.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

Yozgat Nur |  görsel 1

50-

Lahikaları Okutmayandan Korkarım”

2017-03-23 08:25:00

Dıştan güdümlü din ve vatan hainleri fetöcüler şimdi de vefat etmiş olan mutlak vekil ağabeylerin adını kullanmaya çalışıyorlar. Merhum Zübeyir Gündüzalp Ağabey (R.A), dışarının maşası olan Feto İzmir’e yeni geldiğinde, lahikaları okutmadığını duyunca:“Lahikaları okutmayandan korkarım. Sonu doğru çıkmaz.” demişti.  Sonra sadeleştirme adıyla tahrif ihaneti için Zübeyir Ağabey’den -sözüm ona- cevaz almak için geldiğinde, Merhum Zübeyir Ağabey’in çok şiddetli mukabele ettiğini, kitabında “İyi bir zılgıt yedik” tabiriyle yazmış.    Mel’unun o gelişinde ifade ettiği bir itirafı aynen yazıyorum: “Onbinlere vaaz ediyoruz; mendillerini ıslatıyorlar. Camiden çıkınca aynı tas aynı hamam. Değişen birşey olmuyor. Ben şimdi onbinleri ağlatmaktansa; şöyle 7-8 kişiyle Risale-i Nur dersi yapmayı tercih ediyorum.” demişti.   İşte enaniyet-i fir’avuniyesinin sevkiyle ve dıştan aldığı bir ihaleyle sadeleştirme adı altında, te’sirine böylesine şahid olduğu asrın Kur’an dersi ve manevi mu’cizesi olan böyle bedi’ bir tefsire üç defa ihanet teşebbüsünde bulunmuştur.    Birincisinde Merhum Zübeyir Ağabey’den (R.H) -kendi tabiriyle-zılgıt yemiş. İkincide bütün Nur Cemaati’nin şiddetle reddiyesine muhatab olmuştu. Üçüncüsünde Merhum Mustafa Sungur Ağabey, Üstadımızın altı mutlak vekilinin imzaları ile bir mektupla ikaz edilmek istenmiş.   Red ile tuğyan edince -videoda var- Merhum, Üstadımızın Mutlak vekili Mustafa Sungur Ağabey; elli sene sabır ile tahriften vazgeçirmeye çalışmasından sonra yine tuğyan edince.. yani Allah’ı bırakıp emperyalist ka... Devamı

Hakikat Güneşi Risale-i Nur

2017-03-23 08:09:00

Bir adamı acizleştirip pasifleştirmek isterseniz ve zelil yapmak isterseniz,nokta-i istinad ve nokta-i istimdadını elinden alın. Ezeli-ebedi zaman ölçüsü içerisinde aciz-i mutlak insanın nokta-i istinad ve nokta-i istimdadı, Allah'a ve ahirete imandır. İşte Cumhuriyetin başında ladini zihniyet,milletin efkar ve maneviyatında bu dehşetli yıkımı,materyalizm  afyon yutmuşluğu içinde bu necip yüksek seciyeli millete yapmış,ağır darbe vurmuştur.Eski Türkiye tarihindeki vesayet esaretleri,maskaralıklar,darbe ve zilletler;bu,maneviyata, Hak Dine vurulan darbe ve ihanetlerin ürünüdür.   Avrupa gavurunun yıkımının sebebi olan teslis hurafesini mağlup ederek fir'avunlaşan materyalizm cereyanı,bir kıyas-ı maalfarıkla yani yanlış bir kıyasla Din-i Hak ile hayat bulan memleketimize de taarruz etti. Emperyalist şeytanların oyunlarıyla gafletimizden istifadeyle muvakkaten tasallut ediyor gibi göründü. Fakat bir takdir-i Hüda ile nüveleri İslam'ın kudsi dahileri tarafından keşfedilmiş fünun-u cedidenin maddeten terakkideki ilk merhaleleri,kaderin bir cilvesiyle,"hamle kafirin"kaidesiyle ecnebi elinde tahakkuk etti. Fakat bu keyfiyet,beşeriyet hayatında yepyeni bir merhaleydi. İnsanlık makro ve mikro alemlerin keşfine çıktı. Asıl zengin olan,sır-rı azimi Kur'anda bulunan manevi vechesine henüz ulaşmasa da,insanıyet tarihinde yeni bir merhale idi teknik terakki. Eşyanın mahiyetindeki temel esaslar olan Allah'ın birliği ve Esma-yı Hüsnayı idrak edemeyen ecnebi diyarında,nev'i bir fir'avunlaşma ile beraber  materyalizm taunu zuhur ve inkişaf etti. Fakat her derdin layık devası ilm-i ezelisinde,hazinesinde ve Kelam-ı Ezelisinde VELA RATBİN VELA YABİSİN İLLA Fİ KİTABİMMUBİN (yaş ve kuru herşey Kur'anda mevcuttur.)  hakikatıyla beşer tarihinin,bu bilimsel kılıfa sokulan mataryaliz... Devamı

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 4 Manevi Kan Davası - 2

2017-03-22 09:08:00

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 4 Manevi Kan Davası - 2      “Cenab-ıHakk'anâzır ve ona vâsılolanyollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir.” [1] bunca yekün ve fark ise mutlaka metod ve tarz farkını getirecektir. Hedef aynı amma geliş istikameti farklı olması manasına gelmektedir. Geliş istikameti farklıysa bakış açısı ve hadisata verilen mana da farklı olacaktır elbette. Bu farklılık insanlarda ayrışmaya ötekileşmeye değil, mana mertebesinin müteaddid manasından başka bir mertebedir diyebilecek şuura malik olmak elzemdir.      Yoksa bizden olsun çamurdan olsun, ötekinden ise elmasta olsa olmaz bizden değil ya gibi akıl tutulmasına sebebiyet verecek elfazdan ve ef’alden uzak durulmalıdır.      Fen ve felsefenin maddesel hücumu diyoruz ya hani işte. Bu hücumla zehirlenen kimseler - felsefik olanlar yani – kendi meşrebinden olana muhabbet eder kendi öeşrebinden olmayanı da ötekiler.. bu zinhiyeti kuran İngiliz aklıdır. Zaten vehhabiliği de bunlar icad etmiştir.      Bu felsefik virüse mübtela olanlar ise düşman veya öteki üretmeden duramazlar. Kendi meşrebine tüm hamiyetini sarf ederler. Eğer düşman türetemezse kendi meşrebinde bu defa düşman üretmeye çaba sarfederler. Neymiş arksadaş bu meşrec ve meşrecbilik..      Buna dair Nurculuğun mazisine bakıp sürekli mazide olmuş olan şeyleri diri tutmak için yırtınmak enerjisini hakaik-i imaniyeye sarf etmek yerine mesaisini hadisat-ı mazinin ihtilafi meseleleri ve hadisatına sarf eder. Bu ise ahmaklıktan öte bir şey değildir.      Mazide biz Hüsrev ağabeyle oturuyordukta falan hadise oldu ona böyle dedi. Biz Z&u... Devamı

İncitmekten Sakınanlar!

2017-03-20 11:02:00

İncitmekten Sakınanlar!      “Cenab-ıHakk'anâzır ve ona vâsılolanyollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir.” [1] bu herkesçe malumdur. Ve dikkat edersek “âlemin” diye bir tabir kullanmış müellif. Âlem ise bir terkiptir bir bütündür ve içersinde yaratılan her şeyi ihata edecek bir genişliği vardır. Kısacası masivaullah tabir edebiliriz.             Bir de bu Âlem tabirini insan için kullanılacak olursak karşımıza daha çetrefilli bir mesele çıkacaktır ki “mahiyet-i insaniye, şu kâinatın bir misal-imusaggarı olduğundan; âdeta âlemde ne varsa, insanda nümunesi vardır.[2]”bizler bunu bilsekte bilmesekte tam olarak bu böyledir.             İnsanın merkezi ise bütün bu Âlemleri tahlil, analiz, sentez edecek merkezi insan kalbidir. O kalb öyle bir mahiyeti ve merkeziyeti var ki dimağı dumura uğratacak bir ihatası ve mihanikiyeti vardır. Öyle derindir ki normal zamanda yüzebildiğin veya topuğunuzu ıslatmayacak olan o sular birden bire derinleşir ve dev diritnavtlar ancak dayanabilir bir hâlde gelir ve kendinizi o batın-ı kalbin ihata ettiği derinliklerde bulursunuz. İşte o zaman anlarsın ki “Yükselmededir marifet iklimine her an Bambaşka ufuklar açıyor ruhuna..[3]” bu ufuklar Âlemlerin insana veya insanın Âlemlere yolculuğunu anlatır.             Hani bazen deriz ne oldu dalmışsın hayrola? Veya dalmışım öyle.. işte bu dalmak tabiri alemler arası boyutlar arası geçiş demektir. İnsan başka bir Âleme dalmış olduğu için bir nevi geçici donma yaşıyor. Na... Devamı

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 3 Manevi Kan Davası

2017-03-15 15:28:00

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler – 3 Manevi Kan Davası      “Cenab-ıHakk'anâzır ve ona vâsıl olan yollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir.” [1] bu tariklerden birisi ve ahirzamanda en te’sirlisi ise kanaat-ı kat’iyye ile Risale-i Nur Hizmet dairesidir ki bu hizmet vasıtasıyla bu ülkede kimseler hizmet sahasında ortada yokken Bediüzzaman ve Te’lifatı olan Risale-i Nur Külliyatı ve nice talebeleri Allah demiş, Peygamber demiş, Kur’an diyerek ülkemizin ehl-i sünnet kalmasına en muazzaman hizmeti ettiler.      Bu ülke bugün ehl-i sünnet olarak kalmış, hatta islam beldesi olarak kalmışsa en büyük müsebbib Bediüzzaman ve Manevi Cihadıdır. Bunu kümse inkar edemez. Bunu görmemek ancak görmek duyusundan mahrum olmanın neticesidir.      İhlas Risalelerini te’lif etmiş olan Bediüzzaman Hazretleri 20. Lem’a ile Cemaatler arası ilişkilere, 21. Lem’a ile Nur talebeleri arasında ki münasebetlere projektörlük yapmıştır. İçerisinde bulundundukları ve bulunması muhtemel olduğu vaziyetler hakkında reçeteler yazmıştır. Hatta bir zaman bu iki eser mahrem tutulmuştur.      Risale-i Nur dairesinde hizmet eden meşrebler ise birbirisinin mütemmimi hükmündedir. Birbirisine muavenattardırlar. Herbir meşreb ve meşrebli fertler diğer hizmetleri kendisine rakip düşünüp onların hizmetine sekte vurmaya çalışması ise hata-yı azimdir, cinayet-i azimedir.      Risale-i Nur Dairesi ve Nurculuk, Nurcular, Nur talebeleri gibi tabirler bir bütünlük arzeder. Bu bütünlükten yani küllden çıkan ise cüz olmaya mahkumdur. Yirmi Altınc... Devamı

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler - 2

2017-03-13 10:04:00

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler - 2 İlk yazıda meşreb hususu hakkında iltimas etmiştik. El’an devam edelim inşaallah. Hakikat terazisinde müvazene ve terazinin hassasiyet ölçüsünü bozmamak tenasüb ve tesanüdden geçmektedir. Bu hakikatin müvâzenesi ve aradaki tenasüb ise sâri bir illet gibi her yerde karşımıza çıkan “Hem de keşf-i hakikata mani olan iltizam ve taassub ve taraftarlığın müdahaleleri..[1]” neticesinde bozulmakta ve neticesinde   “tesanüd bozulsa cemaatın tadı kaçar.[2]”bundan kurtulmanın ve cemaatin keyfiyetinin ve mihanikiyetinin bozulmamasının yolu ise hamiyet-i milliyyenin dar daire manası olan meşrebcilikten uzak durup, kucaklayıcı ve bütünselci olan hamiyet-i diniye/meslekiyeye teveccüh etmekten geçmektedir. Cemaatçilik/Meşrebcilik kavramını büyütsek karşımıza ırkçılık yani hamiyet-i milliye çıkıyor. Meşrebcilik/cemaatçilik yapılmadan hizmet edilmesi ise hamiyet-i diniyeyi netice vermektedir. Bu olmadığı taktirde okunan uhuvvet, muhabbet ve tesanüd meseleleri olur ama pratiğe geçmemesi sebebiyle malumat yığınları tezahür eder. Zahiri uhuvvet muhabbet ihlas tezahür eder. Ama hakikate geçmediği için zahirde kalır sırrına erip sırr-ı uhuvvet, sırr-ı ihlas, sırr-ı tesanüdü netice veremez. Nasıl ki bir fotoğraf çekmek için bir seviyede batarya lazım. O seviyeden düşükse fotoğraf çekemezsiniz. Bataryamızı hakaik ile lebalep doldurursak maneviyat aleminde terakki etmenin sonu olmadığı için bu hususta ne kadar gayret edersek o kadar kârlı çıkacağız. Neticesinde ise hakaikin sırrına ereceğiz. Bunun gibi hakikatine ermek için de çok gayret etmemiz gerekiyor. Mukaddemesi ise halis bir niyetledir. Zaten bir insanın sıkıntı çekmesi... Devamı

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler - 1

2017-03-12 12:26:00

Gavvas Dalgıçlar ve Cemaatler - 1   “Risale-i Nur bir kenz-i mahfî ve bir sandukça-i cevher ve menba-i envârdır.”[1]Kenz-i mahfi ise; gizli hazinedir. Amma bu hazineyi keşfetmek ise okumaktan fazla bir çaba ister. Çünkü “nakd-i  ömrü verenlere verilecektir” mana ve kemâlat. Yani okumaktan fazla bir gayret gerektirir. Her insanın mizacı muhtelif olduğu gibi istifade edeceği metodlar da farklılık arz eder. Bu farklılıklar ise aynı fıtrat/tarz/metodu benimsemiş insanların bir aray a gelmesiyle dar dairede meşreblerin geniş dairede ise mezheblerin teşekkülüne sebep olmaktadır. Kenz-i Mahfi olan Risale-i Nur Külliyatı ise gavvas dalgıçların keşfettikleri hazineler gibidir. “Gavvasdalgıçlar, o d efinenin cevâhirini aramak için dalıyorlar. Gözleri kapalı olduğundan el yordamıyla anlarlar. Bir kısmının eline uzunca bir elmas geçer. O gavvas hükmeder ki; bütün hazine, uzun direk gibi bir elmastan ibarettir. Arkadaşlarından başka cevahiri işittiği vakit hayal eder ki; o cevherler, bulduğu elmasın tâbileridir, fusus ve nukuşlarıdır. Bir kısmının da kürevî bir yakut eline geçer; başkası, murabba bir kehribar bulur ve hâkeza... Herbiri eliyle gördüğü cevheri, o hazinenin aslı ve mu'zamı itikad edip, işittiklerini o hazinenin zevaid ve teferruatı zanneder. O vakit hakâikın müvâzenesi bozulur. Tenâsüb de gider. Çok hakikatın rengi değişir. Hakikatın hakikî rengini görmek için tevilâta ve tekellüfâta muztar kalır.”[2] Misaldeki teşbihi anladığım hakikata tatbik edecek olursak karşımıza çok ehemmiyetli bir şey çıkacaktır. Bu misaldeki muhtelif cevherleri taharri için yapılan gayretler ise metod... Devamı

Damat ve Kayınvalide Hukuku

2017-02-28 13:22:00

Damat ve Kayınvalide Hukuku   Damat ve Kayınvalidenin nikah yoluyla akrabalıkları oluşur ve birbirlerine nikahı ömür boyu haramdır. Yani damat kaynananın oğlu hükmündedir ve vefat eden kaynanasını kabre indirmesinde sakınca yoktur çünkü onun mahremidir,oğludur.   Güvey, insanın kendi kızının kocası. Damatlık, evlilik dolayısıyla meydana gelen, başka bir deyişle hısımlık (sıhriyet)'tan kaynaklanan bir akrabalıktır. Evlenen kız veya kadının kocası, o kız veya kadının ebeveyninin damadı olur.   İslâm'da evlilik, her eşe karşı eşin usûl ve furûunu haram kılar. Dolayısıyla damata da karısının annesi ebediyen haram olur (en-Nisâ, 4/23). Torunların kocaları da damat savılır ve damadın hükümlerine tâbi olur. Kaynana damada ebediyyen haram olduğu için, ikisinin başbaşa kalmalarında, beraber yolculuk yapmalarında, kaynananın ahlakî ölçüler dahilinde açılmasında, bir mahzur yoktur. Tabiî ki bunların beraber bulunmalarının bir fitneye sebebiyet vermemesi şarttır.   Bir kimsenin "damat" olup onun hükümlerine tâbi olması için mücerred nikâh akdi yeterlidir. Nikâh akdi yapıldıktan sonra bir de zifaf gerekmez. Yani kaynana veya damat oluş zifafa bağlı değildir. Sadece nikâh akdinin yapılmış olmasına bağlıdır. Damat ile kaynanası arasındaki hükümler, hemen nikâhtan sonra başlar.   Ahlâkı temiz, dînî endişe duyan müslüman erkeklerin damat seçilmesine dikkat gösterilmelidir. Müslüman ismi taşıdığı halde İslâm'la alay edebilen erkekler zaten dinden çıktıkları için onlara kız vermek caiz değildir. Damat, insanın namusunun bekçisi olduğu için emaneti ehline vermek gerekmektedir. Rasûlullah (s.a... Devamı

Fotoğraf |  görsel 1