29 10 2014

[G.M.] Hulusi ağabeyin Nihad'la yazdığı mektub

53/276 441/416 بِاسْمِهِسُبْحَانَهُ  وَاِنْمِنْشَيْءٍاِلاَّيُسَبِّحُبِحَمْدِهِ اَلسَّلاَمُعَلَيْكُمْوَرَحْمَةُاللّهِوَبَرَكَاتُهُ         Muazzez ve muhterem Üstadım!               Nâçiz vücudum ebediyet yolunda sevk-i kaderle sürüklenerek biraz da, her tarafı beyaz kefene boyanmış ve bu suretle bir nevi ölmüş bulunan Kars mıntıkasına getirildi. Nurların en değersiz bir hâdimini elbette Kars’a gönderen Hakîm-i Mutlak, onu şuuru taalluk etmeden en hayırlı işde istihdam edecektir.               Aziz ve muhterem Üstadım! Kalbime şimdi gelen ve hayatta beni çok zevkli tefekküre sevkeden اِنَّمَاالْمُؤْمِنُونَاِخْوَةٌfermanını tefsir eden dersinizdir. Risale-i Nur, ehl-i imanı bir nevi liva-i Ahmedî (A.S.M.) altında topluyor, tefrikadan kurtarıyor, kuvvetleştiriyor.   O liva-i Ahmedî (A.S.M.) Barla’da açılmış ve kemal-i hikmetle muhtelif yerlerde bulundurulmuştur. Bir kerre Nurlar yolu ile kendilerini bu kudsî, manevî sancak altına girmiş bilenlere ayrılık kalmıyor. Nerede bulunurlarsa bulunsunlar, hep bir yerde imiş gibi hep o mübarek ve mukaddes liva-i şerifin gölgesini düşünüyorlar. Bir kalb gibi çarpıyor, bir göz gibi görüyor, bir dimağ gibi düşünüyorlar. Ayrılık ve ayrılmak, hiss-i rekabet aslâ düşünülmüyor. Bu mukaddes; fakat dünyevî hiçbir zararı olmayan varlığa karşı çok sû’-i kasdlar yapıldı. Müellif-i muhteremine ve yakınlarına çok rahatsızlıklar verildi. Fakat neticede    هُمُالْغَالِبُواللّهِ حِزْبَاِنَّ              &nb... Devamı

27 10 2014

Kainatı Kur'an gibi okumak için 5 madde

Kainatı Kur'an gibi okumak için 5 madde 1- zahirden batına  2- kışırdan lübbe 3- Mana-i ismiden Mana-i Harfiye 4- Afaktan Enfüse 5- Sathilikten Müdakkikliğe geçmekle olur kanaatindeyim. Yozgatnur  ... Devamı

27 10 2014

Fıtri ve Sun’ilik

Fıtri ve Sun’ilik لَيْسَ الْكَحْلُ كَالتَّكَحُّلِ“Yani: Fıtrî karagözlülük, sun'î (yapma) karagözlülük gibi değildir. Yani yapma ve sun'î olan bir şey ne kadar güzel ve ne kadar kâmil olursa olsun, fıtrî ve tabiî olan şeylerin mertebesine yetişemez ve onun yerine kaim olamaz. Her halde sun'îliğin yanlışlıkları, onun ahvalinden, etvarından belli olacaktır.”[1]   Hepimizin malumudur ki: çevremizde iletişim halinde olduğumuz müddetçe muhtelif insanlarla irtibat kurmaktayız. Bu kurduğumuz irtibatlar neticesinde hem etkilemekte hem etkilenmekteyiz.   Bu irtibatlar neticesinde sirayet hasıl olmakta yani karşındakinin boyasıyla boyalanmaktayız. Pozitif birisiyle görüşmemizle onun pozitifliği bize geçmekte.. negatif birisinin de negatifliği bize geçmekte sirayet etmektedir.   Lakin burada dikkat etmemizle gördüğümüz şey ise; bir kişi yaptığı, söylediği şeylerde samimi olup olmadığı o şeylerş söyleyip/yaparken belli ediyor.   Mesela sevmediği birisi geliyor ama onunla konuşuyor konuşması gerekiyor. Bu ihlastır; ama sırr-ı ihlas değildir. Çünkü bir şey insanın batına tesir etmemişse amiyane tabirle içine sinmemiş öz olmamışsa sırr-ı ihlas olmamıştır. İçine dek işlemişse şayet o sırr-ı ihlastır. Demek ki her şey batında iç manevi alemde tezahürü ve yeri nisbetinde tesir ediyor.   Fıtri/Sırr-ı İhlas olmayan davranışlar yapmacık olduğu her halden belli oluyor. Hoş geldin abi/kardeş deniliyor ama bakıyorsun o kadar sun’i yapmacık oluyor ki tavırlarından adeta tiksindiriyor. “Her halde sun'îliğin yanlışlıkları, onun ahvalinden, etvarından belli olacaktır.”[2] Hakikatini zerrelerde bile hissetmeye sebep oluyor.   Yapma çiçe... Devamı

27 10 2014

Üç Çeşit Okuma

Üç Çeşit Okuma! Risâle-i Nur üç şekilde okunabilir (veya okunmalıdır). Birincide, her gün belli bir mikdar ve belli bir sıraya göre okuma. Bu tarz okumanın pek çok faydaları vardır. Günde  5 sahife okuyan, senede 1825 sahife okumuş olacaktır. 10 sahife okuyan şahıs, senede 3650 sahife okumuş olacaktır ki, bu da külliyatın tamamı demektir.  Bu tarz okuma külliyatın bütününden haberdar olmaya, konuların tazeliğini zihinde daima canlı tutmaya veya unuttuğumuz şeyleri hatırlamaya vesile olur. İkinci okuma tarzı da, konu araştırması şeklindedir. Mesela “Risâle-i Nur’da nefis terbiyesi” nasıldır. Tevhid, risalet veya başka konular... Her bir konu bir araştırma konusu (tez) olarak ele alınıp, bu konunun derli toplu bir hale getirilmesine çalışılabilir. Bu tür çalışmalar, kafamızdaki mevzuların dağınıklıkdan kurtulmasına vesile olur.   Üçüncü tarz okuma ise, bazı imani risaleleri vird edinme şeklinde okumaktır. “Ayete’l-Kübra” “Haşir” “Münacat” gibi imanî risaleler, ehl-i tarikatin yaptığı gibi vird edilerek okunduğu takdirde çok büyük feyzlere ve imanın inkişafına vesiledir. Bazı veliler zikrin 3 mertebesi olduğunu söylerler. Onlara göre; birinci mertebede mürid ‘dil’iyle zikreder. Bu esnada zihin başka yerlerdedir. Fakat bu zikre devam ede ede neticede ‘dil’ ve ‘kalp’ birleşir. Dil “Allah” derken, kalp de dağınıklıktan kurtulmuş bir halde dile refakat ederek o da “Allah” der. Bu zikre devam neticesinde ise artık ‘zikir’ kalbe yerleşir. Zaten zikirden gaye de bu hale erebilmektir. Bu merhalede ‘dil’ sussa bile, kalp devamlı zikir üzeredir. Dünyevî haller onu zikirden alık... Devamı

26 10 2014

Kainat Bir Aynadır

Kainat Bir Aynadır!   Nefrin, hezârân nefrin, cehlin yüzüne..[1]   Âyinedirbuâlem, her şey Hak ile kaim Mir'at-ı Muhammed'den Allah görünür daim.[2]               Dünya ve dünyanın içinde bulunduğu galaksi ve galaksinin içinde yer aldığı sistem ve sistemin tamamına verdiğimiz kainat isminde her şey birer aynadır. “Kâinat bir aynadır. Her mevcudâtın mâhiyeti dahi birer aynadır.”[3]Ayna, ışığı aksettirip gösterdiği herkesin malumudur. Kainat ve kapsamış olduğu her şey de esmâ-i İlâhiyeyi bize gösterir ve Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarına âyinelik eden mevcudata da mecazen “âyine” denilmektedir. Bu ayinelik itibariyle insan kendisinin bakmasıyla görebilir. Karşılıklı 4 aynayı birbirisinin karşısına koyup bakıldığında nihayetsizlik sonsuzluk görülmektedir.               Bir aynaya ayna itibariyle bakılırsa cam görünür. Aynaya aynanın yansıtmak özelliğine bakılırsa aynanın karşısındaki görünür. Cereyan eden hadiselere aynanın akis özelliğine bakılırsa herkesin değeri ve mahiyeti içyüzü açığa çıkıp tezahür ediyor.               Kainatta her hadise bizlerin kalitesini gösteriyordiğine göre sürekli hadiseler eleğiyle elenmekteyiz. Elek delikleri dar ise elenen çok olmaz. Ama büyük delikli elek ise sadece büyük taneler kalmaktadır. Kimi zaman çevremizle kimi zaman kendimizle kimi zaman dünya ile eleklere tabi tutuluruz.            “HerkesÂyinesininMüşahedatınaTâbi'dir... Devamı

22 10 2014

Risale-i Nur'un sadeleştirilmesi siyasal manevra

Risale-i Nur'un sadeleştirilmesi siyasal manevra   Yazar Senai Demirci, "Risale'nin ana metni üzerinde oynamak değil, bu ana metinden beslenen bireysel metinler üretmektir" dedi. YAPILAN BU İŞİN ADI SAHTELEŞTİRMEDİR   Risale Haber'e konuşan Demirci, çeviri ile sadeleştirme farkının anlaşılmamasını garipsediğini belirterek, "Çeviri, eserin aslına dikkat çeker... Sadeleştirme/sahteleştirme, eserin aslının yerine geçer. Aslında "sadeleştirme" tabirini kabul etmiyorum. Sadeleştirme, Risale-i Nur'un sade olmadığına dair tezi kabul etmektir. Ben etmiyorum. Yapılan bu işin adı sahteleştirmedir. İşin adı ne olursa olsun, risale metni üzerinde müdahale hakkı olduğunu iddia etmek, bu iddiasını da küstahça icraya koymaktır" şeklinde konuştu.    İKİ SİYASAL MANEVRA   "Risale sadeleştirilmesi" denen tasarrufu, siyasal bir manevra olarak gördüğüne dikkat çeken Demirci, sözlerini şöyle sürdürdü:   "Bu manevranın siyasal anlamı: 1-Patron benim, yetkiler bende demektir. Ki olay sonrası, herkesin Pensilvanya'ya durdurun diye ricacı olması, bu amaca doğruca hizmet etti. Kendi otorite konumunu teyid ettirdi.   "Sadeleştirme" denen operasyonun ikinci ama öncelikli mesajı, "Said Nursi'nin söylemi eskilerde kalmıştır. Risale-i Nur'un devri tamamlanmıştır. Bediüzzaman, 1930'ların kafasıyla yazan, dönemini dilini aşamayan bir müelliftir" kabullenmesini ilan etmektir.   "Bu iki mesaj, çok daha önemlidir. Sadeleştirme üzerinde odaklanmaktan çok, olayın arkaplanını okumalıyız.   RİSALEDEN BİREYSEL METİNLER ÜRETİLMELİ ... Devamı

21 10 2014

Kuru Laf’a Karnımız Tok!

Kuru Laf’a Karnımız Tok!   Vakta kimazi derelerinde hükümferma olan garaz ve husumet ve meyl-üt tefevvuku tevlid eden hissiyat ve müyulat ve kuvvet idi. O zamanın ehlini irşad için iknaiyat-ı hitabiye kâfi idi. Zira hissiyatı okşayan ve müyulata tesir ettiren, müddeayı müzeyyene ve şaşaalandırmak veyahut hâile veya kuvve-i belâgatla hayale me'nus kılmak, bürhanın yerini tutar idi.   Fakat bizi onlara kıyas etmek, hareket-i ric'iyye ile o zamanın köşelerine sokmak demektir. Herbir zamanın bir hükmü var. Biz delil isteriz, tasvir-i müddea ile aldanmayız.[1]   Eski zamanda, esasat-ı imaniye mahfuzdu, teslim kavî idi. Teferruatta, âriflerin marifetleri delilsizdeolsa, beyanatları makbul idi, kâfi idi.   Fakat şu zamandadalalet-i fenniye, elini esasata ve erkâna uzatmış olduğundan, her derde lâyık devayı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelal, Kur'an-ı Kerim'in en parlak mazhar-ı i'cazından olan temsilâtından bir şu'lesini; acz u za'fıma, fakr u ihtiyacıma merhameten hizmet-i Kur'ana ait yazılarıma ihsan etti.    Felillahilhamd sırr-ı temsil dûrbîniyle, en uzak hakikatlar gayet yakın gösterildi.   Hem sırr-ı temsil cihet-ül vahdetiyle, en dağınık mes'eleler toplattırıldı. Hem sırr-ı temsil merdiveniyle, en yüksek hakaike kolaylıkla yetiştirildi.   Hem sırr-ı temsil penceresiyle; hakaik-i gaybiyeye, esasat-ı İslâmiyeye şuhuda yakın bir yakîn-i imaniye hasıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefs ve heva teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu.[2]               İnsan olarak herbir şeylerle alakadar olması fıtratın mıknatıs gibi... Devamı

20 10 2014

Mübalağanın Zararı!

Mübalağanın Zararı!   Mübalağa:Bir şeyi çok büyük veya çok küçük göstermek. Bir şeyi olduğundan fazla veya eksik göstermek. * Haddini aşmak. * Edb: Bir şeyi ifade ederken ya olduğundan fazla veya olduğundan çok noksan göstermek." Habbeyi kubbe, kubbeyi habbe yapmak." Manalarına Gelmektedir.   Biz insanların aczimize, hüsn-ü zannımıza istinaden verdiğimiz sun’i ve hakiki olmayan verilen makamlarla kendisini o yüksek makamda kendini muhafaza etmek ve ona da hüsn-ü zanla bakanlar için mübalağlar olmakta yapılmaktadır.   Bu yapılan hüsn-ü zan için tehlike büyüktür. Çünkü verilen makam-ı kazin olan yalancı makamla o abi, bu hoca, bu şeyhim.. gibi şeylerle ne derse desin o yukarıda bulunan makam-ı kazib sahibi direkt olarak kabul edilmektedir.   Halbuki bize üstadımız diyor ki: “Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima suret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Zira çok silik söz ticarette geziyor.   Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz.Belki ben de müfsidim veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyle ise her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz. Eğer altun çıktı ise kalbde saklayınız. Bakır çıktı ise çok gıybetiüstüne ve bedduayı arkasına takınız, bana reddediniz gönderiniz.[1]” bu gerçekten çok muazzam hakikatleri veciz bir suretle ifade edilmiş olan hakikat hazinesidir. Görüp, okuyup, anlayıp, tatbik edene. &nb... Devamı

19 10 2014

Muhakemattan Notlar

İhsan-ı İlâhîden fazla ihsan, ihsan değildir. Bir dane-i hakikat bir harmanhayalâta müreccahtır.  İhsan-ı İlâhî ile tavsifte kanaat etmek farzdır. Cemiyete dahil olan, cemiyetin nizamını ihlâl etmemek gerektir. Bir şeyin şerefi neslinde değildir, zâtındadır. Bir şeyin aslını gösteren semeresidir. Birinin malına başka mal—velev kıymetli de olsa—karışırsa, malını kıymetsiz ettiği gibi, haczetmesine dahi sebep olur.  Şimdi bu noktalara istinaden derim ki: Tergib veya terhib için avamperestane terviç ve teşvikle bazı ehâdis-i mevzuayıİbn-i Abbas gibi zâtlara isnad etmek, büyük bir cehalettir. Evet, hak müstağnîdir. Hakikat ise, zengindir.  Tenvir-i kulûba ziyaları kâfidir. Müfessir-i Kur’ân olanehâdis-i sahiha bize kifayet eder. Ve mantığın mizanıyla tartılmış olan tevarih-i sahihaya kanaat ederiz. (1 )   Yozgat Nur ( 1 ) Muhakemat ( 25 )  ... Devamı

18 10 2014

Manevi istibdadlar Kırılmalı

Manevi istibdadlar Kırılmalı   Ecnebilerde taklid ve cehalet ve taassub ve kıssîslerin riyaseti. Ve bizdeki mani ise; istibdad-ı mütenevvi ve ahlâksızlık ve müşevveşiyet-i ahval ve ataleti intac eden ye'stir ki, şems-i İslâmiyetin küsufa yüz tutmasına sebeb olmuşlardır. [1]               Bu manalara bakalım.   1-  Gayr-i Müslümlerde: cahillik, kendisinin elindeki şeylere tek doğru budur deyip başkalarını kabul etmeyip dediğim dedik havasında olmasına neden olan papazların başı çekip her şeyde söz sahibi olması avrupanın terakkiyatına mani oldu   2- Biz islam coğrafyasında ise: muhtelif baskılar istibdadlar, istibdad içinde istibdadlar ve bu istibdad envaının neticesinde hasıl olan ortaya çıkan tembellik ve bütün maddi ve manevi mağlubiyete sebep olan yeis yani ümitsizlik islamiyetin hakikatının inkişafına mani olan sebeplerdir. Bunlar islam güneşinin tam bir surette görülüp yayılmasının önünde müteselsil sıradağlar gibi engellerdir.   Maddi istibdadlar yıkılır yıkılmaya yüz tutar. Lakin manevi istibdatlar ise o kadar kolay olmaz. Çükü ön yargı hakimdir. “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan zordur!”[2]   Birisi bir şeyi öğrenip en mükemmeli bu demek yerine mükemmel sadece budur düşüncesiyle hareket etmesi önyargı ve taassubun sebebidir.               Taassubun lügati manası:bir düşünceye körükörüne bağlılık.      Çoğulu ise istibdaddır.            Körükörüne bağlılık da budur ki: “Bir de... Devamı

17 10 2014

Lahikalarla Hareket etmeyenler!

vâ esefâ der ki: İslâmiyetin mağz ve lübbünü terkederek kışrına ve zahirine vakf-ı nazar ettik ve aldandık. Ve sû'-i fehm ve sû'-i edeb ile İslâmiyetin hakkını ve müstehak olduğu hürmeti îfa edemedik. Tâ o da bizden nefret ederek evham ve hayalâtın bulutlarıyla sarılıp tesettür eyledi.   Hem de hakkı var. Zira biz İsrailiyatı usûlüne ve hikâyatı akaidine ve mecazatı hakaikine karıştırarak kıymetini takdir edemedik. O da ceza olarak bizi dünyada te'dib için zillet ve sefalet içinde bıraktı. Bizi kurtaracak yine onun merhametidir. (1)   Bu metni şöyle anladım ki:  islamiyetin Yer yüzüne yayılıp döşenmesi ve hakikatına Risale-i Nurun Lahikaları gözlüğüyle bakmamanın neticesi olarak Fethullah Gülene hüsn-ü zanla bakanlar hakikatı görememesi sebebiyle bir nei edepsizlik ederek Lahikaların hakkını vermeyerek hüsn-ü zanla muhabbetle baktılar. o da bu hüsn-ü zanla kainatın teveccühü bana olsun diyerek kendisini bir şey zannetti. neticesinde kendisini Evham ve Hayalata saparak kendisini adeta mesih olarak görmesine sebep oldu.    neticesinde israiliyatı hikaye ve bu uydurma şeyleri islamiyetle karıştırıp bunları ayırt etmeden hakikatları zayi ettiler. Risale-i Nuru iddia eden lakin Risale-i Nurun hakaikına uymamanın neticesinde manevi ve maddi evhama maruz kaldılar.     Bu halattan kurtulmanın çaresi Risale-i Nura intisap etmektir.   Yozgatnur     Haşiye: (1) Muhakemat ( 9 )  ... Devamı

16 10 2014

Yeniasya Camiasındaki bir yorumuma cevaptır!

Biz Risale-i Nur Okuyan imseler için ESAS OLAN ŞAHIS DEĞİL RiSALE-İ NURDUR.   * Şahsı esas alıp onun her dediğini yutan kabul edenler için için dedikleriniz geçerli olabilir.   * bazı şeyleri tadad edip bana cevap yazmışsınız.   * 12 eylülde ne yaptılar ne beyanda bulundular bilmiyorum. Ama dediğiniz gibi bir şeyi kırkıncı'nın videosunda dördüm.   * Hiçbir Nur meşrebinin erbakana[yazıcılar hariç] oy verdiğini bilmiyorum.   * Abilerin güleni muhafaza etmiş olması o adamın hakikatını anlamadıklarının bariz ifadesidir. Ben bunca zaman bir defa bile o adama sempati ile bakmadım, ısınmadım, sevmedim, sevmiyorum, sevmeyeceğim de. Neden mi öteden beri Risale-i Nura su katarak ortada müntesiplerine bir şey nurlardan vermemesi içindir. yani meslek-i nuriyenin esasına hücumundandır. Abilerin muhafaza ettiği 28şubat sürecinde bizler Rüştü TAFRAL ağabeyin düşüncesine iştirak edenlerdeniz.   * sadeleştirme ihanetini tebarüz etmesiyle herkes teyakkuz etti. burada yazdığınız ifade "neden o top güllesini ben atmadım/ attım kabilindedir."   *Yeniasyanın her seçim zamanında bir şekilde hemen hergün DP'yi desteklediklerini, 2005-2006 tam bilmiyorum o seçim zamanını, son başkan seçimnde de chp adayını destekleyen yazıların yazılması alenen ona dair yazı, karikatür, demeç verilmesi Mİ SERBEST BIRAKMAK?   Son cumhurbaşkanı seçiminde yazılan yazılarınız değil mi şarkta ihtilafa sebeb olan - meşreb içinde- Sonra etbaını muhafaza etmek için haksız da olsa meşverete uymak lazım diye bi sürü yazı yazan ben mi idim acaba?   *Bunca yaşanandan sonra canilerle beraber olan kimseler de o nevdendir.  çünkü biliyoruz ki masumlar oradan ayrıldı. Nitekim meşre... Devamı

13 10 2014

Risale-i Nur'ları anlamak için en muessir sebebleri:

Risale-i Nur'ları anlamak için en muessir sebebleri: 1-Haramlardan elimizden geldiği kadar uzak durmak 2-Bol bol istiğfar etmek 3-Evradlarımızı ne pahasına olursa olsun asla aksatmamak 4-Kesinlikle helal lokma yemeğe gayret etmek 5-Bizden daha iyi anlayanlarla beraber olmak 6-Hased den,dedikudular dan,gıybetten,adavetten,bağnaz taassübten uzak durmaya çalışmak 7-Dimağını meşkul etmek,boş bırakmamak 8-Namazlarımızı vaktinde kılıb tesbihatlarımızı aksatmamak 9-Az dahi olsa hergün okumak 10-Okuduklarımızı tefekkür etmeye gayret etmek 11-İnternet,tv,ve cep telefonlarla meşkuliyetleri en askari seviyeye indirmek 12-Allah'tan cc dua ile devamlı yardım istemek 13-Ehilleriyle muzakerler etmek 14-Atıflı okumaya gayret etmek 15-Anlamadığımızı külliyattan izahlarını bulmaya çalışmak,bulamazsak ehillerine sormak 16-Gusul almayı ertelememek 17-Abdestli yemek yemeye ve abdestli okumaya ve abdestli yatmaya gayret etmek 18-En geç gece 24.00 yi geçirmeden yatmak,kerahet vakitlerde yatmamak 19-Enfüsi tefekküre alışmaya çalışmak 20-Risale-i nura sadakatını bozmamaya çalışmak 21-Hizmetin maddi ve manevi hizmetlerine koşmak 22-Disiblinli yaşamaya alışmak ve taviz vermemek 23-Siyasetlerden ve güncel hadiselerden uzak durmak                                                           hasan AKAR... Devamı

13 10 2014

KORSAN NEŞRİYAT MESELESİ SORU CEVAB http://www.nurunbekcisi.com/

Eyyüb Ekmekçi ağabeyden; Risale-i Nur'un neşir kaideleri, korsan neşriyatlar -bahusus RNK Neşriyat- hakkında biraz bilgi, yeni hurufla neşriyata cevaz meselesi:   Bir kere, Üstad hazretleri, hiçbir şeyi tesadüfe bırakmamış. Külliyatta, iman hakikatleriyle beraber, müdafaalar, Tarihçe ve lahikalar; Nur'un meslek-meşrebini ifade ediyor. O meslek-meşrebin tatbikatını da; on kişi üzerinde, on sene müddetle, tahkimat yaparak, ders veriyor Üstad. Sonra da onları vasiyetinde isim olarak yazıyor; varis ve naşir olarak. Varis ve naşirlerin haricinde hiçkimsenin, bir kere, neşriyat yapmaya hakkı yoktur. RNK Yayınları da bunun içindedir yani. Naşirler içinde olmadığı için, o da korsandır yani. Şimdi, Üstad'ın, Üstad hazretlerinin; hem aynen neşrettiği gibi neşredilecek, hem de varisleri ve naşirleri tarafından neşredilecek. Onların meşvereti ... olmayan neşriyat, korsandır. Sözler Yayınevi'ni taklid ediyor; öyle ... ediyor. O işin başında bir kurnaz var; o, ihtilaf çıkmasın diye, aynen neşrediyor. Yani "İnsiyatif elimize geçtikten sonra, istediğimiz gibi yaparız" manası var onda, yani. Onun için, biz, RNK'nın da aynen Sözler gibi neşredilmiş olması, bizi aldatmıyor yani; o da korsandır. Neşriyatın kaidesi bu: Üstad'ın varisleri ve naşirleri neşredebilir, onların meşveretiyle neşredilebilir ve aynen neşretmek mecburiyeti var. Nasıl neşretmişse, Üstad hepsini hüve-hüvesine tayin etmiş. Hattâ Diyanet'e, Sungur ağabeyle -Orada, Emirdağı 2'de mektubu var- Diyanet eliyle neşredilmesini tebliğ ederken, "İçinde iki tane adam bulunmak şartıyla" diyor. Diyanet'e verirken de onu söylüyor Üstad. "İçinde iki tane adam, külliyat neşredilirken bizzat tashihinde bulunmak şartıyla"... Devamı

10 10 2014

Risale-i Nuru Yeni Okumaya Başlayan Kardeşlerime Tavsiyem!

Risale-i Nuru Yeni Okumaya Başlayan Kardeşlerime Tavsiyem!   Dikkat, Tefekkür, Devamlı okumak, cüz'i ihtiyarımızı bu yönde kullanırsak Cenab-ı Hakkın TEVFİKi gelmesine zamin hazırlarız ve anlamaya başlarız. aksi halde anlamaz ve okumayız azizim.   Birde düz okuma yapanlarla veya izah yapmaya karşı olanlarla ve oku oku anlarsın diyenlerle   beraber olma. bu kimseler ya okumaktan vazgeçirtir. ya da okuyunca anlayacağın zamanı uzatır.   Barla Lahikasında şöyle bir ikaz var:  Okuyana ve dinleyenlere sırran diyorlar ki: Bu okuduğun kitabda bizdeki hakikatların da uçları, kokuları, işaretleri var. Dikkat edersen görürsün, çalışırsan anlarsın, cüz'-i ihtiyarını bu emre sevk edersen Allah da muvaffakıyet verir. Bulur ve bilebilirsin. Barla Lahikası ( 306 )     Muhammed Numan ÖZEL Yozgatnur ... Devamı

08 10 2014

Âfâkî, Nefsî, Usûlî Deliller

Âfâkî, Nefsî, Usûlî Deliller Mabudun vücuduna dair olan delilleri 2 kısma ayırmıştır:                Birisi: Hariçten alınan delillerdir ki, buna âfâkî denilir.                          İkincisi: İnsanların nefislerinden alınan bürhanlardır. Buna enfüsî tesmiye edilir.   Enfüsî olan kısmını da,biri nefsî diğeri usûlî olmak üzere iki kısma taksim etmiştir.               Demek, Mabudun vücuduna 3 türlü delil vardır: Âfâkî, nefsî, usûlî.[1]                           Âfâkîve Nefsî deliller şimdiki zamanla alakadardır. Hal’e bakar. Usul ise enfüsi/nefsinin içinden uzanan bir daldır. Usul geçmiş zamana bakar.               O halde enfüs’ü yapılandıran 2 şey vardır.   ·        Kendimiz ·        İnsanların nefislerinden alınan bürhanlar. (i.94)   Mazi = Usul Müstakbel = Füru               Bizden önce aynı mevzuyu tetkik eden bizim o mevzuya olan mesafemiz nisbetinde bizce Usul(ced, ata) hükmündedir.                          Bizlere nisbetle usu... Devamı

07 10 2014

Bir Şey’in Tafsilatını Vermek

Bir Şey’in Tafsilatını Vermek   Bir şeyin müteaddit sıfatlarını zikretmek, o şeyin zihinlerde tecessüm etmesine ve akılda hazır ve hayalde mahsus olmasına sebep olduğuna işarettir. [1]   Muhakkak ki hemen herkes kendi sahasında olan bir şeyin malumatını bilir. Karşısındakine bu malumatını aktarırken de şahsa göre aktarma yüzdesi değişmektedir.   Maddi bir meselede mevzuun hakimi olan şahıs belki bu anlattıklarım benim rakibimin eline geçebilir diyerek malumatını yüzeysel üstünkörü anlatır aktarır. Bu sistemde düşünen birisi enaniyet sahibi egoisttir.   Neden ? denilirse şayet buna denilecek söz şudur. Bu şahıs kendisi senelerini günlerini hayatının belirli bir kısmını vermiş ve bazı şeyleri anlamak mevkiinde bazı yerlere gelmiştir. Şimdi başkası da ya bu alanda onca zaman israfı yapacaktır ve daha önce bu egoist’in mevkiine gelecektir.   Neden onca zaman çar çur edilsin ki?   O egoist’in o mevzuda hakim olduğu malumata verdiği zaman kadar tasarruf yapıp neticeye daha kısa bir surette ulaşmasına neden engel olmaktadır. Belki bu halef konumunda olan şahıs onun hakikatını daha geliştirecek ve ileri gidecek veya bilinmeyen bir veçhesini keşfedecektir. Bu demiş olduğum gibi olunca helfein zihninde “muazzam bir bârika-i hakikatın zuhuru yaklaştığı iman ve itikadı, bizi teselli ediyor. [2]” diyerek aşk u şevk ile say u gayret edecektir. Ve “tesadüm-ü efkârdan ve tehalüf-ü ukûlden hakikat tamamıyla tezahür eder.[3]” kaidesinin şemsiyesialtına girerek onun saye’sinde gölgesinde çalışacaktır.   Muhtelif fikirlerin mukayesinde bakış açısı farklarından anlamak ve izah etmek mevzuunda farklar bulunmasıyla ortaya daha mükemmel bir şey çıkmaktadır. Bunu... Devamı

05 10 2014

beni akrabalarıma hasret bıraktılar

  Bediüzzaman ‘beni akrabalarıma hasret bıraktılar’ dedi ve ağladı   Polis yeğeni ile görüşmeyi anlatıyor Merhum Suad Ünlükul, Bediüzzaman Said Nursi mesinin hüzünlü anları    Hazretlerinin erkek kardeşi Abdülmecid Ünlükul’un oğludur. 1929 Osmaniye doğumludur. Bu memleket insanına polis olarak hizmet vermiştir.Milyonların Üstad dediğine “amca” diyebilen Suad Ağabeyimiz 21 sene önce 4 Ekim 1993 Pazartesi günü İstanbul’da vefat etmiştir. Nihad, Fuad ve Saadet isminde kardeşleri vardır. Suad Ünlükul, amcası Bediüzzaman Hazretlerini hayatı boyunca sadece bir kere görebilmiş ve konuşabilmiştir. Bunun sebebi, şiddetli tarassud altında tutulan Said Nursi hazretlerinin değil akrabalarıyla, sokaktaki insanlarla bile görüşüp, konuşmasına izin verilmemesiydi. Yasak vardı… 1959 senesinde 30 yaşında iken gözünü karartıp, babası Abdülmecid Efendiye bile haber vermeden, amcası Said Nursi’yi Emirdağ’da ziyaret eden Suad Ünlükul’un bu hüzünlü hatırasını ve eve döndüğünde evde yaşanan heyecan ve gözyaşlarını evin içinden, evin hanımı Suad ağabeyimizin muhterem eşi Şükran Ünlükul’dan dinledim. Evinde ziyaret ettiğim Şükran ablamız, bir hanımefendi zarafeti ve hassasiyeti ile o günleri tekrar yaşayarak şunları anlattı: EŞİM SUAD ÜNLÜKUL AMCASI BEDİÜZZAMAN’I ZİYARETE GİTTİ Sene 1959. Üstad’ın, ismini “Seyda” koymamızı söylediği oğlumuz yeni doğmuştu. Kırıkkale’de bulunan bir akrabamızın yanına saatlerce tren yolculuğu yaptıktan sonra bin bir meşakkatle gelmiştik. Eşim Suad Bey polis amirlik sınavına girmek istiyordu. O dönem... Devamı

03 10 2014

İlim Nasıl Amele Döner?

İlim Nasıl Amele Döner?   Yine şâyan-ı dikkattir ki;o madde-i latife, dört matbahta pişirildikten sonra ve dört inkılabdan geçtikten sonra ve dört süzgeçten tasfiye edildikten sonra rızık olarak taksim edilir. Hem yine şâyan-ı dikkattir ki; o madde-i latife, yemeklerin ruhu ve hülâsasıdır. O yemekler, âlem-i anasırda dağınık menbalardan muntazam bir düstur ile, mahsus bir nizam ile cem' ve tahsil edilirler.[1]   Acz, Fakr, Şefkât, Tefekkür tarîkıdır. Aziz ve muhterem Üstadımın tarif ve tavsiye ve irşad buyurdukları kestirme, Kur'anî ve nuranî caddedir.[2]   İrade, Zihin, His, Latife-İ Rabbaniye,herbirinin bir gayat-ül gayatı var.[3]   Bugün burayo okurken dedim bunun birde enfüdi kısmı var. Zahirde enerjinin hasıl olmasını anlatmaktadır. Biraz bura üzerinde düşündüm. “Düşünmek ise Deşmektir.[4]” kaidesinin altına girdim. Dedim sen ne demek istiyorsun. Orada elfreni çektim eşeledim.   Metni tahlil edeyim biraz öncelikle.Madde-i latife denilen Enerji Ağız, Mide, Böbrek ile bağırsak ve karaciğerden geçmesiyle hasıl olur. Hasıl olan enerji de buradan tevzi olur dağıtılır. Yemekteki gaye enerjidir. Yeryüzünün muhtelif yerlerinden toplanıp kimin nasibi ise ona nasip olacaktır. Bunu hülasaten anladım ve tamam dedim. Sonra dilinin altındaki baklayı çıkart dedim. Ve başladı.   Acz, fakr, şefkât ve tefekkür tarikıyla elde edilen malumatmana-i harfi nazarıyla Zihin, His, irade, Latife-i Rabbaniye tezgahından geçip inkılab ve tebdil tegayyüre maruz kalmasıyla iman ve amelî malzeme olarak dimağdaki yerini almaktadır.   Madde-i Latife Olan iman’ın hasıl olması hülasaten bu sistemde olmaktadır. Bu ilimlere vâkıf olan eşhasta... Devamı

02 10 2014

Risale-i Nurlar şerh edilebilir mi?

Risale-i Nurlar şerh edilebilir mi? “Risale-i Nurlar şerh edilebilir mi?” sorusunun cevabını doğru bir şekilde öğrenmek istiyorsak, bu soruyu kendi fikrimize veya nefsimize değil, bu eserlerin müellifi olan zata sormalıyız ve cevabını ondan almak zorundayız. Zira madem bu eserlerin bir müellifi vardır, o hâlde bu eserler hakkında tasarruf yetkisi de ona aittir. Eğer o “İzah edilebilir.” derse, şerh ve izah serbesttir. Yok, eğer “İzah edilemez, izaha ruhsat yoktur.” derse, o zaman da şerh ve izah yasaktır. Yani bu konuda söz hakkı Üstadımız Hazretleri’ne aittir. O hâlde bizler de sorumuzun cevabını bulmak için Üstadımıza müracaat ediyor ve onun külliyatının kapısını çalıyoruz. Şimdi, Üstadımızın mezkûr sorumuza verdiği cevapları maddeler hâlinde mütalaa edelim: 1- Bu durûs-u Kur’aniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. (29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısım) Üstadımız mezkûr beyanıyla Risale-i Nur talebesinin vazifesini tayin etmekte ve sorumuzun cevabını vermektedir. Üstadımızın beyanına göre Risale-i Nur talebesinin üç vazifesi vardır: Birinci vazife sözlerin şerhidir. Şerh: Açmak, açıklamak, bir yazı veya konuşmayı daha kolay anlaşılması için izah etmek, mübhem ve müşkil bir makaleyi açıklamak demektir. O hâlde Risale-i Nurları şerh etmek demek, Risalelerde geçen müşkil ve kapalı bölümleri açıklamak demektir. Bu, Üstadımızın talebelerine yüklediği bir vazifedir. İkinci vazife sözlerin izahlarıdır. İzah: Açıklamak ve bir şeyi daha anlaşılır hâlde söyl... Devamı

30 09 2014

Tekrar Tekrar Okumak

Tekrar Tekrar Okumak Ey arkadaş!Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir. Evet, tekrar ve tekerrür bazan usanç veriyor; fakat umumî değildir. Her yere, her kelâma ve her kitaba şamil değildir. Usanç verici addedilen pek çok zahirî tekrarlar, belâgatça istihsan ve takdir edilmektedir. Evet, insanın yediği yemekler; biri gıda, diğeri tefekküh (meyve) olmak üzere iki kısımdır.   Birinci kısımtekerrür ettikçe memnuniyet verir, kuvvet verir, kat kat teşekkürlere sebeb olur.   İkinci kısmıntekerrüründe usanç, teceddüdünde lezzet vardır.   Kezalik kelâmlar da iki kısımdır.Bir kısmı ruhlara kut, fikirlere kuvvet verici hakikatlardır ki, tekerrür ettikçe güneşin ziyası gibi, ruhlara, fikirlere hayat verir. Meyve kabîlinden iştihayı açan kısımda tekerrür makbul değildir, istihsan edilmez. Buna binaen Kur'an heyet-i mecmuasıyla kalblere kut ve kuvvet olup, tekrarı usanç değil, halâvet ve lezzet verdiği gibi, Kur'anın âyetlerinde de öyle bir kısım vardır ki, o kuvvetin ruhu hükmünde olup tekerrür ettikçe daha ziyade parlar, hak ve hakikat nurlarını saçar. هُوَ الْمِسْكُ مَا كَرَّرْتَهُ يَتَضَوَّعُ   Ezcümle:بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِgibi âyetlerde bulunan ukde-i hayatiye ve nurani esaslar, tekerrür ettikçe iştihaları açar; misk gibi, karıştırıldıkça kokar. Demek tekerrür zannedilen, hakikatte tekerrür değildir.[1]     İnsan fıtrat itibariyle çabuk sıkılan ve bıkan klolay terkeden değiştiren alışkanlıklarını zor terk eden bir sistemi vardır.   İnsanın meşgul olduğu şeyler insanın alemine izler bırakmakta ve tesiri altına almaktadır. Biz Kuran Şakirtleri olan Risale-i Nur Talebeleri Sürekli Bir halde Kur&rsqu... Devamı

29 09 2014

Kiminle Nasıl Konuşmalıyız?

Kiminle Nasıl Konuşmalıyız? BELÂGAT: Hitâbettiği kimselere göre uygun, tam yerinde, düzgün ve hakikatlı güzel söz söyleme san'atı. Muktezâ-yı hâle mutâbık söz söylemek. * Belâgat, hem düzgün, hem yerinde söz söylemeyi öğreten ilmin de adı olur.Duruma göre. İcabına göre. Hal ve vaziyetin gerektirdiğine göre.   Evet, bir kelâm "Kimden gelmiş ve kimegelmiş ve ne için?" denilmesiyle kıymeti ve ulviyeti ve belâgatı tezahür ed(er)[1]               Belâgat:mukteza-yı hale mutabakattan ibarettir. [2]   Belâgat, mukteza-yı hali müraattan ibaretdeğil midir? Hey gözlerin kör olsun herif! [3]   Belâgatve hidayetten maksad, hakikatı vâzıh bir şekilde gösterip fikirleri ve zihinleri ihtilaflardan kurtarmak..[4]   Belâgatınderecatıbulunduğu.. [5]   Bizler  içtimai sosyal bir mahluk olarak şuur sahibi ve imtihana tutulan mahlukattan istidad ve kabiliyetlerine had u hudud tahdid edilmemiş olan, halife-i Ru-yu zemin ünvanıyla mazi hal müstakbel olmak üzere 3 zamanla alakadar olarak alakadarız.   Bu alakadarlık veçhesi sebebiyle kainattaki hemen her şey ile alakadarız. . “Birdostunugörmeğe müştak olduğu gibi, Cemil-i Zülcelal'i de görmeye müştaktır.[6]” bu kadar alakadarlık içerisinde beşerî münasebetler kurmakta alakadar olduğu şey de kendisine bir şekilde sirayet ederek alakadar etmektedir. Alakadar olduğu şey insana tesir etmektedir. Bu kaçınılmaz bir şeydir insanın fıtrat programı bu şekilde işlemektedir. Nasıl ki muknatıs kendi atki alanına giren şeyleri celb ve cezbeder fıtrat dahi mıknatıstan daha tesirli bir surette bu... Devamı

25 09 2014

Biri Kazanan Çoğu Kaybeden..

Biri Kazanan Çoğu Kaybeden.. Arkadaş!Nev'-i beşerde envaen dalalete düşen fırkaların sebeb-i dalaletleri, imamlarının kusurudur. Evet, imamları bâtından bahsetmişlerse de, meşhudatlarına itimad ve iktifa ederek esnâ-i tarîkten dönmüşlerdir. Ve [1]حَفَظْتَ شَيْئًا وَ غَابَتْ عَنْكَ اَشْيَاءُkavline mâsadak olmuşlardır.[2]    Psikososyal mahluk olan insan fıtratına koyulan bu yazılımla toplumsal olarak hareket etmektedir. Sahiplenmek ve sahiplenilmek ise bu yazılımın gerekli olan güncellemelerindendir.   Sahiplenilmek sahiplenmekten daha büyük ve ehemmiyetli olan bir ihtiyaçtır. Küçük bir çocuk 42 aylık olana dek her şeyi bizzat canlı zanneder ki oyuncaklarını kırması ve bir çok şeyi kırmasının sebebi budur. Oyuncak arabayı çağırır araba gelmeyince sinirlenir sen beni dinlemedin yanıma gelmedin der gidip o şeyi kırar kendisince ona ceza verir ve öldürür.   Burada bu çocuğun yaptığı şeye baktığımızda söz ve arzusunu yerine getirmeyen yani bana değer vermeyen şeyi kırarım gibi düşünce bunu göstermektedir.               Sahiplenen ve sahiplenilen insanın fıtratını bozmamak veya onarmak için bir meslek ve meşrebe tabi olması gayet fıtri olan bir haldir.               Hemen hemen kimse ilk intibada gideceği yeri seçmemiştir. Bir vesile ile bir yere gitmiş ve inkıyat edip tabi olmuştur. Bu seçme ihtimali pek olmayan şeydir. Belki bundan mesuliyet hasıl olmamaktadır. Çünkü hiçbir yeri bilmiyor duyuyor ama nasıl irtibat kuracağını bilmemektedir.               Bu ilk intibadan sonra insan artık bir süre devam eder ve şuurlanır. ... Devamı

19 09 2014

Chp'nin Peşinde Giden Ehl-i ibadet'e!

  Mim kemal diyor ki : ..Haşa ...muhammedin Allah inancı siyasetinin neticesidir.Allah inancı bedevileri nizama sokmak için muhammedin uydurduğu mefkuresidir...biz gucümüzü semadan indirilmiş zannedilen kitablardan almadık..vs leri zirvalamakla (Google de ve nutuk isimli kitabında var) Hem Allahı hem Kur'anı inkar eden rejimin siyasileşmiş hareketi olan C.H.PARTİSİNE BİLEREK VE SEVEREK DESTEK VERENİN İMANI GİDER.İmanla alakalı ne varsa ki nikahıda gider,helalim zannettiği hanımıyla beraber olsa zina yapmış olur.Çocuğu olursa bila veled olur.Hemen tecdid-i iman ve nikah yapması lazım ve ciddi tevbe ve nedamete girmesi lazım..Bu Ehl-i sunnetin kavli böyle.Tevbe demek oradan hemen uzaklaşması lazım ki tevbe sahih olsun.. Ama şöyle şöyle hizmetleri var denirse..   Elcevab: İmanı gidenin hiç bir iyiliği ve hizmeti olmaz. Bilerek ve severek küfre riza gösterenin ( Bak;kastamonu lahikası 104,110..Şualar: 675,(585 deki 7.mesele)..imanı gider.İmanı olmayanın hiç bir iyiliğinden bahsedilmez. İtikad yok olduktan sonra amelden bahsedilmez.   C.H.Partisi bizim bildiğimiz parti cinsinden parti değil.Kemalizmin ideolojisinin simgeselliğidir. Dolayısıyla C.H.Partisine bilerek destek verenlerin bana hakaret etmelerinden memnun oluyorum..ONLAR BENİ SEVSELERDİ İNANIN İMANIMDAN ŞÜPHE EDERDİM... Çünki küfür imana düşmandır..Ne mutlu hidayet üzerinde olanlara...                                                                                               Not:Bu hasanın fikirleri değil.Senin inandığın islamın hükümleridir.... Devamı