Kader konusunda ehl-i sünnet yolundan sapan “cebriye ve mutezilenin vartaları nelerdir?
Cenab-ı Hak, "Biz insana yolu gösterdik. İster şükreder, ister inkar eder." "De ki: Rabbinizden size hak gelmiştir. Artık dileyen iman etsin, dileyen de kafir olsun" gibi ayetleriyle insanın hür iradesi olduğunu bildirmiştir. (İnsan, 3 ve Kehf, 29)
Cebriyecilir, "Sizi de, amellerinizi de Allah yarattı.”, "Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz.” gibi ayetleri yanlış yorumlarla iddialarına delil gösterirler. (Saffat, 96 ve İnsan, 30; Tekvir, 29)
Halbuki bu gibi ayetler insan iradesinin yokluğunu değil, yetersizliğini ders verir. İnsanın bir işi yapmak için iradesini kullanması o şeyin varlığı için kafi değildir. Trafik kazaları bunun en açık örneğidir. Kaza öncesi, insanlar bir şehre gitmeyi istemişler, iradeleriyle otobüse binmişler ama o şehre ulaşamamışlardır. Dilediğimiz şehre ulaşmamız ancak Allah'ın dilemesiyle mümkündür. Bizim dilememiz kafi değildir.
Yani Allah külli iradesiyle bir şeyi dilemişse kulun iradesi bunu engelleyemez. Dünyamızın ve bizim başımıza gelen nice olaylar bunu açıkça gösterir. Ancak burada unutulmaması gereken nokta şudur: Hayır ve şer olan, yani insanın cennet yahut cehenneme girmesine sebep olacak olaylarda Cenab-ı Hak, tercihi kula bırakmıştır. O, hayrı tercih ederse, Allah hayrı yaratır, şerri dilerse şerri yaratır. Örnek: Yürümeyi yaratan Allah’tır. Kul dilerse camiye gider, dilerse meyhaneye gider. Bu noktada serbest bırakılmıştır.
Mu'tezile:
Kader konusunda yanlış yola giden akımlarından biri de Mu'teziledir. Mezhebin kurucusu kabul edilen Vasıl b. Ata, önceleri Hasan-ı Basri'nin talebesidir. O günün tartışılan konularından biri olan “büyük günah işleyenin durumu” meselesinde, hocasına muhalefet eder, O'nun meclisinden ayrılıp yeni bir ders halkası kurar. Hasan-ı Basri'nin "Vasıl bizden i'tizal etti (ayrıldı)" demesinden hareketle bu yeni ekole "Mu'tezile" adı verilir.
Mu'tezile mezhebi, Abbasiler döneminde 200 yıl boyunca devletin resmi mezhebi olur. Özellikle "Kur'an mahluktur" şeklindeki görüşleri, zorla ulemaya kabul ettirilmek istenir. Kabul etmeyenlere kuvvet uygulanır. İmam-ı Azam, Ahmed b. Hanbel gibi nice âlime sıkıntı verilir, işkence yapılır.
İmam-ı Maturidi ve İmam-ı Eş'ari'nin başını çektiği faaliyetler sonucunda, Mu'tezile hakimiyetini kaybeder. Bunda, kurulan medreselerin çok büyük rolü olur.
“Kul fiilinin halıkıdır. Büyük günah işleyen küfürle iman arasında kalır. Kur’an mahluktur. Günaha ceza vermek Allah’a vaciptir.” gibi ehl-i sünnet itikadına uymayan fikirleri dolayısıyla “mutezile” ehl-i dalalet fırkalarından sayılmıştır. Ehl-i sünnet alimleri bunların küfürlerine hükmetmemişler, sadece “doğru yoldan sapan” manasına “ehl-i dalalet” diyerek tedbirli ve temkinli bir ifade kullanmışlardır. Günümüzde de bir kısım insanlar bilerek veya bilmeyerek bu mezhebin bazı görüşlerini dile getirirler. Mesela, "Ben kaderimi kendim çizerim." diyen birisi, aslında Mu'tezili bir fikri söylemektedir.




Hz. Ali'nin (r.a) torunlarından Câ'fer-i Sâdık (ö.148/765)'ın etrafında toplanan ve onun ictihadlarına göre amel eden müslümanların bağlı oldukları siyasi ve fıkhî mezhep. İmâm Câ'fer, bütün Sünnîlerce, özellikle tasavvuf ehlince büyük bir velî olarak kabul edilir. O, kendisini ilme ve tefekküre vermiş, Ebû Hanîfe ve İmâm Mâlik gibi büyük müctehidler bile ondan faydalanmıştır. Hadîs âlimleri kendisinden hadîs rivayet etme konusunda tereddüt etmişlerse de, İmam Şâfiî ve Yahya b. Maîn gibi âlimler onu güvenilir bir muhaddis olarak kabul etmişlerdir. Mezheplerinde "imâm" ve "on iki imam" konusuna ağırlık verdikleri için bu mezhebe "İmamiyye" veya "İsnâ Aşeriyye" adı da verilmiştir.


