.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

Yozgat Nur |  görsel 1

50-

yozgatnur66 38 Takipçi | 0 Takip

Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i'dam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!.. Lem'alar ( 120 )

50-

Herkes Okusun Diye Uygun Fiyatlara Risale-i NurKülliyatları

Kategorilerim

Okumak İstediklerim

Risale-i Nur

ilmihal

Nurcular

Makaleleri

Haberler

Nokta-i Nazar

itirazlara Ceveplar

Vecizeler

Gayr-i Münteşir

Soru & Cevap

Medyadan Seçmeler

Diğer İçeriklerim (2654)
Tüm içeriklerim

Fotoğraf |  görsel 1

Takipçilerim (38)

On dördüncü Reşha (5. Arabi Nükte)

2015-07-03 11:54:00

On dördüncü Reşha Beşinci Nükte (1) اعلم! .. ان في ختم الآيات في الأغلب بفذلكات متضمنة للاسماء الحسنى، أو بعينها، أو متضمنة للأمر بالتفكر والحوالة على العقل، أو متضمنة لأمر كلي من المقاصد القرآنية، شرارات من نور حكمته العلوية ورشاشات من ماء هدايته الالهية؛ اذ القرآن الحكيم ببيانه الاعجازي، يبسط الآثار وافعال الصانع للنظر، ثم يستخرج منها الاسماء، أو ثبوت الحشر، أو التوحيد، كأمثال (خلق لكم ما في الأرض جميعاً ثم استوى الى السماء فسويهن سبع سموات وهو بكل شيء عليم) (ألم نجعل الأرض مهاداً .. والجبال أوتاداً .. وخلقناكم أزواجاً .. وجعلنا نومكم سباتاً. وجعلنا الليل لباساً .. وجعلنا النهار معاشاً .. وبنينا فوقكم سبعاً شداداً .. وجعلنا سراجاً وهاجاً .. وانزلنا من المعصرات ماءً ثجاجاً .. لنخرج به حباً ونباتاً .. وجناتٍ ألفافاً .. ان يوم الفصل كان ميقاتاً) وكذا ينشر للبشر منسوجات صنعه ثم يطويها في الاسماء، أو الحوالة على العقل كأمثال (قل من يرزقكم من السماء والأرض أمّن يملك السمع والابصار ومن يخرج الحي من الميت ويخرج الميت من الحي ومن يدبّر الأمر فسيقولون الله فقل أفلا تتقون .. فذلكم الله ربكم) و (ان في خلق السموات والأرض واختلاف الليل والنهار والفلك التي تجري في البحر بما ينفع الناس وما انزل الله من السماء من ماء فأحيا به الأرض بعد موتها وبث فيها من كل دابة وتصريف الرياح والسحاب المسخّر بين السماء والأرض لآيات لقوم يعقلون) وكذا يفصل أفاعله ثم يُجملها باسمائه أو بصفته، كأمثال (وكذلك يجتبيك ربك ويعلمك من تأويل الأحاديث ويتم نعمته عليك وعلى آل يعقوب كما اتمّها على أبويك من قبل ابراهيم واسحق ان ربك عليم حكيم) (قل اللّهم مالك الملك تؤتي الملك من تشاء وتنزع الملك ممن تشاء وتعزّ من تشاء وتذل من تشاء بيدك الخير اِنك على كل شيء قدير) وكذا يرتب المخلوقات ويشففها باراءة نظامها وميزانها وثمراتها ثم يريك الاسماء المتجلية عليها كأن تلك المخلوقات ألفاظ وهذه الاسماء معانيها أو ماؤها أو نواتها أو خلاصتها، كأمثال (ولقد خلقنا الانسان من سلالة من طين _ ثم جعلناه نطفة في قرار مكين _ ثم خلقنا النطفة علقةً فخلقنا العلقة مضغةً فخلقنا المضغة عظاماً فكسونا العظام لحماً ثم أنشأناه خلقاً آخر فتبارك الله أحسن الخالقين) (ان ربكم الل... Devamı

Ondördüncü Reşha (1.2.3.4. Nükteler)

2015-07-03 11:52:00

Mu'cize-i Kübra olan Kur'an'ın denizinden bazı katreleri tazammun eden   On dördüncü Reşha    Birinci Katre Malûm olsun ki, delail-i Nübüvvet-i Ahmediye (A.S.M.) lâyüadd ve lâyuhsadır. Onun beyanında eazım-ı muhakkikîn (Rahimehümullah) çok kitablar tasnif etmişlerdir. Ben de, acz ve kusurumla beraber, o güneşin şuaatından Türkçe "Şuaat" namındaki bir risalede bazı şualarını beyan etmişim. Ve keza o kitabda mu'cize-i kübra olan Kur'an'ın bazı vücuh-u i'cazını icmalen beyan etmişim. Hem kasır fehmimle beraber, Kur'anın kırk kadar vücuh-u i'cazına "Lemaat" nam kitabımda işaret etmişim., ve o kırk vücuh-u i'cazdan bir tanesi olan i'caz-ı nazmîyi yüksek belâgat-ı nazmiye içinde kırk kadar sahifeler içinde İşârât-ül İ'caz nam bir tefsir-i arabîmde beyan etmişim. Eğer istersen o üç kitaba müracaat et. *** İkinci Katre Bil ki; elbette sen, geçmiş derslerden de anlamışsın ki, şu semavat ve ecram-ı ulviyenin ve bu küre-i arz ve mevcudat-ı süfliyenin Halikı tarafından gelmiş olan ve Rabb-ül Âlemin ve Rabbimizi bize tarif eden Kur'an-ı Hakîm'in çok makamları ve vazifeleri vardır.   Eğer desen: Kur'an nedir ve tarifi nasıldır?!. Elcevab: Kur'an; Şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir tercüme-i ezeliyesi ve ayat-ı tekviniyeyi okuyan mütenevvi' dillerinin tercüman-ı ebedîsi ve şu kitab-ı âlemin bir müfessir-i hakikîsi.. Hem semavat ve afz sahifelerinde müstetir künuz-u esma-i İlahiye gizliliklerinin keşşafı; Hem sutûr-u hâdisat içinde muzmer olan şuûnat-ı İlahiye hakaikının bir miftahı; Hem âlem-i şeha... Devamı

Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi

2015-07-03 11:34:00

 Arabi Risalei Nurda 14. Reshanin 6 katresi   Altıncı Nükte Bu Katre, Kur'an'ın -Katre Risalesi'nde zikrettiğim veçhile- sair kelâm ile mukayeseye gelmediğine dairdir. Evet, bilmiş ol ki: Kelâmın yükseklik, kuvvet, hüsün ve cemal tabakalarının menbaları dörttür.  1- Mütekellim,  2-Muhatab,  3- Maksad,  4- Makam'dır. Yoksa üdebanın sapıttıkları gibi, yalnız makam değildir. Öyle ise, مَنْ قَالَ وَ لِمَنْ قَالَ وَ لِمَا قَالَ وَ فِيمَا قَالَ ye bak. Yani kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, hangi makamda söylemiş ise ona bak. Binaenaleyh, kelâm eğer emir ve nehy ise, elbette mütekellimin derecesine göre irade ve kudreti de tazammun edecek ve ona göre kuvvet ve ulviyeti de tezauf edecektir. Evet bir fuzulînin, temenninin ebatılinden, arzusundan neş'et eden gayr-ı mesmu' (kale alınmayan) suret-i emri nerede? Ve kudret ve iradeyi mutazammın olan hakikî ve nâfiz bir emir nerede? İşte bak: يَا اَرْضُ ابْلَعِى مَاءَكِ وَيَا سَمَاءُ اَقْلِعِى فَقَالَ لَهَا وَ ِلْلاَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا اَوْ كَرْهًا قَالَتَا اَتَيْنَا طَائِعِينَ Yani (birinci âyette) "Ey arz! Suyunu yut! Ey sema, yağmurunu kes! ilh..." (İkinci âyette:) "Cenab-ı Kadir-i Kayyum, semavat ve zemine; ister istemez emrime râm olunuz" dedi. Onlar da "Semi'na ve ata'na emrinize hazırız" dediler olan emr-i İlahîsi nerede?!, ve beşerin cemadata karşı mecnunların hezeyanvarî bir surette اُسْكُنِى يَا اَرْضُ وَانْشَقِّى يَا سَمَاءُ وَقُومِى اَيَّتُهَا الْقِيَامَةُ olan fuzuliyane hitabı nerede? Hem büyük bir ordu emrine münkad bir kumandanın 'Arş' emriyle o orduyu Allah'ın düşmanlarına hücum ettirmesi nerede? Ve şu emir, ne kendisine ve ne de emri... Devamı

KADIN DERSANESİ

2015-07-03 01:55:00

Soru: Hanımlar dershanesi meselesini anlatmıştın. O ne idi.? Cevab: İstanbuldaki taife-i nisadan Zübeyir Ağabeye bir mektub gelmişti. Mektubta kızlardan vakıf olup dershane açmalarının caiziyeti soruluyordu. Sorulan sualler ve verilen cevab mektubu aynen şöyledir: KADIN DERSANESİ (Bir kısım genç hanımların Zübeyr Ağabeye sordukları suale verdiği cevabdır.) 1- Peygamberimiz (A.S.M.) kızını niye Ashab-ı Suffa tarzında bir hayata dahil etmemiş. O zamanda kızına kız arkadaş bulunmuyor mu idi? 2-  Kadınlar da erkekler gibi bu zamanda Medrese hayatı yaşayabilirler mi? Ashab-ı Suffa’nın iki temel vazifesi vardı: A-Tedris B-Tederrüs ve Tebliğ Hanımlar da aynı vazifeyi, gerek o zamanda gerekse bu zamanda yapabilirler ve yapmalıdırlar. Bunun için evden ayrılmaya zaruret yoktur. Zaten erkeklerin evden ayrılmasına sebeb olan hal kadınlar için mevzu-u bahis değildir, şöyle ki: Erkek babasının evinde kaldığı takdirde bir işte çalışması zarureti vardır. Kadınlar ise evinde rahatlıkla okuyabilir. Ayrıca fıtraten zaife olduklarından bir hâmiye muhtaçtır. (Bakınız:Tesettür Risalesi) Fakat bu hâmi mutlaka zevci olmak demek değildir. Babası veya erkek kardeşi tasvibkâr ve hâmi olduğu müddetçe mücerred kalarak hizmet edebilir.                         Burada en mühim cihet; gayrın dedikodu ve iftiralarını nazara almak gerektir. Zira hakkında iftira olan hanımın hizmet sahası çok daralır veya hizmet edemez. Bu hususta çok dikkatlı olmalı ve tenkide sebeb olacak hallerden çekinmelidir. Hanımların tedris vazifesi evlerinde olduğu gibi tederrüs ve tebliğ de şöyle olması en münasib olur: En az iki kişi olmak üzere her gün bir arkadaşın evine gidip ... Devamı

EHL-İ KİTAB İLE İTTİFAK

2015-07-03 01:48:00

EHL-İ KİTAB İLE İTTİFAK   ÂLEM-İ  İSLÂM İLE  HIRİSTİYANLIK  DÜNYASININ İTTİFAKIYLA  ÂLEM-İ  KÜFRÜN  MALUBİYETİ   1- “... Nev-i beşer, bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve manevî bir kıyamet başlarında kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere'nin Kur'anın kabulüne çalışan meşhur hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika'nın çok ehemmiyetli dinî cem'iyeti gibi rûy-i zeminin kıt'aları ve hükûmetleri Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar.” E:248 2- “...Rehber Risalesindeki Leyle-i Kadir mes'elesi; şimdi hem Amerika, hem Avrupa'da eseri görülüyor. Onun için şimdiki bu hükûmetimizin hakikî kuvveti, hakaik-i Kur'aniyeye dayanmak ve hizmet etmektir. Bununla ihtiyat kuvveti olan üçyüz elli milyon uhuvvet-i İslâmiye ile ittihad-ı İslâm dairesinde kardeşleri kazanır. Eskiden Hristiyan devletleri bu ittihad-ı İslâma tarafdar değildiler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için; hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur'ana ve ittihad-ı İslâma tarafdar olmağa mecburdurlar.” Em:54 3- “...Şimdi milletin arzusuyla şeair-i İslâmiyenin serbestiyetine vesile olan Demokratlar, hem mevkilerini muhafaza, hem vatan ve milletini memnun etmek çare-i yegânesi; ittihad-ı İslâm cereyanını kendine nokta-i istinad yapmaktır. Eski zamanda İngiliz, Fransız, Amerika siyasetleri ve menfaatleri buna muarız olmakla mani olurdular. Şimdi menfaatleri ve siyasetleri buna muarız değil; belki muhtaçtırlar. Çünki komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik; doğrudan doğruya anarşistliği intac ... Devamı

Aytimur ağabeyden Cumhurbaşkanına Risale-i Nur mektubu

2015-07-02 16:10:00

Aytimur ağabeyden Cumhurbaşkanına Risale-i Nur mektubu   RİSALEHABER- Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin taleberinden Ahmet Aytimur ağabey Risale-i Nur’un basımı ile ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’a bir mektup gönderdi. Aytimur ağabey, mektubunda Risale-i Nur’ların Diyanet’in korumasına verilmesi ile ilgili bazı sıkıntılar olduğunu bunun aşılması gerektiğini söyleyerek, “Bu koruma memnuniyet verici olmakla beraber, tatbikatta bazı sıkıntılar olduğu herkesin malumudur. Bunun için risalelerin basımının serbest kalması Üstadımızın arzusuna muvafık olacaktır” dedi. Mektubu şöyle: “Şöhreti memleketimizin ve dünyanın her tarafını kaplayan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin telifatı olan Risale-i Nur eserlerini altmış beş senedir neşretmekteyiz. Bu neşriyatımız Hazret-i Üstadın sağlığında bizzat onun tensibiyle olduğu gibi vefatından sonra da aynı esaslar çerçevesinde bu neşriyatımız devam etmektedir. Üstadımızın tayin ettiği varisleri ve onlardan neşriyat esaslarını öğrenenler de çeşitli merkezlerde bu hizmetlerini bugüne kadar ifa etmişler ve edeceklerdir. Üstadımız, Diyanet Riyasetinin de; ”has arkadaşlarımdan tashihe yardım için birisi başta bulunmak şartıyla” neşriyatını arzu etmişlerdir. Hem Diyanetin münasib gördüğü risaleleri neşretmesini istemiştir. Yıllardır bu neşriyatı yapan has talebelerin bastıkları sahih, sıhhatli eserler binlerce, milyonlarca insanlara ulaşmıştır. Yani değişmez ve değiştirilmez orjinal eserler millete malolmuştur. Bu gün elliye yakın dilde tercüme Risale-i Nurlar binlerce adet basılıp onlarca merkezlerde neşriyatı yapılmaktadır. Son zamanlarda aslına uymayan bazı risale yayınları yapılmışsa da milletimizin sağduyusu o işi yapanlara gereken cevabı vermiş ve vicdanlarda mahkum etmiştir. Za... Devamı

Said Nursi'nin gizlediği 4 şey

2015-07-02 14:42:00

  Hayatının hemen hemen tamamını göz altında geçiren Bediüzzaman Said Nursi'nin gizlediği 4 şey vardı ve bunları gizlemesinin tek sebebi de...         Üstad Bediüzzaman Said Nursi şahsına değil, Risale-i Nur'a teveccüh edilmesi için 4 şeyi gizlemiştir. Talebelerinden Said Özdemir Ağabey: "Üstad elini, yüzünü, sesini, kabrini gizledi." Üstad, elini öptürmezdi. Bazen zorla öptüklerinde "Kardeşim bu et ve kemik, şimdi bana tokat atmış gibi oldun!" derdi. Yüzüne baktırmazdı. Yüzüne muhabbetle bakıldığında "Kardeşim gözünü indir yüzüme bakma, bana nazar değiyor, isabet-i ayn oluyor!" derdi. Üstadın sesi son zamanlarında kısılmıştı. Öyle ki Zübeyir Ağabey dudak kıpırdatmasından onun meramını anlıyor ve diğer talebelere bu meramı anlatıyordu. Üstadın ses kaydını almaya niyetli olan Said Özdemir: "Üstadım sizin sesinizi alalım, sohbet edelim, bir hatıra olur." der. Üstad:  "Yook, caiz değil" diyerek reddeder. Üstad, kabrini de saklamıştı. "Cenab-ı Hak benim kabrimi birkaç talebemden başkasına bildirmesin." diye mektubu vardı. Kabri Urfa'da iken her gelen bir avuç toprak alıp gidiyormuş. Halbuki Üstad, "Risaleleri okumak on kere benimle görüşmekten daha istifadelidir." derdi. (Said Özdemir Ağabey, Merak Yayınları - Erol Öztürkci) Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur... Devamı

Üstad'ın son yolculuğundaki iftar hatırası

2015-07-02 11:12:00

Son Şahitlerden Bayram Yüksel anlatıyor: (Tarih 1960. Urfa'ya gitmek üzere yol çıkılmışıtır...) Şarkikaraağaç'ı geçtikten sonra Üstad Bediüzzaman Said Nursi iyileşti. Arabadan çıktı, abdest tazeledi, geldi. Şarkikaraağaç'ı bir kaç kilometre geçtikten sonra yolun sonunda bir çeşme vardı. Bir taşın üzerinde namaz kıldı. Konya'ya varmadan evradları bitirdi, epeyce düzeldi. Meram bağlarına yaklaştığımızda Üstad yine hastalandı. Hiç konuşamıyordu. Konya'ya girişimizde bir bakkaldan zeytin ve peynir aldık. Akşam iftarda yemek için kullanacaktık. Parasını da Üstadımız verdi. "Evlâtlarım ben çok hastayım, benim yerime siz yiyin" dedi. Kitap için: (Son Şahitler) Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur... Devamı

Bediüzzaman Hazretleri MHP için ne dedi:

2015-07-01 00:46:00

25 sene Halk Partisi zorbalığında (1925-1950) bir defa hükümete müracaat etmeyen ve onları kabil-i hitap görmeyen Said Nursi Hazretleri Demokratların hükümeti devrinde (1950-1960) partilere tavsiye ve ikazlarda bulunmuştur. Bu tavsiye ve ikazlarında bugünkü MHP diye anılan partinin kökeni olan Millet Partisine hitaben önemli uyarı ve ikazları vardır. Şöyle ki: “Milletçilere gelince: Eğer bu partide sırf İslâmiyet esas olsa, (Haşiye) Demokrat Parti’ye yardım ettiği gibi, muhalif ve muarız olmayarak, iktidara gelmesine çalışmaz. Eğer bu partide: Irkçılık ve Türkçülük fikri esas ise, birden hakikî Türk olmayan bu vatandaki ekseriyetin ancak onda üçü Türktür, kalan kısmı da başka milletlerle karışmıştır. O zaman Hürriyetin başında olduğu gibi bu asil ve masum Türk milleti aleyhine bir milliyetçilik tarafgirliği meydana gelecek, o vakit hakikî Türkler’i ecnebiler boyunduruğu altına girmeye mecbur edecek. Veya Türkleşmiş sair unsurdan olan ve bu vatanda mevcud ırkçılık ve unsurculuk damarıyla bir ecnebiye istinad ile masum Türk milletini tahakkümleri altına alacaklar. Bu durum ise dehşetli, tehlikeli olduğundan, Kur’an ve vatan ve millet hesabına, dindar ve dine hürmetkâr Demokrat Parti’nin iktidarda kalmasını temin etmeleri için ders veriyorum.” dedi. (Haşiye): İslâmiyet milleti her şeye kâfidir. Din, dil bir ise, millet de birdir. Din bir ise, yine millet birdir.” (Emirdağ Lahikası sh: 206) Yine Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor: “Millet Partisi ise: Eğer İttihad-ı İslâm’daki esas olan İslâmiyet milliyeti ki, Türkçülük onun içinde mezcolmuş bir millet olsa; o Demokrat&r... Devamı

Halil İbrahim Efendi’nin mersiyesinden

2015-06-30 14:44:00

Hem aynı zamanda Halil İbrahim'in vefatım hakkında bir hazîn mersiye hükmündeki parlak mektubu, şakirdleri ağlattırdı.  Emirdağ Lahikası-1 ( 141 )   Bediüzzaman Said Nursi   Halil İbrahim Efendi’nin mersiyesinden:  “Mübarek muhterem sevgili Üstâd’ımız efendimiz hazretleri! Mektub-u âlilerinde “ışarat-ı gaybiyenin altmış dörtte Risale-i Nur te’lifce tamam oluyor diye iki hal tasdik ediyor” cümleleri bizleri ağlatmış ve mahzun ve mükedder eylemiş ve ciğerlerimizi dağlamıştır.  Zira hayatımızın hayatı ve canımızm baharı ve gönlümüzün safası ve gözlerimizin nuru, kalbimizin sürûru, maddî ve manevî gıdamızın  umde-i  hayatiyyesi olan Nur denizinin kaptanı, eşref zamanın bedi’i ve Risale-i Nur’un müellif-i muhteremi biricik Üstâd’ımız efendimiz hazretleri acaba bizleri yetim mi bırakacak?...  ve bu asr-ı zulmette parlıyan şems-i taban seyrini mi değiştirecek?.. Ve yegâne kesb-i şeref-i fahrimiz olan Üstâd-ı yektamız, dide-i dünyadan ufuluyla bizleri mahzun ve mükedder ve müteessir mi eyliyecek?. Ve onun şefkat-i maneviyesinden mahrum mu kalacağız?..   ... Hasseten ayat-ı beyyinatiyle sarahat derecesinde işaret buyurduğunuz mev’ud-ü peygamberî ve sahabet-i Haydarî ve himayet-i Gavsî ve selef-i salihinden aktap ve asfiya ve mümtaz evliyanın zuhurundan haber verdikleri ve tarif ve tavsifinden âciz ve nakıs bulunduğumuz muhterem ve muazzam ve mübarek ve muazzez ve mübeccel Üstâdımız efendimiz, nurumuz, ziyamız, sevgilimiz, mürşidimiz, güzelimiz, kaptan-ı deryamız, ağabeyimiz, kardeşimiz, arkadaşımız, teselli-i hatırımız., nâsırımız, muinimiz, şefiimiz,. sebeb-i necatımız, cevherimiz, gevherimiz, şukuf... Devamı

Yozgat Nur

2015-06-30 11:52:00
Yozgat Nur |  görsel 1

İslami soru/cevap  ve Makalelerin bulunduğu;  geniş tabanlı  islami  blogunuz..   Kur'an-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve Risale-i Nur Külliyatı Membalı Yazılarımız ve bu minvalde yazılar.. Devamı

Aşk Neden Acı Veriyor

2015-06-27 14:35:00

Aşk Neden Acı Veriyor YAZILAR / TARİH 27 HAZİRAN 2015 SAAT 14:34/ Aşk… Günümüz insanların bilhassa gençlerin sürekli mevzu bahis ettiği, üzerinde hayaller kurduğu ve kalbin hiç vazgeçemediği bir duygudur aşk. Peki, nedir aşkın tarifi? Bazılarımız insanın karşı cinse duyduğu aşırı sevgidir deyip aşkı dar bir kalıp içinde sıkıştıracak. Aşk sadece karşı cinse duyulan bir sevgi değil, sevdiğiniz tüm mevcudata örneğin paraya, arabaya, sevdiğiniz bir saat ya da kolye ya da giymeye kıyamadığınız bir elbiseye vs. düşkünlüğünüz ve sevginiz de aşktır. Peki ya ehli îman bir insanın Allaha olan aşırı muhabbeti ve peygamberimize (asm) olan sevgisi aşk değil mi? Aşktır, hem de aşkların en güzeli.    Yukarıda mezkûr örneklerden de anlaşılacağı gibi aşk ikiye ayrılıyor: hakîki aşk ve mecâzi aşk. Asıl olan aşk hakiki aşktır yani muhabbetullahtır. Mecâzi aşk ise hakîki aşka giden mecâzi bir köprüdür. Ama ne yazık ki biz mecâzi aşkı hakîki aşkla karıştırıyoruz. Mecâzi aşk nerede, hakîki aşk nerede. İşte bu yüzden insanların özellikle gençlerin baş belası olmuştur bu mecâzi aşk.    “Aşk şiddetli bir muhabbettir.” diyor Bediüzzaman Hazretleri. Demek ki biz neye şiddetli muhabbet ediyorsak ona farkında olarak ya da olmayarak âşık olmuşuzdur. Bazılarınız hadi oradan canım, ben şimdi çok sevdiğim arabama âşık mıyım diye hayret edebilir. Çünkü aşkı sadece mecâzi aşk olarak bilmişiz. Allah insanın mahiyet-i camiasına hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercetmiştir. Yani sevdiğimiz mevcudatı sınırı olmadan sonsuz sevebiliyoruz. Hâlbuki sevdiğimiz mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Gençliğimiz ve malımız Allah’a ısmarladık demeyip gittiği gibi. Ama bir türlü ka... Devamı

Bu zamanın şeytanı

2015-06-26 12:02:00

  Bu zamanın şeytanı   İngilizler 13 Kasım 1918’de İstanbul’u işgal ettiklerinde giriştiği en önemli işlerden biri, ‘zihin işgali’dir. İngiliz propaganda makinesi, işgali hem ‘meşru,’ hem de ‘sürdürülebilir’ kılmak üzere bir dizi harekâta girişir ve bu uğurda ürettiği tezleri etkisine açık unsurlar üzerinden zihinlere yayıp yerleştirmeye çalışır. Birinci Dünya Savaşının Doğu cephesinde oluşturduğu milis alayı ile Rus işgaline karşı cihad ederken Bitlis deresinde yaralanıp esir düşen Bediüzzaman Said Nursî, o tarihlerde İstanbul’dadır.Kostroma’daki esir kampından firar edip yaklaşık üç ay süren bir yolculukla Varşova-Viyana-Belgrad-Sofya hattı üzerinden İstanbul’a gelen Bediüzzaman, Dünya Savaşının son deminde İstanbul’un İngilizlerce işgaline kadar uzanan sürece bizzat şahit olmuş durumdadır. İşgale giden yolda ve işgal sonrasında İngilizlerin yaptıkları, kimleri nasıl etki altına aldıkları, bu ‘etki’ için zihinlere neleri saldıkları... bütün bunları bizzat görmüştür Bediüzzaman. Bu şartlarda, İngilizlerin Osmanlıyı ve başşehrini de bir ‘sömürgeye’ dönüştürmek üzere en başta zihinlerde ‘koloni’ler üretme teşebbüslerine karşı, Hutuvat-ı Sitte isimli bir risale yazar, neşreder ve bizzat dağıtır. Baksanız, “Altı Adım” anlamına gelen bir ismi vardır bu küçücük risalenin. Ama daha ilk kelimede, mü’minlerin zihnini Kur’ânî bir çağrışımla uyandırma hedefi vardır. Her mü’min, tanımı gereği, Kur’ân’la hemhaldir; ve Kur’ân’ı ya okurken veya dinlerken, ‘hutuvât’ kelimesi muhakkak hâfız... Devamı

Erkek Kadın Karma Ders ve Seminer!

2015-06-26 01:51:00

Erkek Kadın Karma Ders ve Seminer!       “Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne...[1]”         “Bir millet, cehaletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebid eder. [2]”       “Ecnebilerin tagutlarıyla ve fünun-u tabiiyeleriyle dalalete gidenlere ve onları körükörüne taklid edip ittiba edenlere binler nefrin ve teessüfler! [3]”       “S-Neden bunların umumuna fena diyorsun? Halbuki hayırhahımız gibi görünüyorlar.     C- Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir.       Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum.       Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz.       Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybeti üstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz. [4]”       Risale-i Nur'un en mühim bir esası şefkat olmasından, nisa taifesi şefkat kahramanları bulunmaları cihetiyle daha ziyade Risale-i Nur'la fıtraten alâkadardırlar. Ve lillahilhamd, bu fıtrî alâkadarlık çok yerlerde hissediliyor. Bu şefkatteki fedakârlık, hakikî bir ihlası ve mukabelesiz bir fedakârlık manasını ifade ettiğinden, şimdi bu zamanda pek çok ehemmiyeti var. ... Devamı

ANARŞİYE VE ÇATIŞMALARA SEBEB OLAN BİR TEHLİKE DE MENFÎ MİLLİYET

2015-06-23 23:17:00

ANARŞİYE VE ÇATIŞMALARA SEBEB OLAN BİR TEHLİKE DE MENFÎ MİLLİYETÇİLİKTİR! Beşer tarihinde görülen pek çok hadiselerin mü­him bir kısmının temelinde ırkçılık taassubu ve tarafgirliği bulundu­ğundan bu menfî ırkçılığın sebeb olduğu çok zararlı müca­dele ve zulümlerin önlenmesi için gerekli tedbir­lerin alın­ması lâ­zımdır. Nitekim, Bediüzzaman Hazretleri bu mühim mes’e­le­nin de üzerinde durmuş, ikaz ve irşad­larda bulunmuştur. Bir nümune olarak eserle­rinden mevzu ile alâkalı bazı kı­sımları aynen alıyoruz:  «’Bismillahirrahmanirrahim, Ya eyyühennasü inna halaknaküm min zekerin ve ünsâ... ilh’([1]) Yani, ‘li teârafû münasebeti... ilh’ Yani, “Sizi taife taife, millet millet, kabile ka­bile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbiri­niz­deki ha­yat-ı içtimaiyeye ait münasebet­lerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı in­kârla yabanî bakası­nız, husumet ve adâvet ede­siniz değildir.” Şu Mebhas Yedi Meseledir. BİRİNCİ MESELE Şu âyet-i kerimenin ifade ettiği hakikat-i âliye hayat-ı içtimaiyeye ait olduğu için, hayat-ı içtima­iye­den çekil­mek isteyen Yeni Said lisanıyla değil, belki İslâmın hayat-ı içtimaiyesiyle münasebettar olan Eski Said lisanıyla, Kur’ân-ı Azîmüşşâna bir hiz­met maksa­dıyla ve haksız hücumlara bir siper teşkil etmek fik­riyle yazmaya mecbur ol­dum. İKİNCİ MESELE Şu âyet-i kerimenin işaret ettiği teârüf ve teâvün düsturunun beyanı için deri... Devamı

DECCALİYET YAŞAYIŞ TARZINI DEĞİŞTİRİR!

2015-06-23 23:12:00

En dehşetli anarşiyi doğuran Deccaliyet hak­kında so­rulan bir suale verdiği cevabında, Bediüzzaman Hazretleri o cereya­nın tahribatına dikkat çekerek şu izahatı verir: «…Rivayetlerde Hazret-i İsa Aleyhisselama “Mesih” namı verildiği gibi her iki deccala dahi “Mesih” namı ve­rilmiş ve bütün rivayetlerde ‘min fitneti’l mesihı’d deccal, min fitneti’l mesihı’d deccal’ denilmiş. Bunun hikmeti ve te’vili nedir? Elcevap: Allahu a’lem, bunun hikmeti şudur ki: Nasıl ki emr-i İlâhî ile İsa Aleyhisselâm, şeriat‑ı Mûseviyede bir kısım ağır tekâlifi kaldırıp şarap gibi bazı müştehiyâtı helâl etmiş; aynen öyle de, büyük Deccal, şeytanın iğvâsı ve hükmüyle şeri­at‑ı İseviyenin ahkâmını kaldırıp Hıristiyanların ha­yat-ı içtimaiyele­rini idare eden rabıtaları bozarak anarşistliğe ve Ye’cüc ve Me’cüc’e zemin hazır eder. Ve İslâm Deccalı olan “Süfyan” dahi, şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) ebedî bir kısım ahkâmını nefis ve şeytanın desiseleriyle kal­dırma­ya çalışarak, hayat-ı beşeriyenin maddî ve mâ­nevî rabıtalarını bozarak, serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri ba­şıboş bırakarak hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer, hevesat-ı müteaffine bataklı­ğında birbirine saldırmak için cebrî bir serbesti­yet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile deh­şetli bir anar­şistliğe meydan açar ki, o vakit o in­sanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zapt altına alınamaz.» (Şualar sh: 593) İşte böyle bir fitne cereyanının doğurduğu ve Kur’an ve Hadîs lisanında “Ye’cüc ve Me’cüc” denilen T... Devamı

Rüştü TAFRAL Ağabeye iftiralara Cevap!

2015-06-23 18:42:00

Rüştü TAFRAL Ağabeye iftiralara Cevap!   Aziz Kardeşim, E-Mail mektubunu okudum. Bazı şeyler soruyorsunuz. Ben de bildiğimce cevaplıyorum. Birinci sorunuz: 1- Rüşdü abi  Yeni Asya'nın erkan-ı sittesinden  mi  idi? Cevap: Rüşdü Abi Yeni Asya'nın rüknü değildir. Benim bildiğim kadarıyla  Merhum Zübeyir Abinin tensibiyle istişare/denetleme heyetindeydi. Daha doğrusu Zübeyir Ağabey onunla Yeni Asyacıları kontrol altında tutmak istiyordu. https://www.youtube.com/watch?v=G36Ni2oPOmw 2- O heyetin içinde, meşveretlerine  dahil miydi?  Ne zamana kadar bu beraberlik oldu? Cevap: Zübeyir Abinin teşkil ettiği ve 19 madde halinde yazılı hale getirdiği gazeteyi denetleme/istişare heyeti var. Bu 13-14 kişilik heyetin içinde Rüşdü abinin ismi de konmuştur. Fakat baştaki Mehmetler bu heyeti hiç toplamamışlar ve heyetin faaliyeti olmamıştır. Bu 19 maddelik Gazete Şartnamesi ittihad.com.tr ve http://yozgatnur66.blogcu.com/zubeyr-agabeyin-gazete-sartnamesi/20112431 adreslerinde vardır.  Bunun işlemediğini gören Zübeyir Abi Süleymaniye dersanesinden Rüşdü Abilerle beraber 1967-1968 lerde ayrılmıştır. Fakat bu ayrılış öyle bıçak keser gibi ayrılış değildir. 3- Doksanlı yıllarda FG'in aleyhinde y.asyacılarla ittifak etmiş miydi?  Çünki "FG nin aleyhindeki 
kahramanlıkları da ortak tezgahlarıdır. Cüz'î maksadlar takip edip muvaffakta olamamışlardır." deniyor.... Cevap: Rüşdü Abiyi 92 yılı başlarında tanıdım. Elhamdülillah bugüne kadar da beraberliğimiz devam etti. Bu 23 sene zarfında çok olaylar oldu. Fakat uzun çeker, detaylarını ihtiyaç olursa anlatırım. "Bunlar Yeni Asyacılarla, F. Hocalarla ittifak ettiler; fakat muv... Devamı

Zübeyr Ağabeyin Gazete Şartnamesi

2015-06-23 18:10:00

(1968-1971 YILLARI) İttihad İlmi Araştırma Heyeti  Bu devrenin başlangıç tarihi: 1968 lerden başlıyarak Türkiye'de din adına yapılan miting ve toplantılar, siyasi amaçlı cemaatle namazlar ve daha son­ra din ismi altında kurulan partiler ve sairelerle başladı. Hazret-i Üstadın vefatından 1968-1971'e kadar, her ne kadar Nur talebeleri sarsıntılar geçirdilerse de, fakat umumiyetle ve yüzde seksen ittifaklık ve yekvücudluk içinde kaldı­lar. Merhum Zübeyr Ağabeyin hayatta olması ve bu zatın Üstadın tarz-ı meşrebini iyi bilmesi ve şahsî dirayet, mertlik, fedakârlık gibi seciyelere sahip bulunması hasebiyle, bütün Nur hizmetiyle alakadar mes'elelere çok önemle ve bizzat eğil­mesi gibi sebeblerle, Nur cemaatı fazla bir zarar ve ihtilaf görmediler. Amma 1968'den başlıyarak, 1971 ve takib eden senelerde kurulan dini partiler ve bunla­rın sempatizanları; Nur talebelerinin kendilerine kayıtsız şartsız tabi' olmama­sından ve arkalarından sürüklenip gitmediklerinden, bir çok iftiralar ve siyasi oyun ve yalanlarla leke sürmeye başladılar. Bazı mütevassıt dindar gazeteler de gâh bu yana, gâh o yana lehte aleyhte yazılar neşrettiler. Derken, Nur talebeleri hem o siyasi adamlarla, hem de adı geçen orta halli bazı gazetelerin sahipleriyle yer yer münakaşalara girişmiş oldular. Bu sıralarda, Nur talebeleri bazı muharrirler başkasının gazetesinde ve emirleri altında çalışıyor ve o gazetelerde makaleler yazıyorlardı ise de, istedikle­ri manada yazılarını serbestçe yazamıyorlardı. Çünki bir gazetenin bünyesinde ve gazete sahibinin emri altında idiler. GAZETE ÇIKARMA İHTİYACI Sene 1968, "Bugün" gazetesi gittikçe trajini yükseltmekte idi. Bu gazete bazı Nurcu muhar­rir zatların istediği ya­zı... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1

Yozgat Nur |  görsel 1