Image Hosted by ImageShack.us

     sema       

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyaratiyle gezdiren aynı zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'al, onun ile bağlıdır.

Bediüzzaman Said Nursî

Google

Hac esnasında yapılması efdal olan duâlar!

 

Hac esnasında yapılması efdal olan duâlar

 


 

“Hac esnasında yapmamız gereken duâlar nelerdir?”

 

 

*Hac esnasında bolca duâ yapmak sünnettir. Bu duâlardan bir kısmını buraya alalım:

 

*Hacı Mekke sınırlarına ulaştığında şöyle duâ eder: “Allah’ım! Bu Senin haremindir, Senin emniyetindir. Beni ateşe haram kıl! Kullarını haşrettiğin günde beni azabından emin kıl! Beni yalnız Sana ibâdet eden velî kullarından eyle!”

 

*İhrama giren kişi şöyle duâ eder: “Allah’ım! Nefsim, etim, kanım, derim, tüylerim ve vücudum Senin için ihrama girdi. Benden kabul buyur. Allah’ım! Senin emrini ifa etmeye koşuyorum! Biliyorum ve tasdik ediyorum ki, gerçek hayat ancak âhiret hayatıdır.”

 

*Kâbe görüldüğünde şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Kâbe’nin şeref, azamet, kerem ve yüceliğini artır! Allah’ım! Kâbe’yi şereflendiren kullarının şeref ve keremini artır! Selâm Sensin. Selâm Sendendir. Ey Rabb’im! Bizi selâmla ve huzurla yaşat!”

 

*Kâbe’yi tavaf ederken şöyle duâ edilir: Bismillahi Vallahü Ekber! Allah en büyüktür. Allah’ım! Sana îmân ederek, tazim ve tasdik ederek, ahdini yerine getirerek, Peygamberinin (Aleyhissalatü Vesselâm) sünnetine uyarak Kâbe’yi tavaf ediyorum. Benden kabul buyur!”

 

*Birinci, İkinci ve üçüncü şavtlarda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Haccımızı mebrur, sa’yimizi makbul, günahlarımızı mağfur kıl!

 

*Dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci şavtlarda şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Affet! Allah’ım! Merhamet et! Allah’ım! Biz kullarını bağışla! Allah’ım! Sen Aziz ve Kerimsin! Yâ Rabbenâ! Bize dünyada hasene, âhirette de hasene ver! Bizi Cehennem azabından koru!”

 

*Sa’y yaparken şöyle duâ edilir: Allahü Ekber Allahü Ekber, Allahü Ekberü ve lillahil-hamd. Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Hamd Allah’a mahsustur. Bize hidâyet eden Allah en büyüktür. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyü’l-lâ yemûtü biyedihi’l-hayrü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. O’nun ortağı yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nundur. Yaşatan ve öldüren O’dur. O hayat sahibidir ve ölümsüzdür. Her hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir. Allah’tan başka ilah yoktur. O tektir. Sözünü yerine getirmiş, kuluna yardım etmiştir. Düşman ordularını tek başına mağlup etmeye kadirdir. Allah’tan başka ilah yoktur. Biz ancak O’na ibâdet ederiz. Kâfirlerin hoşuna gitmese de dîni yalnız O’na has kılarız. Dîni yalnız O’nun için yaşarız. Allah’ım! Sen, “Bana duâ edin, icâbet edeyim” buyurdun. Sen asla sözünden caymazsın. Beni İslâm’a hidâyet ettiğin ve hac ibâdetini yapmaya muktedir ve muvaffak kıldığın gibi, dünyadan Müslüman olarak çıkıncaya kadar da hidâyetini benden esirgeme! Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dînin üzerinde sabit kıl! Allah’ım! Senden rahmetini, mağfiretini, azîmetini ve Cennetini istiyorum! Allah’ım! Senden takvâyı, maddî ve mânevî zenginliği, ve nâmuslu olmayı istiyorum! Duâlarımızı kabul buyur!”

 

*Arafat’ta vakfe esnasında şöyle duâ edilir: “Lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerike leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l- hamdü yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyü’l-lâ yemûtü biyedihi’l-hayrü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Allah’ım! Hamd ancak Sanadır. Allah’ım! Namazım, ibâdetim, hayatım, ölümüm Senin içindir. Dönüş Sanadır. Ey Rabb’im! Benim her şeyim Senin emanetindir. Rezilliğin ve Senin izzetine dokunan şeylerin şerrinden Sana sığınıyorum. Allah’ım! Bize dünyada ve âhirette iyilik ver! Beni Cehennemden azad et! Kullarını Cehennemden azad et!”

 

*Müzdelife’de ve Meş’aru’l-Haram’da şöyle duâ edilir: “Allah’ım! Senden tüm hayırları istiyorum. Tüm kötülüklerimi ıslah etmeni istiyorum. Bütün şerleri benden uzaklaştırmanı istiyorum. Bunu Senden başkası yapamaz. Bunu ancak Sen yapabilirsin.”

 

*Kurban Günü Mina’da şöyle duâ edilir: “Elhamdülillah. Hamd ancak Allah’a mahsustur. O Allah ki, beni afiyet içinde Mina’ya getirdi. Allah’ım! Burası Mina’dır. Ben Senin kulunum! Senin elinin altındayım! Velî kullarına ancak Sana minnet ettirdiğin gibi, beni de ancak Sana minnet ettir! Allah’ım! Rezillikten, aşağılıktan, dînim hususunda fitneye düşmekten, Senin celâline dokunan dalâletten ve musîbetlere uğramaktan Sana sığınıyorum. Sen merhametlilerin en Merhametlisisin.”

Yorum (0) Yorum yaz!

Erkeğin Hacca eşini götürmesi caiz midir?

Erkeğin Hacca eşini götürmesi caiz midir?


İstanbul/Beyoğlu’ndan : “Bir erkeğin hacca eşini götürmesi câiz midir? Orada erkeklerle iç içe bulunduğundan câiz görmeyenlerin olduğu söyleniyor.”

İlginçtir, kimi zaman yasak üretmekte üzerimize yoktur. Oysa dînî bir temeli olmadan üretilen yasaklarla Allah’ın sadece gayretine dokunmuş oluruz.

Hassasiyetimizi dinin hassasiyetinden daha ileri süremeyiz. Yanında mahremi bulunan bir kadının hacdan alıkonulması gibi bir yasak dînin hiçbir âyetinde veya hadîsinde yoktur. Böyle bir tercih takva da olamaz. Takva, zengin kadının, yanına mahremini de alarak hac etmesidir.


Yorum (0) Yorum yaz!

Hac´da vekalet

Hac´da vekalet


İzmir’den  okuyucumuz: “Geçtiğimiz yıllardan birinde hacı oldum. Hacda şeytan taşlama esnasında eşim rahatsızlandı. Ben, kimseyi kendi adıma vekîl tayin etmeden eşimin hastalığı ile ilgilendim. Arkadaşlarım benim adıma niyet ederek şeytan taşlama yapmışlar. Fakat ben hastam ile meşgul oldum ve şeytan taşlamada bulunamadım. Daha sonra kurban da kesmedim. Şeytan taşlamada bulunmadığımız için ödememiz gereken bir bedel ve cezâî müeyyide var mıdır? Bunun için kurban kesmemiz gerekir mi? Kesmemiz gerekiyorsa burada, memleketimizde kesebilir miyiz? Yoksa harem bölgesinde mi kesmeliydik? O zaman kesmediğimiz kurbanı daha sonra kesme imkânı var mıdır? Benim ve eşimin haccımızın sıhhati için yapmamız gereken müeyyide var mıdır? Varsa nedir?”

Hacda, hastalık durumunda şeytan taşlama için vekîl tayin edilebilirdi. Fakat siz vekil tayin etmemişsiniz. Vekil tayin etmiş olsaydınız ve sizin adınıza şeytan taşlama yapılmış olsaydı, cezâ ödemenize gerek kalmayacaktı.

Şeytan taşlamak haccın vâciplerindendir. Haccın vâciplerinden birinin terki halinde, harem bölgesinde bir koyun veya keçi kurban edilmesi vaciptir. Bu kurban başka yerde kesilmez. Bu kurbanın eti tamamen fakir ve fukâraya tasadduk edilecektir. Kurban sahibinin kendisi ve bakmakla yükümlü olduğu kimseler yiyemezler.

Bu durumda siz, vacibi terk ettiğinizden dolayı, harem bölgesinde kesmek şartıyla her biriniz birer koyun veya keçi kurban etmekle mükellef durumdasınız. Bu mükellefiyet hâlâ zimmetinizde bulunmaktadır. Yani bu kurbanın vakti geçmiş değildir. Hacca veya Mekke’ye giden birisine bedelini ödeyerek cezâ kurbanlarınızı harem bölgesinde vekâleten kestirmeniz mümkündür.

Yorum (0) Yorum yaz!

Hac esnasinda muayyen günler

Hac esnasinda muayyen günler


İzmir’den  okurumuz: “Hac esnasında âdet gören bir kadın haccını nasıl tamamlar? Kâbe’yi tavaf edebilir mi? Eğer tavaf edemezse haccı sahih olur mu? Sahih olmazsa haccının sıhhati için ne yapması lâzımdır?”

Hazret-i Âişe validemiz (ra) anlatıyor: “Resûlullah Aleyhissalâtü Vesselâm ile birlikte Hac maksadıyla yola çıktık. Serif denilen yere geldiğimizde ben aybaşı oldum. Ağlıyordum. Resûlullah Efendimiz (asm):

“Ne oldu sana? Aybaşı mı oldun?” buyurdu. Ben de:

“Evet!” diye cevap verdim. Resûlullah Efendimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Bu, Allah’ın (cc) Âdem’in kızlarına takdir buyurduğu fıtrî bir şeydir. Kâbe’yi tavaf hariç haccın bütün icaplarını yerine getir.”1

Hazret-i Âişe validemiz (ra) anlatmıştır: Huyeyy’in kızı Safiyye (ra) Mina günleri esnasında hayız gördü. Ve bu durum Resûlullah’a (asm) bildirildi. Resûlullah Efendimiz (asm):

“Bizi bekletecek mi?” buyurdu.

“O, ziyâret tavafını yapmıştır” dediler. Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm): “O halde mesele yok!” buyurdu.2

İbn-i Ömer (ra) demiştir ki: “Her kim Beytullahı haccederse, onun haccının sonu Beytullahı vedâ tavafı olsun. Ancak hayız gören kadınlar müstesnâdır. Çünkü Resûlullah (asm) onların vedâ tavafı yapmadan Mekke’den ayrılmalarına ruhsat vermiştir.”3

Hazret-i Âişe (ra) bildirmiştir: “Hayız gördüm. Ve bunun üzerine Resûlullah (asm), Beytullahı tavaftan başka haccın bütün gereklerini yapmamı emretti.”4

Hadislerden anlaşılıyor ki, hac esnasında âdet gören kadın Kâbe’yi tavaftan başka haccın bütün gereklerini yerine getirir. Farz olan ziyâret tavafını (yani Arafat’ta vakfeden sonra yapılması farz olan tavafı) ise temizlendikten sonra yapar. Eğer kurban bayramı günlerinde (yani ziyâret tavafı günlerinde) temizlenemezse, ziyâret tavafını bayramdan sonra temizlendiği gün yapar. Böylece haccı tamam olur. Böyle kadınların âdetten dolayı ziyâret tavafını geciktirmesinde hiçbir sakınca yoktur.

Kadının, âdetinden önce davranarak, farz olan ziyâret tavafını yapıncaya kadar ilâç kullanıp âdetini geciktirmesinde de bir sakınca yoktur. Ziyâret tavafını yaptıktan sonra âdet görmekle ise, haccın sıhhatine zarar gelmez.

Haşiyeler-Dipnotlar:
1- Nesâî, Hayız, 1; Buhârî, Hayız, 1.
2- Tirmizî, Hac, 97/949.
3- Tirmizî, Hac, 97/950.
4- Tirmizî, Hac, 98.

Yorum (0) Yorum yaz!

Haccın ihmalinin bedeli ağır oldu!

Haccın ihmalinin bedeli ağır oldu!


okurumuz: “Sünûhatta rüyanın zeylinde mecâzî olarak geçen peder, vâlide, kardeş ve birâder tabirleri ile kast olunanlar kimlerdir? Zeyil bahsini açabilir misiniz?”

kulliyat1.gif

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri Birinci Dünya Harbine Müslümanların katılarak sıkıntı çekmelerinin ve harp belâsı ile boğuşmalarının bir musîbet olduğunu ve bu musîbetin bir cinâyetin sonucu olarak kader tarafından hükmedildiğini bildirir. Söz konusu cinâyet, farz namazın, orucun ve zekâtın ekseriyet tarafından terk edilmesidir. Harp belâsı, bu üç cinâyete bir kaderî cezâ olarak takdir edilmiştir ve Müslümanlar beş farz namazı terk etmelerine karşılık beş sene yirmi dört saat talim, meşakkat ve hareket ile muharebe meydanlarında bir nevî namaz kılmışlar; senede bir ay orucu terk etmelerine karşılık, kefâret olarak beş sene dağlarda aç sefil kalmışlar; Allah’ın ihsanı olan maldan kırkta bir zekâtı vermeyip cimrilik etmelerine kefâret olarak da, harp nedeniyle fakr u zarûrete düşmüşler ve birikmiş zekâtlarını birden ve zorunlu olarak elden çıkarmışlardır.

Böylece cezâ amel cinsinden gelmiştir. Bedîüzzaman’a göre harp musîbetinin hazır mükâfâtı da vardır şüphesiz. Bu mükâfât, günahkâr bir milletten beşte bir nispetinde dört milyon kişinin velâyet derecesine çıkması, yani gâzi veya şehit olmasıdır. Böylece bu cezâ şefkat-i İlâhî ile birlikte gelmiş ve cezâya maruz kalanlara feyiz, sevap ve şehâdet rütbesi getirmiştir.1

Üstad Hazretleri ekseriyetin namaz, oruç ve zekât ile birlikte haccı da ihmal ettiklerini, fakat rüyanın hacda durduğunu, çünkü haccın ihmalinin musîbeti değil, gazap ve kahrı celp ettiğini bildirir. Bedîüzzaman’a göre bunun cezâsı da günahların kefâreti olarak değil, çoğalması olarak tecellî etmiştir. Nitekim Müslümanlar haccın mânâ, hikmet ve muhtevâsını ihmal etmekle haccın önemli hikmetlerinden olan;

1- Tanışmak ve kaynaşmakla fikir, ülkü ve hedef birliği kurmayı,

2- El ele vererek ortak çalışmayı gerektiren İslâmiyet’in yüksek siyâsetini,

3- İslâm toplumunun yüksek ve geniş menfaatini gözetecek yeni çözümler üretmeyi ihmal etmişlerdir.

Bu ihmal ise gayr-i Müslim düşmanın, milyonlarca Müslüman’ı Müslüman aleyhine kışkırtmasını kolaylaştırmıştır. İşte son iki yüz yıldan beri İslâm âlemi olarak içine düşürüldüğümüz yalnızlığın, ayrılıkların, ihtilafların, küçük küçük devletlerle her bir Müslüman topluluğun gayr-i Müslim unsurların emri ve yönlendirmesi altına girmesinin kader cihetiyle nedeni bu dehşetli ihmaldir.

Meselâ: İngilizlerin sömürüsü altındaki Hind ülkesi bin seneden beri İslâm’a hizmet eden pederi hükmündeki Osmanlı’yı düşman zannetmiştir. Şimdi oturup bağırıyor! Rusların istilâsı altındaki Tatarlar ve Kafkaslar, vâlidesi hükmünde olan Osmanlıya cephe almışlardır. Şimdi ayak ucuna oturmuş ağlıyorlar! İngiliz oyununa yenik düşen Araplar, bin yıllık kahraman kardeşi olan Osmanlıyı düşmana karşı yalnız bırakmışlardır. Şimdi şaşkınlıklarından ağlamasını da bilmiyorlar! Fransız ve İtalyan sömürüsü altındaki Afrika bin yıllık birâderi olan Osmanlıyı cephede kendi kaderine terk etmiştir. Şimdi bağırıp çağırıyor!

Ve İslâm âlemi bin yıldan beri İslâm bayrağını şerefle bağrında taşıyan ve şanla başında taç yapan bayraktar oğlu Osmanlıyı gaflet içinde terk etmiş, Osmanlının düşman tarafından bozguna uğratılmasına ve yıkılmasına göz yummuştur. Şimdi çâresiz bir anne gibi saçlarını yolarak ahu fizar ediyor!

Böylece İslâm âlemi, mutlak hayır olan haccı İslâmın yüksek kongresi sayıp gereği ile amel etmediğinden, mutlak şer olan düşman bayrağı altında dehşetli baskılar, sadmeler, sarsıntılar geçirmiş; dayanılmaz zulümler, saldırılar, sömürüler görmüş; öz vatanlarında etkisiz, yetkisiz, hükümsüz ve garip bırakılmıştır.

Oysa korkak tavuk, yavruları yanındayken şefkatini güce dönüştürmekte, kendisine göre dev gibi hayvanlara saldırabilmektedir. Keçinin kurttan korkusu, zor anlarında cesârete dönüşmekte, boynuzuyla kurdun karnını delik deşik etmektedir. Fıtrî meyiller, mukavemeti kırarlar, karşılarında güç ve kudret tanımazlar. Meselâ bir avuç su, kalın bir demir gülle içinde olsa bile, kışta soğuğa bırakıldığında, fıtrattan olan genişleme meyli ile demir gülleyi parçalamaktadır.

Evet; şefkatli tavuğun kudreti, gayretli keçinin zor andaki cesâreti ve suyun demir gülleyi dize getirmesi gibi, fıtrî bir heyecan, zulmün soğuk ve kâfirâne düşmanlığına maruz kaldıkça zulmü ortadan kaldırır, düşmanı perişan eder! Rus mojiklerinin Çeçenistan ve Afganistan topraklarındaki çâresizlikleri buna şahittir.

Ne esef vericidir ki, İslâm âleminin dağınıklığı günümüzde de sürüp gitmekte; bir çok Müslüman topluluk, birer müstebit kralın veya jakoben birer yönetimin basîretsiz ve beceriksiz sevk ve idâresi altında, gayr-i Müslim düşmanın kirli ve pis çizmesine maruz kalmakta, sonuçta himâyesiz, korumasız ve savunmasız şekilde kendi kaderi ile baş başa bırakılmaktadır. Dün Bosna, Çeçenistan, Afganistan, bugün Filistin, Irak bunlardan sadece bir kaçıdır. İslâm âleminin bu acziyeti ve zaafiyeti ise, İslâm’ı bilmeyen yer altı örgütlerinin cihad bahanesiyle terör yapmalarına davetiye çıkarmaktadır.

Fakat Bedîüzzaman Hazretleri bu derin problem karşısında asla ümitsizlik ekmez. Bedîüzzaman, îmânın özünde bulunan hârikulâde müsbet cesâretin dirilişinin, İslâmiyet izzetinin tabiatında var olan kahramanlığın hayat bulmasının ve İslâm kardeşliğinin uyanmasının her zaman mucizeler gösterebileceğini ve bu diriliş ve uyanışlarla İslâm âleminin topyekûn ayağa kalkabileceğini müjdeler.2

Haşiyeler-Dipnot:
1- D. H. Örfî ve Sünûhât, s. 116.
2- D. H. Örfî ve Sünûhât, s. 123-125

Yorum (0) Yorum yaz!

Kuran-ı Kerim'den
 
 Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ı tesbih eder. Mülk O'nundur, hamd O'nadır. O her şeye kadirdir...
 

(Kaynak...)

 
 Allah Resulü'nden (S.A.V.)
 
 Size en kolay gelen ve bedene en hafif olan ibdeti haber vereyimmi? Bu susmak ve güzel ahlak sahibi olmaktır. ...
 

(İbn-i Ebi’d-Dünya)

 
 Risale-i Nur'dan
 
 gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. eğer doğru dese, zaten gıybettir. eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır....
 

(Mektubat - 22. mektup)

Hazirlayan : YOZGATNUR66

 

 

 

Image Hosted by ImageShack.us