Risale-i Nur Külliyatında Arama ve Araştırma
.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları - Risale-i Nur Değerlendirme

2014-12-19 13:57:00

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları - Risale-i Nur Değerlendirme (S.5)  Mübarek dinimizin nurlu yolu, insanları gerçek îmana, tevhide götüren îslâm hidayeti Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberimiz'in hadîs-i şerifleriyle tesbit ve tâyin edilmiştir. Buna rağmen bu aziz dinin, her asırda bazı aşırı cereyanlar ve Bâtınî hareketlerin tesiri altında gerçek îmana ve esaslarına uymayan alana itildiği de müşahade edilmiştir. İslâm tarihi Haricîlerin, Müşebbihenin, Batınîlerin, Hurufîlerin, imamet fikri ile ortaya çıkanla*rın ve benzerlerinin din adına îslâma yaptıkları zararlar ile doludur.  Bu aşırı ve yıkıcı ceryanların bir kısmı hakikatte siyasî guruplaşma hareketlerini daha tesirli kılabilmek için dinî bir görünüşle ortaya çıkmış, bir kısmı da Kitab'ın ve Sünnet'in savunucuları olarak görünmüşler, fakat îslâmın tevhid akidesini başka yönlere tevcihe çalışmışlardır. Bütün bu cereyanlar arasında Ehl-i Sün*net âlimleri İslâm'ın doğru yolunu müdafaa babında çalışmışlar, sayılamayacak kadar çok eserler bırakmışlardır.  (S.6)  Bu d urumda, selef. âlimlerinin yaptığı tevcih hareketine uya*rak manevi durumumuzun huzura kavuşmasında, İslâm'ın gerçek hüviyetinin gösterilmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ön görmüştür. Bu yönden, İslâm'a ve onun tevhit görüşüne zarar veren, itidalini kaybetmiş cereyan*ların ve maddeci akımların, dinî esaslara uymayan durumlariyle dine karşı olan görüşlerinin efkârı umumiyeye arzını ve bu meselelerde Müslümanları uyarmayı vazife bilmiştir. Bu hususda Misyonerlik, Komünizm, Batınîlik, Biberîlik ele alınacak,... Devamı

Zamanla Yanlışlar Anlaşılır

2014-12-18 21:09:00

Zamanla Yanlışlar Anlaşılır     Her zamanın bir hükmü var. Zamandahi bir müfessirdir. [1] Zamanbir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. [2]               Beşer olarak hatasız olan Peygamber ve  Müceddidlerden başka kimse yoktur. Peygamberler ismet sıfatı vardır. Bir de müceddidlere has olan bir nevi tecellisi var ismet sıfatının.               Bu sıfatın tecellisi Mülk ve Melekut’ün açılması o alemin görülmesidir. Zaten mülk ve melekutün bir şahsa açılmasıyla tüm hayatı sünnet-i seniyye üzerine idame eder devam ettirir. Bu hal ise ehass-ul havassa mahsustur. Bu hususiyetin daire-i ihatası rehber şahsiyetlerdir.               Mülk ve Melekut yani bir şeyin levh-i mahfuzunu gören kimse levh-i mahfuzda ahsen-ül ahsen olan tarzda yapar. Bir şey yapacağında bakar nasılsa en makulünü öyle yapar.               Biz amiyane olan insan için de bu şahsiyetlere ittiba etmek elzemdir. her asrın imamı vardır. O imama tabi olmak o asırda doğru yaşamak demektir. Doğru yaşamak demek Kur’an ve Sünnet-i senniye suyuyla iman çekirdeğini iska edip sulanmasıyla şeceret-ül imanın neşvünema bulup sümbüllenmesine sebep olur.               Zamanın ilerlemesiyle geçmişte insanın yaptığı hataları başkasında görmesiyle kendi hatalarını anlar. Gençliğinde doğru diye yaptığı veya cehaletle yaptığı şeyleri mürur-u zamanla başka kimselerde de görür. Adeta tarih tekerrürden ibarettir sözün&... Devamı

makbul tahkir

2014-12-17 17:43:00
makbul tahkir |  görsel 1

makbul tahkir odur ki, hubb-u âhiretten ve marifetullahın muhabbetinden ileri gelir. Sözler ( 626 )   Devamı

NUR TALEBELERİNİN DAHİLİ DURUMLARI

2014-12-15 11:23:00

                                                                                                                                                           *NUR  TALEBELERİNİN  DAHİLİ  DURUMLARI Mufassal TARİHÇE-İ Hayat - 1793       Üstad Bediüzzaman Hazretleri vefat ettikten sonra, hususiyle 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra,Risale-i Nur talebelerinin  - üstte ikinci ve dördüncü maddelerde bahsi geçmiş – hapis,zindan  işkence ve mahkemelerin safhalarından başka kendi iç bünyelerinde ve dahili durumlarında bazı sarsıntılar geçirdiler. Cemaat halindeki muhkem, kuvvetli ittifakkârane yekvücudluk durumlarında  bazı arızalar ve hizmet anlayışlarında bir takım farklılıklar düştü.Bu farklılık ve değişikliğin ana kaynağı da siyasete ciddi temasın verdiği bir netice idi.                                                                                                                  &... Devamı

ZÜBEYR AĞABEY VE GAZETE MESELESi ve 19 MADDELİK ŞARTNAME

2014-12-15 10:48:00

  Bu devrenin başlangıç tarihi: 1968 lerden başlıyarak Türkiye'de din adına yapılan miting ve toplantılar, siyasi amaçlı cemaatle namazlar ve daha son­ra din ismi altında kurulan partiler ve sairelerle başladı. Hazret-i Üstadın vefatından 1968-1971'e kadar, her ne kadar Nur talebeleri sarsıntılar geçirdilerse de, fakat umumiyetle ve yüzde seksen ittifaklık ve yekvücudluk içinde kaldı­lar. Merhum Zübeyr Ağabeyin hayatta olması ve bu zatın Üstadın tarz-ı meşrebini iyi bilmesi ve şahsî dirayet, mertlik, fedakârlık gibi seciyelere sahip bulunması hasebiyle, bütün Nur hizmetiyle alakadar mes'elelere çok önemle ve bizzat eğil­mesi gibi sebeblerle, Nur cemaatı fazla bir zarar ve ihtilaf görmediler.   Amma 1968'den başlıyarak, 1971 ve takib eden senelerde kurulan dini partiler ve bunla­rın sempatizanları; Nur talebelerinin kendilerine kayıtsız şartsız tabi' olmama­sından ve arkalarından sürüklenip gitmediklerinden, bir çok iftiralar ve siyasi oyun ve yalanlarla leke sürmeye başladılar. Bazı mütevassıt dindar gazeteler de gâh bu yana, gâh o yana lehte aleyhte yazılar neşrettiler. Derken, Nur talebeleri hem o siyasi adamlarla, hem de adı geçen orta halli bazı gazetelerin sahipleriyle yer yer münakaşalara girişmiş oldular. Bu sıralarda, Nur talebeleri bazı muharrirler başkasının gazetesinde ve emirleri altında çalışıyor ve o gazetelerde makaleler yazıyorlardı ise de, istedikle­ri manada yazılarını serbestçe yazamıyorlardı. Çünki bir gazetenin bünyesinde ve gazete sahibinin emri altında idiler. GAZETE ÇIKARMA İHTİYACI Sene 1968, "Bugün" gazetesi gittikçe trajini yükseltmekte idi. Bu gazete bazı Nurcu muhar­rir zatların istediği ya­zıları, makaleyi neşretmiyordu. Salih &O... Devamı

Meşrebcilere Dair bir ikaz!

2014-12-14 21:19:00

Meşrebcilere Dair bir ikaz!   Meşreb değiştirene diyorlar madem ki başka yerde doğdun bize gelme diyor. bu zihniyetin alayı yerin dibine girsin.   Bu kafalarla ne ittihad-ı islam ve ittifak-ı islam olur. Aynı kitabı aynı üstadı okuyor ama kendi gram kadar olmayan aklıyla mesleğini veya islamiyeti kendi anlayışıa sığdırmaya çalışıyor.   Biz her kim olursan ol hangi meslek ve meşrebden geldin diyoruz.  Zavallı Adamlar başka meşreb diye çok geri kafalılarr var kabullenmemekte.    Ya biz Risale okumuyoruz, ya onlar başka risale okuyorular, okuduklarını anlamamakta geri kafalılar.   Ne kadar acı bir şey. Sen bizden değilsin demek veya işitmek. zaten bunu diyorsa birisi o nurculuğun lahikalarını anlamamıştır. yazıklar olsun bu bağnaz kimselere.   Bir Talebeyi dershaneden atarlar. Bu başkasının hidayetine mani olan nasipsizlerden ayrılan talebe başka meşrebe gidiyor kendisini daire içinde muhafaza etmek için. Gittiği yerde vay sen oradan geldin bizim adam değilsin muamelesi yapıp almamaya direniyor.   Bu geri kafalar trilyon kere trilyon külliyat okusada nafile. okumasa daha iyi. Bu meşreb sıkıntısını çekenler bilirler.    Allah bu geri kafalılara meşrebcilik yapılmayacağını acı öğretiyor çok nümunesi var.   neyse bu mevzuda bu kadar kafi. Biliyorum biraz üslubum sert ama mesele çok incitmekte.       ALLAH BU GERİ KAFALILARI ISLAH ETSİN!    KİM OLURSA OLSUN.   NE KADAR BÜYÜK GÖRÜLÜRSE GÖRÜLSÜN.     meşrebe Takılmayalım! okumak için tıklayın.     Selam ve dua ile Muhammed Numan ÖZEL... Devamı

Sadeleştirme Konusunda Fitne Çıkartanlar ve Uhuvveti Bozanlar Ki

2014-12-14 18:59:00

Esselamu aleykum muhterem kardeşlerim; Bu yazımızda, Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi faaliyetine karşı nur talebelerinin gösterdikleri tepkileri, bazı çevrelerin ısrarla fitne çıkartmak ve uhuvveti bozmak olarak nitelendirmesi hususunu inceleyeceğiz. Bilindiği gibi, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin Risale-i Nur Külliyatının, lisanının ağırlığı yüzünden anlaşılamadığı ve herkes tarafından kolayca anlaşılabilmesi için sadeleştirilmesi gerektiğini iddia eden malum bir taife, 2012 senesinden itibaren Risale-i Nur'un Lem'alar kitabından başlayıp Sözler kitabı ile devam eden azim bir tahrib ve tahrifat faaliyetine girişmiştir. Başta Risale-i Nur Külliyatı'nın müellifi Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Risale-i Nur'da yer alan mükerrer ve sarih beyanları olmak üzere, yine Bediüzzaman Hazretlerinin uzun seneler boyunca yanında kalarak hizmetinde bulunan ve vasiyet mektubunda adları geçen varis ve naşir talebelerinin, Üstad Hazretlerinin sağlığında Risale-i Nur'un sadeleştirilmesi istikametinde girişilen muhtelif fiillere karşı, ya bizzat kendisi ya da hizmetinde bulunan yakın talebelerini vazifelendirme cihetiyle engel olduğuna dair çok sayıda müşahhas misallerini göstererek ittifakla karşı çıkmalarına rağmen, Risale-i Nur'u tahrif etme fiiline girişen malum taife sanki gözleri kör ve kulakları sağır olmuşçasına, bir güneş gibi parlayan tüm bu delil ve bürhanları görmezden ve duymazdan gelerek, nura karşı başlattıkları tahrib ve ihanet faaliyetlerine büyük bir cüret ve aymazlıkla devam ediyorlar. Bir de, bilfiil girişmiş oldukları bu dehşetli tahrif ve cinayetlerini, millet huzurunda, sanki çok büyük bir marifet ve hizmet yapıyormuşlar gibi göstermek için, yazılı, sesli ve görüntülü vesaire her t&u... Devamı

Sapık islami Anlayışlar

2014-12-14 09:02:00

  Bu ülkede 1920lerden itibaren liyakatsız din adamları ve diyanet işleri başkanlığının varlığı sebebiyle bir çok islami anlayışlar türedi, Sırat-ı müstakimi göremeyen, hayal ve rüyalarla hatta sihirlerler ve akla hayale gelmeyen şeylerle gerçek islamiyet değil x,y,z nin gösterdiği anlayışı kabul eden fırkalar türedi.          Ehl-i Sünnet itikad ve amelindeki meslek ve meşrebler yani islami cemaatler zaten ğayede müttefik olduğu için bir ayrılık söz konusu değildir. Nakşi, Kadiri, Uşşaki, Halvet, Nurculuk.. gibi islami anlayışlar sadece anlayıştır. ortak payda ehl-i sünnet çatısıdır.          Bir insan Nakşi, Kadiri, Uşşaki, Halvet, Nurculuk.. gibi bir anlayışı bırakıp bir başka anlayışa gitmekle dinden çıkmaz. amma bu hareketleri yanlış anlayan kimseler bizi bıraktın mı cenneti kokusunu bile alamazsın.. adeta mürted durumuna sokmaktadır.       Liyakat kesbederse diyanet sapık anlayışlar türemeyecek. Tecevüzcü sahtekar şeyhler, zahirde sofi batında mal toplayıcı veya bid'at ehli kimseler gibi.      Hatta Şualar isimli Risale-i Nurun temel kitaplarından 13. şuada gayr-i müslim birisinin şeyh olduğunu bakın nasıl söylemekte.         Bir zaman, müslim olmayan bir zât, tarîkattan hilafet almak için bir çare bulmuş ve irşada başlamış. Terbiyesindeki müridleri terakkiye başlarken, birisi keşfen mürşidlerini gayet sukutta görmüş.   O zât ise ferasetiyle bildi, o müridine dedi: "İşte beni anladın."   O da dedi: "Madem senin irşadın ile bu makamı buldum, seni bundan sonra daha ziyade başımda tutacağım." diye Cenab-ı Hakk'a yalvarmış, o bîçare şeyhini kurtarmış; bird... Devamı

Entelektüel Görünümlü Ne Çok Psikolojik Arıza Var

2014-12-11 09:43:00

  Yazar Metin Karabaşoğlu sosyal medya hesabında günümüzün "Entelektülerine" bir gönderme yaparak "Entelektüel Görünümlü Ne Çok Psikolojik Arıza Var" diyerekSaid Nursi hazretlerinin Muhakemat isimli eserinden bir bölümü paylaşmış. İşte Karabaşoğlunun o yazısı. 'Entelektüel' görünümlü ne çok 'psikolojik' arıza var... Kendini 'akıl' problemi olarak gösteren birçok şey, gerçekte 'nefis' problemidir. Bu yüzden, kendi aklının doğru dediğinden başkasına 'yanlış' diyenlerde, 'hubb-u nefis' (kendini sevme) arızasına dikkat çeker Bediüzzaman...   Muhakematta geçen o bölüm ; "Tenbih: İltizam-ı hilaf ve taassub-u barid ve meyl-üt tefevvuk ve hiss-i tarafdarlık ve vehmini bir asla irca' ile kendine özür göstermek, arzusuna muvafık olan zayıf şeyleri kavi görmek ve gayrın tenkisiyle kendi kemalini göstermek ve gayrı tekzib veya tadlil etmekle kendi sıdk ve istikametini ilan etmek gibi sefil ve süfli emirlerin menşei olan hubb-u nefis ile böyle makamlarda mugalata ederek çok bahaneler bulabilir."   Said Nursi / Muhakemat  Muhakemat'ta 11. mukaddime'nin sonundaki 'bu tenbih,'  bu 'hubb-u nefis'in nasıl dışa vurduğuna dair notlarıyla, ne kadar manidar. İLTİZAM-I HİLAF, yani başka görüşlere, hele ki genel kabul gören görüş her ne ise ona ille de muhalefet etme hastalığı. TAASUBU BARİD, yani meseleye asabiyet penceresinden, başka fikirlere bir türlü ısınmayan soğuk bir taassup'la bakmak...  MEYL-ÜT TEFEVVUK, başkalarıyla ortaklaşa bir 'anlama yolculuğu' yerine, başkalarına üst&uum... Devamı

SIDDIK DURSUNUN BU İDDİALARINA DERİM Kİ:

2014-12-11 09:39:00

Şeyhanzade, delillerini de ortaya koyarak, Bediuzzaman’ın, Kürt olduğunu, tüm çabasının –nerede ise- Kürt halkını uyandırmak ve onlara bir milli kimlik kazandırmak olduğunu söylüyor. ‘Said, Kürttür, seyid falan da değildir, mehdi de değildir’ diyor… Ve sonra da ekliyor; Said’in varisi benim.  İşte iddiası:  “Ben de eski şeyimde çok ifade ettim de. Mustafa Acet diye bir zat vardı. Ankara’da bulunuyordu. Bediüzzaman’ın yakın talebelerindendi. Emirdağlıydı. On seneden fazla Üstad’a bizatihi fiilen hizmet etmiş. Yemeklerini yapmış, çamaşırlarını yıkamış, yani bütün hizmetlerinde bulunmuş bir zattı. Şu an Ankara’da Diyanet’te bulunuyor. Biz 1982 yılında Envar Neşriyatı satın aldık, şer’an… Ama şer’an satın aldığımız bir kitabı, depoları boşaltarak kaçırdılar; o ayrı bir olay. Ben de bunun üzerine Ankara’ya gittim. Ve durumu anlattım kendisine. O zaman dedi ki, bak dedi ben, bugüne kadar Risale-i Nur hizmetinde bulunuyorum. Ben Üstad’ı zamanın Mehdisi biliyorum. O bakımından ona tabi olmuşumdur. Ama senin anlattığın hadiseden dolayı bir Cewşen ve Tesbihat yazmışım dedi. Onu da ben sana hediye ediyorum. Sana veriyorum, onu bas dedi. İlk olarak sana teklif ediyorum. Ve dedi ki Üstad dün akşam benim rüyama geldi.   Üstad, 1960’da Urfa’ya giderken beni çağırdı. Kendisiyle görüştüm, dedi ki, “Mustafa kardeş, ben bugün Urfa’ya gidiyorum. Urfa’ya giderken bir emanet var. O emaneti sana teslim etmek istiyorum. Ve seni seçtim, reyim senden yanadır. Ve bu emaneti sana veriyorum. Ona emanet ediyor ve ağzı kapalıydı, mühürlüydü. Üstad’ın kendi mührü vardı. Dedi bunu sakın açma. Yalnız günü ve zamanı gele... Devamı