinde ne yaptık; bunu düşünelim. "Olan" ile "olması gereken" arasında mesafe var mı yok mu, bunu ölçelim. "Diş macunu ile dişleri fırçalamak orucumu bozar mı diye düşündüğüm kadar, oruçlu ağzımla arkadaşımın gıybetini yaptım; orucum bozulup bozulmadığını merak ettim mi" diye soralım kendimize? Muhasebe sonucu cevabımız "evet" ise problem yok; ama "hayır" ise, bunu masaya yatıralım ve kendimize "demek ki sen, midene oruç tutturduğun kadar diline oruç tutturamamışsın!" diyelim. "Bu Ramazan geçti ama söz Allah'ım eğer ömür verirsen bir daha ki Ramazan'a..." diyelim.

Gerekli mi böyle bir şey? Ben iki hadis aktarayım, gerekli mi gereksiz mi olduğuna siz karar verin:
*"Nice oruç tutanlar vardır ki kendisine kuru açlıktan başka bir şey kalmaz.",
* "Yalan sözleri, lâubali davranışları terk etmeyen kişinin yeme ve içmesini terk etmesine Allah'ın ihtiyacı yoktur." (I.Mace, Sıyam, 21)

Kadir, Kadir'in kadrini bilenlerin gecesidir. Ne mutlu onlara. Dua istirhamıyla.
 
 
AHMET KURUCAN'ın yazısı iktibas edilmiştir!
 
yozgatnur66   

 

 

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

leyle-i berat

leyle-i berat

Resim AçılamadıElli senelik bir mânevî ibadet ömrünü ehl-i imana kazandırabilen Leyle-i Beratınızı ruh u canımızla tebrik ederiz. Herbiriniz, şirket-i mâneviye sırrıyla ve tesanüd-ü mânevî feyziyle, kırk bin lisanla tesbih eden bazı melekler gibi, herbir hâlis, muhlis Nur şakirtlerini kırk bin dille istiğfar ve ibadet etmiş gibi rahmet-i İlâhiyeden kanaat-i tamme ile ümit ediyoruz.

Bu gelen gece olan Leyle-i Berat, bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderat-ı beşeriyenin programı nev’inden olması cihetiyle, Leyle-i Kadrin kudsiyetindedir. Herbir hasenenin Leyle-i Kadirde otuz bin olduğu gibi, bu Leyle-i Beratta herbir amel-i salihin ve herbir harf-i Kur’ân’ın sevabı yirmi bine çıkar. Sair vakitte on ise, şuhûr-u selâsede yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-imeşhurede on binler, yirmi bin veya otuz binlere çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salâvatla meşgul olmak büyük bir kârdır.

Said Nursi

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Sitene Ekle

Kur'an Hatim Programı <