Image Hosted by ImageShack.us

 

     sema       

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyaratiyle gezdiren aynı zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'al, onun ile bağlıdır.

Bediüzzaman Said Nursî

Google

Kuran'da Allah'dan başkasına mecazen yaratıcı ifadesi ku

 

Kuran'da Allah'dan başkasına mecazen yaratıcı ifadesi kullanılmış mıdır?

 

Okurumuz:Tv de bir adam ayet meali okurken yarattığınız işlerde diye söyledi. Kuran'da Allah melek cin veya insana mecaz dahi olsa yarattığınız iş diye kelamda bulunur mu? ayrıca Kuran'da halik ismi sadece Allah içinmi söylenmiştir? ayrıca Allah kendisine ait olan için de yaratıcı anlamı olan herhangi bir isimle başkasına hitap etmiş midir?

 

 

-Arapça’da “halık” kelimesi yaratıcı anlamında olduğu gibi, fail bir işi yapan anlamında da kullanılır. Ancak Türkçe’de bu kelime yalnız Allah için kullanıldığı için, Yaratıcı tabiri başkası için kullanmak hoş karşılanmamıştır.

-Tv.’deki hocanın kullandığı ifade yanlış anlaşılmış olabileceği gibi, kendisi tarafından yanlış tercüme edilmiş olabilir.

- Sorudaki husus, “Allah sizi de sizin yaptıklarınızı da yaratmıştır”(Saffat, 37/96) mealindeki ayete benzer. Fakat bu ayette, insan için kullanılan fiil, yaratma değil, yapma anlamındadır. (“Tahlukun” değil, “Tamelun” fiili kullanılmıştır. Bunu yaratma olarak tercüğm etmek yanlıştır.

- Bizldiğimiz kadarıyla Kur’an’da, -mecaz olarak da- yaratma fiili herhengi bir mahluka isnat edilmemiştir. Aşağıdaki ayette parlak bir ışık vardır:

“Yoksa Allah’a ortak koştukları putlarının da onun yarattıklarına benzer şeyler mi yaratmışlar ki, bu yaratma işini ve bu mahlukları birbirine karıştırmışlardır? De ki: her şeyin yaratıcısı Allah’tır, O birdir, her şeye gücü yeten/sözü geçendir”(Rad,13/16)


 
yozgatnur66

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Keşke Kur'an'ı tam duyabilsek!

Keşke Kur'an'ı tam duyabilsek!


    Kur'an-ı Kerim, bazen değişik tenbih ve ihtarlarla gönüllere havf ve haşyet duygusu salar; bazen de iltifat ve müjdelerle kalblere reca hissi doldurur; kimi zaman insanı uzayın enginliklerinde gezdirir, kimi zaman da onun nazarını kendi gönlüne ve vicdanına çevirir; akla ve mantığa seslendiği aynı anda kalbe ve hissiyata da hitap eder.

Kur'an-ı Kerim, bazen değişik tenbih ve ihtarlarla gönüllere havf ve haşyet duygusu salar; bazen de iltifat ve müjdelerle kalblere reca hissi doldurur; kimi zaman insanı uzayın enginliklerinde gezdirir, kimi zaman da onun nazarını kendi gönlüne ve vicdanına çevirir; akla ve mantığa seslendiği aynı anda kalbe ve hissiyata da hitap eder. Mesela, Hazreti Musa (aleyhisselam)'ın hayatına dair bazı hadiseleri defalarca hatırlatır; fakat her hadiseyi hemen her zaman farklı bir üslupla aktarır; surelerin umumi havasına ve o hadisenin ele alındığı yerdeki diğer ayetlerin muhtevasına göre değişik bir dil kullanır. Ayetin siyak ve sibakını (öncesini ve sonrasını) nazar-ı itibara alarak meseleleri başka başka kelimelerle dile getirir. Böylece, aynı mana ve muhtevaları farklı şekillerde ifade ederek, hem akla hem de kalbe sözünü dinletir; hem mü'mini hem de kafiri dize getirir; hem çok okumuş bir alime hem de mektep yüzü görmemiş bir kimseye derslerini verir. Yağmurun, değişik mevsimlerde farklı yerlere çeşit çeşit şekillerde yağması; bazen ince ince çiselemesi, bazen de kar ve dolu halinde düşmesi, kimi zaman toprağı sulayıp bereket kaynağı olması, kimi zaman da sele dönüşüp her şeyi yıkıp geçmesi gibi, Kur'an'ın hakikatleri de muhatabın durumuna, yer aldığı surenin genel atmosferine ve öncesine-sonrasına göre farklı şekillerde seslendirilmektedir; bazen bir meltem gibi ruhları okşamakta, bazen de yıldırım ve gök gürültüsü olup kalblere ürperti salmaktadır.

Kur'an okumak Allah'la konuşmaktır

Bildiğiniz gibi, bir kitabı gelişigüzel açarak ilk tevafuk eden yeri okuyup ondan bir mesaj çıkarmaya tefe'ül denmektedir. Kur'an-ı Kerim'de, inançsızların anlatıldığı ve onların tehdit edildiği pek çok ayet bulunduğu için, tefe'ülünde bu ayetlerden biri çıkınca insanın ümitsizliğe düşme ihtimali olduğundan dolayı ve objektif bir kural olarak kabul edilemeyeceğini göstermek maksadıyla İslam uleması Kur'an ile tefe'ülde bulunmaya taraftar olmamışlardır. Bununla beraber, Şah Veliyullah Dihlevî gibi büyükler arasında Kur'an ayetleriyle tefe'ülde bulunanlar da vardır. Şahsen, objektif bir kural gibi kabul etmesem bile, benim de sıkıntılı anlarımda Kur'an ile tefe'ül ettiğim olur. Kur'an'ı açıp O'na sığındığım zaman, "Allah'ım, bu Senin kelamın; ben Senin hâlâ konuştuğuna inanıyorum. Sen bir dönemde Peygamber Efendimiz'le konuştun.. sahabe efendilerimizle konuştun..
 
Sen mekandan, zamandan münezzehsin; mekan da, zaman da Senin tasarrufun altındadır.. Sen her zaman konuşursun, Kur'an Senin her asra hitab eden beyanın. Bu Kitab-ı Hakîm, Efendimiz'e, ashab-ı güzîne ve selef-i salihîne çok hakikatlerin kapısını açtığı gibi bugünün insanlarına da bazı şeyler fısıldayabilir." der ve bu duygularla bazı ayetlere bakarım.. dikkatimi celb eden ayeti okur ve çok defa üzerimdeki bütün kasvetleri, bütün hafakanları birden atarım; tırnaklarımın ucuna kadar yeniden hayatiyete döndüğümü hissederim. Kaldı ki, bir hizb takib etme ve her gün Kur'an'dan bir bölüm okuyarak belli periyotlarla Kur'an'ı hatmetme daha farklı olur. Öyle inanıyorum ki, mesela her gün yarım ya da bir cüz okusanız, okuduğunuz o bölüm içinde, Cenâb-ı Allah sizin o günkü sergüzeşt-i hayatınıza, üzerinize akıp gelen bir kısım hadiseler karşısındaki teessürlerinize, sevinç ve mutluluklarınıza, keder ve elemlerinize dair bazı şeyleri mutlaka size ifade edecektir. Dertlerinize derman olacak bir hakikatin kapağını kaldırıp onu sizin ruhunuza duyuracaktır. Bugün okuduğunuz bölümde kapağı kaldırılmamış ve sizin için saklı kalmış hakikatler olabilir; fakat, yarın, ertesi gün ya da daha sonraki bir zaman aralığında okurken, tam ihtiyacınız olduğu anda bu defa da o saklı kalan hakikatler size göz kırpacak, onların üzerindeki kapaklar da inayet-i ilahiye ile kalkacaktır. Ve Kur'an size her gün bambaşka sırlar vererek vicdanınıza "Evet evet, bu Allah kelamı!.." dedirtecektir.. İşte, Kur'an'daki tasrifin bir de şahısların her an değişen ruh haletlerine hitap eden böyle bir yanı da vardır. O her zaman, her müracaat eden insana bir deva lutfeden bir şifa kaynağıdır ve bir iksirdir.

Maalesef, Kur'an-ı Kerim'i sürekli okuma alışkanlığımız olmadığı gibi, bir de dil problemimiz var; mukaddes kitabımızın dilini bilmiyoruz, kelam-ı ilahiyi anlamıyoruz. Fakat bu hiç aşılamayacak bir engel, asla çözülemeyecek bir problem değil. Kur'an'la daha fazla meşgul olmak ve ondan istifade etmek için bazı şeyler yapabilirsiniz. Mesela; Hanefi mezhebince tasvip edilmese bile, farzlarda olmasa da nafile namaz kılarken Kur'an-ı Kerim'den okuyabilirsiniz. O gün okuyacağınız bölümün manasını daha önceden güvenilir bir mealden öğrenebilir; özellikle geceleyin de Kur'an'ı yüksekçe bir yere koyarak yüzünden takip etmek suretiyle nafile namaz kılabilirsiniz. Bir hadis-i şerife dayanarak fukaha-yı kiram demişlerdir ki, "Bir insan Kur'ân okuduğunda, 'ben Allah'la konuştum' dese ve yemin etse, yemininde hânis (yeminini bozan, yalancı) olmaz." Dolayısıyla, siz de her gece Cenâb-ı Allah'la konuşabilirsiniz.. Keşke konuşsanız.. Cenâb-ı Hak da sizin gönlünüze mevhibeler yağdırsa, Kur'an'ın sırlarını size açsa.. "İyyake na'büdü ve iyyake nestaîn"in manasını tam duysanız.. "Yalnız Sana kulluk yapar ve sadece Senden yardım dileniriz" deseniz.. böyle söylerken, Biri tarafından duyulduğunuza tam inansanız, O'ndan medet umsanız. Yardım talebinde bulunurken kendisine yöneldiğiniz Zât'ın ihtiyacınızı giderebileceği itminanı içinde olsanız.. böylece, her gece Kur'an-ı Kerim'in engin dağ ve ovalarında, bağ ve bahçelerinde, cadde ve sokaklarında, çarşı ve pazarlarında dolaşıp dursanız.. sürekli onun gülünü, reyhanını koklasanız.. keşke..!

ÖZETLE

1 - Kur'an-ı Kerim, bazen değişik tenbih ve ihtarlarla gönüllere havf ve haşyet duygusu salar; bazen de iltifat ve müjdelerle kalblere ümit hissi doldurur.

2 - Yağmurun, değişik mevsimlerde farklı yerlere çeşit çeşit şekillerde yağması gibi, Kur'an'ın hakikatleri de muhatabın durumuna göre farklı şekillerde seslendirilmektedir.

3 - Her gün yarım ya da bir cüz okusanız Cenâb-ı Allah dertlerinize derman olacak bir hakikatin kapağını kaldırıp onu sizin ruhunuza duyuracaktır. 



Kürsü'den iktibastır!

 

yozgatnur66


Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Kâinatın nabzını tutan altı gün

Kâinatın nabzını tutan altı gün


Okurumuz: “‘Biz gökleri ve yerleri altı günde yarattık’ mânâsındaki âyetin açıklamasını yapar mısınız?”


 

Kur’ân’da birden fazla âyet, göklerin ve yerin altı günde yaratıldığını haber veriyor. Meselâ, Hud Sûresi yedinci âyeti şöyle diyor: “Arşı su üzerindeyken, hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur.”1 Bir diğer âyet, şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş üzerinde hükmünü icrâ eden Allah’tır. O gündüzü peşi sıra kovalayan gece ile örter. O güneşi, ayı ve yıldızları da emrine boyun eğmiş olarak yarattı. İyi bilin ki, yaratmak da Ona aittir, yarattıklarının tedbir ve idaresi de. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir.”2 Şu âyetler altı günlük zaman dilimini daha da detaylandırarak, semanın iki zamanda, dünyanın da dört zamanda yaratılışlarının tamamlandığını bildiriyor:

 

“De ki: Yeryüzünü iki günde yaratan Allah’ı inkâr edip de başkalarını O’na denk mi tutuyorsunuz? O âlemlerin Rabbidir. O yerin üstünde sabit dağlar yerleştirdi. Onda bereketler yarattı. Rızık arayanların azıklarını eşit olarak dağıtmak üzere iki günde takdir etti ki, yerin yaratılışını böylece dört günde tamamladı. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye ‘İsteyerek veya istemeyerek gelin!’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik’ dediler. Yedi göğün yaratılmasını da iki günde tamamladı ve her bir semaya, ona ait emirleri bildirdi. Dünya semasını da Biz, kandillerle süsleyip koruyucu kıldık. Bu, kudreti her şeye galip olan ve ilmi her şeyi kuşatan Allah’ın takdiridir.”3

 

Bize göre gün, dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğü sürenin adıdır. Bizim kullandığımız bu gün ile Allah’ın kitabında ifade buyrulan gün tabiri arasında süre farkı vardır. Esasen zamanın izâfî olduğu malumdur. Şu âyetlere dikkat edelim: “Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir.”4 “Melekler ve Cebrail, elli bin sene uzunluğunda bir gün olan kıyamet gününde, Allah’ın emrini almak üzere Arşa yükselirler.”5 “Bütün işler, sizin gününüzle bin sene kadar uzun olan bir günde O’na arz olunur.”6

 

Âyetlerden de anlaşılacağı gibi, bizim gün saydığımız zaman birimiyle, Allah’ın katındaki gün aynı süre değildir. Bazı müfessirlere göre bin yıl, elli bin yıl gibi ifadeler birer kinâyedir. Sürenin uzunluğunu bizim anlayacağımız dilde anlatmak içindir.

 

Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerine göre Kur’ân’ın, yaratılışı altı günle izah etmesi, insan dünyasının ve hayvan âleminin altı günde yaşayacağına işaret ediyor.7 Keza, Dokuzuncu Söz’de Bediüzzaman, ikinci sabah namazı ile birlikte altı vakte ulaşan günlük namazların her birinin, altı gün yaratılıştan birini hatırlattığını, ondaki büyük inkılâpları gözler önüne serdiğini ve her bir zaman diliminde gerçekleştirilen yepyeni yaratılışla ilgili olarak Allah’a şükretmek ve Allah’ın azametini ve kibriyasını bilmek için her bir zaman dilimine denk düşecek şekilde bir namazın emredildiğini bildiriyor.8

 

Bediüzzaman’ın bu müşahedesi üzerinde biraz duracak olursak: Sabah namazının, kâinatın ve yerkürenin altı gün yaratılışından birinci gününü hatırlattığını; öğle namazının ikinci gününü, yani yeryüzünde insanın yaratıldığı günü; ikindi namazının üçüncü günü, yani insanlığın Son Nebîsinin (asm) geldiği günü; akşam namazının dördüncü günü, yani yerkürenin ve kâinatın kıyamet öncesi harap olduğu günü; yatsı namazının beşinci günü, yani yerkürenin ve kâinatın bütünüyle kapandığı kıyametin kopuşu sonrası günü; ikinci sabah namazının ise haşir sabahı olan altıncı günü hatırlattığını anlamak mümkün.

 

İlginçtir; Bigbang teorisine bakacak olursak, birinci gün, galaksilerin yaratılışına kadar kendi içinde gene altı zaman diliminde tamamlanıyor: Büyük patlama anında sıcaklık 12–14 trilyon derecededir. 1. Zaman dilimi: Yüzde bir saniye sonraki zamandır. Sıcaklık yüz milyar dereceye düşmüştür. 2. Zaman dilimi: Onda bir saniye sonraki zamandır. Sıcaklık otuz milyar derecededir. 3. Zaman dilimi: Bir saniye sonraki zamandır. Sıcaklık on milyar derecededir. 4. Zaman dilimi: On dört saniye sonraki zamandır. Sıcaklık üç milyar derecededir. 5. Zaman dilimi: Otuz beş dakika sonraki zamandır. Sıcaklık üç yüz milyon derecededir. 6. Zaman dilimi: Yedi yüz bin yıl sonraki zamandır. Sıcaklık beş bin derecededir ve galaksiler yaratılmıştır. Kâinatın tahmin edilen yaşı ise yirmi milyar senedir.

 

Haşiyeler-Dipnotlar:
1- Hud Sûresi: 7
2- A’râf Sûresi: 54; keza benzer âyetler için bakınız: Hadid Sûresi: 4; Furkan Sûresi: 59
3- Fussilet Sûresi: 9, 10, 11
4- Hac Sûresi: 47
5- Mearic Sûresi: 2
6- Secde Sûresi: 5
7- Sözler,
8- Sözler,

 

yozgatnur66

Yorum (1) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Kur’ân evrensel´dir

 

Kur’ân evrensel´dir

Okurumuz: “Şu âyeti açıklar mısınız: ‘Onlara karşı gücünüz yettiği kadar—Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah’ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere—kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Allah yolunda sarf ettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir’ (Enfal/60) Kur’ân burada ‘besili at’tan bahsediyor. Oysa günümüzde artık besili ata ihtiyaç bulunmuyor! Kur’ân’ın evrensel niteliği açısından bu durumu nasıl izah edebiliriz?”

 


Kur’ân’da esas olan maksattır. Maksat ifade edilirken günlük dilin kullanılması gayet tabiîdir. Kur’ân’ın, meselelerini anlatırken nâzil olduğu toplumca bilinen malzemeleri kullanması fesâhatının, i’câzının ve rahmet eseri oluşunun bir gereğidir. Çünkü ilk toplumun kullandığı malzemeler, sonraki toplumlarca da bilinir; fakat sonraki toplumlarca kullanılan bir malzemenin, önceki toplumlarca bilinmesi mümkün değildir.

 

Meselâ burada Kur’ân, “besili at” yerine, “tank”tan, “füze”den veya “atom bombası”ndan bahsetseydi, eski kavimler için anlaşılır bir kitap olmaktan çıkardı. Oysa Kur’ân evrensel olduğundan dolayı her asrı kucaklamış, her asra nur ve rahmet olmuş, her zamanı ihata etmiştir.

 

Âyette geçen “besili at” ifadesi, savaş malzemesi olabilecek her yeniliği kapsar mahiyettedir. Zaten, buradaki “besili at” deyimini yine aynı yerde geçen “kuvvet” tâbiri tefsir etmektedir. Yani savaş malzemesi olabilecek çapta bütün imkânlar seferber edilecek, yenilikler takip edilecek ve muasır imkânlarla gerekli donanım eksiksiz sağlanacaktır.


yozgatnur66

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

'Kur'an, dünyanın en güçlü kitabı'

         'Kur'an, dünyanın en güçlü kitabı'
 


   Almanya'nın önde gelen siyasi dergilerinden Der Spiegel, Kuran-ı Kerim'i kapak konusu yaptı ve ''Kuran: Dünyanın en güçlü kitabı'' başlığını kullandı.

Dergi, "Savaş ve barış için sureler" alt başlığı altında da yaklaşık 20 sayfa ayırarak, İslamiyet ve Kuran-ı Kerim hakkında bilgi verdi.

"Dünya üzerinde hiçbir esere Kuran-ı Kerim kadar saygı duyulmadığı, aynı zamanda hiçbir eserden bu kadar korkulmadığı ve hiçbir bir eserin bu kadar kötüye kullanılmadığı" görüşü dile getirilen yazıda, "Kuran-ı Kerim'in bir yasa olarak görülmesi ya da İncil gibi modern şekilde yorumlanabileceği konusunda Müslümanlar arasında farklı görüşlerin olduğu" ifade edildi.


"İslamiyet ile modernliğin ne ölçüde bağdaşabileceğini Avrupa kapıları önündeki Türkiye gösteriyor" ifadesine yer verilen yazıda, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'nun Papa 16. Benediktus ile el sıkışırken çekilen fotoğrafına da yer verildi.

"Bardakoğlu'nun Türkiye'de din konusunda en üst yetkili ve reformcu bir din bilimci olduğu" belirtilen yazıda, "Bardakoğlu'nun, 'İslam dünyası her yerden gelecek eleştirilere açık olmalı ve kendi içinde tarafsız düşünce ve mantığı geliştirmeli' şeklinde konuştuğu" kaydedildi.


"Türkiye'de din konusunda reformcu yüksek okullardan birinin de Ankara Üniversitesi olduğu" ifade edilen yazıda, "Almanya'da da konferans veren üniversite öğretim görevlilerinden Ömer Özsoy'un da Müslümanların modernliği araması gerektiğini savunduğu ve 'Biz Müslümanlar geri kaldık' şeklinde görüş belirttiği" bildirildi.

Dünyadaki tüm Müslüman ülkelerden örnekler verilen ve Kuran-ı Kerim surelerinden alıntılar yapılan yazıda, İncil'de anlatılan Adem ve Havva ile, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Meryem Ana ve Hz. İsa'nın da Kuran-ı Kerim'de yer aldığına dikkat çekildi.

Yazıda İslamiyet'in tarihçesi ve Hz. Muhammed hakkında da bilgilere yer verildi.



yozgatnur66

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Sitene Ekle

Kur'an Hatim Programı <