Risale-i Nur Külliyatında Arama ve Araştırma
.:YOZGATNUR66:. Aklını Doğru Kullan Huzur Bul!

50-

Muhammed Numan 37 Takipçi | 0 Takip

Ey bu vatan gençleri! Firenkleri taklide çalışmayınız! Âyâ, Avrupa'nın size ettikleri hadsiz zulüm ve adavetten sonra, hangi akıl ile onların sefahet ve bâtıl efkârlarına ittiba edip emniyet ediyorsunuz? Yok! Yok! Sefihane taklid edenler, ittiba değil, belki şuursuz olarak onların safına iltihak edip kendi kendinizi ve kardeşlerinizi i'dam ediyorsunuz. Âgâh olunuz ki, siz ahlâksızcasına ittiba ettikçe, hamiyet davasında yalancılık ediyorsunuz!.. Çünki şu surette ittibaınız, milliyetinize karşı bir istihfaftır ve millete bir istihzadır!.. Lem'alar ( 120 )

50-

Herkes Okusun Diye Uygun Fiyatlara Risale-i NurKülliyatları

Kategorilerim

Okumak İstediklerim

Risale-i Nur

ilmihal

Nurcular

Makaleleri

Haberler

Nokta-i Nazar

itirazlara Ceveplar

Vecizeler

Gayr-i Münteşir

Diğer İçeriklerim (2614)
Tüm içeriklerim

Takipçilerim (37)

Gayemiz bir ise hepimiz biriz

2015-05-27 13:13:00

Abdullah yeğin abi: Gayemiz bir ise hepimiz biriz Nur Talebeleri arasındaki gruplaşmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Birleşme olmayacak mı? Üstadımız derdi ki mesleklerde ve meşreplerde ittihad mümkün olmadığı gibi caiz de değildir. Gaye bir ise hepsi bir demektir. Meselâ siz ne yapıyorsunuz: Risale-i Nur’dan anladığınızı tatbike çalışıyorsunuz. Risale-i Nur’u program yapmışsınız. Eskiden kos koca İstanbulda tek bir dershane vardı oda Süleymaniyede kirazlı mescid sokağı 46 numarada idi.orada birisi hükmetmesi kolay idi. Şimdi bütün Türkiye de ki dershanelere birisi hükmetmesi kolay olmaz. Her dershanenin başında biri vardır. Bütün bunlar tek bir yerden emir almak  kolay değildir.Her dershanenin başında olan Risale-i Nurdan istifade ettiği derecede derse gelenlere vermeye çalışır, kabiliyeti ve gücü yettiği kadar Risale-i Nurdan, cemaate birşeyleri öğretmeye çalışırlar. Herkesin gayesi neticede imana hizmet olduğu için hepsinin gayesi birdir. Ben hepsi dinsizliğin karşısında bir yumruktur diyorum. Bunlar ayrı ayrı gibi görünüyorlar, ama işbölümü yapmış durumdalar. Meselâ ben Urfa’ya gidiyorum. Gittiğim zaman 1951’di, Urfa’da ancak iki yerde (yazın başka, kışın başka yerde oturuyorduk) ders okunuyordu. Şimdi ise sayısı belli değil. İstanbul, İzmir, Adana, Erzurum da öyle. Her tarafta böyle. Demek ki bu umumî bir ihtiyacın neticesi, gelişmesi oluyor elhamdülillah. Risale-i Nur bütün aklımıza gelenleri cevaplandırıyor. Bu hizmette olanlar Risale-i Nur’u iyi okumalı. İhlas, Uhuvvet Risalelerini çok okumalı ve mü’minler arasında birliği beraberliği temine çalışmalı. Arayı açmaya değil, yaklaştırmaya çalışmalı. Mü’mine, Müslümana düşen en büyük vazife ehl-i ima... Devamı

Sürgünde Ki Ayasofya

2015-05-26 12:48:00

Poligon Olan Ayasofya   “Ve bir namaz vakti, Ayasofya Câmii’nden çıkılıp "çayhane"ye oturulduğunda.. [1]   “Ayasofya Câmii, ehl-i fazl u kemalden mübarek ve muhterem zâtlarla dolu.. [2]   “Ayasofya gibi gayet muazzam bir câmie, Cuma gününde dâhil olur." [3]   Ayasofya tarihi sürecine bakıldığında bir hususu arz etmek isterim ki bir çok Müslümanın ve Ayasofya fanlarının bilmediği bir husustur.   Evliya Çelebi'nin "Seyahatnamesi"nde; Ayasofya'nın Resulullah (A.S.V.) Efendimiz'in doğum tarihi olan 571 miladi yılında geçirdiği bir depremden bahsedilirken, kubbesinin onarılışı ile ilgili şu ilginç rivayet göze çarpar: "Peygamberimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın doğduğu gece vuku bulan zelzeleden; Kisra sarayı, Kızıl elma ve Ayasofya'nın kubbesi yıkılmış idi. Bir müddet zaman geçtikten sonra Hızır Aleyhisselam'ın hatırlatması ile Bursa'da ikamet eden üç yüz keşiş, Rahib Bahira'nın öncülüğünde Mekke'ye geldiler. O zaman küçük yaşta olan Hazreti Peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam'ın ağzından bir miktar tükürük ile, mübarek ellerinin suretini aldılar. Ebu Talib'in el yazısı ile ceylan derisi üzerine resmedilen bu suret, halen bir kutuda saklıdır.   Elhasıl:Peygamber -sallAllâhu aleyhi ve sellem- in ağız suyundan ve Mekke'nin pak toprağından bir miktar alan papazlar İstanbul'a geldiler. Ayasofya'nın yıkık olan kısmını bununla tamir ettiler.     Peygambermiz Aleyhisselam'ın Tükürüğü ile yapılan yer, kubbenin kıble cihetinde, otuz iki nakışlı olarak halen bellidir. Bunu bilenler o... Devamı

Gülme krizine sokan İmam aranıyor

2015-05-23 19:03:00

Gülme krizine sokan İmam aranıyor   Akıllı telefonların ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte herkes her anını kayda almaya başladı. Bu durumdan camilerimiz de nasibini alıyor. Cemaat elinde kamera bir yandan hocayı kaydediyor, bir yandan nasihati dinliyor. İşin ilginç yanı hiç dinle diyanetle işi olmayan web siteleri bile bu videoları servis ediyor. Çünkü eğlenceli. Başlıklar ise şöyle: “İmam gülmekten öldürdü” “Cemaat gülme krizine girdi” “Hoca anlattı cemaat kahkahalardan yerlere yattı” “X Hoca kahkahalara boğdu” Merak ettiğim gülmek ve güldürmek, bilmediğimiz bir tarihte tedavüle giren bir tebliğ aracı mıdır? Yoksa makbuliyeti stand-up yetenekleriyle ilişkilendirilen bir imam imajı mı çizilmeye çalışılıyor? Yani bir zaman gelecek cemaat daha çok güldüren hocaların vaazlarını mı dinlemeye başlayacak? Ya da bir zaman gelecek imamlar şaka yeteneklerine göre konservatuardan mı mezun olacak?  Yada şöyle bir diyalogu hayal edebiliyor musunuz: -Hafta sonu bir camiye gittik, inanmazsın gül gül öldük. İmam anlattı biz güldük. Ne komik hoca ya? Bir gün senle de gidelim, hep beraber güleriz. -Nasıl yani? -Pampa, çok komik diyorum ya! Adam öyle bir anlattı ki cehenneme gidesin gelir. Gülmek çoğu zaman durumun anormalliğinden kaynaklanır. Bir hakikatin yansımasından kaynaklanabilir. Şakalar, espiriler, nükteler hitabetin bir parçası olabilir. Dikkatlerin dağıldığı noktalarda kullanılabilir. Yerine yöntemine kişisine işlevine göre farklılık gösterebilir. İmamlar da bu yöntemi çok masumane kullanıyor olabilir. Fakat imamlık mesleğinin ve camilerin hayatımızdaki yeri düşünüldüğünde güldürme/komiklik enstru... Devamı

Kemalizmi partisine alet ediyor..

2015-05-22 10:41:00

Kemalizmi partisine alet ediyor..   Kemalist birisi, kemalizme dair her şeyi kendisine alet eder, solcu birisi buna dair her şeyi alet eder, Lakin dindar birisi eline Kur'an ve Hadis ve Bir tefsir olan Risaleleri alıp göstermesi yadırganmakta.    nitekim hangi bir dini hassasiyet ve efkara malik olan birisi/parti islami bir şey yaptığı zaman "aaaa bak dini ve dini simgeleri alet ediyor!" denilmekte.   merak ediyorum. solcu ve kemalist bir partiyede solculuğu ve kemalizmi alet ediyor diye kimse neden söylemiyor.?   Cunhurbaşkanı yapılan icraatları orada gösteriyor. Bunları göstermese bu defa da "din adına ne yaptı ki?" denilecek.   Bizler aklımızı ve sözlerimizi okuduğumuz nurlardan alırsak sorun yok. amma üstadın vekili olmayan ve icma ile makbuliyeti olmayan sadece bir meşrebin ekabiri kimselerin cebine aklımızı koyup sözlerini ağzımıza alırsak sıkıntı buradan çıkmaktadır. Muhammed Numan     Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur  ... Devamı

Bediüzzaman Maturidi ve Eş'ari'den Farklı Bir Yol Mu İzlemiş?

2015-05-20 11:59:00

Bediüzzaman Maturidi ve Eş'ari'den Farklı Bir Yol Mu İzlemiş?           Ehl-i sünnet, itikadi ve inanç noktasından üç mezhep, üç ekoldür.   Birincisi selefi salihin dediğimiz sahabe, tabiin, tebei tabiin dönemini içine alan ve İslam'ın temelini oluşturan ana omurgadır.   Ehl-i sünnet içindeki bütün ameli ve itikadi mezhepler, bu temel üzerine bina edilmiştir. Bu dönemde en çok üzerinde durulan husus, itikattan ziyade, ameli konulardır. Yani amele dair mezheplerin hepsi bu dönemde şekillenmiştir. Bu dönemde, felsefe ve farklı görüşler daha inkişaf edip  bulaşmadığından, iman ve inanç katışıksız ve safi idi. Herkesin teveccühü, Kur'an'ı anlamaya ve yaşamaya yönelikti. Bu yüzden, itikadi bir ekol ve mezhep söz konusu değildi.  Kur'an ve Hadislerdeki müteşabih ifadeler üzerinde durmazlar, duranları da şiddetle men ederlerdi. Ama ameli konularda alabildiğine açık ve geniş idiler.   Bundan sonra İslam toprakları genişleyip farklı medeniyet ve kavimleri içine almaya başlayınca, o eski safiyet ve Kur'an’a olan teveccüh azalmaya başladı.   Yunanca'dan tercüme edilen felsefeye karşı ilgi duyulmaya başlandı.   Böyle olunca artık itikad ve inanç sorgulanmaya ve eski gelenekler tartışılmaya açıldı. Farklı ekol ve mezhepler ortaya çıktı. Bu mezhep ve ekoller, felsefeden beslendiği ve onun usulü ve metodu ile hareket ettiklerinden, İslam aleminde fikri ve itikadi karmaşayı ve kaosu ateşlediler. Artık, İslam için ya da sahabe çizgisi için, açık bir tehdit olmaya başladıl... Devamı

Politize Mi Olduk ?

2015-05-16 13:03:00

Politize Mi Olduk ?   “İman hizmeti, iman hakaiki, bu kâ­inatta her şe­yin fevkindedir hiç bir şeye tâbi’ ve âlet olamaz. Fakat bu zamanda ehl-i gaflet ve da­lâlet ve dinini dünyaya satan ve bâki el­masları şişeye tebdil eden gafil in­sanlar naza­rında o hizmet-i ima­niyeyi ha­riçteki kuvvetli cereyanlara tâbi’ veya âlet telâkki etmek ve yüksek kıymetlerini umumun nazarında tenzil et­mek endişesiyle, Kur’an-ı Hakîm’in hizmeti bize kat’î bir surette si­yaseti yasak et­miş. [1]”   “Size, kâinatın en bü­yük mes’elesi olan iman hizmeti ye­ter. [2]”   Şu zamanda ülkemiz olarak bir seçim senesi yaşamaktayız. O, bu, şu partilerin çekişmesi piyasada aşikare görünmektedir. Her meslek ve meşreb sahibi olan kimseler de bu siyasi hadiseler karşısında bir şeyler yapmaktadır.   Herkesin bir ölçüsü var. Ölçü sağlam ve cari ve umumi olmayanın ölçüsü ise heva ve hevesi ve çevresinden duyduklarından ibarettir. Hal bu ki her duyulana inanmak tetkik etmemek, tahlil etmemek durumu her sakallı dedemdir demek gibidir.   “Öyle ise hersöylenen sözünkalbegirmesine yol vermeyiniz. İşte size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mehenge vurunuz. [3]”   Bediüzzaman Said Nursi gibi bir dahi, hem muvazzaf, hem müceddid, hem allame bize bunu söylerken biz ölçüsüzlüğü veya sağlam olmayan ölçüleri kendimize ölçü almamız akıl tutulması ve fikri bir kabz haletinden öte bir şey değildir.   Nur Talebeleri kendisine ölçü olarak Risale-i Nur kıssaları olan La... Devamı

Fotoğraf

2015-05-15 09:30:00
Fotoğraf |  görsel 1

Aziz, sıddık kardeşlerim!   Leyle-i Mi'rac, ikinci bir Leyle-i Kadir hükmündedir. Bu gece mümkün oldukça çalışmakla kazanç birden bine çıkar. Şirket-i maneviye sırrıyla, inşâallah herbiriniz kırkbin dil ile tesbih eden bazı melekler gibi, kırkbin lisan ile bu kıymetdar gecede ve sevabı çok bu çilehanede ibadet ve dualar edeceksiniz ve hakkımızda gelen fırtınada binden bir zarar olmamasına mukabil, bu gecedeki ibadet ile şükredersiniz.    Envar Neşriyat /Şualar ( 499 )   Devamı

Muhakemat ve İşaratü’l-İcaz

2015-05-12 08:23:00

Bediüzzaman, Muhakemat isimli eseriyle tefsire giriş yapmış. Tefsirlerin usul, üslup ve metotlarını en ince detaylarına kadar nazara vermiştir. Kur’ân ve Hadis’i hakikat, belağat sanatları ve itikat esasları çerçevesinde anlamanın metotlarını, prensiplerini, formüllerini ihtiva eden harika bir eser olan Muhakemat, Bediüzzaman’ın tabiriyle, “İşaratü’l-İcaz tefsirinin girişi, mukaddimesididir.” Muhakemat, 19. asra kadar, İslâm alimleri tarafından yazılan tefsir, kelam, tasavvuf, ahlâk ve sair eserlere giren birtakım farklı düşünceleri, yanlış yorum ve  değerlendirmeleri, İsrailiyyat (İslâm)’dan olmayıp Yahudi, Hıristiyan ve sair din ile kültürlerden giren muzahref, yani, doğru ile yanlışların karışık olduğu bilgilerin ve rivayetleri ilmi metotlarla tahkik edip akıl, mantık süzgecinden geçirmiş, okuyucuya sunmuştur. Keza, Batı felsefe ve kültür kaynaklarından etkilenen İslâm filozoflarının da kabul ettiği bir derin ve yanlış düşünce ve görüşleri de yine İslâm akidesinin, inancının ince ayarından geçirerek, hassas mihengine vurularak Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye ışığında ulemanın, havassın istifadesine takdim edilmiştir. Diğer bir ifadeyle, çağın ihtiyacına ve ilmi birikimine uygun bir tefsir sistematiğinin girişidir. İşaratü’l-İcaz isimli eseri ile de Muhakemat’ı açarak, Kur’ân mucizeliğini harflere, en ince detaylarına kadar ispat ve izah etmiştir. Ali Ferşadoğlu Risale-i Nur Araştırma Merkezi Yozgatnur ... Devamı

İstibdat nedir; meşrutiyet nedir?

2015-05-11 07:33:00

  İstibdat nedir; meşrutiyet nedir?   Sual: “İstibdat nedir? Meşrutiyet nedir?” Diğeri: “Ermeniler ağa oldular. Biz sefil kaldık.” Başkası: “Dînimize zarar yok mu?” Daha başkası: “Jön Türkler şöyledirler, böyledirler, bizi de zarardîde edecekler.” Diğeri: “Gayr-i müslim, nasıl asker olacak?” İlâ âhir... Cevap: Yahu, şu gürültülü, karma karışık, sizin gibi intizamsız suallerinize nasıl cevap vereceğim? **** Sual: Kâide-i suali sen göster? Cevap: Meşrutiyet kanunuyla sual ediniz. Yani içinizden bir iki zekî adamı intihap ediniz; ta size vekil olarak müşteri olup, sual etsin. Siz de dinleyiniz. Onlar: Peki, peki... **** Sual: İstibdat nedir; meşrutiyet nedir? Cevap: İstibdat tahakkümdür, muâmele-i keyfiyedir, kuvvete istinad ile cebirdir, rey-i vâhiddir, sû-i istimâlâta gâyet müsâit bir zemindir, zulmün temelidir, insâniyetin mâhisidir. Sefâlet derelerinin esfel-i sâfilînine insanı tekerlendiren ve âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefâlete düşürttüren ve ağrâz ve husumeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren, hatta herşeye sirâyet ile zehrini atan, o derece ihtilâfâtı beyne’l-İslâm îkâ edip, Mûtezile, Cebriye, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden, istibdattır. Evet, taklidin pederi ve istibdad-ı siyasînin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfıziye, Mûtezile gibi İslâmiyeti müşevveş eden fırkaları tevlid etmiştir. **** Sual: “İstibdat bu derece bir semm-i katil olduğunu bilmezdik. Lehü’l-hamd, parçalandı. Onu esâsiyle tedâvi edecek olan t... Devamı

Beğendiğin Şeyde İfrat Etmek!

2015-05-09 08:34:00

Sual:"Beğendiğin şeyde ifrât etme. Bir derdin dermanı başka derde derd olur, panzehiri zehir olur. Derman hadden geçerse, derd getirir, öldürür." (Lemaat) Açıklar mısınız?     "Her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinab etmiştir. Lem'alar"    "Ve keza ifrat ve tefrit, hayat-ı içtimaiyeye karşı isyan ateşini yakan iki âmildir.İşarat-ül İ'caz"   "Ve keza ifrat ve tefrit hayat-ı nefsiye ve ruhiyenin maraz ve hastalığını intac eden esbabdandır. İşarat-ül İ'caz"     " Kur'an-ı Hakîm'in hikmet-i kudsiyesi ise, o ifrat ve tefriti bırakıp hadd-i vasatı ihtiyar edip der..Nur Çeşmesi "   ifrat tefriti doğurur. düşünün ki bir ilaç var. içeriğine prospektüsüne bakınca şundan şu kadar bundan bu kadar diye yazmaktadır.içerisinde ki değerler birisi değişse o ilaç beklenilen şifanın gelmesine vesile olmak hasiyetini kaybetmektedir.   Bunun gibi aşırık olan ifratı dayatırsak birilerine o aşırılıktan memnun olmayan kimseler müfrit(aşırı giden)lerden nefret duymasına ve onlara inat olarak yapmamaya başlayacaktır. buna dair gene lemaatte: "   Hangi şeyi vasfetsen olduğu gibi vasfet. Medhin mübalağası bence zemm-i zımnîdir. İhsan-ı İlahîden fazla ihsan, ihsan değildir..." demektedir.    Birisi bir mesleği/meşrebi haddinden fazla medih ederse illa oraya muhalif kimselerin de oluşmasına sebep olacaktır.   Bu arada ifrat tefritinde doğmasına zemin teşkil eder. bu sebeple ifrat edenler tefrit ehlinin ortaya çıkmasını sağlarlar. Zaten mezheb-i ehl-i sünnet olarak bizler orta yolu tutmuşuz. üstadımız Bediüzzaman (ks)'da bunu belirtmektedir... Devamı

Neşir Nüshası Olmayan Kitaplar!

2015-05-04 15:13:00

İSTİZAH Bu KASTAMONU LÂHİKASI’nı Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri Kuleönlü Küçük Ali Ağabey’e yazdırıp, tashih ettikten sonra hangi mektupların neşredilip, hangilerinin neşredilmiyeceğini bizzat kendi elleriyle işaretleyip, neşir nüshası olarak Ankara’ya göndermişlerdir.   Ma’lûmunuz matbaa ile basım devresinden evvel binlerce insan Risâle-i Nur’a hizmet etmek ve Bediüzzaman Hazretlerinin duasını almak için, Risâle-i Nur kitaplarını ve Lâhika mektuplarını elle yazıp Üstada tashih ve sonuna dua için göndermişlerdir. Üstad Hazretleri de gelen, elle yazılmış eski yazılı risâleleri ve lâhika mektuplarını tashih ederek sâhiblerine bir dua yazıp geri gönderiyordu.   Bilhassa bu nüshalar ve lahika mektupları (Neşir nüshası olmayıp) matbaa ile basım neşriyatı için medâr ve asıl olamaz.   Çünkü o zaman etrafa gönderilen bazı mektuplar, husûsî şahısları alakadar edip, muvakkat bir zaman için yazılmıştı, dâimî ve umuma neşr olunacak mektuplardan değildi.   Ve bunlar da lahikalara yazılmıştı. Nitekim Üstad Hazretleri matbaa ile neşir için tashih ederek bize gönderdiği Emirdağ Lâhika mektuplarında, neşrolunacak mektupların baş ve sonlarını bizzat parantezlerle işaretlemiştir.   Bazı mektupların bir kısmını ve hatta ba’zan mektubun baş ve son kısımlarını neşir hârici bırakmışlardır.   Kastamonu Lâhikasında da dördüncü kısmına kadar neşrolmayacak mektupların etrafını bir çizgi ile çevirmişler, neşrolacak mektupları da tashih edip dokunmamışlar.   Kastamonu Lâhikasının beşinci son kısmını da neşrolacak mektupların baş ve sonlarını parentezlerle işaretlemişler; neş... Devamı

Risale-i Nur Külliyatındaki Nüsha Farklarının Sebebi Nedir?

2015-05-04 11:51:00

Risale-i Nur Külliyatındaki Nüsha Farklarının Sebebi Nedir?   Evvelen: Asar- bediyye 703-710 arasında üstadın kendi tasarruflarından bir kaç nümune fotograf baskı ile gösterilmiştir. Bu ve bunun gibi nice tasarruf bizzat müellif-i nur Bediüzzamanca yapıldığı görülmektedir.  Bu farkları şöyle izah edebiliriz. (a) Kelime düzeyindeki fark ile, Risale-i Nur Külliyatında her bir eserin günümüze değin yapılan bütün baskıları arasında kelimeler arasında bulunan (a) yazım farkları, (b) bir kelimenin farklı kelimeyle değiştirilmesi, (c) eser metnine kelime ilave edilmesi, (d) eser metninden kelime çıkarılması ya da (e) kelimenin yerinin değiştirilmesi gibi çeşitli farkları kastetmekteyiz.    Yapmış olduğumuz analizlere göre bu gibi farkların ortaya çıkmasının başlıca nedenleri (1) eserlerin önceki dönemlerde matbaalarda kurşun harflerle dizilmesi,  (2) kelimelerin Osmanlıca orijinal metinlerden Latince harflere aktarılırken yanlış okunması,  (3) eserleri Osmanlıca elyazısı ile kopya eden müstensihlerin kelimeleri yanlış yazması,  (4) kelimelerin sadeleştirilmesi,  (5) eserin sahibi Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin kendi elyazısı ile yaptığı tashihlerin bir diğer naşir/yayınevi tarafından görülmemiş olması ve metne işlenmemiş olması  vs. gibi hususlar olmuştur. (b) Cümle, paragraf ve mektup/bölüm düzeyindeki farklarla kastettiğimiz ise; Şualar ve Lahikalar gibi birkaç eserin farklı yayınevleri nüshaları arasında yapılan karşılaştırmalarında ortaya çıkan; bir cümlenin, paragrafın ya da mektubun/bölümün (a) aynı kitabın günümüze değin çeşitli baskılarında kitap içerisinde yerinin d... Devamı

Sûretperestlik

2015-05-03 19:17:00

           Sûretperestlik Tenbih: Lafızperestlik nasıl bir hastalıktır.. öyle de; suretperestlik ve üslûbperestlik ve teşbihperestlik ve hayalperestlik ve kafiyeperestlik şimdi filcümle, ileride ifrat ile tam bir hastalık ve manayı kendine feda edecek derecede bir maraz olacaktır.[1] Bu yazı alemimde çoktan yer etmiş lakin alemimde kalmış olan bir düşüncemin mahsulüdür. * Ahirzamanın muvazzafı olan Bediüzzaman, Konuşmak ve konuşkan olmak bir hastalık olduğunu bize söylemiştir. * Tıpkı bu konuşkanlık hastalığı gibi Görünüşe Ehemmiyet vermek ve kendi ile alakadar olan şeylerle meşgul olmak ve bu hevese hizmet eden her şeyi mübah görmekte bir hastalıktır. * Bir başka hastalık ise Benzemek ve Benzetilmektir. * Diğer birisi ise Hayal Aleminde Yaşamaktır. * Daha bir başkası ise Vezinli Ve Şairane Konuşmaktır. Bunları ahirzamanın hekimi Bediüzzaman Said Nursi 1908lerde keşfetmiş miladi 20. Asrın hastalıklarının emarelerini reçete etmiştir. Ozamanlar bu hastalık belirtileri çıkmış mürur-u zamanlar bu emareler illet ve hastalık olacağını söylemiştir. Bunları ele alalım. İnsanlar şu teknolojik asırda, teknolojinin getirdikleri ile bu maraz-ı hafiler daha da tezayüd etmiştir. İşin bir başka yanı ise aynı hastalığa mübtela olanlar birbirini bulmuştur. Bu sayede aynı mizaç sahibleri birbirlerini tanımıştır. Konuşmak yani lafızperestlik ise almış başını gidiyor. Avamca “ağzı olan konuşuyor.” sözü buna bakıyor. Konuşmak eğer haddinden fazla ve lüzumsuzsa insan vicdanındaki boşluğu gidermek ve vicdanını susturmak için yapmaktadır ibadetlerde noksanlık varsa. Güzel konuşmak bir sanattır yani sanat-ı ilahiyedir. Lakin kendisine bu istidad verilmemiş olanlar bu kabiliyeti kazamak i&cc... Devamı

Bir Yorum! Suç Kimde?

2015-04-13 08:16:00

http://www.yeniasya.com.tr/sebahattin-yasar/istisareyi-bir-ahlak-haline-getirebilmek_330247 bu linkte yayınlanan bir taassuplu yazıya ve kalemşörü olan mutaassıp beye bir yorum!   "Kur’an’ın bu önemli emri olan meşvereti, ne gariptir ki sadece Yeni Asya topluluğu yerine getirmeye çalışmaktadır."   Sn Yaşar öyle demiş buna derim ki:   "* Evet, bir şeyi dünyada var desen, yalnız o şeyi göstermek kâfi gelir. Eğer yok deyip nefyetsen, bütün dünyayı eleyip göstermek lâzım gelir ki, tâ o nefiy isbat edilsin. Lem'alar ( 121 ) "   Böyle şeyler yazılıyor sonra "Bu hazımsızlık neden?" diye başka yazılar yazılıyor. Sn. Yaşar'a soruyorum üstadın bu kaidesini uygulanız mı? Tüm Nur meşreblerini gezdiniz mi? Yoksa zanna binaen, kulaktan dolmalarla mı dediniz bilemiyorum.   NASIL İŞLEDİĞİNİ 3 CÜMLE İLE ANLATAYIM.   1- KüÇüK/Dar Daire, 2-Geniş Daire, 3-Türkiye meşvereti sisteminde işlemekte sistemimiz. herkesin 1 reyi vardır.   şimdi soruyorum bu tip iddialarla yazıp çiziliyor sonra bu hazımsızlık neden deniyor. soruyorum bunu her yeri bilip görmeden 1-2 yeri görüp yazılan yazılar ne kadar cari? sonra vay bize neden muhalefet deniyor.   Bu tipleri anlatan bazı yazı linklerimiz:   http://yozgatnur66.blogcu.com/sedd-i-taassub/20028101 http://yozgatnur66.blogcu.com/dagin-yurudugunu-duyarsaniz-inanin/20022704 http://yozgatnur66.blogcu.com/havz-i-kevser-olmak/19954960 http://yozgatnur66.blogcu.com/bedduamiz-cahilligimze-olmali/19915317 http://yozgatnur66.blogcu.com/entelektuel-gorunumlu-ne-cok-psikolojik-ariza-var/19923067 http://yozgatnur66.blogcu.com/manevi-istibdadlar-kirilmali/19872592      Risale-i Nur Araşt... Devamı