.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

Yozgat Nur |  görsel 1

50-

Abdulkadir Badıllı ; Kur'anda Risalelere İşaret Var mı?

2016-02-08 17:05:00

Abdulkadir Badıllı ; Kur'anda Risalelere İşaret Var mı?   Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin talebelerinden Abdulkadir Badıllı Nurettin Yıldız ve İsmail Mutlu'nun yaptığı bazı açıklamalara reddiye yazdı. Birincisi kem ayarların diyarından gelen cahilane vızıltılar ve cehli mutlak olan vızıltıların biri kendini yegane fetva emini sayan Nurettin Yıldız isimli bir şahıs.   İkincisi de yıllardan beri izinsin haksız bir tarzda risale-i nurlara fuzuli ve alakası olmayan bazı konuları ekleyerek satıp onun ile geçinen ve kendini hülyalarla allame sayan kangallı İsmail Mutlu adlı bir kimse.   Birinci cehaletli vızıltı sahibi olan şahıs ‘fetvameclisi.com’ isimli sitesinde kendisine yöneltilen Kuranda Risalelere İşaret Var mı? Sualine cevaben  demiş ki : Ciddi olalım; Kur’an’ımız Abdullah’ın oğlu Muhammed aleyhisselamdan başkasını göstermemiştir. Gerisi hüsnü kuruntudur.   El Cevab: Kuranı hakaiki ile dekaiki ile bilen ve kainatı içine alan esrarından haberdar olan bir kimse böyle gözünü kapatıp cetvel kalem cahilane ağız etmez. Hususiyle Hz. Bediüzzaman Said Nursi Birinci Şua risalesini ve diğer gaybi işaretleri dile getiren 8. - 18. - 28. Lemaları ve 8. Şuaı ve Sırrı İnna Ataynasını haberlerini ve maksatla hangi gaye ile nasıl bir çerçevede yazdığını dikkatle okuyup inceleyen bir kimse böyle bir reddi ve itiraza asla tevessül etmez.   Bediüzzaman hazretleri şu bahsi yapılan esrarı gaybiyenin yazılış sebeplerini ve hangi mana ve makamında yazdığını şöyle beyan eder :   “Ve o risalede biz demiyoruz ki, ayatın mana-yı sarihi budur. Ta hocalar فِيهِ نَظَرٌ desin. Hem dememişiz ki mana-yı işarinin külliyeti budur. Belki diyoruz ki, mana-yı sarihinin tahtında müteaddid tabakalar var. Bir tabakası da ... Devamı

Kendini Kötü mü Hissediyorsun?

2016-02-06 10:49:00

Kendini Kötü mü Hissediyorsun?        İnsan on sekiz bin alemin gelip geçtiği ve ziyâret ettiği ve kesiştiği bir kavşak noktası hükmündedir. Bu âlemler ise bir biri ile farklıdır. Bu fark sebebi iledir ki insanın bir ânı bir ânını, bir düşüncesi bir düşüncesini, bir hayâli bir hayâlini.. tutmamaktadır.        Bizim alâkadar olduğumuz ve ilgilendiğimiz her şey ise bu alemlerden birisine gitmektedir. Bir nevi biz o şeyle alakadar olarak o şeyi alemimize alıyoruz ve ona muvafık olan otobüs gelene dek durakta beklemeye davet ediyoruz. Yani bir nevi bilet kesip, davetiye gönderiyoruz.        Malumdur ki yolcusu olmayan durakta otobüs durmaz. O halde bizlerin hangi otobüse göre yolcu alacağımıza dikkat etmeliyiz. Bitki hücresinde var olan hücre duvarı nasıl seçici geçirgenlik hâsiyetini gösteriyorsa, bizler de şuur duvarı ile seçici geçirgenlik göstermeliyiz. Şâyet şuursuzluk gösterip her gelene “geç!” deyip terminale çevirirsek dimağımızı/kafamızı tarumar olamamak elden gelmez. Bir nevi terminâl gibi olan insan hayatında her hâdise her düşünce her hayâl ve düşünce insanı tesiri altına almaktadır.        Her şeyin bir sistemi bir işlevselliği vardır. Yerinde kullanılmazsa hem işlevine göre kullanılmamış hemde yapmak istediğimiz ğayemize ulaşamayız. Mesela diş macunu göze sürülmez, acı biber tatlının içine koyulmaz.             O hâlde On Sekiz Bin Âlem kadar trafiği olan bu kesişme noktası ve kavşağı olan insan doğru şeylerle alakadar olmalıdır. Doğru şeyle alakâdar olmak bir şeyi işlevselliğine g&ou... Devamı

Nur Cemaatinin Gerçeğini, Taklidinden Ayırma Teknikleri

2016-01-15 16:08:00

Yazar Ümit Şimşek'ten üzerinden hayli konuşulacak bir köşe yazısı daha ; Bir zamanlar “Nur cemaati” denince Risale-i Nur okuyan ve Risale-i Nur’un hizmet tarzını uygulayan homojen bir topluluk akla gelirdi. Şimdi ise, bu tabir, insanların hatırına birbirinden çok farklı grupları getiriyor. Çünkü adı Risale-i Nur ile beraber anılan cemaatlerin bu eserlerle olan ilişkileri birbirinden çok farklı şekil ve seviyelerde ortaya çıkıyor. Bu kargaşada ise kimin gerçekten Nur cemaati olduğu, kimin bu unvan altında başka tür faaliyetler icra ettiği konusu herkes tarafından kolayca anlaşılamıyor. Bununla beraber, bahsi geçen toplulukların Risale-i Nur’a yaklaşım tarzı ve ona hangi seviyede rol biçtikleri dikkate alındığında, bunlardan hangilerinin Nur cemaati olarak anlaşılabileceğini belirlemek hiç de zor olmayacaktır.   Risale-i Nur ile ilgisi bulunan kişi ve toplulukları üç sınıfta toplayabiliriz:   Risale-i Nur cemaatleri / Nur talebeleri / Nurcular: Bunlar, hizmet metodu olarak bütünüyle Nur Risalelerinde belirlenmiş esasları benimseyen kişi ve topluluklardır. Bunların hiyerarşisinde en üst noktayı — tabii ki Kur’an ve Sünnetten sonra — Risale-i Nur işgal eder. Referanslar doğrudan doğruya Risale-i Nur’dan ve Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin tatbikatından alınır. Her ne kadar bu şemsiye altında muhtelif cemaatler faaliyet gösteriyor olsa da, bunların her biri Bediüzzaman’ın hizmetinde bulunarak Risale-i Nur hizmetini bizzat ondan ders almış kimselere dayanmaktadır.   Risale-i Nur okuyan cemaatler: Kendilerine ait bir hizmet tarzına ve kendi hiyerarşisine sahip olan cemaatlerdir. Risale-i Nur’dan istifade etmekle birlikte, bu konuda bir iddiaları olmadığı için, Nur cemaatleriyle karıştırıl... Devamı

Risale-i Nur, gnostik tefsir mi?

2015-12-28 16:21:00

Risale-i Nur, Gnostik tefsir mi?   Zaman zaman Risale-i Nur’u tanıma ve tarif etme babından ona gnostik eser yakıştırması yapılmaktadır. Bu yakıştırma veya tanım gerçeğe ne kadar isabet ediyor? Öncelikle olarak gnostik kavramını izah etmemiz ve bu kavramın ne kadar Risale-i Nur’a intibak ve tekabül ettiğini keşfetmeye çalışmamız lazımdır. Gnostiszm tanımlamalarında karşımıza genel olarak sezgi yoluyla gizli bilgi edinme yöntemi ve mefhumu çıkmaktadır. Keza gnostisizmin Arapça çevirilerinde arifiyye veya irfaniyle tabiri kullanılmaktadır. Bu Araplardan ziyade Perslerin yatkın olduğu bir türdür. Bununla birlikte gizli bilgi edinmenin birçok yöntemi vardır. Bunlardan bir kısmı zorlama bir kısmı ise içe doğma ve sünuhatşeklinde, tarzındadır. Keşf, rüyalar veya içe doğma yoluyla bilgi elde etmektir. Hakikate ermek değil hakikatin tılsımlarını yakalamaktır. İstihraç da ebced tarzı yöntemler kullanarak Kur’an’da gizlenmiş olduğu varsayılan tali bilgilere ulaşmaktır. Lakin bunun kuralı, sağlaması temellere ters düşmemektir. Bu bir nevi tevildir. Tevil ise muhataralı bir yoldur. Ölçünün kaçırılmaması, zorlanarak haddinden fazla kullanılmaması gerekir. Risale-i Nur hangi tefsir türüne girmektedir? Sezgi ve ilham yoluyla elde edilen bilgilere manevi ve iş’ari tefsir ekolü de denmektedir. Mevlana Celaleddin Rumi’nin müstakil bir tefsiri yoktur. Bununla birlikte Mesnevi ve eserleri için, ‘Kur’an-ı Kerim’in manevi tefsiridir’ denmiştir. Formel bir tefsir olmadığı halde neden Mevlana’nın Mesnevisi tefsiri manevi kabul edilmiştir? Kur’an-ı Kerim’in maksadını ve özünü kavradığı, anlattığı için. Bazen formel tefsirler Kur&rsquo... Devamı

Nur Mesleği İtibariyle İstifadeye Medar Hatıralar

2015-12-26 08:44:00

Nur Mesleği İtibariyle İstifadeye Medar Hatıralar Bismihi Esselamü Aleyküm Ve Rahmetullahi Ve Berakatühü Üstadımızın hayatının gayeleri dörttür.    1-Risale-i Nur’un neşri,  2-Medrese-i Nuriyenin açılması,  3-Tevafuklu Kur’anın tabı,  4-Lahika mektublarının neşri.   Muazzez Üstadımızın sadık ve sıdık hizmetkarı Zübeyir Gündüzalp Ağabey’den ilk işittiğimiz hatıra; Muazzez Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin zaman zaman Nur’un erkanları olan Ağabeylere şu Nur’un Kur’ani meslek ve meşrebi  noktasında çok ehemmiyetli dersi verdiklerini naklediyorlardı: ‘’Şah-ı GEYLANİ,İmam-ı RABBANİ gibi zatlar da gelseler  deseler ki; Said, sen bu tarzda devam edersen, şu birkaç biçarelerden başka şakirdin olmayacak, hem aç kalacaksın hapis yatacaksın. Fakat, tarzını şöyle bir parça değiştirsen-yani siyasetvari veya tasavvufvari- bütün memleket senin şakirdin olacak, hatta Başbakan ve Reis-i Cumhur da sana şakird olup gelip elini öpecekler. Ben bu tarzımı bırakmayacağım.’’ Buyuruyorlardı. Üstadımız bazen ders verdikten sonra bizi imtihan ederlerdi: ‘’ Bana bir şeyler  olsa desem ki: Kardaşım biz şimdiye kadar bu tarzda gittik fakat ben yanılmışım. Bundan sonra şöyle bir tarzda gideceğiz desem? ‘’  Biz derdik: Üstadım biz size hürmet ederiz, elinizi öperiz fakat Risale-i Nur, serapa delil ve bürhandır ve Kur’anidir. Biz Risale-i Nur’dan ve tarzından vazgeçmiyeceğiz. Bu iki hatıra Emirdağ Lahikası 1’de ders verilmektedir.’’(Sözler Neşriyat 69,Envar Neşriyat 74) Merhum Zübeyir Ağabey, sohbetlerinin ekserisinin sonunda:  ‘’Kardeşim konuştuklarımızın Risale-i... Devamı

BEDREDDİN UŞAKLIGİL

2015-12-25 14:11:00

BEDREDDİN UŞAKLIGİL   l920'de Isparta'ta doğdu. Emekli Yüzbaşı Refet Barutçu'nun üvey oğludur. Barla Lâhikalarında Bediüzzaman'ın Refet Beye yazdığı mektuplarda ismi çok geçmektedir. Emekli lise öğretmenidir. Bediüzzaman'ın, Isparta'nın Barla nahiyesinde bulunduğu ve yaşadığı devrin üzerinden yarım asırdan fazla bir zaman geçmiştir. Bu yıllar l926 ile l934 arasıdır. Bu yıllarda yazdığı mektuplara Barla Lâhikası ismini vermektedir. Bu Barla mektupları nur Üstadın kaleme aldığı yıllardan yarım asır sonra neşriyat sahasına atılmıştır. Barla mektuplarının sonlarında Bediüzzaman'ın Refet Barutçu'ya yazdığı  kısımlar bulunmaktadır. Mezkûr mektuplarda Bedreddin Uşaklıgil'in ismi birçok yerlerde geçmektedir. Barla mektuplarının neşrine vesile olanlara binlerce şükran ve minnet duygularıyla bu satırlarımı kaleme almaktayım. "Bedreddin mânevî evladım" Emekli öğretmen Bedreddin Uşaklıgil kendilerini ziyaretimizde bize şu bilgileri verdi: "Üvey babam Refet Barutçu gençliğinde vazifeli bir subayken, Yemen'e ve Mısır'a gitmiştir. İstanbul merkez komutanlığı da yapmıştır. Otuz dört yaşında, yüzbaşı iken emekli olmuştur. "l933'de Isparta'dan Barla'ya Üstadı ziyaret için beraber gitmiştik. Barla'ya annemin babası Hacı İbrahim, babam (Refet Barutçu) ve ben beraber gittik. Yolda göle girdik. Atla gitmiştik. Bedre ve İlema üstünden Barla'ya varmıştık. Üstad 'On iki tane evlâd-ı manevim var, Bedreddin on üçüncü oldu' diye bana iltifat ve alâka gösteriyordu. O zamanlar on üç yaşlarındaydım. Dedem 'Yaşı da on üç' deyince Üstad tebessüm mederek,'Bel&ici... Devamı

Diyanet İşleri Başkanlığının Örnek Olarak Hazırladığı İşarat-ül

2015-12-23 10:45:00

Bir istifsar üzerine bera-yı malumat yolluyorum. işarat-ül icaz daha yayınlanmadan önce numune için az miktarda basılmış ve ahmet Aytimur abiye DİB başkanı imzalayarak göndermiş. ahmet abi evvela diyarbakırlı bir alim hocaya verdi kanaatini sordu. o hoca tesbitlerini yazılı olarak verdi. sonra ahmet abi onun tesbitleriyle benim de okumamı istedi ben de okudum ve kısaca bu raporu verdim.   Ahmet abiden şunu da duydum: bu işaratül icaz üstadın yayınladığı kitap değil sonra ahmet abi bana dedi ki: tevruzdakiler ve çevresindekiler evvela bu rapora tepki gösterdiler sonra da gelip. biz anlayamamışız bu rapor haklı dediler. bu endişeleri kabul etmişler.  bu hadise de iki seneye yakın evvel oldu. selamlar mesut zeybek   -----ooOoo----+-     Diyanet İşleri Başkanlığının Örnek Olarak Hazırladığı İşarat-ül İ’caz Hakkında Mülahazalar   1- Jenerik sayfası denilen ikinci sayfadaki isimlerden teknik hizmet verenler hariç, diğer isimlere gerek yoktur. Risale-i Nur neşriyatında lahikalara isimleri girenler dışında, hiçbir kimse Risalelerin iç kapaklarına isimlerini yazmamışlardır. Böyle bir tatbikat -son okuma ve isimler yazma- Nur neşriyat hizmetlerinde yoktur.   2- Üçüncü sayfadaki “İlmi Tahkikli ve Dipnotlu” ifadesi çıkartılmalıdır. Üstadın eserlerini tahkik edebilecek dereceye şimdiye kadar kimse çıkamamıştır.   3- Arapça asıllarla beraber basılmasına gerek yoktur. Üstadımız Türkçe’sinin ve Arapça’sının ayrı ayrı basılmasını arzu etmişlerdir. Bu kitaptaki Arapçalar kontrol edilmemiştir. Eğer Arapça basılırsa orjinali mevcuttur. Tahkiksiz ve dipnotsuz; 1918 baskısı orjinali yeni dizgi ile basılabilir.   4- Yeniden hazırlanan ve uzu... Devamı

Nedir Bu Üstadın Talebelerine Olan Husumet?

2015-12-16 12:50:00

Nurdan Haber Genel Yayın Yönetmeni Abdurrahman İraz, köşe yazısında üzerinde hayli düşünülecek ilginç tespitlerde bulunmuş. İşte sayın İraz'ın o yazısı... Şu aralar internette herhangi bir şekilde ağabeylerden özellikle de Hüsnü ağabeyden bahsedemiyoruz. Sözümüz ağzımıza tıkılıyor. Hemen bir cerbeze, bir saldırı başlıyor. Ağabeylerden hele Hüsnü Bayram ağabeyden bir söz, bir kelime, bir hatıra nakletmek isteyenlerin vay hallerine,başlarına gelmiyen kalmıyor.   Halbuki Bediüzzamanın talebeleri, bize üstadımızIn yaşantısının detaylarından başka bir şey anlatmıyorlarki; ayrıca bize risalelerden başka bir kitaba bakmayı tavsiye etmiyorlarki, tam aksine ancak risale-i nura yönlendirip aradığımız her şeyin orada olduğunu tavsiye ediyorlar. Tabi birda üstadımız ile birlikte yaşadıkları için okuduğumuzu hayatımıza nasıl yansıtabileceğimizi, pratik olarak nasıl yaşamamız gerektiğinin ip uçlarını üstad örneği üzerinden bize ikram ediyorlar.   Fakat bazı dostlar, bazı arkadaşlar, bazı kardeşlerimiz bundan rahatsız oluyorlar. Neden rahatsız olduklarını tam olarak bilmesem de bir fikrim var tabi. Bizim eski mahallede üstadın talebelerine pek itibar edilmezdi, şöyle derlerdi: “üstadımızın talebeleri başımızın üstünde elerinden öperiz ama biz kitaba bakarız”baktığınız zaman çok masum gibi görünen bu ifade aslında bir inkarı bir isyanı bir başkaldırıyı yansıtmaktadır. 3-4 gün önce bir arkadaşımızın bir whatsapp gurubundki paylaşımını size aktarayım   “Mutlak Vekilliği ve Hüsnü ağabeyi de bu kadar öne çıkarıp her konuda fikir beyan etmesi için mikrofon tutmamalıyız, Risale-i Nur kendini müdafaadan aciz değildir elbet ve bu konularda danışılacak Üstadımızın Talebeleri h... Devamı

Abdurrahmân Çelebi Salâhaddin'in Gayr-i Münteşir Mektubu

2015-12-05 19:01:00

Çok müşfik, çok vefâkâr efendim ve fazîletli, izzetli Üstâdım hazretlerine,Risâle-i Nûr, asrımızda Kur’ân-ı Hakîm’in resmî bir tercümanı ve nâşiri olduğuna dâir çok delillerden birkaçını arz ediyorum. Risâle-i Nûr’un tarihçesi aynen asr-ı saadete benziyor. Bir çok noktalarda tevâfuk ediyor. Yirmi üç senede hitâm bulan Risâle-i Nûr, Anadolu’yu maddî tehlikelerden korumuş, ma‘nevî îkāz tokatlarıyla okşamıştır. Ve milyonlarla kişinin îmânını kurtarmaya vesîle olmuştur. En dehşetli ve korkunç ve karanlıklı bir muhîtte, hunhar düşmanları arasında, tazyîk altında, bin bir mahrumiyetler içinde, ihtiyâr, hasta, garib, hürriyeti alınmış bir zâtın Kur’ân’dan aldığı ilhâmî ifadesiyle, en sıkıntılı ve tehlikeli ve kısa vakitlerde, sabî çocukların, acemi fakat ma‘sûm, bîçâre zayıf ihtiyârların, titrek fakat tevbekâr elleri harekete geçerek, usanmadan, yılmadan binler sahîfe Risâle-i Nûr’u aşkla yazmaları; ve âlim, câhil, feylesof ve muhtelif din sâliklerinden yüz binlerle insan, zevkle, huşû‘ ve huzû‘ ile bu hâsseli, güzel yazıları okumaları ve güzel sözleri dinlemeleri; Eskişehir ve Denizli ağır cezâ mahkemesi neticesi, İstanbul ve Ankara ve sâir yerlerde profesörlerden, dindâr âlim ve feylesoflardan müteşekkil hey’etler tarafından Risâle-i Nûr inceden inceye tedkîk ve tahlîl edilmiş, neticede, Kur’ânî tam bir tefsîr olduğuna müttefikan karar vermeleri; ve gizli düşmanlarının haksız ve yersiz isnâdlarının, ... Devamı

Nurettin Yıldız Hoca’nın Yanlışları

2015-11-28 17:47:00

Nurettin Yıldız Hoca’nın Yanlışları! Nurettin Yıldız Hoca’nın Bazı Yanlış Anlaşılmaya Müsait İfadelerine Cevaplar[1]   Nureddin Yıldız Hocamız, bir İslam alimdir. Ancak Risale-i Nur hakkında bilerek veya bilmeyerek suizan celb edecek açıklamalar yaptığından ilmi bir şekilde tashih edilmeleri gerekmektedir. Biz de bu ihtiyaca binaen bazı izahlarını gözden geçirmesini istedik. Kardeşlerimizin istirhamlarını geri çevirmek olamazdı.   Herkes bilmelidir ki, Bediüzzaman, müslüman fertler ve cema’atler arasında birlik ve beraberliği sağlamak için ihlas ve uhuvvet düsturları adı altında bütün cihanı bir­birine bağlayacak islamın ulvi düsturlarını fevkalade ma­haretle izah etmiştir. Ehl-i imanın çeşitli cema’atler ha­linde olmasını, bir ordudaki farklı bölük ve taburlara ya­hut bir çarşıdaki çeşitli mağazalarla veyahut da Kur’an bahçesinde dikilmiş farklı güllere ve meyve ağaçlarına benzeten Bediüzzaman, bu kardeşlik halinin muhafazası için hayatı boyunca gayret göstermiştir. 80 yıllık bir uzun ömür boyunca asla taviz vermediği bu düsturlardan bazılarını size de hatırlatmak istiyorum:   İkisi de müslüman ve ikisi de hak yolda olan ve hatta veliyullah olduğu bilinen iki ehl-i imanın nasıl birbirine düştüklerini izah için, şu hakikatı hatırlatmıştır: "Ehl-i velayet, gaybi olan şeyleri, bildirilmezse bilmezler. En büyük bir veli dahi, hasmının hakiki halini bilmedikleri için, haksız olarak mübareze etmesini, cennetle müjde­lenen aşere-i mübeşşere denilen sahabenin arasındaki muharebe gösteriyor. Demek iki veli, iki ehl-i hakikat, birbirini inkar etmekle makamlarından sukut etmezler... Bu sırra binaen "... öfkelerin yutanlar ve insanlardan... Devamı

BEDİÜZZAMAN’IN HARB İLE İLGİLİ İBRETLİ BİR BEYANI!

2015-11-26 18:37:00

BEDİÜZZAMAN’IN HARB İLE İLGİLİ İBRETLİ BİR BEYANI!   1934 yılında İtalya hükümetiyle vuku bulan siyasi krizde hatta harb etmek tehlikesinde dahi Bediüzzaman Hazretleri, o zamanın din düşmanı ve bir kısmı da münafık olan hükümet adamları zamanında, harice karşı hükümet lehinde bulunmuştur. 1934’ün başlarında bizim de içinde bulunduğumuz Balkan devletlerinin bir kısmıyla yapılan anlaşmaları İtalya kendi güvenliği açısından uygun bulmamıştı. İtalya başbakanı Mart 1934’te yaptığı konuşmada; “İtalya’nın mukadderatının Akdeniz, Afrika ve Asya’da olduğunu” ileri sürmüş ve “birkaç saatlik deniz seyahati ve bundan daha kısa bir hava seferi İtalya’yı Afrika ve Asya’ya bağlamak için kâfidir” demişti. Akdenizde hakimiyet kurmak istiyordu. Bunun sonucunda Habeşistan İtalya tarafından işgal edildi. İtalya’da bazı gazeteler hâlâ, “Anadolu’nun İtalyan göçmenleri için en uygun yer olduğunu” yazmaya devam ediyorlardı. Bütün bu olaylar Türkiyede gergin bir hava meydana getirmişti. Neredeyse savaş hazırlıkları yapılmaktaydı. O sıralarda 1934’te hükümet tarafından sürgün olarak Isparta/Barla’da yaşamakta olan Bediüzzaman Hazretleri kendisine bu mevzu ile ilgili olarak sorulan suallere cevaben der ki: “İKİNCİ MERAKLI SUAL: Bu iki ay zarfında heyecanlı bir vaziyet-i siyasiye karşısında bana, hem alâkadar olduğum çok kardeşlerime kavî bir ihtimal ile ferah verecek bir teşebbüs etmek lâzımken, o vaziyete hiç ehemmiyet vermeyerek bilakis beni tazyik eden ehl-i dünyanın lehinde olarak bir fikirde bulundum. Bazı zâtlar hayret içinde hayrette kaldılar. Dediler ki: “Sana işkence eden bu mübtedi’... Devamı

Mutlak Vekiller Hakkında Kimse Kıyl-ü Kal Edemez!

2015-11-26 17:20:00

Mutlak Vekiller Hakkında Kimse Kıyl-ü Kal Edemez! Biri aklına geldiği gibi bir laf etmiş. Ağızdan çıkan söz bazen namludan çıkan kurşun gibidir. Hem de geri tepen bir kurşundur. Sahibini matrud eder. Hz. Üstadımızın “mutlak vekilim” tabir ettikleri zatlar üzerine kimse kıyl ü kal edemez. Ederse kendine eder. O zavallı adam güya merhum Zübeyr Ağabey’i methediyor gibi yapmış. Merhum ağabeyimiz böyle medhi hayatta olsa suyu suratına çarpar. En şiddetli mukabeleyi eden bizzat kendisi olur. Gelelim Üstadımızın Nur Erkanları hakkında bizzat müteaddit zamanlarda buyurdukları tavsiyelere: Merhum M. Sungur Ağabeyden ve Ağabeylerden mükerreren işittik ki: “birinizle iktifa edemiyorum; hep beraber olduğunuz zaman…” buyurduklarını ifade ediyorlar. Üstadımızın Erkanlara söyledikleri sözler Hz. Bediüzzaman’a kafildir, hikmetleri olan  sözlerdir, terbiye makamında. Mesela; “düşmanlarınız cin gibi, siz ahmaksınız. İkiyüz derece aklınız ziyade çalışması lazım.” “sizler benim şahitlerimsiniz, bir dava şahitsiz olsa kıymetsiz olur.” Onlar öyle bir makamda ders ve terbiye almışlar ki: “bu zamanda öyle muallimler lazım ki, delilsiz sözlerine itimad edilsin.” Onlar hakkında ileri geri kal u kıyl edecek adam evvela ateşe atılmayı göze alır sonra konuşur. Dünyada da hizmetin hıfzı hikmetiyle görecekleri itablar da var. Zübeyir abiden naklen " İsa(AS) dini havarileriyle yayıldığı gibi Üstadın tarzı, davası da hizmetkar, yani nur ekranları vasıtasıyla intişar edecektir. Bir tarihte merhum A. Gümüş Ağabey Süleymaniye’ye geldi, sanki bir şey varmış gibi Zübeyir Ağabey’e: “ağabey ben şahidim üstad gazeteyi size okutuyordu.” De... Devamı

Nur'un Kur'ani Meslek Meşrebinde Şura

2015-11-13 17:22:00

Nur'un Kur'ani Meslek Meşrebinde Şura   Bismihi Emruhum Şura Beynehüm  Bir broşür hazırlanmış: Ayet mealleri,Hadis-i Şerif mealleri,Risale-i Nur’dan iktibaslar. Fevkalade güzel. Fakat meslek-i nuriyemiz noktasında arz etmek istediğimiz iki esas var. Mes’ele Hazret-i Üstadımızın Kur’an-ı Azimüşşan’dan ahzettiği ve hüve hüvesine ittiba-ı sünnet-i seniyye üzerine müesses meslek-i nuriyesi olunca, sıradan meşveret ve şuralardan elbette farklıdır. Yoksa sıradan meşveretler gibi mütalaa edilirse, felsefi nokta-i nazar üzerine bina edilmiş olur. Meslek-i Nuriye’nin esasatının te’sisinde Hazret-i Üstadımızın dar-ı bekáya irtihalinden sonra en müessir bir zat olan Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabeyimizden mesleki esasa ait bir hatırayı nakletmek icab ediyor. Bir beldeden ayrılırken bir kardeşimiz Merhum Zübeyir Ağabeye:”Ağabey şu mes’elede kanatınız nedir?” diye bir sual soruyor. Merhum Ağabeyimiz:”Kardeşim Üstadımız hakkında,Risale-i Nur hakkında, Nur Talebeleri ve Nur meslek meşrebi ve hizmeti hususunda sual sorarken kanatınız nedir diye sorarsanız herkes hasbel beşer farklı şeyler ifade edebilirler. Fakat bu mevzuda Hazreti Üstadımız ne buyurmuş yahut Risale-i Nurda bu mes’ele nerededir ve nasıl halledilmiş diye sorarsanız, en isabetli cevabı alabilirsiniz.” Bu esasa göre nur mesleğindeki şuranın da diğer meşveretlerden farkı ortaya çıkıyor. Onlarda otorite mana-yı ismi ile hey’ettir. Nur meslekinde ise bizatihi kitaptır. Yine merhum Zübeyir Ağabeyimizden nakil: “Hazret-i Üstad altı bin sayfa külliyatta üç bin küsur sahifede imani hakikatları,marifetullah ve muhabbetullahı ders verirken, üç bin sahifeye yakın Tarih... Devamı

Dört duvar arasında Risale-i Nur okuyorum ne olacak demeyin

2015-11-09 17:23:00

Kardeşim, kalbinizden geçmesin ki ben burada dört duvar arasındayım, kendi başıma okuyorum, ne olacak ki? Erdoğan Esenkal'in haberi: RİSALEHABER-Ahmet Tanyel Ağabey anlatıyor: Sene 1969. Askerden gelmiştim. Zübeyir Gündüzalp ağabeyin de kaldığı Süleymaniye 46 numarada medrese-i nuriyede Risale-i Nur okuyordum. O zaman yaz olduğundan, medresede kalan diğer herkes okuma programına gitmişler, ağabeyler vs, kimse yok. Ben yalnız okuyorum. Bir müddet sonra Zübeyr Ağabey yukarı kattaki odasından indi. “Sesli oku kardeşim” dedi.Okumaya biraz daha devam ettim. Ders bittikten sonra: “Kardeşim, kalbinizden geçmesin ki ben burada dört duvar arasındayım, kendi başıma okuyorum, ne olacak ki? Sizin burada okuduğunuz İman hakikatleri ehl-i dalaletin kalbinde manevi bir bomba tesiri yapar, onları inhizama (bozgunluğa) sevk eder.” Devamla; “Manevi tahribata karşı manevi bir tamir, bir mukabele gerekiyor. Eğer ki o manevi tahribata karşı, o manevi mukabele olmadığı takdirde maddi havaya bile tesir ediyor” dedi.       Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur   ... Devamı

Bediüzzaman Said Nursinin ümidi Ne idi?

2015-11-03 08:10:00

Bediüzzaman Said Nursinin ümidi Ne idi?   Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ve hamdederim ki, İhtiyarlar Risalesi'ndeki ümidimi ve Müdafaat Risalesi'ndeki iddiamı sizinle tasdik ettirdi. Kastamonu - 5 Üstadın İhtiyar risalesindeki ümidi ve Müdafaat risalesindeki iddiası nedir?   metne baktığımızda:   " Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim ve hizmet-i Kur'aniye ve imaniyede ihlaslı ve kuvvetli ve şanlı arkadaşlarım!   Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ve hamdederim ki, İhtiyarlar Risalesi'ndeki ümidimi ve Müdafaat Risalesi'ndeki iddiamı sizinle tasdik ettirdi. Evet, lillahilhamdü biadedi-z zerrati min-el ezeli ile-l ebed sizin ile otuz bine mukabil gelen otuz Abdurrahman'ı, belki yüz otuz, belki bin yüz otuz Abdurrahman'ı Risalet-ün Nur'a ihsan etti.    Hem unutulmayan, her vakit yanımda bulunan kardeşlerim, Risale-i Nur'a sizin gibi pek ciddî sahib ve muhafız ve vâris ve hakikatbîn ve kıymetşinas zâtların benim yerimde benden daha kuvvetli, ihlaslı olarak vazife-i Kur'aniye ve imaniyede çalıştıklarını gördüğümden, kemal-i ferah ve sürur ve itminan ve istirahat-ı kalb ile ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum.    Ben sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddid defalar görüyorum ve size olan iştiyakımı tatmin ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz. Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekân mâni' olmaz; manevî radyo hükmünde biri şarkta biri garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da rabıta-i Kur'aniye ve imaniye onları birbiriyle konuşturur.   Envar / Kastamonu Lahikası ( 5 ) "   _____________... Devamı

Nurcular Pasif Midir?

2015-10-31 11:45:00

Kırkıncı ağabeyden Çok ehemmiyetli bir hatıra.. Kırkıncı ağabeyden Çok ehemmiyetli bir hatıra.. Bugün kü hadiseyi anlamak isteyenlere.. Mehmet KIRKINCI Hoca Anlatıyor: 1971 yılının Mart ayında kardeşlerin daveti üzerine Trabzon’a gittim. Beni denize nazır bir evde misafir ettiler.  Akşam misafir olduğum eve kalabalık bir cemaat geldi. Onlara Risale-i Nur’dan bazı dersler okuduk. O cemaatin içinde üç-dört kişinin tavırları ve oturmaları dikkatimi çekmişti. Daha sonra çay faslında onlardan biri parmak kaldırdı ve şöyle dedi:   “Biz Risale-i Nur’u daha önce duymuştuk, ama dinlemek bu güne nasip oldu. Doğrusu Risale-i Nur’da fevkalade bir kuvvet ve ikna gücü gördük. Fakat Risale-i Nur’daki bu hakikatler ile Nur Talebeleriarasında bir tezat var. Risale-i Nur’daki bu hakikatlere rağmen, neden Nur Talebeleri böyle pasif hareketediyorlar?”   Ben de bu ülkücü gence: “Ne demek istediğinizi tam olarak anlamadım. Bizim nasıl pasif olduğumuza bir misal ver ki tam olarak anlayayım.” dedim.  Bir müddet sustu, sonra şunları anlattı:   “Biz üniversitede Marksist zihniyetli kimselerle sürekli dövüşüyoruz. İki gün önce yine kavga ettik.” Yanındaki kafasında sargı bulunan arkadaşını göstererek: “Onlar bu arkadaşımızın kafasını kırdılar. Burada bulunan Nur Talebelerinden olan arkadaşlarımızda bizi gördükleri halde hiç karışmadan çekip gittiler. Bizi solcularla baş başa bıraktılar. Bu pasiflik değil de nedir?” dedi.  Buna karşılık: “Bu izahından anladım ki, biz pasif değiliz. Eğer pasif olsaydık, bu cemaat buraya toplanabilir miydi? Demek ki, bizde bir gayret ve hareket va... Devamı

1 KASIM / YAHUT AHRAR

2015-10-31 10:51:00

Zübeyr Gündüzalp ağabeyin on sene hizmetinde bulunmuş el an İzmir'de nur hizmetlerinin başında Eyyüp Ekmekçi ağabeyin gündeme dair bazı hatıraları   1 KASIM / YAHUT AHRAR DİKKAT: Hazret-i Bediüzzamanın dua ettiği cereyan bu Ahrar cereyanıdır.Şimdiki Ahrar AK PARTİ'dir.Hazret-i Üstad:"Bu Ahrar ileride İttihad-ı İslâm'a inkılâb edecektir."buyurmuşlardır.Hazreti Bediüzzamanın mutlak vekili olan Merhum Mustafa Sungur Ağabey Ak Parti için bunlara "ehvenüşşer" denmez,"âzam-ı hayırdır."buyurdular.Hazret-i Bediüzzamanın dua ettiği şimdiki Ahrar AK PARTİ olduğunda Hazret-i Üstad'ın mutlak vekilleri müttefiktir.   Not:"Hayati mesele tabir ederler ya! Bu oy meselesi milli hayatımıza..bu günkü şartlarda ebedi hayatımıza taalluk ediyor.Nasıl mı! Bir tarihte Hazret-i Üstad Bediüzzaman:" Bu asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını(imanını, ebedi hayatını ve iki cihan saadetini) kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşf ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği davanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?" Sonra bir sohbette Hazret-i Üstad:"Ben yeis vermesin diye söylemedim, o kırk kişi namaz kılanlardandı.Dinsiz tahripçi partiye, CHP'ye oy vermişlerdi."   Not:Hz Üstad:" Bu mes'elede bitaraflık olmaz;muhalif taraf hesabına geçer. " buyurmuşlardır.   HAZRET-İ ÜSTAD'DAN KISACA Asrın müceddidi Hazret-i Üstad Bediüzzaman Said Nursi Kur'anın manevi mu'cizesi olan Risale-i Nurla Kur'anî bir lisanla "seb'al mesanî" sırrına mazhariyetle azamî m... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1

Yozgat Nur |  görsel 1