Image Hosted by ImageShack.us

 

     sema       

Mevlevî gibi zerreyi döndüren kim ise, müteselsilen mevcudatı tahrik edip, tâ şemsi seyyaratiyle gezdiren aynı zât olmak gerektir. Çünkü kanun bir silsiledir; ef'al, onun ile bağlıdır.

Bediüzzaman Said Nursî

Google

Bediüzzaman, niçin sakal bırakmamış ve Cuma cemaatlerine katılam

Bediüzzaman, niçin sakal bırakmamış ve Cuma cemaatlerine katılamamıştır?

 

 



.....Bana itiraz edenler, gizli ayıplarımı bilmiyorlar. Yalnız zahiri bazı hatalarımı bahane edip ve yanlış olarak Risale-i Nur u benim malım zannedip Risale-i Nur’un nurlarına perde çekmek, intişarına rekabet etmek için derler: 'Said Cuma cemaatine gelmiyor, sakal bırakmıyor' gibi tenkitleri var.

Elcevap: Ben, çok kusurları kabul ile beraber derim: Bu iki meselede büyük mazeretlerim var.

Evvela: Ben Şafiiyim. Şafii Mezhebinde Cumanın bir şartı, kırk adam imam arkasında Fatiha okumaktır. Daha başka şartlar da var. Onun için burada bana Cuma farz değil. Ben, mezheb-i Azamiyi takliden, bazan sünnet olarak kılıyordum.

Saniyen: Yirmi senedir haksız olarak beni insanlarla görüştürmekten men ettikleri için-hem bu ahirde, resmen dört ay evvel perde altında insanlarla temas ettirmemek için tenbihat olmuş-hem yirmi beş senedir ben münzevi yaşadığım için, kalabalık yerlerde huzur bulamıyorum ve herkesin arkasında mezhebimce iktida edip namaz kılamıyorum ve okumakta yetişemiyorum ve daha Fatiha nın yarısını okumadan, imam rükua gidiyor. Bizde Fatiha okumak farzdır.


Sakal meselesi ise: Bu bir sünnettir, hocalara mahsus değil. Bu millette yüzde doksan sakalsız olanların içinde küçükten beri sakalsız bulundum. Bu yirmi senedir bana resmi hücumlarda bazı arkadaşlarımın sakallarını kestirmeleriyle, benim sakal bırakmadığım, bir hikmet, bir inayet-i İlahiye olduğunu ispat etti. Eğer sakal olsaydı, tıraş edilseydi, Risale-i Nur a büyük bir zarardı. Çünkü ölecektim, dayanamayacaktım.


Bazı alimler 'Sakalı tıraş etmek caiz değildir' demişler. Muradları, sakalı bıraktıktan sonra tıraş etmek haramdır, demektir. Yoksa hiç bırakmayan, bir sünneti terk etmiş olur. Fakat bu zamanda, dehşetli pek çok günah-ı kebireden çekinmek için, bu terk-i sünnete mukabil, Risale-i Nur’un irşadıyla, yirmi sene haps-i münferit hükmünde işkenceli bir hayat geçirdik; inşaallah o sünnetin terkine bir kefarettir.

Hem bunu katiyen ilan ediyorum ki: Risale-i Nur, Kur’ân ın malıdır. Benim ne haddim var ki, sahip olayım, ta ki kusurlarım ona sirayet etsin. Belki o Nur’un kusurlu bir hadimi ve o elmas mücevherat dükkanının bir dellalıyım. Benim karma karışık vaziyetim ona sirayet edemez, ona dokunamaz. Zaten Risale-i Nur’un bize verdiği ders de, hakikat-i ihlas ve terk-i enaniyet ve daima kendini kusurlu bilmek ve hodfuruşluk etmemektir.


Kendimizi değil, Risale-i Nur’un şahs-ımanevisini ehl-i imana gösteriyoruz. Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene-fakat hakikat olmak şartıyla-minnettar oluyoruz, 'Allah razı olsun' deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu-fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid alara ve dalalete yardım etmemek kaydıyla-kabul edip minnettar oluyoruz.
• • •

Külliyattaki yerine ulaşmak : Emirdağ Lahikası
yozgatnur66                           YOZGATNUR 

Yorum (2) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Huzurlu aile için...

Huzurlu aile için...


    Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nce yapılan, “Boşanma Nedenleri” konulu araştırmanın sonuçlarından bahsetmiştik. Bu neticeleri vermekteki maksadımız, bunlardan ders alarak, aynı hataların tekrarlanmamasıydı. Az da olsa evlilikte bazı sıkıntıların olabileceği tabiidir. Bunlar evlenmeye engel teşkil etmez. Aslında aileyi huzur yuvası haline getirmek, sıkıntıları asgari düzeye indirmek bizim elimizde. Bunun da kuralları belli. Bize düşen bu kurallara uymada göstereceğimiz hassasiyet.

BİRBİRİNİN DENGİ OLMALI


Evlilikte görülen sıkıntıların sebeplerini birkaç maddede özetleyelim:
1- Evlilikte gençlerin küfvü yani, dengi kuralına uymamak: Gençler inanç, yaşayış, dindarlık, örf ve âdet gibi konularda birbirlerine denk olmalıdır.

 

 

 

 


Bunlar bilinmez, sınırlar aşılırsa karşı tarafa zulüm yapılmış olur. Zulüm olan yerde de huzur olmaz. Son yıllarda, Müslüman kadınlar da, feministlerin, kadın programlarının etkisinde kalıp haklarını aşan taleplerde bulunuyorlar; bu da zulümdür.

 

 


Bunun için kadın-erkek, sınırı iyi bilmeli, nerede ne kadar konuşacak, bunun hesabını iyi yapmalıdır. Bunları bilmiyorsa, okuyup öğrenmelidir. İslam büyüklerinin huzurlu aile hayatları örnek alınmalıdır.

 

 

Tabii ki, erkeği bu hale getiren kadının da bunda büyük suçu var. Her şeyin bir kaynama noktası var. Kadın bunu düşünmeden, yorgun argın eve gelmiş kocasına, bunu niye almadın, bunu niçin yaptın, bu yapılır mıydı, sen nasıl erkeksin... gibi sözlerle bunaltıyor. Sonunda da erkeğin çileden çıkmasına sebep oluyor.
Dinimize göre, nikâh nedir, talak (boşanma) nedir gençler bunları bilmelidir. Bunları bilmeyen bir genç erkek, dinimize göre günah olan, bid’at olan, cahil halk arasında yaygın olan “üçten dokuza...” veya bir çırpıda, “boşsun, boşsun, boşsun” sözlerini söyleyip, geri dönüşü olmayan bir yola giriyor. Ondan sonra da, eyvah ben ne yaptım, şimdi ne olacak, deyip çaresizlik içinde kıvranıyor.
3- Gençlerin evlilik ve aile hayatı konularında yeterli bilgilerinin olmamasıdır. Dinimize göre aile müessesesinin kuralları var. Erkeğin hanımına karşı, hoşgörülü, yumuşak huylu olması gerekir. Fakat bunun da bir sınırı var. Her yaptığına da hoşgörü gösteremez. Çünkü, kadının işlediği her günahtan erkeğe de pay vardır. Erkeğin de, kadının da hakları ve sorumlulukları var.

TARAFLAR SINIRI AŞMAMALI
Halbuki, gelin gelindir, gelin hiçbir zaman kızı gibi olmaz. Gelinin de kendi yaş grubuna göre bir çevresi vardır. O ancak orada rahat eder. Onu rahat edemediği yerde kalmaya zorlamak, sıkıntıya depresyona sokar. Yine, evlendirdiği kızının peşini bırakmayan anne babalar da, damadını depresyona sokar. Boşanmaların çoğu, ailelerin yersiz müdahaleleri ile olmaktadır. İyilik yapalım derken kötülük yapmış oluyorlar. Bunun için aileler, kendi hallerine bırakıp, uzaktan ilgilenmelidirler. Problemlerde kabahati önce kendi kızında, kendi oğlunda aramalıdır.
2- Evlilik öncesi ve sonrası ailelerin haddini aşan müdahaleleri. Bilhassa erkek anneleri, oğluna uygun bir eş değil, kendine uygun bir gelin aramaktadırlar. Kendi oğullarının huyunu, yaşayışını göz ardı etmekteler. Evlendikten sonra da, gelinini kızı olarak görüp dizinin dibinden ayırmak istememektedirler. Her yere onunla gidip, egosunu tatmin için yanında muhafız gibi taşımaktadırlar.
Buna göre, dinimize uygun yaşamayan bir kadın dindar bir gence denk olamaz. Dindar bir kız da, dinî yaşayışı ve inancı zayıf erkeğe denk olamaz. Zaten örf ve âdet olarak da erkek, kadının evinde olmasını, çocukları ile bizzat ilgilenmesini ister. Okumuş kariyer sahibi “çokbilmiş” kadın tipinden hoşlanmaz. Aslında, en dindarından en sosyetesine kadar her erkeğin içinde bu arzu vardır. Çevre baskısı ile bunu dile getirememektedirler. Aileler, çeşitli sebepleri bahane ederek, denklik meselesine uymadıkları için aile içi sıkıntılar artmaktadır.

Haşiye-Dipnot:

 

Huzurun Kaynağı Aile” kitabından alınmıştır.

yozgatnur66

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Hazret-i Emame (r.a.)

Hazret-i Emame (r.a.)


 

Peygamberimizin Torunu 

Anneleri Hazret-i Zeynep. Babası Ebü'l As. Büyükbabası Resulullah'ın devr-i saadetleri  zamanında doğdu.

 

Nikahı

Rüşd çağına geldiğinde Hz. Fatime'nin vasiyeti üzerine,
"- Benden sonra Hazret-i Ali  (r.a.) Emame ile evlensin" Hz.Ali (r.a.) ile evlendi. Ebül As'da aynı vasiyeti yapmıştı. Düğün işlerini Hz.Zubeyir (r.a.) deruhte etti.
Hicri 40 yılında Hz. Ali şehit edilince, Muaviye Hz.emame ile evlenmeği  düşündü. Emame ve ailesi böyle bir evliliğe karşı idiler. Muaviye'nin baskı yapacağını daha önceden düşünen Hz.Ali vefatı esnasında Muğayre İbn-i Nevfel'e vasiyet ederek,


"- Benden sonra, Emame ile evlen." demişti. Böyle olunca Hz.Ali'nin vefatından sonra iddet müddeti tamam olunca Hz.Emame ile nikahlandı.

 

 

Hz.Ali'nin (r.a.) düşündüğü oldu. Muaviye, o zaman Medine valisi Mervan'a mektup yazarak, Emame'nin nikahına talip oldu ve bu iş içinde 1000 altın dinar sarfetmesini bildirdi. Fakat Hazret-i Emame meseleyi haber alınca Mugayre'ye haber gönderdi bu işi bir an önce halletmesini bildirdi. Mugayre'de Hazreti Hasan'dan müsaade alıp, Hazret-i Emame'nin nikah işini tamamladı.


Resulullah'ın Emame'ye Karşı Sevgisi

 

Peygamberimiz, Emame'yi çok severdi. O da Resulullah'ın dizinin dibinden ayrılmazdı. Namaz kılarken bile omuzlarına çıkardı. Rukuya vardıkları zaman omuzlarından iner, fakat secdeye vardıkları zaman yine mübarek başlarına tırmanırlardı.

Habeşistan Hükümdarı Necaşi barigah-i  Nubuvvete hediye olarak bir bilezik gönderir. Resulullah buyurur:
- Bu bileziği benim ev halkımdan en çok sevdiğim kimseye vereceğim. Mubarek hanımları sandılar Hz.Aişe'ye verecek. Fakat O Emameyi çağırdı ve bileziği onun koluna taktı.

Çocukları

Mugayr'e İbn-i Nevfel'den bir erkek çocuğu vardı. Bunun ismini Yahya koydular. Bundan dolayı'da Hz.Emame'nin künyeside Umm-i Yahya idi.

 

Vefatı

Son günlerini Hazret-i Mugayre ile birlikte geçirdi. Vefat ettiği zaman da Hz.Mugayre'nin evinde vefat etti.
 

Haşiye-Dipnot:
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme Prof Ali Genceli, Toker Yayınları, 1971

 

yozgatnur66                           YOZGATNUR 

Yorum (2) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Muhterem hacı adaylarımızın dikkatlerine!..

Muhterem hacı adaylarımızın dikkatlerine!..
 


 
İlk defa gidecek olan hacı adaylarımız yolun başında iken şu değişmez gerçeği mutlaka düşünmeliler:

- Hacda ziyaret mekânları hep sabittir, genişlemez. Ama ziyaretçi sayısı hiç sabit değildir, hep çoğalır. Bu da, sabit mekânda her sene çoğalarak toplanan hacılarımızın izdihama maruz kalmalarına sebep olur. İşte hacının imtihanı da bu izdiham ve sıkıntı sırasında meydana gelir.

Bu kaçınılamaz gerçeği, hac ayetinin hatırlatmasından da anlamaktayız:

- Kime hac farz olursa bilsin ki, orada itişip kakışma, sataşıp dövüşme yoktur!..

Demek ki hacda böyle zorlanmalar söz konusu olacaktır. Neden bu zorlanmalar olacaktır? Çünkü ziyaret mekânı her sene genişlemiyor, ama ziyaretçi sayısı her sene genişleyip çoğalıyor. Mesela geçmişte metrekareye bir kişi basarken şimdilerde üç dört kişinin bastığı yerler oluyor. Elbette bu sıralarda sendeleyip iteleme, birinin ayağına basma, üzerine düşme gibi istenmeyen haller yaşanacaktır. İşte bu istenmeyen hallerin yaşandığı sırada göstereceği sabrı, hacının imtihanını teşkil edecek, olgunlaşmasını sağlayacaktır.



Nitekim tavaf ederken, şeytan taşlarken, arabaya binip inerken, yolda sıra beklerken bu imtihanlar hep yaşanmaktadır. Bundan dolayıdır ki, ziyaret boyunca hacılarımıza tekrar edilen ikaz cümlesi hep aynı olmaktadır:

- Sabır ya hacı, sabır!

Ne var ki oraların bu kaçınılmaz zorluklarının farkına varmayan bazı hacı efendiler, bu sıralarda hep çevresinin yanlışına takılır, hatasına kilitlenir, düzeltmeye uğraşırsa işi zorlaşır. Sadece sinirlerini değil, edep ve nezaketini de bozabilir.

Böylesine arzu edilmeyen sonuçla karşılaşmamak için yapılacak ilk şey, en önce oranın bu özelliğinin farkına varmak, kendini bu zorluklara baştan hazırlamak, kimsenin kusur ve yanlışlarıyla meşgul olmayıp hep kendi kusur ve yanlışına kilitlenmektir.

- Sabit bir mekâna sayısız insan toplanınca bu izdihamın yaşanması normaldir. Zaten biz
burada mahşeri yaşıyoruz.. diyerek sıkıntıları sabırla, anlayışla karşılamaktır.

Ancak bu sabırlı anlayış söylenip yazıldığı kadar kolay olmamaktadır
.

Çünkü insan hep başkasının yanlışına dikkat etmekte, kendi nefsini ise avukat gibi hep savunmaya yönelik halde bulunmaktadır.

Halbuki, başkalarının hatalarına kilitlenmenin kendisine hiç sevabı yoktur, ama kendi kusurlarını, yanlışlarını düzelterek yaptığı haccın sevabı pek çoktur. İşte Efendimiz (sas)'in müjdesi de böylesi hac için söz konusudur.

-Kim birinin hakkını almadan, kalbini kırmadan, şartlarını yerine getirerek yaptığı hacla evine dönerse anasından yeni doğan çocuk gibi (günahsız) dönmüş olur!

Kim istemez anasından yeni doğmuş çocuk gibi tertemiz masum olarak evine dönmeyi? Elbette herkes ister. Ancak böyle bir müjde, ne kadar sabır, tevazu gösterilir, saygılı hürmetli davranılırsa o ölçüde de söz konusu olacaktır elbette..

Yoksa, yolculuk boyunca kendi kusuruna hiç bakmadan, hep en iyi yerde oturup, en iyi yerde yatıp, en iyi yerde yemek yemeye kendini layık gören, bunları temin için de her türlü tartışmayı, kırıp dökmeyi göze alan hacı efendi için, anasından yeni doğmuş çocuk gibi evine dönme müjdesi söz konusu olmayacaktır herhalde... Hangi sabrı göstermiş, hangi fedakârlıkta bulunmuş, hangi hakkından vazgeçme örneği vermiş ki onun karşılığı olarak söz konusu olsun böyle eşsiz mükâfat?

Haccın her anında bu gerçekleri düşünmelerini dilediğimiz muhterem hacı adaylarımıza son söz olarak diyoruz ki:

Haccınız mebrur, sayiniz meşkur, ibadetleriniz de makbul olsun efendim, yeni doğmuş masumlar gibi dönesiniz evlerinize inşaallah.

AHMED ŞAHİN

yozgatnur66                           YOZGATNUR

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Durham Üniversitesinde Said Nursi Konferansı!


Durham Üniversitesinde Said Nursi Konferansı!

 




Konferans, İngiltere’de bir devlet üniversitesi tarafından Said Nursi üzerine düzenlenen ilk uluslararası akademik toplantı olma özelliğini taşıyor. Sunulan tebliğler İslam’ın ve imanın temel meselelerini ve günümüz insanının yaşadığı çelişki ve çıkmazları kapsaması itibariyle çok dikkat çekiciydi.

Kaynak: Barla Platformu


İngiltere’nin en eski üniversitelerinden Durham Üniversitesi’ne bağlı İslami Bilimler Bölümü tarafından 20-21 Ekim 2008 tarihlerinde “ALLAH, İNSAN VE ÖLÜM: RİSALE-İ NUR PERSPEKTİFİ” konulu Said Nursi Konfernası düzenlendi. Konferansa başta İngiltere olmak üzere, ABD Hollanda, Türkiye, Kanada ve Avustralya’dan 16 akademisyen ve araştırmacı katıldı.

 

Konferans, İngiltere’de bir devlet üniversitesi tarafından Said Nursi üzerine düzenlenen ilk uluslararası akademik toplantı olma özelliğini taşıyor. Sunulan tebliğler İslam’ın ve imanın temel meselelerini ve günümüz insanının yaşadığı çelişki ve çıkmazları kapsaması itibariyle çok dikkat çekiciydi.

 

Durham Üniversitesi, laik eğitim sistemine alternatif olarak XI. yy.da inşa edilen Durham Katedrali’nin zaman içinde dönüştürülmesiyle eğitim faaliyetine başlayan bir eğitim kurumu. Durham şehri de Durham Katedrali’nin çevresinde teşekkül etmiş. Bu sebeple Durham’ı gezenler kendilerini her yerde dersliklerin bulunduğu 70-80 bin nüfuslu bir kampüs içerisinde oldukları hissine kapılıyor. Diğer yandan Durham Üniversitesi, akademik başarıları açısından önemli bir mevkiye sahip. Araştırmaları ile İngiltere’nin ilk beş, dünyanın da ilk on üniversitesi içinde yer alıyor.

 

Bu özelliklere sahip olan Durham Üniversitesi, 20-21 Ekim 2008 tarihlerinde, Risale-i Nur’un da temel konusu olan Allah, insan ve ölüm mevzularında birbirinden güzel tebliğlerin sunulduğu bir konferansa ev sahipliği yaptı. Konferansın açılışını müteakiben tebliğler sunuldu. Her tebliğ için 30 dakika sunum 15 dakikalık tartışma süresi verildi. Konferans programa güzel bir seyirde devam etti ve her tebliğden sonra anlamlı ve tatmin edici soru-cevap bölümü yer aldı.




Tebliğ sahipleri ve konuları hakkında kısa bilgi vermek gerekirse:

Kanada McGill Üniversite’sinden Prof. Dr. Bilal Kuşpınar “Vicdan Unsurunun Allah’ın Varlık ve Birliğinin İspatındaki Yeri: Mesnevi-i Nuriye’nin Kritik Analizi’’ konulu bir tebliğ sundu. Prof. Kuşpınar’ın yumuşak ve rahat bir uslupla sunduğu tebliğ ilgi ve dikkatle izlendi. Katılımcıların soru ve yorumlarıyla konu tartışmaya açıldı. Literatüre ilk defa Bediüzzaman tarafından kazandırılan önemli bir imanî mesele olan “Vicdan” kavramının daha iyi anlaşılması ve nasıl geliştirileceği üzerinde duruldu. Vicdanın Allah’a imanı ispattaki önemi vurgulandı.

 

Prof. Thomas Michel ise İhlas Risalesi’nin analizini yaptı. Prof. Michel, kendisine mahsus tatlı üslubuyla ihlası “niyet temizliği” olarak tarif etti ve ihlasın nasıl kazanılacağı, nasıl muhafaza edileceği üzerinde durdu. Devamında ihlası kıran manilerden bahsederek ihlasın önemini vurguladı. Said Nursi’nin talebelerine İhlas Risalesi’ni neden en az iki haftada bir okumaları gerektiğine değinen Prof. Michel, toplantıya katılanlara yönelik “İçinizde son iki hafta içinde İhlas Risalesi’ni okumayan var mı?” diye sordu. Akabinde ise bu risaleden bir bölümü salonda bulunanlara dağıtarak hep beraber okudu. En sonunda da şu sözlerle İhlas Risalesi’nin ehemmiyetini nazara verdi:

 

“Ben İhlas Risalesi’nin sadece Nur talebelerine ve Müslümanlara yönelik olduğunu düşünmüyorum. Bütün insanların kendi niyetlerini temiz tutmak için okumaları gerekir. Özellikle de Hıristiyanların. Ben okuyorum ve niyetimi temiz tutmak için istifade ediyorum. Hatta bu sabah Allah’a dua ettim ve dedim ki: Allah’ım bu tebliği sunarken benim ihlasımı koru. Ta ki; senin rızandan başka maksatlar niyetime girmesin. Başkalarına iyi görünmek ve benim tebliğimin en iyi olduğunu göstermek için değil, sırf senin rızanı kazanmak için iyi bir tebliğ sunmaya muvaffak olmak istiyorum, beni koru Allah’ım.”

 

Bu konuşma salondaki dinleyicilere duygulu anlar yaşattı.



Kanada Alberta Üniversitesi’nden toplantıya katılan Prof Dr İbrahim Abu Rabi “Risale-i Nur’un Muasır İslami Cereyanlar İçindeki Yeri ve Önemi” üzerinde durdu ve “Said Nursi, davasını hiçbir şeyle değiştirmemiştir. Risale-i Nurlar ise Kuran’ın bu asra bakan önemli bir tefsiridir” diyerek konuşmasını tamamladı.

 

Konferansın ikinci oturumunda: Risale-i Nurları İngilizceye tercüme eden ve bu konuda çok sayıda makalesi kaleme alan Şükran Vahide tarafından sunulan “Emanet-i Kübra ve İnsanın Halife-i Arz Olması” başlıklı tebliğ izleyenlerce büyük bir ilgi ile takip edildi. Bilhassa Hıristiyan ve Yahudi kökenli katılımcılar yorum ve sorularıyla konunun daha da açılmasına katkıda bulundular.

 

Konferansa Rotterdam İslam Üniversitesinden iştirak eden Prof Dr Ahmet Akgündüz “Kader ve Cüz-i İhtiyari” konulu bir tebliğ sundu. Kendisine mahsus heyecanlı üslubu ve konuya hakimiyeti ile bütün katılımcıları dikkatini çeken Prof. Akgündüz, etkileşimli bir atmosfer oluşturarak kader gibi ağır bir konuyu müzakere etti. Sunum ve soru-cevap kısmının ardından bir İngiliz öğrenci gelerek Prof. Akgündüz’e herkesin duyacağı bir seviyede “Size teşekkür ediyorum. Tebliğinizi dinleyinceye kadar Kader’e inanmıyordum. Fakat şimdi inanıyorum. Bu toplantı, benim hayatımı değiştirdi” diyerek toplantının tesirini paylaştı.

 

Toplantıya “Maddenin Ötesinde İnsanın Hakiki Mahiyeti” konulu tebliği ile ABD Nevada Üniversitesi’nden katılan Prof. Dr. Yunus Çengel, madde, mana, hayat ve insana nasıl bakılması gerektiği konularını ele aldı. Risalelerden derlediği örneklerle ve etkili bir üslupla anlatan Prof. Çengel, dinleyicilerin bir hayli ilgisini çekti. İmanlı bir fizik öğretmeni gibi, genelde kainata, özelde de insana nasıl bakılması gerektiğine dair açıklamalarda bulundu.

 

Konferansa genç kuşaktan da katılanlar vardı. Halen Risale-i Nur üzerine Durham Üniversitesi’nde doktora yapan Tuba Nur Yeşilhark, Ömer Kuru, Kerim Balcı ile Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Mehmet Özalp ve Afgan asıllı Mashheed Ansari genç katılımcılar arasında yer aldı.




Durham Üniversitesi'nde gerçekleştirilen konferansa dair diğer görüntülere
http://www.barlaplatformu.com/news.php?nid=245 adresinden ulaşabilirsiniz.

 

* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır.

 
 
yozgatnur66                           YOZGATNUR

Yorum (yok) Yorumunuzu eklemeyi unutmayın!

Sitene Ekle

Kur'an Hatim Programı <